Skip to content

ERKİN ÖZALP: Marx, felsefeyi mastürbasyona benzetmişti...

16 Eylül 2009, ekleyen Erkin Özalp

16 Eylül 2009

Karl Marx, “Alman İdeolojisi” adlı çalışmasında, felsefe hakkında ne düşündüğünü yeterince açık bir şekilde ifade etmişti:

“Felsefe ile gerçek dünyanın incelenmesi arasındaki ilişki, mastürbasyon ile cinsel aşk arasındaki ilişki gibidir.” (*)
 
Bu ifadeyi beğenirsiniz, beğenmezsiniz, size kalmış...
 
Dilerseniz, bu cümlesine rağmen, Marx’ı bir “filozof” olarak da anabilirsiniz. “Felsefe hakkında böyle yazmış olsa bile, aslında kendisi de felsefe yapmıştı ve hatta dünyanın önemli filozoflarından biriydi” gibi şeyler de söyleyebilirsiniz. Ne de olsa, Marx hakkında konuşmak için Marksist olmak diye bir şart yok...
 
Ama Marksist olduklarını iddia edenlerin kalkıp da “Marx çok büyük bir filozoftu” türü laflar edebilmesi, en hafif deyimle, üzücüdür.
 
Marx’ın gençlik döneminde felsefeyle yakından ilgilenmiş ve bolca “felsefe yapmış” olduğu doğru. Ama özellikle Alman İdeolojisi ile birlikte bu alandan uzaklaşmış ve bir daha da geri dönmemişti.
 
Kesin bir tarih belirlemeye çalışmak saçma olur; ama Marx, “insanın kendi özüne yabancılaşması” türü kavramları bir kenara attıktan sonra, artık bir filozof (ya da iktisatçı veya tarihçi vb.) değil, işçi sınıfının iktidara gelmesi için mücadele eden bir devrimciydi. Bu açıdan bakıldığında, Lenin’in derdi ile Marx’ın derdi arasında herhangi bir ayrım bulunmaz.
 
“Akademik Marksizm” denen şeyin çok fazla Marksist olamamasının en önemli nedeni budur. Kapital’i yazarken bile, Marx’ın derdi, birtakım iktisadi kavramlar hakkında onlarca, hatta yüzlerce yıl sürecek tartışmaları başlatmak ya da kapitalist ekonomilerin işleyişleri hakkında pek incelikli “teknik analiz” çalışmalarının yapılmasını sağlamak değil, kapitalizmin iç çelişkilerini açığa çıkarmak ve kapitalist düzenin eleştirisini yapmaktı.
 
Nitekim, kapitalist düzenle mücadele etmek konusunda eline daha fazla olanak geçtiği anda, Kapital’i yazma işini bir yana bırakan birinden söz ediyoruz. Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltleri, Marx’ın ölümünden sonra, onun elyazmalarından yararlanan Engels tarafından yayına hazırlanmıştı.
 
Marksizmin burjuvazi tarafından daha başından itibaren ciddi bir tehdit olarak algılanmasının nedeni de buydu. Sorun, Marx’ın “yıkıcı fikirler”e sahip olması değil, dünyayı devrimci bir şekilde dönüştürme hedefini başka her şeyin önüne koymasıydı. Örneğin, “fikirlerinin yıkıcılığı” açısından bakıldığında, Nietzsche, Marx’ın ciddi bir rakibi sayılabilir. Ama Nietzsche’nin fikirlerinin uzun uzadıya tartışılması, hiçbir burjuvayı rahatsız etmez.
 
Akademinin üstlendiği en önemli rollerden biri, Marx’ı Nietzsche’ye benzetmek...
 
Peki, akademik olmayan Marksizmin durumu ne?
 
Ali Mert, son yazılarından birine, (öz)eleştirel bir değerlendirmeyle başlamıştı:
 
“Çok güzel, çok uzun, çok açıklayıcı… bazen de derinlere inmeyi başarabilen analizler yapıyoruz değil mi? Analiz yapmayı çok seviyoruz da analiz yapacağız derken çok vakit kaybediyoruz sanki. Zaman zaman da, özellikle ‘sular durulduğunda’ da, aynı analizi kim daha güzel formüle edecek oyunu oynuyoruz belki.” (http://www.haberveriyorum.net/yorum/ali-mert-a-gerici-b-dinci-c-murteci-d-yobaz-e-istifa)
 
Marx, bu yazının başındaki cümlede, felsefe ile “gerçek dünyanın incelenmesi” arasındaki ilişkiden söz ediyordu.
 
