AKP hükümetinin hazırladığı her tür yasal düzenlemeden korkmak için çok fazla neden var... Çünkü bu hükümet, tüm diğer sermaye hükümetleri gibi, dar bir kesimin maddi çıkarlarını toplumsal çıkarların önüne koyuyor... Dolayısıyla, genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) ilgili yasal düzenlemelere de kaygıyla bakılması doğal ve kaçınılmaz...
Ama diğer taraftan, Türkiye’deki GDO karşıtlarının öne çıkan kesimleri, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, bilimsel-teknolojik ilerleme karşısındaki “istemezük”çü tavırlarıyla ve daha önemlisi, bilimsellikten yoksun dehşet senaryolarıyla, istemeden bile olsa, dönüp dolaşıp emperyalistlere ve sermaye sahiplerine hizmet ediyor.
İnsan, özellikle tarımsal faaliyete başladığından bu yana, nasıl yaptığını pek bilmese bile, diğer canlıların genetik yapılarını değiştirdi. İnsanın ortaya çıkmasından önce, ne soframıza koyduğumuz ekmekleri üretmek için kullanılan buğday türleri vardı, ne de günde 30 litre süt verebilecek olan bir inek...
Daha önemlisi, canlıların genetik yapıları, ortaya çıkmalarından bu yana sürekli değişiyor. Zaten, insan da bu değişimlerin bir ürünü! Eğer canlıların genetik yapıları sürekli değişmeseydi, insan da ortaya çıkamazdı... Ve yeryüzünden ayrılsak, canlıların genetik yapıları değişmeye devam eder; bir yandan yeni türler ortaya çıkarken diğer yandan pek çok tür yok olup gider... Ayrıca, bakterilerin ve virüslerin genetik yapılarındaki tesadüfi değişimler nedeniyle, bitkiler ve hayvanlar da kitlesel olarak salgın hastalıklara maruz kalıyor, ölüyor... Diğer yandan, dinozorların ortadan kalkmasından da insan değil doğa sorumlu...
GDO karşıtları, “yediğiniz havucun içinde akrep geni olacak” diyor... Sanki, havucun içinden akrep çıkacak ve bizi ısıracak! (İnsanların daha fazla korkmasını sağlamak için akrep biçimli havuç resimleri de kullanılıyor.)
Oysa, havucun içinde çok sayıda akrep geni zaten var. Daha doğru bir ifadeyle, canlıların genlerinin önemli bir bölümü ortak olduğundan, akrepte bulunan pek çok gen havuçta da bulunur. Dahası, havuçta bulunan genlerden biri, insanın müdahalesi olmadan da, değişime uğrayarak, akrepte bulunan bir genle aynılaşabilir. Bu arada, örneğin insan genlerinin en az yüzde 20’sinin tek hücreli bakterilerde de bulunduğu düşünülüyor. İnsan ile fare ve insan ile şempanze arasındaki gen ortaklıklarının oranlarından hiç söz etmeyelim...
İnsanlık, teknolojik ilerleme sayesinde, gen bileşimlerine daha doğrudan (bilinçli şekilde) ve “kontrollü” olarak müdahale etme olanağına kavuşuyor. Bugünkü somut uygulamaların ne kadar doğru/yanlış olduğu bir yana, doğadaki tesadüfi (ve yıkıcı sonuçlar da doğurabilen) değişimlerden farklı olarak, gen teknolojisi ile yapılan değişimlerin sonuçlarını çok daha yakından izlemek, gerekli önlemleri zamanında almak mümkün.
GDO karşıtları, farklı türlerden genler barındıran tohumlarla tarımsal üretim yapıldığında, polenler aracılığıyla bu genlerin çevrede bulunan bitkilere taşınabileceğini ve bunun çok tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini iddia ediyor. Hatta, hiçbir bilimsel dayanak göstermeden, çevredeki tüm bitkilerin zehirleneceğini ve kısırlaşacağını iddia edenler bile çıkabiliyor! Ama daha çok, GDO’lu tarımın biyolojik çeşitliliği azaltacağını söylüyorlar.
Oysa mutasyonlar gibi “istenmeyen gen aktarımları” da doğada sürekli olarak gerçekleşiyor. Dahası, insanların, malların ve canlıların dünyanın her köşesinden her köşesine taşınıp durması nedeniyle, sayısız gen de dünyanın dört bir köşesine ulaşıyor. Diğer yandan, geleneksel tarım yöntemleri de biyolojik çeşitliliği azaltıyor. Öncesinde yalnızca yabani bitkilerin bulunduğu bir toprak parçasını tarımsal amaçlarla kullanmaya başladığınızda, o toprak parçasındaki biyolojik çeşitlilikten vazgeçmiş olursunuz.
