Skip to content

BURCU AKMAN: Başbakanlı bir biyo-iktidar çözümlemesi

20 Temmuz 2010, ekleyen Burcakman

Pazar günü bazı kadın örgütlerinin temsilcileriyle görüşen Başbakan, aynı gün katıldığı üst düzey zevatın çocuklarının nikâh töreninde, yeni evli çiftten üç çocuk istediklerini (bu -ler’in kim olduğunu bilmiyoruz, bir tür “ortak akıl” olsa gerek) söylemeyi ihmal etmemişti. Her iki vukuatın aynı güne denk gelmesi bir ironi miydi acaba?

Bugün de kendileri alkol tüketmek yerine meyve yememizin daha sağlıklı olduğunu buyurmuşlar. Konunun uzmanları, sağ olsunlar, okuyucular olarak bizlere içimizi bir nebze olsun rahatlatacak açıklamalar yapmaktan geri kalmamışlar. (Bu sözler üzerine, balığın yanında masaya en az bir kilo üzüm getirmek zorunda kalmayacağımız için iyi oldu!)

Başbakan’ın sağlık konusundaki titizliğine, kendisine dertlerini anlatmaya çalışan vatandaşların ceplerindeki sigara paketlerini alması vesilesiyle de yeterince tanıklık etmişliğimiz var. Fazlasıyla duyarlı, koruyucu, “tatlı-sert” bir aile babası – hani neredeyse, imkân verilse, müritlerini doğru yola getirmeyi dert edinmiş bir şeyh diyesi geliyor insanın.

Yalnız bundan sonra ne geleceği benim için ciddi bir merak konusu teşkil ediyor. Eğer Başbakan’ın üreme saplantısı ile alkolsüzlük-sigarasızlıktan ibaret gördüğü sağlıklı yaşam takıntısını yan yana getirirsek, belki de artık hamile ya da emziren kadınların sigara ve alkol tüketimlerine bir yasak getirmenin zamanının geldiğini düşündürtecek kadar haklı gerekçe var artık önümüzde. Böylelikle, yasa(k) yoluyla da olsa, hem kadınlar, o çok zararlı alkol ve sigaradan uzak tutulmuş, hem de gelecek nesillerin bekası güvence altına alınmış olur. Ne de olsa söylentilere göre üç çocuktan birisi anne, birisi baba, diğeri de toplum/Devlet içinmiş. E bu durumda İktidarlı Başbakanın kendisini, en azından “toplum için olan” üzerinde söz söyleme hakkına sahip görmesi olağandır herhalde.

Başbakan’ın “söylemleri” üzerine Fransız (post-yapısalcı) sosyolojisi çıkışlı biyo-iktidar çözümlemeleri yapmak cidden çok şık olabilirdi. Beden teknolojilerinden girer, yaşamın optimizasyonundan çıkardık, çok da yanlış bir şey söylüyor olmazdık hani. Bu arada hastanelerde sürünmemek için zarurî olan somut tedbirler konusunda edilecek her söz bu makro-sosyal perspektif içinde ancak bir toz zerreciği kadar görünürdü herhalde gözümüze. Olsun, kültür sosyolojisi rehberliğinde “aşmış” olmanın verdiği tatmini de yaşamış olurduk böylelikle.

Bu tür biyo-iktidar çözümlemelerini ayrı dünyanın insanlarına bırakarak, biz fanilerin anladığı dille konuşan mizaha dönmek istiyorum. Başbakan’ın bundan iki yıl önce üç çocuk emrini ilk kez verdiği 2008 yılında Ayşe Arman’ın Metin Üstündağ’ın ile yaptığı bir röportajdan:

Başbakan, "Üç çocuk şart!" dediği zaman. Yok yok, o laftan sonra erkek de değil "damızlık gibi" hissettim kendimi. Halkına "Üreyin!" diyen bir başbakan, kendini çiftlik sahibi sanıyordur herhalde. Aşk üremek değil, evvela sevişmektir! Laiklik, başörtüsü, türban... Bunların hepsi hikaye. Asıl mevzu şu: Onlar üremek istiyor, biz sevişmek! Onlar bu dünyaya da kazık çakmak istiyor biz sadece yaşamak istiyoruz.*

 

Bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum. Ortada gerçekten “onlar” ve “biz” var ve bu ayrım hep olmalı.

*http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9235757.asp?yazarid=12&gid=61&sz=81640&hid=9238293

 

 

 

AdaptiveThemes