Skip to content

AYŞE K.: Harvard'ın 'veritas'ı - 'Önemsiz' bazı gerçekler

19 Nisan 2010, ekleyen Erkin Özalp

Bir kez daha, Ayşe K. arkadaşımızın bir yorumunu "YORUM" bölümüne aktarmakta yarar görmüş oldum... Özgün yeri şurası: http://www.haberveriyorum.net/haber/gunduz-findikcioglu-sovyet-tariminda-dekulakiza#comment-2968

Mottosu “veritas” olan her kuruma ve mottosu “veritas” olan her kurumda çalışan “akademisyene” ille de saygı duyulmasını istemek ve beklemek de pek “bilimsel” bir yaklaşım değildir, neden olsun ki? Bizden kim, neden böyle bir şey beklesin ki?

Harvard, yani “veritas işaretli sosyal bilim okulu”, Soğuk Savaş döneminde, Sovyetler Birliği konusunda bunun böyle olmadığını gösterdi, hâlâ gösteriyor. Holodomor (Ukrayna açlığı) iddialarının savunulmasına ve kolektivizasyon aleyhtarı kampanyaya en büyük ve ilk “akademik” destek Harvard’dan geldi. Savaş sonrasında ABD’ye sığınan Nazi işbirlikçisi Ukrayna milliyetçilerinin “akademik anlamda” neredeyse ilk “kurumlaştığı” yerdir burası.Akademide holodomor (ve pek tabii kolektivizasyon) konusunun ele alınışına ön ayak olan, söz konusu dönemde ve aslında halen anti-komünist araştırma projelerinin en çok gerçekleştirildiği akademik kurum Harvard Üniversitesi’dir.
 
Bu üniversitenin bünyesinde 1981 yılında kurulan Ukrayna Araştırma Enstitüsü bir akademisyenin ve bir bilim insanının utanç duymadan anamayacağı çalışmalara imza atmıştır. Tarihçi değilim, Sovyetler Birliği meseleleri dışında başka örneği var mıdır bunların bilemiyorum ama Nazilerle işbirliği halindeki Hearst basınının başlattığı “holodomor kampanyasının” (Sovyetlere karşı ilk Nazi kampanyası) bütün materyallerine sahip çıkan çalışmalardır bunlar. Ben, Tülay Hocam’ın tanımıyla, bir “geri kalmış ülke akademisyeni” olarak bundan utanç duyuyorum, fazlasıyla hem de. Mesleğine ve bilime saygılı, hangi tandanstan olursa olsun, herhangi bir Batılı akademisyenin duymayacağına da inanmıyorum.
 
Çok uzun bir konu. Bir yorumda toplayamam ama biraz olsun bu “veritas işaretli” kurumun genelde Sovyet meselelerine ve özelde holodomor ya da kolektivizasyon meselesine yaklaşımını örneklemek istiyorum.
 
Söz konusu Ukrayna Araştırma Enstitüsü, 1981 yılında “Açlık Projesi” isimli çalışma ile faaliyetlerine başladı. İki akademisyen bileşeni vardı bu projenin. Biri James E. Mace (1952-2004), diğeri görüp görebileceğimiz en “akademik” çalışmalara imza atmış, Sovyet meselelerinde (ah! ne yazık ki) sola bulaşmış insanların da referans aldığı Robert Conquest’ti.
 
Bu Enstitü’nün Harvard Üniversitesi fonlarıyla gerçekleştirdiği ilk çalışması, Woropay’in The Ninth Circle isimli kitabının yeniden basılması oldu. Bu kitabın ilk baskısı 1953 yılında Ukrayna Milliyetçileri Derneği’ne bağlı (yakın zamanda Ukrayna’da “kahraman” ilan edilen Nazi işbirlikçisi binlerce insanın katili olan milliyetçinin adından esinlenen) Bandera grubunun gençlik kolları tarafından İngiltere’de yapılmıştı. Harvard’ın bu kitabı yeniden basması, “holodomor”un 50. yıldönümü nedeniyleydi. Söz konusu kitap, Hearst basınının, aslında bir hapishane kaçkını olan sahtekâr Thomas Walker (ismi de sahte tabii) adlı “gazetecisinin” çoktan sahteliği kanıtlanmış açlık fotoğraflarını kullanıyordu. Kitabı yayına hazırlayan, “gerçeğin abidesi” Harvard’ın holodomor ve kolektivizasyon çalışmalarıyla ünlü profesörü James Mace’ti.
 
