Skip to content

ERKİN ÖZALP: Erdoğan 'diklenme' cesaretini nereden buluyor?

11 Haziran 2010, ekleyen Erkin Özalp

AKP iktidarı döneminde eskisine göre çok daha dışa bağımlı bir ülke haline getirilmiş olmamız sayesinde! 

Ülke ekonomisini tümüyle dışa bağımlı hale getirmek, geçici olarak, bazı avantajlar da sağlar... İflas edene kadar, yabancı sermaye gruplarına sağladığınız çıkarlar nedeniyle, sizi kolay kolay gözden çıkarmazlar... Tüccar zihniyetli AKP’nin en büyük başarılarından biri, Türkiye’yi eskisine göre çok daha hızlı bir şekilde “pazarlamak” oldu...
 
Türkiye’ye yabancı sermaye girişlerini de hızlandıran en kapsamlı özelleştirmeler AKP döneminde yapıldı. Aşağıdaki tablonun gösterdiği üzere, kamu varlıklarının (yani elde hazır bulunanların) talanı konusunda kimse AKP’nin eline su dökemez:
 
(Kaynak)
 
Özelleştirmelerin yoğunlaştığı dönemde, doğrudan yabancı sermaye girişleri şöyle artış göstermiş:
 
(Kaynak)
 
AKP iktidarı sayesinde, petrokimyadan bankacılık ve sigortacılığa, telekomünikasyondan ticarete her alanda yabancı sermayenin ağırlığı arttı. Kimileri, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının, dış borçlanmayla karşılaştırıldığında, “yararlı” bir sermaye girişi olduğunu iddia eder. Oysa doğrudan yatırım yapan yabancı sermayedarların kâr beklentisi, borç veren sermayedarların faiz beklentisinden çok daha fazladır. Ve Türkiye’de elde edilen kârlar, er ya da geç, ülke dışına transfer edilecek...
 
Yine AKP iktidarı sayesinde, Türkiye’nin ithalatı da hızlı bir artış gösterdi. 2002 yılında yaklaşık 51 milyar dolar olan ithalat, 2008 yılında 200 milyar doları aştı (Kaynak). 2008’de Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülkeler şunlardı: Rusya (31,5 milyar dolar), Almanya (18,5 milyar dolar), Çin (15,5 milyar dolar), ABD (12 milyar dolar), İtalya (11 milyar dolar), Fransa (9 milyar dolar), İran (8 milyar dolar) (Kaynak).
 
Sayılara boğmak yerine tek bir örnek: Türkiye, neredeyse tüm enerji ihtiyacını yerli kaynaklarla karşılayabilecek bir ülke. Ama bunun yerine, neredeyse tüm enerji ihtiyacı, ithalat yoluyla karşılanıyor. Ne de olsa komisyonculuk yaparak para kazanmak, üretimde bulunmaya göre çok daha kolay! Sonuçta, Erdoğan ile Putin’in arası iyi, çünkü petrolün yanı sıra doğalgaza da bağımlı hale getirilmiş olan Türkiye, Rusya’ya bir de nükleer santral yaptırıyor...
 
Ülke varlıklarını satıp savarak, yabancı sermayenin önünü açarak, ithalatı artırarak ve borçlanarak nereye kadar gidilebilir? Örnek, hemen yanı başımızda: Yunanistan... Avrupa Birliği’nin bir açık pazarı haline getirilen Yunanistan, üretime dayanmayan bir ekonominin er ya da geç iflas noktasına varacağını gösterdi.
 
Türkiye de aynı yolda ilerliyor. Ama bu arada, Türkiye tarihinin en işbirlikçi iktidarlarından birinin başındaki kişi, somut sonuçları pek sınırlı dış politika “açılım”larıyla, iç sorunların üzerini örtmeye çalışıyor... Şimdilik buna izin veriliyorsa, “deliğe süpürme” zamanının henüz gelmemiş olduğu düşünüldüğünden...
 
Diğer yandan, ülke iflas noktasına geldiğinde/getirildiğinde söylenecek olanlar belli: Sorumsuzca dış politika açılımları, “popülist” politikalar, sayıların makyajlanması yoluyla kamu maliyesi hakkındaki gerçeklerin gizlenmiş olması, hiçbir iş yapmayan devlet memurlarına tonla para ödenmesi, sosyal güvenlik açıkları vs. vs...
 
Kısacası, Türkiye’nin “son komünist ülke” olması...

 

 

 

AdaptiveThemes