Aynı Marx, “gerçek dünyanın analiz edilmesi” ile “gerçek dünyanın devrimci bir şekilde dönüştürülmesi” arasındaki ilişkiyi neye benzetebilirdi?
 
Yine Alman İdeolojisi’nden (kalınlaştırmalar bana ait):
 
“Feuerbach’ın, insanların birbirleriyle ilişkileri hakkındaki tüm çıkarımı, insanların birbirlerine ihtiyaç duyduklarını ve birbirlerine her zaman ihtiyaç duymuş olduklarını kanıtlamakla sınırlı kalıyor. Söz konusu olgunun bilincini oluşturmak, yani, diğer teorisyenler gibi, yalnızca, mevcut olgulardan biri hakkında doğru bir bilinç üretmek istiyor; oysa gerçek komünistler açısından önemli olan, var olanların yıkılmasıdır. Ayrıca, Feuerbach’ın, tam da söz konusu olgunun bilincini yaratmaya çalışırken, yalnızca, teorisyen ve filozof olmaktan vazgeçmeyen bir teorisyenin ulaşabileceği noktaya kadar gittiğini tam olarak biliyoruz.” (**)
 
 
(*) “Philosophie und Studium der wirklichen Welt verhalten sich zueinander wie Onanie und Geschlechtsliebe.” (http://www.ml-werke.de/marxengels/me03_168.htm)
 
“Philosophy and the study of the actual world have the same relation to one another as onanism and sexual love.” (http://www.marxists.org/archive/marx/works/1845/german-ideology/ch03e.htm)
 
(**) “Feuerbachs ganze Deduktion in Beziehung auf das Verhältnis der Menschen zueinander geht nur dahin, zu beweisen, daß die Menschen einander nötig haben und immer gehabt haben. Er will das Bewußtsein über diese Tatsache etablieren, er will also, wie die übrigen Theoretiker, nur ein richtiges Bewußtsein über ein bestehendes Faktum hervorbringen, während es dem wirklichen Kommunisten darauf ankommt, dies Bestehende umzustürzen. Wir erkennen es übrigens vollständig an, daß Feuerbach, indem er das Bewußtsein gerade dieser Tatsache zu erzeugen strebt, so weit geht, wie ein Theoretiker überhaupt gehen kann, ohne aufzuhören, Theoretiker und Philosoph zu sein.” (http://mlwerke.de/me/me03/me03_017.htm#I_I)
 
“Feuerbach’s whole deduction with regard to the relation of men to one another goes only so far as to prove that men need and always have needed each other. He wants to establish consciousness of this fact, that is to say, like the other theorists, merely to produce a correct consciousness about an existing fact; whereas for the real communist it is a question of overthrowing the existing state of things. We thoroughly appreciate, moreover, that Feuerbach, in endeavouring to produce consciousness of just this fact, is going as far as a theorist possibly can, without ceasing to be a theorist and philosopher...” (http://www.marxists.org/archive/marx/works/1845/german-ideology/ch01b.htm)
 

Yorumlar

Marksist Araştırmalar sitesinde çıkan polemik yazısı

20 Ekim 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 1127

Yayın hayatına yeni başlayan Marksist Araştırmalar sitesinin Polemikler bölümünde "Bilgi İlke Gerçek" imzalı bir yazıya yer verilmiş. Bu imzayı kullanan sevgili arkadaşımız, Marx'ın felsefe ile ilişkisi hakkındaki değerlendirmelerimi eleştirmiş: 

* * * * *

Erkin Özalp’i eleştirirken, kişisel bir garezimizin olmadığını açıklıkla belirtelim. Yazdıklarımıza cevap verme lütfunu bizden esirgemezse, MAR bu cevabı yayınlamaktan rahatsız olmayacaktır. Türkiye solunda bırakın eleştiriyi, kişisel husumetler yüzünden “belden aşağı vuruşlar”a sıkça rastlanır ve bu durumların oluşmasında ortalama solcunun düşünsel sığlığının da bir payı olabilir. Ancak “kaş yapayım derken göz çıkarmak” kabul edilemez…

