Skip to content

ERKİN ÖZALP: Açılım, Marx'ı haklı çıkarmıyor mu?

23 Ekim 2009, ekleyen Erkin Özalp

Abdullah Öcalan, aylardır, vesile aramaksızın her fırsatta Karl Marx’la (ve zaman zaman da Lenin’le) hesaplaşıyor. Marx, kapitalizmi doğru çözümleyememiş... Marx, kapitalizmin ötesine geçememiş... Marx, devletin ele geçirilmesi (devrim) hedefini koyarak sosyalizmin ideallerine ters düşmüş... Marx, “sınıf mücadeleleri”ni temel alarak, “vahim bir hata” yapmış... (Örnekleri için, konu hakkındaki son haberimize ve onun sonundaki bağlantılara başvurulabilir). 

Neden?
 
Herhalde iki temel amaçtan söz edebiliriz. Birincisinin son derece bilinçli bir tercih olduğu kesin: Kürt hareketi ile devrim ve sosyalizm hedefleri arasındaki her tür bağı koparmak...
 
İkincisinin ne kadar bilinçli bir tercih olduğundan emin değilim: “Kürdistan İşçi Partisi” adını taşıyan bir örgütün kurucusu olan Öcalan, “işçi sınıfı”nın çıkarlarıyla ilgili her tür tartışmayı gündemden düşürmeye (belki de daha doğrusu gündemin uzağında tutmaya) çalışıyor...
 
Sonuç ortada: Kürt sorunu ile sınıf mücadeleleri arasındaki bağlantının koparılması ölçüsünde, Türkiye işçi sınıfının bölünmüşlüğü pekiştiriliyor. “Açılım” derinleştikçe, işçiler arasındaki etnik/ulusal ve dinsel ayrımlar daha bir güç kazanıyor. Öcalan ve AKP, “Kürt sorununun çözümü”nden, işçi sınıfının daha fazla parçalanmasını (ve bu sayede daha kolay sömürülmesini) anlıyor...
 
“Açılım” vesilesiyle ortaya çıkan olumlu ve olumsuz tepkiler de aynı doğrultuya işaret ediyor.
 
Başta Fethullahçılar olmak üzere açılım destekçisi din tüccarları, “Devlet Kürtlerle nasıl barışıyorsa bizimle de aynı şekilde barışmalı, türbanla, dinsel eğitimle ve başka konularla ilgili tartışmalar son bulmalı” diyor.
 
Açılıma (ve açılımla birlikte ortaya çıkan bazı görüntülere) yönelik tepkilerden yararlanmaya çalışan CHP ve daha çok MHP, Türk milliyetçiliğini (belirli sınırları aşmadan) kışkırtıyor...
 
Daha şimdiden dile getirilen “Aleviler de haklarını elde etmek için dağa mı çıksın?” türü tezlerle, toplumun bir başka önemli kesiminin, dinsel inançlarını başka şeylerin önüne çıkarması hedefleniyor.
 
Başta Avrupa Birliği olmak üzere emperyalistlerin de katkılarıyla, Türkiye’deki irili ufaklı tüm alt toplulukların üyelerinin, etnik/ulusal ve dinsel kimliklerini öne çıkarmaları teşvik ediliyor.
 
Bir yandan etnik/ulusal ve dinsel ayrımlar pekiştirilirken, diğer yandan yüzsüzce “hoşgörü” propagandası yapılıyor. “Tepkileri anlayışla karşılamak gerekiyor” tezi ile “tepkilerin belirli sınırları aşmaması gerekiyor” tezi birlikte iş görüyor.
 
Her şey yolunda giderse, sermaye sahipleri, açıkça söyledikleri gibi, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı illerdeki yatırımlarını artıracak. Ama bunu yaparken, Türklerin yoğun olarak yaşadığı illerdeki işyerlerinden bir bölümünü kapatacaklar, diğerlerinde ücretleri daha kolay geriletecekler ve böylece Türklerle Kürtler arasındaki gerilimlerin süreklileşmesini sağlayacaklar. Alevilerin de kendi dinsel kimliklerini açıkça sergileyebilmeleri, aynı amaca hizmet edecek.
 