Bunun dışında, GDO’lu ürünler kullanılarak hazırlanan besinlerin sağlığa zararlı etkilerinin görülebileceği (ve bu arada bazı alerji sorunlarının yaşanabileceği/yaşandığı) söyleniyor... İnsanlığın geliştirdiği her şeyin belirli yan etkileri de ortaya çıkıyor, bunlar ortaya çıktıkça yeni önlemler alınıyor... Eğer “Tamam, insanlık yeterince gelişti, teknoloji yeterince ilerledi, bu noktadan daha ileriye gitmeyelim, bilimsel ve teknolojik araştırma-geliştirme çalışmaları yasaklansın” denmeyecekse (bunu diyenler de var elbette, istatistiğin yasalarına uygun şekilde!), “bu yeniliğin bazı sakıncaları çıkabilir” diyerek yeniliklere karşı çıkmak saçma olacaktır.
GDO karşıtlarının haklı olduğu bir nokta var: Bugün bile toplumsal çıkarlara değil sermaye sahiplerine hizmet edecek yönde geliştirilen bu teknoloji (aslında tüm diğer teknolojiler gibi), sermaye sahiplerinin elinde, insanlık için çok tehlikeli bir araca dönüşebilir. Kendi kârlarını toplumsal çıkarlardan daha fazla önemseyen sermaye sahipleri, olası riskleri önemsemeden, insanlığı yeni felaketlerle karşı karşıya bırakabilir...
Ama eğer bu dediklerine gerçekten inanıyorlarsa, GDO karşıtlarının yapması gereken şey, acilen sermaye düzenini ortadan kaldırma mücadelesine odaklanmaktır. Çünkü insanlık, GDO’lu ürünlerin yaratabileceği ölçekteki felaketleri bugün zaten yaşıyor. Bir milyardan fazla insanı aç bırakan, önlenebilir hastalıkları önlememek yoluyla her yıl milyonlarca insanı katleden bir düzenden söz ediyoruz!
“Sosyalizm gerçekçi bir hedef değil, biz GDO’lu ürünlerle uğraşalım” denirse ne olur? En iyimser koşullar altında, Türkiye’ye GDO’lu ürünlerin girmesi bir süre geciktirilir, bu arada Türkiye’nin kendi gen teknolojilerini geliştirmesi zaten mümkün olmaz (malum, genel bir “GDO karşıtlığı”nın kazanacağı “iyimser” senaryodan söz ediyoruz), zaman içinde gen teknolojileri kullanılarak üretilen tarımsal ürünlerin dünya fiyatları daha da düşer, ülkemiz tarım ürünlerini ihraç edemez hale gelir (bugün bile tarım ürünleri ithalatımız ile ihracatımız neredeyse eşit), yoksullaşmayla birlikte yurtdışından daha ucuz tarım ürünlerinin ithal edilmesi konusundaki baskı artar, ve sonunda bu ülkenin insanlarına, “GDO’lu MDO’lu, biz yeriz bu b.k’u” dedirtirler... Dileyenler, Afrika’nın açlarına sorup öğrenebilir...
“İyi de, sosyalizm her şeye rağmen görece uzak bir hedef, bugün ne diyeceğiz” diyenler de haklı olacaktır tabii ki... Doğru olan, AKP’nin GDO düzenlemelerine, dışa bağımlılığımızı artıracakları ve bizi öngöremeyeceğimiz risklerle karşı karşıya bırakacakları için karşı çıkmak, bu kritik alanın özel sermayeye (ve özellikle de yabancı şirketlere) bırakılamayacağını ve Türkiye’nin kendi gen teknolojilerini (ve diğer tarımsal teknolojilerini) devlet eliyle geliştirmesi gerektiğini savunmaktır... İyi de, bugünkü devlet de sermaye sahiplerinin denetimi altında değil mi?.. İşte tam da bu nedenle, her şeyin başına sosyalizm hedefini koymayanlar, bu hedef doğrultusunda gerçekten mücadele etmeyenler, döner dolaşır, sermaye sahiplerine hizmet etmiş olur...
-
- 1851 okunma
Yorumlar
Yüzyılın En Büyük Felaketi: GDO
4 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1258
http://www.bugday.org/article.php?ID=739
Tebrikler! Oldukça sağlam bir yazı!
