Skip to content

HAKAN DEMİR: Evet kampanyası: kirli siyaset örneği (sendika.org)

5 Eylül 2010, ekleyen Erkin Özalp

4 Eylül 2010

Referandum, Anayasa Mahkemesi’nin değişiklik paketiyle ilgili kararını verdiği 7 Temmuz’dan bu yana ülke gündeminin en önemli belirleyeni. Söze başlamadan önce iktidara referandum sürecinde bir noktada hak vermek gerektiğini belirtelim (“Yiğidi öldür hakkını yeme” deyişiyle ya da “itiraf edelim ki” gibi gereksiz bir övgüyle değil, olası bir “evet” sonucuna iktidar ve sermaye cephesinin ne boyutta muhtaç olduğunu görebildiğimize işaret etmek için); elindeki tüm olanakları 24 saat aralıksız kullanan iktidar “hayır” çağrısı yapanlardan daha çalışkan bir görüntü çiziyor. 

İktidarın bu çalışkan görüntüsünü yaratan en önemli etken kuşkusuz elindeki olanakların bolluğu. Geçen bir buçuk aylık referandum sürecinde siyasi iktidar; emrindeki valilik-milli eğitim müdürlükleri-sağlık müdürlüğü gibi kurumlardan cemaat ilişkilerine, hizmetindeki basın ağından uzun zamandır kendisine göbekten bağladığı liberal “aydın”lara kadar tüm gücünü kullanarak halktan “evet” oyu vermesini istiyor. 

Referandum kampanyasında şimdiye kadar geçen süre, AKP’nin odağında bulunduğu, şimdi tümünü “evet” cephesi [1] içinde tarifleyebildiğimiz güçler için yok olma–var olma meselesi gibi algıladıkları (belki de gerçekten öyle) bir konuda başvurabilecekleri kirli yöntemlerin ulaşabileceği noktayı da gözler önüne serdi. 

İktidara evet yetmez, ezici evet lazım 
Başbakan Erdoğan ve AKP sözcüleri, kampanya boyunca kullandıkları hileli söylemle, baştan beri kurguladıkları karmaşık, siyasi aktörlerin izlerinin birbirine karıştığı bir kafa karışıklığı ortamı yaratmaya çalıştı. AKP’nin, karşı tarafında bulunan, büyük ya da küçük tüm güçlerin dağınıklığını sağlama ve hareketsiz bırakma hamlelerinin, çağrı gücü daha büyük olan tercihe, yani “evet”e yarayabileceğini tahmin etmek zor değil. AKP’nin, referandum kampanyasına kendi kitlesini, parti teşkilatını değil de yaptığı parti ziyaretleriyle kendi dışındaki öğeleri ikna etme çabasıyla başladığı unutulmamalı. 

Sürecin devamında, özellikle Erdoğan’ın miting konuşmalarını analiz ettiğimizde bu çabanın “evet”çiler için taşıdığı yaşamsal önemi sezebiliyoruz. AKP sözcüleri, referandum kampanyasında gittiği her yerde altını çizerek “evet demenin AKP’li olmak anlamına gelmeyeceğini” vurguluyor.[2] Bu söylemin ardından gelen sözler de genellikle “Kürtler de aslında evet oyu verecek”, “Ülkücülerin evet oyu vereceğinden eminim”, “CHP tabanında da evet oyu verecekler var”, “12 Eylül’ün zindanlarından geçenler evet diyecektir” gibi bahsedilen unsurların siyasi çizgilerinden bağımsız, karşı karar verecekleri yönünde. AKP’nin bu tarzı anlaşılabilir. Çünkü iktidar, referandum sonrasında atacağı adımların meşruiyetini sağlamak için elde edeceği ezici bir ‘evet’ sonucunun peşinde. Ya da peşindeydi. Son zamanlarda yapılan kamuoyu araştırmaları gösteriyor ki değil ezici bir ‘evet’ sonucunun çıkması, ‘evet’in kılpayı kazanması bile tehlikede.[3] AKP de bu durumun farkında ki alabileceği her ‘evet’ oyunun peşinden koşuyor, bakanlarını ve milletvekillerini en küçük mahalleye, köye, beldeye dahi gönderiyor. 