Evet, Laçiner gibi bazı liberal solcuların “Marx büyük bir filozoftu” şeklindeki değerlendirmelerinin karşılanması gereklidir. Evet, Marx’ın kimliğini filozof, iktisatçı ya da tarihçi şeklinde tanımlamak yanlıştır. Marx, bir devrimcidir. Devrimci mi?.. Elbette, kof radikal bir görünüm değil, bahsedilen… Komünist kimliğiyle, düşünce ve eylemleriyle devrimcidir…

Güzel. Ancak “göz çıkarmak” niye?.. Erkin özalp’in 16.09.2009 tarihli “Marx, Felsefeyi Mastürbasyona Benzetmişti…” başlıklı yazısından aktaralım:


“Karl Marx, ‘Alman İdeolojisi’ adlı çalışmasında, felsefe hakkında ne düşündüğünü yeterince açık bir şekilde ifade etmişti:

 

 

‘Felsefe ile gerçek dünyanın incelenmesi arasındaki ilişki, mastürbasyon ile cinsel aşk arasındaki ilişki gibidir.’ 

Bu ifadeyi beğenirsiniz, beğenmezsiniz, size kalmış...

Dilerseniz, bu cümlesine rağmen, Marx’ı bir ‘filozof’ olarak da anabilirsiniz. ‘Felsefe hakkında böyle yazmış olsa bile, aslında kendisi de felsefe yapmıştı ve hatta dünyanın önemli filozoflarından biriydi’ gibi şeyler de söyleyebilirsiniz. Ne de olsa, Marx hakkında konuşmak için Marksist olmak diye bir şart yok...

Ama Marksist olduklarını iddia edenlerin kalkıp da ‘Marx çok büyük bir filozoftu’ türü laflar edebilmesi, en hafif deyimle, üzücüdür.

Marx’ın gençlik döneminde felsefeyle yakından ilgilenmiş ve bolca ‘felsefe yapmış’ olduğu doğru. Ama özellikle Alman İdeolojisi ile birlikte bu alandan uzaklaşmış ve bir daha da geri dönmemişti.

Kesin bir tarih belirlemeye çalışmak saçma olur; ama Marx, ‘insanın kendi özüne yabancılaşması’ türü kavramları bir kenara attıktan sonra, artık bir filozof (ya da iktisatçı veya tarihçi vb.) değil, işçi sınıfının iktidara gelmesi için mücadele eden bir devrimciydi. Bu açıdan bakıldığında, Lenin’in derdi ile Marx’ın derdi arasında herhangi bir ayrım bulunmaz.”

(http:// www.haberveriyorum.net/yorum/erkin-ozalp-marx-felsefeyi-masturbasyona-be...)

Ne kadar kolay, değil mi?.. Bir süre önce “felsefeyle yakından ilgilenmiş”siniz, ve “bolca felsefe yapmış”sınız, ama 2-3 yıl içinde “bu alandan uzaklaşmış”sınız… Hem de “bir daha geri dönmemek” üzere… Bu satırları yazmamıştım, hop hop hop şimdi bu satırları yazdım… Böylesi bir “hokus pokuslu” değişim, sadece Marx için değil, herhangi bir insan için de pek mümkün değildir.

Sormak gerekiyor, kestirmeden sonuca varmaya çalışan değerlendirmeleri, neden “beğenelim” diye?.. Felsefeyle “onanizm” (mastürbasyon ya da coitus interraptus) arasında kurulan analoji, Alman İdeolojisi’nin hangi bölümünde yer alıyor, biliyor musunuz? Max Stirner’in eleştirildiği bölümde. Nasıl yani, Marx bu analojiyi Aristoteles’ten, 18. yüzyıl materyalistlerinden, idealist filozoflardan, örneğin Hegel’den bahsederken de mi söylememiş?.. Alman İdeolojisi’nde genç-hegelcileri eleştirirken, genç-hegelcilerin düşüncelerini, başka bir deyişle “felsefelerini” materyalist bir perspektifle değerlendirirken de mi söylememiş bunları?.. Hayır, bu da değil. “Aziz Max”ı (“Aziz Sancho”yu) eleştiriyorlar. Marx ve Engels, bu nihilist/anarşist düşünürün görüşlerini yerden yere vuruyor ve yaptıkları değerlendirmelerin bir yerinde, yazdıklarını pekiştirmek amacıyla Erkin Özalp’in üzerinde önemle durduğu cümleyi de yazıyorlar: “Felsefe ile gerçek dünyanın incelenmesi arasındaki ilişki, mastürbasyon ile cinsel aşk arasındaki ilişki gibidir.’ O kadar. Başka bir anlamı yok… Anlamı önemli olmadığından Türkçeye çevirmeden, İngilizcesini aktarıyoruz:

“With the theoretical equipment inherited from Hegel it is, of course, not possible even to understand the empirical, material attitude of these people. Owing to the fact that Feuerbach showed the religious world as an illusion of the earthly world — a world which in his writing appears merely as a phrase — German theory too was confronted with the question which he left unanswered: how did it come about that people “got” these illusions “into their heads"? Even for the German theoreticians this question paved the way to the materialistic view of the world, a view which is not without premises, but which empirically observes the actual material premises as such and for that reason is, for the first time, actually a critical view of the world. This path was already indicated in the Deutsch-Französische Jahrbücher — in the Einleitung zur Kritik der Hegelschen Rechtsphilosophie and Zur Judenfrage. But since at that time this was done in philosophical phraseology, the traditionally occurring philosophical expressions such as “human essence”, “species”, etc., gave the German theoreticians the desired reason for misunderstanding the real trend of thought and believing that here again it was a question merely of giving a new turn to their worn-out theoretical garment — just as Dr. Arnold Ruge, the Dottore Graziano of German philosophy, imagined that he could continue as before to wave his clumsy arms about and display his pedantic-farcical mask. One has to “leave philosophy aside” (Wigand, p. 187, cf. Hess, Die letzten Philosophen, p. 8), one has to leap out of it and devote oneself like an ordinary man to the study of actuality, for which there exists also an enormous amount of literary material, unknown, of course, to the philosophers. When, after that, one again encounters people like Krummacher or “Stirner”, one finds that one has long ago left them “behind” and below. Philosophy and the study of the actual world have the same relation to one another as onanism and sexual love. Saint Sancho, who in spite of his absence of thought — which was noted by us patiently and by him emphatically — remains within the world of pure thoughts, can, of course, save himself from it only by means of a moral postulate, the postulate of “thoughtlessness” (p. 196 of “the book”). He is a bourgeois who saves himself in the face of commerce by the banqueroute cochenne, whereby, of course, he becomes not a proletarian, but an impecunious, bankrupt bourgeois. He does not become a man of the world, but a bankrupt philosopher without thoughts.”

Erkin Özalp’in okuduklarından çıkardığı sonuçlar bir yana, kanımızca Türkiye solunda da yaygın olan düşüncesinin oluşmasında Althusser’in “kopuş” safsatasından etkilenmesinin de payı var. Burada bu safsataya bir kez daha değinmeyeceğiz (bkz; Mahmut Boyuneğmez’in bu konuyu da değerlendiren iki makalesi “Marksizm ve Materyalizm”, “Tarihsel Materyalizmin Doğuşu ve Doğası”). Bu yazıda, bahsedilen etkiyi saptamak yeterlidir…

Ancak, bazı soruların sorulması da gerekiyor. Elbette bize değil; “felsefe”yi fuzuli bir uğraşı, bir tür “fikir jimnastiği” olarak görenlere… “Tarihsel materyalizm” adlandırması yanlış mıdır? Yoksa doğru adlandırma “tarihin materyalist kavranışı” mıdır? Belki de “tarihsel materyalizm”le kastedilen aslında bir bilim dalı?.. Örneğin tarihsel materyalizm, sakın bir sosyoloji türü olmasın?..

Her neyse, “felsefe” bizden uzak dursun ya da biz “felsefe”den… Öyle mi?..

“Materyalizm” mi?.. Öyle dediklerine bakmayın; "aslında Marksizmin felsefesi yoktur..."x

 

Çok mu abarttık?.. Belki, ama Marksizmde felsefenin yerini onanizmle açıklayana başka ne denilebilir?.. 

Onanizm öyle mi?.. Sormak gerek “Lala, çeşm-i cihan (siz Erkin Özalp'in materyalizme dair görüşleri diye okuyun) bu mu ola?..”

Evet, çubuğu bükerken, dikkat edin kırılmasın!..