4 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1260
Burada vurgulanan doğrulara eyvallah.
Ama bir soru sormak istiyorum.
Yan yana iki tezgâhta "GDO'lu" ve "doğal" iki tür domates satılıyor.
İlki daha ucuz.
Hangisini satın alırsın?
Sorum elbette bugün için geçerli. Genleri değiştirilen ürünlerin uzun vadeli yan etkileri henüz ortaya çıkmamışken yani.
Sosyalist Küba ve GDO teknolojisi
4 Kasım 2009, yazan Fatih Polatlı,
Yorum no: 1263
Konuyla ilgili kısa haberimin bağlantısını buraya da eklemekte yarar gördüm:
http://www.haberveriyorum.net/haber/kuba-gdo-teknolojisinde-de-iddiali
doğal ve yapay seçilim
4 Kasım 2009, yazan dalkan,
Yorum no: 1264
Doğal seçilimden çok fazla bahsetmeye gerek yok. Özetle yavaş koşan ceylanı çita kapar, yavaş koşan çitadan ceylan kaçar, çita aç kalır. Dolayısıyla hayatını idame ettiremeyecek türler dünya üzerinden kaybolup giderlerken güçlü olanlar yaşamaya devam eder. Bambudan başka bir şey yemeyip bir de üstüne çiftleşmeyen pandaların soyu tükenmeye yüz tutar dolayısıyla. Evrimin yasalarından birisidir, insan var olmadan önce vardı, hala var, insan yok olsa da bir gün varlığı devam edecek.
Yapay seçilim ise insanın doğadan kopuşuyla birlikte başlayan bir süreç aslında, insan kendisi için faydalı olan şeyleri yetiştirdi, daha güçlü atları damızlık olarak ayırdı, patlıcanın acısını ekmedi, dikenlisini ekmedi. Mısırın tanesi koçanından büyük olanlarını yetiştirmeyi öğrendi. Tavuk gibi doğada hayatta kalması mümkün olmayan bir hayvanı bu günlere taşıdı, hatta daha da zayıf hale getirdi. Bunların hepsinden öte insanları bile seçip değiştirdi insan. Siyahların en irilerini, en güçlülerini damızlık olarak kullandı ki güçlü köleleri olsun. Şimdi de genetik mühendisliğini kullanarak bu süreci hızlandırdı. Yani aslında ortada yeni bir şey yok tartışılacak. Tartışılması gereken bir şey varsa o da insanın doğadan kopuş sürecidir. İnsanın doğadan kopuşunun başlangıcı olan mülkiyettir.
Tabii ki de güçsüz hale getirdiğimiz patateslerin her türlü hastalığa açık hale gelmesinin daha önce neden olduğu kıtlık gibi felaketlerin tekrar başımıza gelmesini nasıl engelleyebileceğimiz sorusu sorulabilir. Bizim yapay seçilimle güçsüzleştirdiğimiz, dolayısıyla da doğal seçilimle doğanın yok etmeye çalıştığı zavallı türleri nasıl koruyabileceğimiz sorusunun cevabının ise yine yapay seçilim olması manidar. Şu gün gelinen son noktada yapay seçilimden vazgeçmek olası değildir (var olan denge bizim tarafımızdan, bizim lehimize binlerce yıl önce bozuldu. Güçlü dikenli meyvelerin yerini, her gün yediğimiz zavallılar aldı), olası olsa bile yapay seçilimin getirdiği tüm felaketlerden büyük bir felaket, aklımızın alamayacağı bir kıtlık getirecektir (sadece tavukların yok olduğunu düşünün). Dolayısıyla bırakın kapitalizmi, mülkiyet ilişkilerinin her türlüsüne, mülkiyet denen şeyin kendisine karşı çıkmadan önce yapay seçilimin bir çeşidine karşı olmak saflıktan da ötedir. Ciddiye bile almaya gerek yoktur.
Küba'da genetik mühendisliği
4 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1265
Küba’nın biyoteknoloji politikaları hakkındaki 17 Nisan 2004 tarihli (beş buçuk yıl önce yazılmış!) bir yazıda, bu ülkedeki genetik mühendisliği çalışmaları hakkında aşağıdaki bilgiler veriliyor. Bizdeyse, ülkemizin biliminin-teknolojisinin nasıl geliştirilebileceği tartışması yerine, “Frankeştayn” edebiyatı yapılıyor! Yazık, günah...
