Skip to content

CANSU FIRINCI: İnci kaderi (Kişisel blog)

10 Temmuz 2010, ekleyen martin eden

İnci gibi kalbi olan sen, inci kaderi kaderin olsa da yolunda yürü şair,
sahne tozu yutan oyuncu, tuvale renk veren ressam, taşı yontan el…
Değiştirmek senin elinde bu kaderi…

İnci, çok değerli. Hepsi değil ama. Daha doğrusu hepsi değerli de, kimi daha da değerli. Nerede oluşur peki?
 
İstiridyenin, midyenin ama hepsinin de değil kiminin kabuğunun içinde. Neden oluşur ama?
 
Kabuğunun içine yabancı, zararlı bir madde girince bünyeye zarar gelmesini engellemek için. Yabancı maddenin etrafını kaplamak için sedef salgılar midye.
 
Sedef kaplar etrafını pisliğin, yuvarlak, parlak bir yapı oluşur midyenin içinde.
 
Yani inci, sedef kakmalı bir bıçaktır içeri sızan yabancının, zararlının böğründe.
 
En çok beyazına rastlanır. Ama beyaz olmayanı da vardır neticede. Pembesi, kırmızısı, mavisi, yeşili, kahverengi ve siyahına da rastlanır.
 
Yani öyle durduk yere, insanlara süs olsun, zenginlik göstergesi olsun diye oluşmaz inci. Bir yararı vardır, güzeldir üstüne. Ve az bulunur.
 
Saflığın, temizliğin işareti olarak kabul edilir pek çok kültürde.
 
Sahtesi de çoktur. Hatta sahtesi sahicisinden kat be kat çoktur.
 
Kimi sevdiğine ne kadar temiz, saf bir aşkla ona bağlı olduğunu göstermek, sevdiği kişinin ne kadar saf, temiz bir insan olduğunu anlatmak için bir çift inci küpe hediye edebilir ona. Zararı yoktur, yararı çoktur. İnci gibi bir kadına yaraşır en çok inci. İnsana yaraşır.
 
Kimi gösteriş olsun diye takar boynuna. Yararı yoktur. Çünkü kötü bir kalbin kirini örtemez hiçbir inci. İş o ki içine ve cebine giren pislikten koruyacak sedef salgılayabilsin kişi.
 
Sahiciliğinden şüpheye düştü mü kişi, sahte mi değil mi diye anlamak için dişinin arasına alır ezer, üzerini bıçakla kazır incinin. Yine de gideremezse şüphesini tek bir çare kalır geriye. İnciyi alıp atmak sirkenin içine. Eğer inci sahte ise erimeden kalır, sahici ise yavaş yavaş erir, yok olur sirkenin içinde.
 
Şimdi gelelim asıl meseleye, bunca lakırdının sebeb-i hikmetine. ’80 yılında yaşanan dünya çapındaki karşı devrimci darbeler dönemine denk geldiyse doğumunuz, ’89 yılında Sovyetler Birliği’nin çözülüşüne ve hemen ardından sosyalist bloğun çöküşüne tesadüf ettiyse çocukluğunuz, Yugoslavya’nın parçalanmasını gördüyse genç gözleriniz, on milyonlarla söylenen solcu sosyalist kitle yerle yeksan olduysa, 80 milyonluk memleketinizde hep birlikte miting yaptığında 100.000’i ancak buluyorsa sosyalist partiler…
 
Emperyalizm tek kutuplu dünyayı yeniden şekillendirmekle meşgulken direnç odakları yaratmaya çalışıyorsa tüm dünyada sol. Seçimlerde yüzde bir oy bile alamıyorsa komünist partiler…
 
Sen de kalkıp da medya çağında, internet milenyumunda, televizyon hükümdarlığında, bana ün, şan, şöhret ne gerek, ben komünistim, sanatta devrimciyim, içeri sızan zararlı maddenin, pisliğin bünyeye zarar vermesini engelleyeceğim, toplumcu sanattır benim safım demişsen…
 
Böylesine asidik bir ortamda, inci olmaya soyunmuşsan, sınanmak kaderindir keskin bir sirkeyle…
 
Sahteyse sorun yok. Bir alıcın bulunur elbet. Bir yerlere kakalarlar seni.
 