Sağın birliği için MHP tabanına ihtiyaç var 
Başbakanın ve partisinin MHP’lilere dönük mesajlarının ayrıca bir önemi olduğunu da düşünebiliriz. AKP lokomotifi arkasına referandum vesilesiyle dizilen vagonlar arasında yer almayan tek önemli sağ siyaset MHP oldu. MHP üst yönetimini bağlayamayan Erdoğan, faşizmin kitle desteğini sağlayan merkezlerde düzenlediği mitinglerde “MHP’ye gönül vermiş kardeşlerime sesleniyorum” hitabıyla milliyetçi oylarını tahsis etmeye çalışıyor.[4] 70’lerin milliyetçi cephe hükümetlerinden sonra bir türlü sağlanamayan sağın birliği için referandum kampanyası önemli bir fırsat. Bu yüzden AKP’nin milliyetçi-şoven kitlelerin desteğini en azından bazı konularda alması gerekiyor. Bu vesileyle iktidarın MHP tabanına dönük kullandığı bir diğer hileli söylem de “(MHP) milliyetçileri bölücülerle aynı safta yer almaya zorluyor” propagandası.[5] 

Aslında siyasi iktidarın referandum sürecinde Kürtlere dönük söylemleri bile milliyetçi-şoven MHP tabanını kazanma amaçlı. "Oradan mı daha çok alırım buradan mı" gibi ince hesaplarla hareket eden AKP, tercihini milliyetçi kitlelerden yana kullandığını uzun zamandır belli ediyor. Kürtlerin demokratik taleplerinin karşılanması bir yana, iktidar, propaganda düzeyinde bile ümmet ideolojisinin dışında bir söylem kullanmaktan kaçınıyor. Erdoğan’ın İç Anadolu mitinglerinde yinelediği Göbels'ten aşırma “tek dil, tek millet, tek bayrak” faşist söylemi de Kürt oylarını gözden çıkardığını ya da en azından milliyetçi tabanı Kürt oyları için kurban etmeyeceğini gösterdi. Buradaki tek hesap MHP’nin tabanından oy çalma düşüncesi değil, AKP’nin kendi tabanında da geniş bir temsili bulunan, kendisini yaşamının tüm alanlarında Kürt karşıtlığı üzerinden tanımlayan kitlelerin oyunu da garantiye alma niyeti. Diyarbakır mitinginde de gördük ki, AKP kritik dönemlerde söylem bazında olsa dahi Kürtlere “lütuf”da bulunmaktan kaçınıyor.[6] 

Tehditle boykot değil, tehditle “evet” 
Elbette AKP milliyetçi-şoven kitlelerin oyunu almak için Kürtleri dışlayan bir tavır geliştirmiş olsa da bu AKP’nin Kürt oylarından tamamen vazgeçtiği anlamına gelmiyor. İktidar, alternatif devlet Kürdü yaratma, ortaya çıkartma oyununu çok önceden keşfetmişti. Bu keşfini referandum sürecinde de kullanıyor. Diyarbakır’da bulunan Kürt sermaye örgütlerinin “boykot bizim kararımız değildir, evet diyeceğiz” açıklaması Kürtler arası suni bir yarılma yaratmaya dönük AKP hamlesiydi.[7] Medyada “PKK’nin tehditlerinden korkmadıklarını gösteren Kürtler” diye lanse edilen bu kesim, aslında başka bir korkuyla hareket ediyor: devlet korkusu. 

30 yıllık savaşın tanığı olan, savaş boyunca bu ülkede yaşayan herkes bilir ki bölgede halkın tehdit olarak algıladığı, PKK değil; ordusu, polisi, yargısıyla devlettir. Binlerce faili meçhulün, köy yakmanın, yargısız infazın sorumlusu olarak bölgede yer alan mekanizma devlettir ve Kürt halkı uzun yıllar bu tehdidin yönlendirmesine, zorbalığına maruz kalmıştır.[8] “Bu köyden HADEP’e oy çıkarsa köyünüzü yakarım” tehdit cümlesinin çıktığı ağız bölgede onbinlerce silahlı askeri bulunan devlet ve devletin bugünkü yürütmesi de “evet”i örgütleyen AKP’dir. Dolayısıyla bu baskı mekanizmasını elinde bulunduran AKP, “taraf olmayan bertaraf olur” gibi son derece net bir tehdit cümlesi kurabilirken, korkan ve tehditlere boyun eğen tarafın “boykot”u tercih edenler değil de “evet” diyenler olduğu gerçeğini görmemek için bozuk niyet sahibi olmak gerekir. Nedense kimse konuyu bu açıdan değerlendirmemiş, en ileri söylem “tehdit yok aslında” olabilmiştir. Hayır, tehdit vardır ve siyasi iktidara aittir. Örneğin Kürt sermaye örgütleri bu tehditin “evet”ini açıklamıştır. Örneğin Ağrı’da mesai saatleri içerisinde işten atma tehdidiyle Erdoğan’ın mitingine götürülen taşeron sağlık işçileri mitingde bu tehdidin “evet” bayraklarını sallamıştır.[9] 