- Küba’daki genetik yapıları değiştirilmiş ürünlerin denenmesi için, açık alanlar değil, çevreden tümüyle yalıtılmış özel seralar kullanılıyor. Böylece, genetiği değiştirilmiş organizmaların dışarıya kaçması engelleniyor.
- Çokuluslu şirketlerden farklı olarak, tohum satışlarını kontrol altına alma amacıyla genlerin patentlenmesi yoluna gidilmiyor.
- Hastalıklara karşı gerçekten dirençli olan ve üretim açısından daha verimli tarımsal ürünlerin yetiştirilmesi hedefleniyor.
- Küba, tütünün genetik yapısını değiştirerek, mavi küfe dirençli tütün elde etmiş. Ancak, Küba tütünlerinin büyük alıcıları, tütün kullanıcılarının GDO’lu ürünleri istemeyeceğini söylediğinden, bu tütünün üretimine geçilmemiş.
- Tütün bitkisiyle ilgili en heyecan verici gelişmelerden biri, yapraklarında insan antikorları üreten tütün bitkilerinin geliştirilmesi olmuş.
- Küba, genetik yapısı değiştirilmiş bir balık da üretmiş. Tilapi (tilapia) adlı yenebilen tatlı su balığının genetiği değiştirilmiş türü, normaline göre iki kat daha hızlı büyüyor ve ondan daha az besin maddesi tüketiyormuş. Gen teknolojileri yardımıyla balığın midesi değiştirilmiş ve besin maddelerinin daha verimli bir şekilde sindirilmesi sağlanmış. Ama bu balık laboratuar dışına çıkarılmamış, üretimine geçilmemiş.
- Söz konusu balık sayesinde, sindirimi kolaylaştıran bir enzim keşfedilmiş. Böylece, normal balıklara, genetik yapıları değiştirmeden bu enzimi vererek sindirim sistemlerini geliştirme olanağı yaratılmış.
Küba'nın biyoteknoloji sloganı hepimize örnek olmalı: "Herkes için biyoteknoloji"
http://www.cuba-solidarity.org.uk/cubasi_article.asp?ArticleID=33
gericilik değil
5 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1267
sosyalist iktidar perspektifine sahip olmak ile bu dogrultuda siyasi mudahale kanallari uretmek ayri seyler. elbette, imf kalksin oteki hersey baki kalsin diyenler, yahut gdo'ya hayir ama oteki tum seylere evet diyenler varsa halt etmisler! -bu yazisinda ve yaklasiminda- bence hesaba katmadigi su: bu sorunlar bir sekilde toplumsal gundeme yerlesiyor ve otomatikman gericilik uretmiyor, ama bizlerce dogru bir siyasi baglama oturtulmazsa abuk subuk bir tartisma haline gelebiliyor. mesela imf'ye karsi cikanlar ab'yi savunabiliyordu bir ara turkiye'de, ama kimse "imf'siz ve ab'ye uye bir turkiye" istiyoruz demiyordu, boyle bir proje olamaz cunku! biz ne yaptik, siyasi gundem olarak ciddiye aldik, onem verdik ve ornegin imf-ab iliskileri uzerinden solda bir emperyalizm kavrayisi yarattik. yada küresel ısınma hikayelerine benziyor.orda da benzer olarak şunu demişti; daha önceki dönemlerde de ısınmanın arttığı insanlığın her dönem çözüm ürettiği, dolayısyla tedirginliğe gerek olmadığıydı...doğanın mutlak gelişimi ve insanlığın müdahalesi her halükarda insanı doğru olana zaten var olana sürükler gibi bişey anlıyorum dediğinden..doğa kaderciliği gibi. .tarihin akışını mükemmel bir şekilde yürüyen birbirini sürekli besleyen bir mekanizma gibi kavramak bazen kaderciliğe bile sürüklüyor. bilmem abarttım mı. benzer sekilde gdo'ya da erkin'in dedigi sekilde yekten karsi olup siyasi olarak kararli bir statukoculuk sergileyenler, marjinal ekolojist hareketler falandir. toplumsal gundemde ise mesele, erkin'in isaret ettigi ve tartismali yanlari olmakla birlikte gericilik doguracak sekilde tartisilmiyor, aksine bu tartisma bence bagimlilik vs uzerinden siyasi bir mudahaleye cok acik. dolayisiyla erkin'in sonda da soyledigi sekilde en basa sosyalizm yazmadan gdo'ya muhalefet gericilik dogurur tezinin gecerli olmadigini, hatta biraz apolitik oldugunu dusunuyorum.