 

(http://marksistarastirmalar.org/index.php?option=com_content&view=category&layout=blog&id=51&Itemid=54)

 

* * * * * 

Birkaç noktaya değinmekle yetineyim:

a) Marx'ın "mastürbasyon" benzetmeli cümleyi kurduğu yerde polemik yapmakta olduğu kişinin kimliğinin bu cümleyi neden anlamsızlaştırdığını anlayabilmiş değilim...

b) Yukarıdaki yazımda, Marx'ın felsefe ile ilgili bir başka sözüne daha yer vermiştim; okurları yormadan yeniden aktarayım: 

"Ayrıca, Feuerbach’ın, tam da söz konusu olgunun bilincini yaratmaya çalışırken, yalnızca, teorisyen ve filozof olmaktan vazgeçmeyen bir teorisyenin ulaşabileceği noktaya kadar gittiğini tam olarak biliyoruz."

Acaba, bu cümlenin de Feuerbach eleştirisi yapılırken kurulmuş olması, "filozof olmaktan vazgeçmek" ifadesini anlamsızlaştırıyor mu?

c) Şu değerlendirmeyi anlamam gerçekten mümkün değil:

Ne kadar kolay, değil mi?.. Bir süre önce “felsefeyle yakından ilgilenmiş”siniz, ve “bolca felsefe yapmış”sınız, ama 2-3 yıl içinde “bu alandan uzaklaşmış”sınız… Hem de “bir daha geri dönmemek” üzere… Bu satırları yazmamıştım, hop hop hop şimdi bu satırları yazdım… Böylesi bir “hokus pokuslu” değişim, sadece Marx için değil, herhangi bir insan için de pek mümkün değildir."

"Ne kadar kolay, değil mi?... Bir süre önce dinsel inançlarınız varmış, bolca ibadet etmişsiniz, ama 2-3 yıl içinde bu inançlarınızdan uzaklaşmışsınız... Hem de bir daha geri dönmemek üzere... Tanrıya inanmamıştım, hop hop hop... Hokus pokus..." türü bir cümle de kurulamaz mı?

d) Yazımda, "1845'ten sonra Marx'ta felsefe namına hiçbir şey yoktur" türü bir şey söylemedim. "İşte, felsefe yapmış" denmesini sağlayacak pek çok cümle ve paragrafı kolaylıkla bulunabilir. Ama Marx, Alman İdeolojisi'nden sonra, artık bir "filozof" değildir; yalnızca bunu söyledim... Daha doğrusu, "yalnızca" bunu da söylemedim: Bir "iktisatçı" bir "tarihçi" de değildir, dedim. Kapital'i yazmış olmasına rağmen, bunu söyledim!

e) Çünkü benim derdim, "kopuş tartışması" yapmak değil, "Marx'ın düşüncelerinin olgunlaşmış olduğu dönemdeki asıl derdi"ni vurgulamaktı... Yazının sonundaki paragrafları yeniden aktarmayayım... Ama bu arada, Marx'ın 21-25 yaşlarında yazdıklarıyla daha sonra yazdıkları arasında hiçbir değişim olmamıştır, felsefe ile ilişkisinde en küçük bir farklılaşma yaşanmamıştır, türü bir iddia da biraz garip olmaz mı? Örneğin, Marx'ın "insan doğası" kavramı ile ilgili görüşü değişmemiş midir? 

f) Çubuğu fazla büküp kırmak kötüdür elbette... Ama çubuğun kırıldığı iddiasını, çubuğu bükerek/kırarak varılan sonuçların yanlışlığını göstererek kanıtlamak gerekmez mi? Erkin Özalp, öyle durduk yere, genel olarak felsefe hakkında bir tartışma açmak için mi sarf etmiştir, polemik yazısında aktarılan ve eleştirilen sözlerini? 

g) Bilgi İlke Gerçek imzalı polemik yazısının son paragraflarındaki değerlendirmeler, "felsefe" sözcüğünün yerine "iktisat" sözcüğü konarak yeniden yazılabilir... 

Bazı noktaları açmama olanak sağlayan polemik yazısını yayımlayan Marksist Araştırmalar sitesine teşekkür ederim tabii ki...

Sevgili arkadaşlarımıza yayın hayatlarında başarılar diliyorum. Sitelerinin adresini bir kez daha aktarayım: 

http://marksistarastirmalar.org/

 

Tarihsel Materyalizm & Engels

20 Ekim 2009, yazan alicenk,
Yorum no: 1128

Polemik yazısının en çarpıcı yeri olarak "tarihsel materyalizm"in ne olduğuna dair soruları içeren paragraf düşünülmüş gibi duruyor. Sanırım ima edilen şey de Marx'ın felsefeyle ilişkisine dair en somut kanıtın "tarihsel materyalizm"  olduğunu göstermek.