TKP yerine Türkiye Komünist Partisi söylemindeki ince hesap 
İktidar, “hayır” çağrısına kulak vermesi beklenen tüm kesimlere “MHP, CHP, BDP, Türkiye Komünist Partisi, YARSAV hepsi aynı safta” mesajı vererek farklı bir manipülasyon uyguluyor.[10] Bu söylemde dikkat edilmesi gereken başbakanın TKP’nin ismini açık haliyle kullanmasıdır. Başbakan “komünist”i doğrudan karalayıcı bir söz olarak kullanmak yerine, “Türkiye Komünist Partisi” ismini konuşmasında geçirerek seçmenlerin bilinçaltlarına sesleniyor. Burada Erdoğan’ın asıl söylemek istediği “allahsız komünistler de hayır diyor. Varın gerisini siz düşünün” şeklinde okunabilir. Geçmişin anti-komunist sağ siyasetini destekleyen geniş kitlelere ufak bir hatırlatma yapılıyor. 

Başbakan aynı kefede gösterme söylemiyle, karşısında yer alan tüm odakları etkisiz hale getirme çabasında. Referandumda “Öcalan’ı serbest bırakmak için anayasayı değiştirmeye çalışıyorlar” gerekçesi dışında neden hayır dediği belli olmayan MHP ile “anayasa değişikliğinin sermaye tahakkümünü güçlendireceğini ve iktidarın etki gücünü arttıracağını” belirterek hayır diyenler yan yana gösteriliyor. Ya da “paketteki iki maddeye itiraz ettiğimiz için hayır diyoruz” gibi temelsiz bir duruş sergileyen CHP ile “İktidarın yargı üzerindeki gücünün arttırılması neoliberal saldırıların güçlendirilmesine dönüktür” haklı gerekçesini savunanlar, iktidar tarafından aynı cephenin elemanları olarak işaret ediliyor. İktidarın halkı yanıltmaya dönük siyaset tarzı için bu çok ideal bir söylem. 

İktidar neyse basını da o 
İktidar basını ise AKP’ye paralel. Referandum sürecinde “operasyonel habercilik” anlayışıyla yayın yapan iktidar basını, propaganda bültenleri gibi çıkıyor. Star, Sabah, Zaman, Yeni Şafak, Taraf, Vakit gibi gazetelerin referandum sürecinde izledikleri çizgiye karşılaştırmalı olarak bakarsak ortada sadece bir fikir birliği olduğunu değil ortak bir kumanda merkezinin varlığını görebiliriz. 

Süreci, “bu anayasa değişikliğine ülkesini seven, demokrat her insan evet demelidir” söylemiyle başlatan iktidar basını, ilk etapta “evet” diyecek tanınmış isimleri sayfalarına taşıdı. Tanınmış kişiler tükenince, adını kimsenin duymadığı, etki gücünün belki ailesi dışında kimseye ulaşamayacağı kıyıdan köşeden ilginç insanlar iktidar basının sayfalarında boy göstermeye başladı. Bu kişiler bazen “hayır”cı bir partinin Anadolu’nun unutulmuş köylerinden birindeki yöneticisi oldu, bazen de 12 Eylül öncesi siyasete ucundan bulaşmış kimseler. Bu yöntemle anayasa değişikliğinin halk tarafından sahiplenildiği ve iktidarın demokrasi söyleminin samimiyetle karşılandığı gösterilmeye çalışıldı. İkinci aşamada AKP basını anayasa değişiklik paketinin içeriğini manipüle etmeye başladı. Maddeleri teker teker ele alan iktidar gazeteleri, askeri vesayetin tamamen kalktığı, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu, işçi ve memurların sınırsız haklara sahip olduğu, ileri demokrasinin hüküm süreceği bir 13 Eylül sabahı müjdeleyen haberlere geçti. 13 Eylül cennet olarak vaat edilirken, AKP’nin daha sonra da “demokratikleşmeyi” hızlandıracağı hatırlatıldı. 

İktidar basınının “evet” oyu verilmesi için halkı nasıl bir propaganda bombardımanına tabii tuttuğunu görmek için sadece Star gazetesinin bir günlük haber arşivinin resmine göz atmak yeterli. 