bu yazı GDO karşıtlarına tek
5 Kasım 2009, yazan dyk,
Yorum no: 1269
bu yazı GDO karşıtlarına tek boyutta yaklaşıyor ve karşıtların birçok argümanı görmezden geliniyor; bugün bilim kimlerin çıkarına hizmet ediyor, GDO ile geniş toprakların kullanılamaz ale gelme ihtimali nedir, ilaçlamanın dıştan değil de direk ürün genine yerleştirilmesiyle tarımsal ilaçları yiyeceğimiz bir problem değil midir, GDO dışında üretimi arttırma yöntemleri neden görmezden geliniyor, tek kullanımlık tohum meselesi nedir, tarım diye bildiğimiz şey tohum devamlılığı değil midir, ve dahada uzataçağımız bu sorular hakkında daha fazla bilgi edinmemiz gerekiyor, bilim, teknoloji, zorunluluk, ,ilerleme kavramları GDO yu sorgulamamamızı gerektiren sihirli içerik taşımıyorlar.
şu an GDO karşıtlarının argümanları bu yazının içeriğinden daha ikna edici geliyor. ama dediğim gibi şu an. o yüzden bu konu daha kapsamlı tartışılmalıdır. kestirme yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. örneğin kübanın GDO kullanım şekliyle, karşıtların argümanları karşılaştırılmalıdır.
GDO yazısı eleştirileri hakkında...
5 Kasım 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 1270
GDO karşıtlarının bazı iddiaları hakkında
5 Kasım 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 1274
Başta GDO'ya Hayır Platformu'nun metni olmak üzere öne çıkan bazı metinlerdeki bazı iddialar hakkındaki yazım:
GDO'ya Hayır Platformu'na göre sadece insan yemeliyiz!
Türkiye`yi Avlamaya Çalışan GDO`cular Kim?
6 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1277
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=122676
Sol ve Gdo
7 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1290
Gdoya hayır platformu yaklaşık 5 senedir gerek köylü ve tüketiciyi bilinçlendirme konusunda olsun gerek meclis içerisinde lobi faaliyetleri olsun çalışmalar yürütürken, SOL bu ülkede şeker fabrikaları özelleştirip yerine gdo lu mısırdan nişasta bazlı şeker üretimi yapan cargil gibi tekellere ve özelleştirmeye karşı ne yapmıştır ?? bugüne kadar bu konuyla ne kadar ilgilenmiştir ???GERİCİ derken takkeyi önünüze koyup düşünün lütfen
Verileri abartmak ve küçültmek
11 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1301
Bazı yorumlarda değinilmiş ama ben tartışmanın ekseninin altının daha da kalın çizilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Hastalıklardan birisi kıt bilgileri veri alarak tartışmayı mahalle kavgasına dönüştürmek.( bu türden örnekler Türkiye'de çok.)
Bir diğeri de verileri bütün yönleri ile ele alıp, bir tavır üretememek! Şaka gibi olsa da böyle bir hastalık (Türkiye'de az görülse de) hep var.
Böyle "bilimsel" konuların toplumda siyasi alıcısının fazla olmayacağı yanılsamasına kapılıp, konu politik yandan zayıf bırakılabiliyor.
Asıl olan bilimsel doğruları söylemenin yanında, kütleleri bu doğruların dışına çıkması için kışkırtmak.
Bu yüzden daha fazla politika ve...
Emperyalizmin ürünü GDO'lu Tayyip'i yemeyeceğiz!
h. güney
Erkin Özalp'a...
5 Nisan 2010, yazan leolive,
Yorum no: 2729
"Bilim neyi ortaya koyarsa bu ilerici bir çabadır" veya "insanlığın ürettiği her şey ileri doğru atılmış olumlu bir adımdır" gibi bir pozitivist bir yaklaşımı benimsemediğinizi umuyorum. Pek çok aksi örnek mevcuttur, malumunuz. O halde gıda teknolojisi ve endüstrisindeki kimi girişimlerden de kuşku duymamız olağandır. Genetik olarak değişiklik yapılmadıkça, dünyadaki toprağın bütün insanları beslemeye yetmeyeceği iddiasının safsata olduğu pek çok ciddi kaynakça seslendiriliyor. Eğer böyleyse ne diye, yüzyıllardır test edilmiş türlerle beslenmek yerine, tıbbi sonuçlarının ancak üstümüzde denenebileceği yeni türlerle risk alalım? Ve niye bu meselelerle uğraşmak, kapitalizmin alaşağı edileceği günlere ertelensin? O zaman bütün direniş odaklarımızın kapısına kilit vuralım gitsin. Gıda meselesindeki, büyük ölçekli tarım/küçük üreticinin yok edilişi/ kooperatfiflerin tasfiyesi/doğal kaynakların tahribi/dev gdo ve tohum tekelleri yumağını nasıl olur da göremezsiniz?