Eğer böyleyse haberler kötü. Birincisi, bildiğim kadarıyla "tarihsel materyalizm" kavramını Marx hiç kullanmıyor. İkincisi, bu kavramı sunan ve kullanan Engels'in de felsefe ile arası çok da parlak değil gibi:

Her özel bilimin, şeylerin genel bağlantısı ve bilgisi içinde tuttuğu yerin tam bir hesabını vermeye çağırıldığına göre, genel bağlantının her özel bilimi gereksiz duruma gelir. O zaman bütün eski felsefeden, bağımsız bir durumda, düşüncenin ve düşünce yasalarının öğretisinden, biçimsel (formel) mantıktan ve diyalektikten başka bir şey kalmaz. Üst yanı, pozitif doğa ve tarih bilgisi içine girer.

Kaynak: F. Engels, Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm, Sol Yayınları, Ankara, 1998, sf. 59

Bu yazı yarım kalmamış mı?

3 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3498

Yazı (yani Erkin Özalp'in ilk yazısı) tam canalıcı noktasına bağlanacak diye beklerken bitivermiş gibi geldi bana, hem de bir alıntıyla. En azından “gerçek dünyanın devrimci bir şekilde dönüştürülmesi”nden tam olarak ne anlaşılması gerektiğine dair bir iki söz edilseydi sanki daha iyi olurmuş gibi. Ya da yazarın felsefe-bilim-eylem arasındaki gerilim konusunda kendi konumunu da öğrenseydik fena mı olurdu? Neyse, belki ilerleyen zamanlarda devamı gelir.

Burcakman

Marx'ta felsefe vs. Marksist felsefe

4 Haziran 2010, yazan Serdal Tümkaya,
Yorum no: 3511

Marx ve felsefe arasındaki ilişkiye dair kendi fikirlerimi kısaca yazayım dedim:

1. Marx, hiçbir zaman geleneksel anlamda felsefe yapmamıştır. Test etmesi zor değil. İlk eseri sayabileceğimiz doktora tezine bakınız. Bu çalışma çok şaşırtıcıdır. Dikkatli ve felsefe tartışmalarına alışık bir okuyucu için olağanüstü bir metindir. Henüz 21 yaşında bir genç iken Marx, kuram-eylem ve soyut-somut dörtgenine dair soluk kesen değerlendirmelerde bulunuyor. Marx'ın bu meseledeki örtük konumu, kendisinin aslında klasik anlamıyla felsefeye pek ilgi duymadığının kanıtıdır. (bkz. Marx, K. Demokritos ile Epikuros'un Doğa Felsefeleri, Sol, Kasım 2000.

2. Doğrusunu söylemek gerekirse, "Marx bir devrimci idi" diyerek neyi gösterebileceğimizi hiç anlayamadım. Bir kere Marx gibi insanlarda, sınırsız bir anlama ve bilme isteği vardır. Eğer bu insanlar başka koşullar altında yetişseler ve devrimci olmasalar, yine de sınırsız anlama ve bilme arzusunun egemenliğinden kurtulamazlardı. Böyle insanlar, kendilerini  sosyalizme adadıklarında da bu etkiden kurtulamazlar. Bilme isteği, devrimciliğin ateşinde yanabilecek bir şey değildir. Marx'ın klasik anlamıyla felsefeden uzak durması, kanımca, devrimciliğinden kaynaklanmaz. Marx, belki de kendi zamanında, kendisinden başka hiç kimsenin başaramayacağı bir işe soyundu. Evet, Marx, sınıflı toplumlardan sonsuza kadar kurtulmaya çalıştı. Bilgisini ve istisnai zekasını buna adadı. Lakin Marx insanlığın işine pek de yaramayacak icatlardan ve bilimsel gelişmelerden de büyük mutluluk duydu. Kuşkusuz Marx, insanlığı ileriye götürecek teknik ilerlemelerden çok daha büyük bir keyif duydu (bkz. Marx'ın Mezarı Başında Konuşma. Engels, F. Seçme Yapıtlar III içinde. Sol, Aralık 1979.). Anlatmaya çalıştığım Marx'ın bilinmeyen karşısında duyduğu fiziksel acıdır. İşte bilim adamını bilim adamı yapan acı budur. Devrimciliği bununla birleşmiştir. Dolayısıyla, devrimciliği anlama tutkusuna kök salarak onu yeniden biçimlendirmiştir. Marx'ın günümüzdeki soytarı kuramcıları benzememesi bundan ötürüdür.  O, yeniye, yeni bir neden bilgisine ulaşmaya vurgundu...