Ya sahiciysen! Yavaş yavaş erir, kaybolursun sirkenin içinde.
 
Ve arkandan pek çok sanatçıya yaptıkları gibi “Aa, sahiciymiş” derler.
 
Bizde (görece) inci çoktur. En az bulunanından siyah inci bile çıkar genç komünist sanatçıların arasından. Fakat “acaba sahte mi sahi mi” diye düşünüp dururken eriyip gider sirkeli suyun içinde.
 
Sosyalist bloğun dağılıp emperyalizmin dünyayı yeniden şekillendirdiği, sosyalizm bayrağının altında toplanan milyonlarca insanın başka bir sirkeli suda eritilip yok edildiği bir dönemde toplumcu genç sanatçıların kaderi bu: İnci kaderi!
 

Kaynak: http://cansufirinci.wordpress.com/2010/07/09/inci-kaderi/

Yorumlar

"şair" diyor ki: "Sen de

11 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3839

"şair" diyor ki:
"Sen de kalkıp da medya çağında, internet milenyumunda, televizyon hükümdarlığında, bana ün, şan, şöhret ne gerek, ben komünistim, sanatta devrimciyim, içeri sızan zararlı maddenin, pisliğin bünyeye zarar vermesini engelleyeceğim, toplumcu sanattır benim safım demişsen…

Böylesine asidik bir ortamda, inci olmaya soyunmuşsan, sınanmak kaderindir keskin bir sirkeyle…

Sahteyse sorun yok. Bir alıcın bulunur elbet. Bir yerlere kakalarlar seni.

Ya sahiciysen! Yavaş yavaş erir, kaybolursun sirkenin içinde.

Ve arkandan pek çok sanatçıya yaptıkları gibi “Aa, sahiciymiş” derler."

"şair" burada kendini anlatmış!
demek ki bu çağda, "şair"ler, daha ölmeden, olanca tevazularıyla "ölünce bilecekseniz ulen benim değerimi" diye haykırabiliyorlar.
gecenin bir vakti okan bayülgen'in programında şiir okumak, yaşarken ünlü olmaya yetmiyor demek ki!

İnci ölçüsü

12 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3849

'Biz ne acılar çekiyoruz, içimizde de bir sürü sahte var, kıymetimiz ölünce anlaşılıyor' diye ağlamaz gerçek inciler. İşini yapar gider. Devrik cümlelerin de bir metni devrimci veya romantik veya etkileyici yapmadığını bilirler.

Cansu arkadaşın sanatçı

12 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3851

Cansu arkadaşın sanatçı duyarlılığıyla kaleme aldığı yazılarının 'Kültür-Sanat' kategorisinde yer alması sanki daha uygun olurmuş gibi geliyor.

Sabahattin Eyüboğlu Ve Devrik cümle Üzerine !

15 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3874

Ziyaretçi arkadaş şöyle yazıyor : " Devrik cümlelerin de bir metni devrimci veya ro
mantik veya etkileyici yapmadığını bilirler."
Bu yazı bana,Sabahattin Eyüboğlu'nu çağrımlaştırdı.Yazınımızın değerli bir düşünür
ve kalemini.
S.Eyüboğlu edebiyatımızda çok yönlülüğü ile tanınan bir yazarımızdır.Azra Erhat'ın deyişiyle o, "aydın,yazar,düşünür,çevirmen,eleştirmen,eğitimci,öğretmen...daha birçok ad ve sıfatlarla " anabileceğimiz bir değer.S.Eyüboğlu yalnız düşün alanında
değil " dil " ci olarak da Türkiye edebiyatında ayrıcalıklı bir yer'e sahip.İşte bu S.Eyüb
oğlu " devrik cümle " bağlamında neler düşünüyormuş bir bakalım :
(alıntıları bütünlük içerisinde değilde ilgili bölümler olarak vereceğim affınıza sığınarak)