2729 no'lu GDO yorumuna yanıt
8 Nisan 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 2778
"Bilim neyi ortaya koyarsa bu ilerici bir çabadır" veya "insanlığın ürettiği her şey ileri doğru atılmış olumlu bir adımdır" gibi bir pozitivist bir yaklaşımı benimsemediğinizi umuyorum. Pek çok aksi örnek mevcuttur, malumunuz.
Leolive'den Erkin Özalp'e
8 Nisan 2010, yazan leolive,
Yorum no: 2779
Erkin bey,
Verdiğiniz ayrıntılı yanıta teşekkür ederim. Üzerinde mutabık kalabileceğimiz pek çok nokta olduğunu görüyorum. Anne tarafından ailem Ege'den, Küçük Menderes Havzası'ndan geliyor; yani en verimli ve de üzerinde insanların yeni tarım tekniklerini kullanmaya en hevesli olduğu topraklardan. Tarımda, "ne varsa öyle kalsın"ı ne deneyimledim, ne de savunuyorum. Ancak, "yeni" olan her bir haltın üzerine atlamamamız gerektiğini vurgulamaya çalışmıştım.
Şu anki tartışmamızın odağında GDO olduğu için onu vurgulamıştım, Yoksa elbette "falanca sıcaklıktaki suya atılıp filanca dakika ısıtılıp sonra da afiyetle tüketilebileceği" söylenen hazır gıdalarda da pek çok çekince noktası var. Örneğin ve çok bariz olarak, bu tip gıdaların ABD'de kitlesel ölçekte çok ucuza (mutfakta kendi satın aldıklarınızla yapacağınız bir yemekten ucuz) üretildiğini ve bunun obezitenin başlıca etmenlerinden biri olduğunu biliyoruz.
"Her ne pahasına olursa olsun küçük üreticiliği olduğu gibi koruyalım" gibi bir tezim de yok. Ancak özellikle mevcut kapitalist düzen çerçevesinde, her sektörde de olduğu gibi sermayenin temerküzü ve karın maksimizasyonu kuralları işlemekte, daha büyük toprakları kimi kez mülk edinen, kimi kez bilmem kaç yıllığına ürünlerini kapatarak "monobloklaştıran" tarım tekelleri sözkonusuyken; küçük üreticiliğin de yaşayabildiği ve bunlara karşı gücünü kooperatifler vasıtasıyla koruyabildiği bir durumu da savunmak, burada bir direnç noktası oluşturmak elzem. Bunun için de (başa dönersek), küçük ölçekli bir toprakta da insan sağlığına bir halel getirmeyecek ve o toprağın kimyasal bileşim zenginliği açısından sürdürülebilirliğini koruyabilecek teknolojiler geliştirmek ve kullanmak gerekiyor. Bu toprakların bir kooperatif planlaması içinde kendi aralarında dönüşümlü, yani yıllar boyunca hep aynı ürünün ekilmesiyle toprağın yoksullaştırılmayacağı biçimde kullanılması gerekiyor. Ve yine bu yolla, kentlerde kurabileceğimiz tüketici kooperatifleri sayesinde, doğrudan üretici-tüketici bağları kurabilmenin de önü açılabilir; bu da başka bir direnç nokrası teşkil edebilir.
Selamlar...
GDO = NWO (New world order)
26 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3721
GDO Yeni dünya düzenini planlayan elitler tarafından dünya nüfusunun kontrol edilebilecek düzeye inmesi için icat edilmiştir.Gdo'lu bitkiler ekosistemi tahrip eder ve insan üzerinde korkunç derecede etkileri vardır.Rotschild ve Rockefeller aileleri yeşil devrim adı altında bu zehiri insanlığın başına çıkarttılar.Rockefeller ailesi ve diğer elitler norveçe bağlı svalbard'da küresel yokoluşun ardından kendilerini kurtarmak için bir tohum deposu kurdular.Ekosistemi ve sağlığımızı korumak istiyorsak gdo,moleküler biyoloji ve genetik mühendisliğine çok katı bir şekilde direniş göstermeliyiz.