Harvard profesörü Mace, 1983 yılında da bir katalog hazırladı: “Famine in the Soviet Ukraine 1932-1933: A Memorial Exhibition”. Bu katalog, Harvard Kütüphanesi, Ukrayna Araştırma Enstitüsü ve Harvard Üniversitesi Ukrayna Çalışmaları Fonu tarafından finanse edildi. Katalogda 44 fotoğraf vardı. Bir kısmı Hearst’ün 1930’lu yılların, tarihin belki de en büyük sahtekârlık abidesi olmuş gazetecilik vakasına aittir, yani Thomas Walker’a. Bir kısmı Çarlık dönemi görüntüleridir. Bir kısmı 1921 açlığından görüntülerdir. Bir kısmıysa Nazi propaganda yayını Laubenheimer’ın "Die Sowjet Union am Abgrund" ve gene Laubenheimer’ın "Und du Siehst die Sowjets Richtig" adlı kitaplarından direkt olarak kopya edilmişti.
 
1980’li yıllarda basıldı bu katalog. Başka bir deyişle, katolog basılmadan tam 50 yıl önce sahtekârlığı ortaya çıkmış bir hapishane kaçkınını referans alan, “veritas işaretli” kurumun, Harvard’ın, bir akademisyeninden ve kendisine yardımda bulunan meslektaşlarından söz ediyoruz.
 
Yalnızca bu da değil. Sosyalist ülkelere karşı psikolojik savaş aracı geliştirmekle ünlü ABD İstihbarat Ajansı’nın (USIA) bir yayın organı olan Problems of Communism adlı dergide yayınlanan makalesi ile de holodomor iddiası yandaşı ve kolektivizasyon aleyhtarı kampanyaya “anlamlı” desteğini sunmuştu “veritas mottolu kurumun” profesörü Mace.
 
Mace’in akıl hocası Profesör Conquest’i anlatmakla bitmez tabii (bir kısmından ilk yorumda bahsetmiştim). Ama siz, kolektivizasyon aleyhtarı (karalayıcısı) ve holodomor iddiası savunucusu Mace’in de sahne aldığı,  Harvest of Despair filmini araştırın lütfen. Hatta zamanınız varsa, izleyin: video.google.com/videoplay
 
Ama bunlar da önemli değil(!?). Bunun da Paul Gregory gibi bir önemi yok(!?). Yani Gregory gibi anti-Marxist, anti-komünist bir tarihçinin Sovyet ekonomisini “zaten yeterince sosyalist olmamakla” eleştirebilmesinde bir ikiyüzlülük, ikiyüzlülük demeyelim, bir tuhaflık da yok (!?). Holodomor mu? Kabul edilemeyen kolektivizasyon gerçeğiyle doğrudan ilişkilidir. Ama diğer bütün Sovyet uygulamaları gibi kolektivizasyonu amansızca karalayan, o günün en bayağı kampanyasına “akademik” desteğin verilebildiği Harvard Üniversitesi bileşenleri ve ürünlerini, “veritas” mottosuna güvenip sorgulamayalım, sorgulatmayalım. Bunda bir “tuhaf”lık yok mu peki?
 
Ama bunların da önemi yok (!?). Gerçekten ben de böyle düşünmek isterdim. Bu yalanlar yıllar önce ifşa edildi. “Veritas” üreten kurumların bunları çoktan kabul etmesi gerekmez miydi? Şimdi bunları ortaya dökenlerin, şimdi Sovyet meselelerini egemen ideolojinin on yıllardır “akademik” kisvenin ardına saklayarak kabul ettirdiği sınırlarının dışına çıkarak, onun yalanlarını göstererek tartışanların, bu kadar gizli saklı şeylerden, bu kadar ulaşılmaz gerçeklerden bahsediyor gibi görünmeleri gerçekten tuhaf değil mi? Yalnızca benim ve benim gibi bir avuç insanın ulaşabileceği kaynaklar değil hâlbuki bunlar. Harvard ve bilimum Batı referansına ulaşmaktan daha zor değil yani.
 