" Yine Devrik Cümle
......
Yeni Ufuklar gibi pir aşkına hizmet gönüllüsü bir dergide Devrik Cümle üstüne düşün
düklerimi yazarken önemli bir memleket meselesi üzerinde durduğumdan emindim.
Evdeki pazar çarşıya uymadı diye.Okuyan eş dost ya hiç lafını etmedi,yahut da :
Böyle bir meselemiz yok,dil zorlanmaya gelmez,kendiliğinden gelişir,asıl kafadır
değişmesi gereken,kelimeler,cümleler birer vasıtadır nihayet...deyip kestiler.Bu me
seleyi benden önce ele alanlar da başka türlü karşılanmadı,hatta aralarında zarar
lı düşünce yaymak,öz geleneklerimizi yıkmakla suçlandırılanlar oldu.Neden acaba ?
Belki de biz gereğince anlatamıyoruz bu meselenin önemini,devrik cümlenin yazı
dilimize girmesiyle neler kazandığımızı ve kazanacağımızı,şimdiye kadar hor görül
müş olmasından neler kaybettiğimizi.
.........
Gelelim şimdi bizim meselemize,küçük meselemize :Ben dedim ki yahut diyorum ki
yazı dilimizde devrik cümleden yana bir gelişme var.Aşırısı,ölçülüsüyle,tabiisi zorla
masıyla bu gelişme önümüzdeki bir gelişmenin belirtisidir.Kelime yenileştirmeleriy
le kalan dil devrimi de,cümle kuruluşunun katılaşmış kalıplarını zorlayan devrik cüm
le de çağımıza uyma çabamızın,halktan ve hayattan yana gidişimizin tabii sonucu,
ister istemez gidilecek yoludur.Aslında bu,devrik cümle meselesi değil,yazı dilimizin
eski harfimiz,eski lügatimiz gibi,güzel de olsa kapalı,içine çevrik,kısır kalıplardan
sıyrılıp konuşurca,düşünürce,yaşarca olmasıdır.Şairin iyisi gibi,yani halk gibi
kurmaya başlıyoruz cümlemizi :İçimizden düz gelirse düz,devrik gelirse devrik,ek
sik gelirse eksik .Laubalilik değil,ciddiliğin ( ki sahihliğe varır bugünce anlamı ) ta
kendisidir böylesi cümle kuruluşu.(S.Eyüboğlu,Sanat Üzerine Denemeler ve Eleşti
riler,Cilt 1, S.333.Cem yay.1981)
Evet ..Durum bu.Devrimci olmak yetmiyor.Bir de herşeyi ciddiye almak meselesi
ve herşeye kafa yorabilmek meselesi var. ! öz'e evet deyip de Biçim'i es geçmek
de yobazlığın bir türdeş'i oluyor bana kalırsa.Artık gerisini siz yorumlayın.Maden

Şairin Kadir Kıymet Arayışı

27 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3985

Eskiden "O" aramaz; onu bulurlardı. Devran değişmiş demek ki...

Eskiden "O" değerlenmek için değil yaşamak için yazardı. Devran değişmiş demek ki...

Eskiden "O" yaratıcıydı; şimdi imaj çağında yaratılmayı beklediğine göre... Devran değişmiş demek ki...

Eskiden "O" dizelerinde için için ağlardı, şimdi dıştan bağırarak ağladığına göre... Devran değişmiş demek ki...

Eskiden "O" susar, şiiri konuşurdu; şimdi şiiri susup "O" konuşuyorsa... Devran değişmiş demek ki...

Arkadaş, çözülüş sürecindeki değişimleri anlatırken ikisini es geçmiş sanırım... Bir karakter olarak toplumcu şairin çözülüşü... O da mı 89'dan sonra oldu?

Bir de yazının haklı olabileceği tek şey, solun estetiğini yitirmesi... Sanırım sanatsallığını, okur-yazarlığını yitiren bir sol da 89'dan sonra türedi...

Öyle sola böyle sanat!

 

 

AdaptiveThemes