İşte sermaye sahiplerinin ideal Türkiye tablosu! Bu tabloda gerçek bir “toplumsal barış”ın olamayacağını eklemeye gerek var mı?
 
“Hoşgörü”, “çok kültürlülük”, “ötekileştirmeme” vb. savunucuları (bazıları çok iyi niyetli olsa bile), işte bu nedenle, asıl olarak sermaye sahiplerine hizmet ediyor.
 
Marx, aynı nedenle, işçi sınıfını merkeze yerleştirmişti. Toplumun bütünsel çıkarlarını yalnızca işçi sınıfı temsil edebilir. İşçi sınıfını ve sınıf mücadelelerini önemsizleştiren her tür yaklaşım, toplumsal bölünmüşlüğü ve sermaye sahiplerinin iktidarını güçlendirir.
 
Burada sorun, işçi sınıfının belirli bir tarihsel kesitte somut olarak ne kadar güçlü olduğu değildir. Sol, işçi sınıfı yeterince güçlü değil diye ulusal/etnik ve dinsel toplulukların o sırada muhalefette olan kesimlerini temel aldığı ölçüde, sermaye sahiplerine hizmet etmenin ötesine geçemez. Bir işçi sınıfı hareketinin toplumun tüm ezilen kesimlerini kucaklaması başka bir şeydir, sınıf hareketi ile etnik/ulusal ve dinsel hareketlerin eş önemde sayılması bambaşka bir şey...
 
Marx’ın yaşadığı dönemde, işçi sınıfı, bugünkünden çok daha zayıftı. Komünist Parti Manifestosu’nun yazıldığı sırada, İngiltere ve biraz da Fransa dışında Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, ciddiye alınabilecek işçi sınıfı hareketleri bulunmuyordu. Bir başka deyişle, “o zamanlar işçi sınıfı çok daha önemli” falan değildi! İşçi sınıfını merkeze yerleştirilmesi, son derece bilinçli bir tercihin ürünüydü.
 
Açılım, solu, en zayıf olduğu dönemlerden birinde yakaladı... Bugünün verilerine odaklanan bir sol, bugünkü zayıflığını aşamayacaktır... Zayıflığımızdan başka kaybedeceğimiz bir şey yok, ama sermaye iktidarına (ve bu arada her tür etnik/ulusal ve dinsel bölünmüşlüğe) karşı mücadele ederek kazanabileceğimiz bir işçi sınıfı var. Yeter ki, gerçek (toplumsal karşılığı ve anlaşılırlığı bulunan) bir mücadeleyi örgütleyebilelim...
 

Yorumlar

toplumsal barış

24 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1153

Sevgili Erkin, Yazılarını zevkle okuyorum.Bilincimi geliştiriyorlar. Barışı arayanların önceliklee bakmaları gereken nokta içinde yaşadığımız kapitalizmin kar hırsı ve içinden türediği emperyalizmin zora dayanan baskısıdır. Kapitalizm koşullarında eşitlik ve özgürlüğün olamayacağı gibi emperyalizmin yanında barışın da olması mümkün değildir. Toplumsal barışın kurulması ancak işçi sınıfının iktidarı ile mümkündür, Bunun dışındaki arayışlar barışı değil içsavaşı yakınlaştıacaktır. Öcalanın, etnik kimlik istemini ABD nin desteği ile başarmayı amaçladığı anlaşılıyor. Acaba kimlerin çıkarları bu politkalardan güç alıyor. Evet sonuç olarak, kapitalismin temsilcileri 150 yıldır Marx'ı yalanlamayı sürdürüyorlar. Buna birileri daha eklenmiş gibi. Ama gerçek ortada duruyor ve umut ışığımız olmaya devam ediyor: MARX HAKLI:

açılım

26 Ekim 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1160

ağrıda yaşayan bir kürt olarak son zamanlarda okuduğum en iyi yazılardan biri . türkiyede sol uzun zamandan beri kürt hareketinin etkisinden kurtulmamıştır ve bu yüzden cesur adımlar ve yazılar yazmaktan herzaman geri durmuştur Erkin Özalp"in yazısı tamda türkiye soluna son dönemde nasıl bakması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. ayrıca işçi sınıfı kavramını unutanların iyi bir ders çıkarması gereken bir yazı..
saygılarımla...

 

 

AdaptiveThemes