Ömrü boyunca birer sosyalist olarak mücadele vermiş insanlara “tandans”ın anlamını ve önemini ben anlatamam, bunu kendime yakıştırmam. (...)
 
Bunu iki şekilde de haksızlık olarak değerlendiriyorum. Birinci haksızlık açıklamamı kendime saklayacağım, izninizle. (Elbette ki buradaki tartışmalardan ülkemin sol siyasi çizgisi hakkında da bilgi ediniyorum.)
 
İkincisi ise, bu “ortak tandans” konusunu, etik değerlere bağlı, meslek ahlakına sahip burjuva tarihçilerine yapılmış bir haksızlık sayarım. Mark Tauger de bir burjuva tarihçisidir. Tandanslarımız uyuşmaz. Her yazışmamızdan sonra kolektivizasyon çalışmalarını adım adım yorumlarken, Amartya Sen’e karşı mücadelesini heyecanla soruştururken, ben siyasi çıkarımlara giderken “Evet, bu konuda da haklıydı ama gene de Stalin savunulası biri değildir”, demiştir. İşçi sınıfının yanında mücadele vermez ama bilim ahlakı her zaman onu gerçeğin savunucusu sınıfın haklı mücadelesine yaklaştırır. Çalışmalarıyla ilerici güçlerin önünü açmıştır, açacaktır. “Akademik” olmaya da gerek yoktur. Rezil holodomor kampanyasının yukarıda çok azına sadece değindiğim yalanlarının ortaya çıkmasını büyük oranda borçlu olduğumuz Douglas Tottle Kanadalı bir gazetecidir. Ukrayna açlığı kampanyasının rezaletini (ve kolektivizasyonla ilgili gerçekleri) kimsenin yapamadığı bir açıklıkla gözlerimizin önüne sermiştir, bu konuda akademiye de öncü olmuştur.
 
Artık bitirirken kendi kendime sormadan edemiyorum: Bacon, Orta Çağ’ın dogmatik anlayışına “veritas temporis filia (gerçek zamanın kızıdır)” mottosuyla karşı çıkarken, “Batı akademiyasının”, o günün ve günümüzün egemen ideolojisinin hizmetinde, bilimi de alet ederek içine gömüldüğü böylesi bir derin bağnazlığı, yozlaşmayı ve çürümeyi mi tarif etmek istemişti?
 

 

Yorumlar

ortak tandans ve üslup

20 Nisan 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2975

Sevgili Ayşe arkadaş,

Az önce başka bir yorumda yazdığım gibi “ortak tandans” mevzusunda açıklamalarınız isabetlidir. Tarihin haklı çıkarttığı ve daha da çıkartacağı sınıfa güncelliği de kavratan tarihsel çalışmalar “soldan” gelmese de olur. Sosyalistler sandığımızdan çok daha fazla meraklıdır süslü-sol soslu günümüz ideolojik savlarına ve sandığımızdan çok fazla etkilenir bunlardan. Ahlaklı burjuva tarihçilerden yararlanmayı öğrenelim onları yorumlamayı bilelim daha iyi. illahlah dediğimiz “akademik” yada siyasi kibir kokan yazı -konuşma dili, pek gülünç üstten bakışlar etrafına bakma gereği duymayan insanlar tozu dumana karıştırır bizim “tandans”ta.. Nedensiz akademik ve siyasi kibir bir tür davranış bozukluğu yaratır zamanla. Oysa böyle bir lüksümüz yoktur. Bunu kullanmadan meramını anlatma yolunu seçtiğiniz için de kutlarım sizi.

Serhat

 

 

AdaptiveThemes