Skip to content

TÜLİN ÖNGEN: Kimlik prangasından kurtulmak (Birgün)

9 Temmuz 2010, ekleyen Burcakman

Kültürel kimlikler günümüzün en popüler mevzularından biri. Sanki başka sorun yokmuş gibi gündelik yaşamdan kamusal alana hemen her platformda o tartışılıyor. Siyaset onun kriterleri, hukuk onun normlarıyla değerlendiriliyor. Demokrasi deyince akla ilk önce kültürel hak ve özgürlük geliyor. Eşitlik derseniz; sanki bu haklar elde edilince böyle bir sorun kalmayacakmış gibi davranılıyor..
Piyasa kimlik ve farklılık çeşitlerinden geçilmiyor. Beğen beğen al. Sağcısı solcusu, akademisyeni yazarı bu furyaya ayak uydurmayanı yok gibi. Entelektüel kalibre kimlik hakları savunuculuğuyla ölçülüyor.
Kimlik ve farklılık politikalarını bir önceki yazımda işlemiş ve dilim döndüğünce siyaseti nasıl ‘imkânsızlaştırdığını’ anlatmaya çalışmıştım.
Bugün kimlik olgusuna tarihsel ve toplumsal doğası açısından eğileceğim. Kültürel biçimcilik ile eşitlik ve özgürlük meselesi arasındaki ters orantıyı gösterebilmek için.
• • •
Eşitsizliğin tek kaynağı mülkiyet; toplumsal çelişkinin tek biçimi de sınıf değildir. İnsanlar arasında sınıf dışında başka bağımlılık ve iktidar ilişkileri (cinsel, etnik, ırksal ve dinsel) ile bundan türeyen çatışmalar tarih boyunca hep var olmuştur. Çağdaş bir olguymuş gibi algılanmakla birlikte kültürel farklılaşma ve kimlik çatışması da ne kapitalizmin ürünü ne de dönemseldir.
Öte yandan söz konusu tikel ve yerel kimliklerin hiçbiri doğal ya da önsel-özsel değildir. Toplumsal aidiyet biçimlerinin hepsi birer sosyal inşadır. Ancak post modern düşünürlerin savunduğu gibi söylemsel ve olumsal değil, yapısal ve tarihseldir.
Ayrıca ‘kendinde’ bir kimlik tanımı yapılamayacağı gibi kimse de rast gele –giysi seçer gibi– bir kimlik beğenemez. Kişinin kendini bir kimlikle tanımlayabilmesi için önce o toplumu din, cinsiyet ve etnisiteye göre derecelendiren sosyal piramitler gelişmiş ve insanlar o yerlere yerleştirilmiş olmalıdır.
• • •
Sınıfsal ve kültürel farklılaşmaların birbirine indirgenemez-özgül doğaları vardır. Bununla birlikte ne birbirlerinden bağımsız ne de aynı önem derecesindedirler. Toplumsal kuruluşun maddi temeli üretim ise, ekonomik koşullar (sınıfsal konum), kültürel biçimleri (kimlikleri) öncelemekle kalmaz, ayrıca çeşitli biçimlerde de dolayımlar.
Ancak söz konusu toplumsal dolayımların neler olduğu çok açık değildir. Bu süreç karmaşık ve çelişkili dinamikler içerir. Bu konuda marksist kuramın da doyurucu bir yanıtı yoktur. Klasik yapıtlarda birtakım analiz ve önermeler bulunmakla beraber bunların yeniden değerlendirilmesi ve günümüz koşullarına uyarlanması gerekmektedir.
“Farklılıkta birlik” formülünü (Marx) hayata geçirebilmek için her şeyden önce sınıf ile sınıf dışı toplumsal bölünmeler arasındaki ilişkiyi kuracak (kuramsal ve metodolojik) araçlara ihtiyaç vardır. Yani sınıf politikalarının (sosyalist mücadele) kendini toparlaması büyük ölçüde sistemin insanları kültürel kimlikler temelinde ayrıştırıp, çatıştıran mekanizmalarını tanımaya bağlıdır.
• • •
Kültürel kimlikler ile kapitalizm arasında hem bir uygunluk/akrabalık ilişkisi hem de bir uyumsuzluk söz konusudur.
Örneğin kapitalist üretimin yaradılışındaki farklılık, heterojenlik, melezlik ve istikrarsızlık koşulları, kimliklerin oluşması için de elverişlidir. Karşılığında kimlikler de, insan öznelliğini metalaştırmanın bir yolu olarak kapitalizmin sürekliliğine katkıda bulunmaktadır.
Öte yandan kimi geleneksel kimlikler (ailevi ve dinsel), modern kapitalizmin pazar yapısı ve katı bireyciliğiyle bağdaşmayan birtakım değer ve pratikler de içerir, sanayinin gelişmesiyle birlikte bunlarda köklü bir dönüşüm gerçeklenmiş, ancak yine de aradaki uyumsuzluk tam olarak giderilmemiştir. Bu anlamda kültürel biçimlerin kapitalizmle huzursuz bir evlilik ilişkisi içinde bulunduğu söylenebilir.