(Star gazetesinin bir günlük haber arşivi resmi için tıklayınız… Kırmızıyla işaretlenen haberler referandumda “evet” çağrısının yapıldığı haberlerdir. 40 haberden 20’si referandumda “evet” oyu verilmesi çağrısı yapıyor. Yani yüzde 50’si

(İktidar basınında referandum sürecinde çıkan “operasyonel haberler”den seçmelerin yer aldığı ufak bir derlemeyi görmek için tıklayınız…

Kirli siyasetin çarpacağı duvarı örmek sosyalist solun elinde 
Geçmiş bize halkı yalan ve manipülasyonlarla yönlendirmenin ve bu yöntemle uzun süre idare etmenin o kadar da kolay olmadığını gösteriyor. Çarpıtmalarla, aldatmacayla yürütülen propaganda kampanyaları, halkın içinde bulunduğu reel durumu unutması için tek başına yetmez. İktidarın deyim yerindeyse yalana ve çarpıtmalara abanarak yürüttüğü bu kirli siyasetin en azından referandumda duvara toslayıp toslamayacağını kestirmek zor. Ama nasıl ki aç bir insana günde kırk kere “aç değilsin” dendiğinde açlığı geçmiyorsa, iktidarın çizdiği toz pembe tablonun, birgün halkın gerçeklerinden örülü duvara çarparak tuzla buz olması da kaçınılmaz. Bu kaçınılmaz sonun 12 Eylül’deki referandum olması da Türkiye’deki sosyalistlerin elinde. Anlaşıldığı kadarıyla evet ve hayır oyları hemen hemen eşit. Bu noktada ‘hayır’ eylemlerini son günlerde hızlandıran ve üçüncü bir cepheyi inşa etmek için kendini özne olarak işaret edebilen sosyalist solun kendi çeperini aşarak etki alanını genişletmesi sonuçları etkileyebilir.[11] Referandumdan ‘hayır’ sonucu çıktığı takdirde iktidar için ciddi bir yenilginin tarifini yapabileceğiz. Evet ve hayır arasında oluşacak birkaç puanlık farkın sosyalist solun kendisi dışında etki edebildiği kitlelerin yansımasından oluşacağı tahmin edilebilir. Sol, belki de ‘hayır’ sonucunu kendine bir zafer olarak atfedemez ama AKP’nin aldığı bu ciddi yenilgideki payını özgüven kaynağına dönüştürebilir. Olası bir ‘evet’ sonucu ise bunun tam karşısına düşerek güven kırılması yaratmayacaktır. Çünkü sosyalist sol referandum sürecinde sunduğu ‘hayır’ın çizgilerini, düzen içi yürütülen ‘hayır’ politikasından ayırabilmekte, kendi bağımsız çizgisini örebilecek iradeyi gösterebilmektedir. O yüzden referandumun sonucu ne olursa olsun, süreç boyunca ‘hayır’ cephesini örgütleyen solun biriktirdikleri kazanım olarak elde kalacaktır. 

Dipnotlar: 
[1] “Evet”in nispeten görünür unsurları: Adalet ve Kalkınma Partisi, Büyük Birlik Partisi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Türkiye Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Saadet Partisi, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD), Hak-İş, Memur-Sen, TUSKON, Fethullah Gülen 

[2] Bir örnek, AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın sözleri: http://www.etikhaber.com/content/view/89487/28/ 

[3] http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=32438 

[4] Erzurum mitingi, başbakanın konuşmasından paragraf başı: “MHP'ye gönül vermiş oy vermiş kardeşlerimin dikkatini çekiyorum.” 

[5] http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=16.06.2010&ArticleID=1002791 

[6] Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır mitingini konuşmasının tam metni: http://www.rte.gen.tr/basbakan-erdoganin-diyarbakir-mitinginde-yaptigi-konusmanin_7292.html 

[7] Diyarbakır’da sermaye kuruluşlarını ‘evet’ açıklaması ve açıklamayı imzalayan kuruluşlar: http://bianet.org/bianet/siyaset/124250-guneydoguda-isverenler-yeni-anayasa-icin-evet-diyecek 

[8] İHD ve THİV raporlarıyla bölgede 25 yıllık kirli savaş bilançosu: http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&ArsivAnaID=53400 

[9] http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=32502 

[10] Erdoğan’ın Kayseri mitingi konuşmasından: “CHP, MHP, BDP, Türkiye Komünist Partisi, İşçi Partisi, YARSAV hepsi bir arada, bu cephede başka destek kıtası olarak kimler var? Kandil dağı var. Bu oylamaya katılmayacağız diyen kimler?” (http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/chp-mhp-bdp-turkiye-komunist-partisi-isci-partisi-yarsav-bir-arada-haberi-32400

[11] http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=32408 

Kaynak: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=32534

 

 

AdaptiveThemes