3. Geçerken söylemeliyim ki, felsefe dünyasının kıstaslarına vurulduğunda Marx parlak bir felsefeci değildir. İyi ki de değildir! Bizzat bu nedenle Marx gerçek bir düşünür olabilmiştir. Bunu şöyle de düşünebiliriz. Felsefi düşünme, bilimin oldukça geri olduğu zamanlarda bizi bilgiye götürebiliyordu. Lakin bilimsel bilginin belirli bir gelişmişlik düzeyinde, felsefe anlamanın önünde bir engel oluşturmuştur. Marx bunun farkına giderek daha fazla varmıştır. Fakat, bu farkına varış, aslında Marx'ın ilk yazısında bile bir dereceye kadar mevcuttur.

4.  Lütfen bu yazdıklarımdan kimse felsefeyi küçümsediğim sonucunu çıkarmasın. İstesem de küçümseyemem! Hayatım geri kalanı bu eğlenceli alanda geçecek. 

5. Tarihsel materyalizm bahsinde, söylemek gerekir ki, "tarihsel materyalizm" doğru bir kullanım değildir. İşte bu nedenle Marx ve Engels "tarihin materyalist anlayışı" demişlerdir sıklıkla. Bu bağlamda MAR'daki yazı oldukça önemli bir hatırlatma yapmış. Çünkü bu sürekli söylenen bir uydurma. Marx ve Engels'in bu alanda yarım bıraktıklarının başkaları tarafından doldurulduğu da iddia ediliyor. Genellikle, Plehanov'un adı geçiyor bu iddialarda. İddiaya göre Plehanov, tarihsel materyalizmi sistemleştirmiş (formalize etmiş). Bu kesinlikle yanlıştır. İspatı oldukça basit: Dileyen seçme yazışmaları bir kere de bu gözle okur. Alt tarafı iki cilt. Ne yazık ki, "Marxist archive"de (İngilizce kısmında) bile yazışmaların oldukça küçük bir kısmı var. Sanırım, Türkçe'ye bunların hepsi çeşitli vesilerle çevrilmiş. Arada söyleyeyim: Ayrı bir kuram olarak "tarihsel materyalizm" Marx'ta elbette yoktur. Asıl mesele bunun neden olmadığı değildir. Gerçekte haber değeri taşıyan bunun tersi olurdu. Yani, eğer Marx ve Engels'te formalize edilmiş bir tarih anlayışı olsaydı, o her neyse Marksizm olmazdı. Aynı akıl yürütme Marx'ta olmadığı sıklıkla söylenen "devlet kuramı" için de geçerlidir. Evet, yoktur! Olmamalıdır da zaten. Yoktu, ve bu yokluk bizzat Marksizmin temellerinden kaynaklanmaktaydı. Kısacası, "devlet"in kuramı olmaz. Marksizm buna izin vermez.

6.  Kısa kesmek için burada bitiriyorum.

Not: Engels'in felsefe ile arasının bozuk olduğu iddiasına katılmak imkansız. Anti-Duhring'i kim yazdı?

 

Karşılaştırma

4 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3513

Şu söz hakkında bir iki düşünce..

Marx, "mastürbasyon"un kötü olduğunu, insanı kör ettiğini (!) mi söylemiş mesela? Cinsel birleşme varken mastürbasyona ne gerek var mı demiş? Ya da kısacası, mastürbasyonu bir tarafa bırakın, bunu ortadan kaldıralım mı demiş? Ya biri ya öteki mi demiş? Bu ikisi birbirini dışlıyor mu?

Benim anladığım şu: Cinsel birleşmenin yanı sıra mastürbasyon da olabilir, ama biri diğerine indirgenemez.

Dolayısıyla, bu cümleden felsefenin (yani, mastürbasyonun) gereksiz olduğu sonucunu çıkarmak, mastürbasyon hakkındaki ilkel inançları yeniden üretmekten başka birşeye hizmet etmez.

 

 

AdaptiveThemes