Skip to content

METİN ÇULHAOĞLU: 'Adam gibi' liberal olur mu? (Birgün)

3 Eylül 2010, ekleyen safuska

Olur, neden olmasın? Bal gibi olur.

Örnek olarak, her biri aktif siyaset yapmış üç isim sıralıyorum: Adnan Kahveci (merhum), Işın Celebi ve Mustafa Tınaz Titiz. Üçü de liberaldi, ama “adam gibi” liberal. Ortak başka özellikleri de vardı: Üçü de iyi eğitimli mühendisti ve ANAP iktidarlarında bakanlık yapmışlardı.

Şimdi, kimi tespitler yapılabilir: ANAP iktidarları, 12 Eylül’den sancılı çıkışın yeşerttiği kimi demokratikleşme, serbestleşme ve açılma özlemleriyle, kapıda bekleyen neoliberal tasallut arasında bir yere oturmuştur ve içinde bunlardan her ikisini de bir süre barındırmıştır. İsimleri sayılan “adam gibi” liberaller de, bu bileşenlerden ilkinin temsilcileridir. Böyle oldukları ve biraz da zamanın ruhunu kavradıkları için, öyle fazla ideolojik kurgulara yönelmeden,  iyi niyetli, titiz ve çalışkan teknokratlar olarak kalmışlardır.

Demek ki, bir liberal, iddialı bir dünya görüşü ve “derin” entelektüel referans aramadan, bunlardan kaynaklanan hırs ve tutkulara kapılmadan, kendi başına liberal olarak kalırsa efendi, hoşgörülü ve elbette “demokrat” olabilmektedir.    

***

Salim kafayla düşünen ve tarihi biraz bilen herkes kabul edecektir: Bu toprakların ciddi bir liberal düşünce geleneği yoktur. “Adam gibi” liberaller de kalkıp “mutlaka bulacağım” diye tutturmamış, bu sayede “adam gibi liberal” kalabilmişlerdir. Başka bir deyişle, liberal doğalarına ve kimliklerine sadık kalıp bir de saldırganlığı tetikleyen ideolojik kılıflar bulmaya kalkışmamışlardır.

Ama işler sonra değişmiştir. Nasıl?

Şöyle: Bir kısım liberal, bir süre sonra ille de entelektüel referans, yeni bir tarih yorumu, kapsayıcı bir dünya görüşü diye tutturmuştur. Bu tutturmayla birlikte liberal, bu kez neoliberal olmuştur. Neoliberal olmayı, “adam gibi” liberal kalmaya tercih etmiştir.

Kalkıp “kader utansın” diyebilir. Gerçekten de biraz böyledir. Çünkü az önce değinildiği gibi, bu topraklarda tutunabilecek, içinden yürünebilecek ve geliştirilebilecek ciddi bir liberal gelenek olmamıştır. Bu olmadığı gibi, liberalin entelektüel referans, kucaklayıcı bir dünya görüşü aradığı Batı da bu alanlarda bir dekadans (çöküş) içindedir. “Avangard” çıkışlar şöyle dursun, Batı artık tüketime, ticarete, döviz kurlarına, pragmatizme, tikelciliğe ve güncelciliğe bir ölçüde olsun aşkın (bunların ötesine geçen), eli yüzü düzgün, bütünlüklü düşünce sistemlerine bile kapılarını kapamıştır.  

O zaman, “vermeyince mabut, neylesin Mahmut…”

Aslında, mabut vermeyince Mahmut’a iki yol kalmıştır. İlki, “meğer yokmuş” deyip zorlamamak ve haddini bilmek ki, bu liberalin liberal olarak kalmasını sağlamaktadır. İkinci yol ise “yoksa ben bulup çıkarırım” zorlamasıdır ve bu da liberali neoliberale dönüştürmektedir.

“Adam gibi” olanla olmayan arasındaki fark budur.

***

Dışarıdan, Avrupa pazarından Maastricht ve Kopenhag kriterleriyle AB müktesebatını alıp bunları evdeki bir tutam“merkez-çevre kuramı”, rendelenmiş bir baş “merkezi bürokratik elit fobisi” ve iki diş “vesayet rejimi hasımlığı” ile yoğurduğunuzda ne çıkar?

Hem hiçbir şey, hem de çok şey…

Eğer “dünya görüşü” dediğimiz, gündelik siyasetin her uğrağını, her dönemecini ve kırılma noktasını eğreti bir tarih kurgusundan kalkarak anlamlandırmanın çok daha ötesinde, çok daha fazla bölmeli ve gelişkin bir sistemse, yukarıdaki karışımdan dünya görüşü falan çıkmaz.

Ama aynı karışımdan, gündeme ne gelirse gelsin her konuda laf söylemeyi, elde her kapıyı açacak bir maymuncuk tutmayı ve bu anlamda gündelik siyasetin akışına ilişkin yorumları “otomatiğe bağlamayı” mümkün kılan bir donanım çıkar.

Bunlardan ikincisi, bir elle sözde “siyasetin nabzı” tutulurken, beyinleri dümdüz eden tam bir entelektüel fukaralıktır.

İyi yetişmiş, haddini bilen ve fikir kırıntılarından “büyük dünya görüşü” çıkarmaya yeltenmeyen mühendisten endişeniz olmasın; onlar liberal de olsalar “adam gibi” liberal kalabilirler.

Ya eğitimi iyi veya kötü, ama entelektüel dünyasının iyiden iyiye daraldığının farkında olmayan, yorumlarını kafasındaki şablona göre otomatiğe bağlayan, elindeki maymuncukla her kapıyı zorlamaya kalkan iktisatçı, tarihçi, sosyolog, siyaset bilimci, akademisyen ve medya mensubuna ne demeli?

Hele bir de eskiden solculuk yapmışlarsa?

Hele bir de misyonlarını aktif/örgütlü siyaset içine girmeyip gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında ve elbette uçak yolculuklarında akıl fikir satmak olarak belirlemişlerse?

Hepsi, geçmişin, gençlik dönemlerinin acısını çıkaracaktır.

Kendilerine vehmettikleri entelektüel gücü ve fikri donanımı, geçmişte muktedir sandıkları birtakım liderlere ve kolektiflere tahsis edip sonra bundan pişmanlık duymuşlarsa, bugün aynı “gücü” ve “donanımı” bu kez gerçekten muktedir olduğunu gördükleri çevrelerin emrine sunacaklardır.

Kim olursa olsun.

Siyasal iktidar da olabilir, tarikat da, cemaat de.

Yeter ki bu çevrenin bugün “muktedir” olduğuna inansınlar.

Liberalle neoliberal arasında nasıl “adam gibi olma” bakımından fark varsa, iktidarı arayan solcu ile muktediri arayan eski solcu arasında da aynı bakımdan çok ciddi bir fark vardır.  

Kaynak: http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1283510781&year=2010&month=09&day=03

 

 

AdaptiveThemes