Kapitalizm, bir yandan insanları ücretli emek konumuna indirgeyerek birbiriyle aynileştirirken (özdeşleştirme dinamiği) öte yandan ırk, cinsiyet, meslek ve kültürel temelde sürekli ayrıştırmaktadır (ötekileştirme dinamiği). Özellikle küreselleşmeyle birlikte toplumsal parçalanma o ölçüde hızlanmıştır ki, her gün sonsuz sayıda kimlik kategorisi ve çatışma gerekçesi doğmaktadır.
Kimlik çatışmaları bir istikrarsızlık/huzursuzluk unsuru olmakla beraber sistem bu ayrışmalarla pekala kendini beslemekte, yeniden üretmektedir. Örneğin kültürel biçimcilik, sermayenin güç ve iktidarını nötrleştirme, eşitlik ve özgürlük mücadelesini hedefinden saptırıp, bloke etmede işe yaramaktadır. Özellikle etnik (mikro) milliyetçilik, dinsel köktencilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek, toplumsal ilişkilerin sınıfsal özünü perdelemekte başarıyla kullanılmaktadır.
• • •
Kültürel kimlikler, kapitalizmin tarihsel bir özelliği olmamakla birlikte kapitalizm onları kendine göre şekillendirip, yeniden üretmektedir. Bu yüzden sistemin özgül ayrıştırma ve eklemleme mekanizmaları anlaşılmadan ne cins ayrımcılığı ve ırkçılık ne de homofobinin günümüzde aldığı biçimler veya yol açtığı sorunlar doğru okunabilir.
Her sınıfın bu sorunları farklı yoğunluk ve şiddet ile değişik biçimlerde yaşadığı bir vakıadır Kadınların büyük bir çoğunluğunun erkek egemen düşünce ve pratiklerin saldırısı altında olduğu doğrudur, ne var ki bunun derecesi ve biçimi kadından kadına değişmektedir. Örneğin mülk sahibi ya da yönetici konumundaki bir kadın, sınıfsal konumundan ötürü işçi kadına göre daha az cins ayrımcılığına uğramaktadır. Aynı şey etnik gruplar için de geçerlidir.
Sömüren konumdaki bir kadın veya etnik kökenden biri ile onların sömürdükleri (kadın veya etnik grup üyesi) arasında kültürel açıdan ortak çıkarlar olsa dahi sınıfsal açıdan tam bir karşıtlık söz konusudur. Sonuçta bu insanların üretimden elde ettikleri pay farklı olduğu sürece yaşam koşulları ve biçimleri (özgürlük dereceleri) arasındaki uçurum da asla kapanmayacaktır.
Kültürel haklar, bir takım kısmi iyileştirmeler sağlayabilir ya da kimlik mücadelesi eşitsizlikler konusunda bir farkındalık yaratabilir, ancak bunların hiçbiri ekonomik, sosyal ve siyasal baskı ile dışlamayı sonlandırmaya yetmez. Bu bir realite olarak ortada iken, ekonomik belirlenimden söz etmek nasıl olur da sınıf indirgemeciliği sayılabilir? Bunu söylemek için insanın ancak ‘tuzunun kuru’ olması gerekir.
• • •
Tarihsel ve yapısal sorunlar ancak tarihsel ve yapısal bir eleştiri ile onu temel alan bir siyasal akılla aşılabilir:
1. İktidarın farklı görünüm ve biçimleri olabilir; ancak iktidar bütün ve evrenseldir. Özellikle insanlığın bugüne kadar gördüğü en evrensel sistem olan kapitalizm, toplumsal gerçeklik ile baskı kaynakları ve araçlarını eşi görülmemiş ölçüde ve biçimde bütünleştirmiştir. Öyleyse eşitlik ve özgürlük mücadelesi, ancak tümleştirici bilgi ve özne ile buna dayanan evrenselci siyasal projelerle olanaklıdır: Sınıf özne, sınıf mücadelesi ve sosyalizm gibi.
2. Eşitlikte farklılıklar olabilir, ancak farklılıktan asla eşitlik türetilemez. Eşitliğin olmadığı yerde ise özgürlükten hiç söz edilemez.
3. İnsan ve insan özgürlüğü bir bütündür. Parçalanmış insan özgür değildir. Gerçek özgürlük ve eşitlik, ancak sosyal var oluş koşullarının bütünleşmesi ve eşitlenmesiyle olanaklıdır
Tek kelimeyle: Farklılıkların reddi ve tüm kimliklerden soyunmakla…

Kaynak: http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1264087439&news_code=1278674853&day=09&month=07&year=2010

 

 

AdaptiveThemes