Skip to content

ayşe düzkan: 19 aralık'ta ne olmuştu?

18 Ocak 2010, ekleyen ayşe düzkan

türkiye’nin yakın tarihinin iki lanetli rakamı var; 12 ve 19. hani insan her ayın 12’inci ve 19’uncu günü evden tedbirli çıksa yeridir. bu tarihlerde, bu tarihler dolayısıyla can veren ne çok kardeşimiz var.
 
19 aralık 2000 tarihinde türkiye cumhuriyet tarihin en kanlı cezaevi operasyonu gerçekleştirildi. 12’li iki darbeden sonra cezaevlerinde çok korkunç şeyler yaşandı, oraya gelene kadar ve orada devrimciler, solcular ağır işkencelerden geçtiler, idam edildiler, intihar süsüyle öldürüldüler ama 19 aralık’a kadar cezaevinde diri diri yakılan olmamıştı. hatırlarsınız, ikisi asker 32 kişinin can verdiği operasyonun adı hayata dönüş’tü. ardında hasta, sakat, saçlarını, burnunu, damağını kaybetmiş insanlar, bir direniş bilgisi ve geleneği ile uzun bir ölüm orucu süreci bıraktı. bu yazının amacı bunları değerlendirmek değil.
 
12 eylül’ün sola ve devrimcilere yönelik bir darbe olduğunu savunanlar var. oysa 12 eylül darbesi esas olarak 24 ocak kararlarını hayata geçirmeyi hedefliyordu, solun varlığı bunu zorlaştıracağı için tasfiyesi ve ezilmesi gerekiyordu.
 
ama 19 aralık doğrudan, solun belli kesimlerinin imhasına yönelik bir darbeydi.
 
var olan hukuk susmuş, uygulanmaz olmuştu. her darbede olduğu gibi farklı bir hukuk uygulanıyordu. operasyonun sorumluları gizlendi, çoğu yargıya bile gitmedi. sokak gösterilerine karşı yasadışı ve teamüllerin ötesinde bir şiddetle karşılık verildi. 
 
meclis, hatta hükümetin büyük bir bölümü devreden çıkartıldı. 
 
tutuklu ve hükümlülere yönelik ciddi bir yalan kampanyası başlatıldı. basın günler boyunca, ancak darbe koşullarında mümkün olacak biçimde sansürlendi, sesi kısıldı. operasyonla ilgili birçok yalan basın aracılığıyla yaygınlaştırıldı.
 
o sırada cezaevlerinde mensupları bulunan siyasetler, yakınları, taraftarları, onlardan olmadığı halde insani sebeplerle –sadece o süreçte bile olsa onları destekleyenler- şaşırtıcı bir tecritle karşı karşıya kaldı.
 
bu operasyon ölüm oruçlarını bitiremedi, yani bahanesi olan hedefe ulaşamadı. ama siyasi tutuklular f-tipi cezaevlerine konuldu, o dönemde cezaevinde bulunan solun önemli kadroları fiziki olarak imha edildi, birçok örgüte ciddi bir darbe vuruldu. f-tipi cezaevlerine karşı mücadelede toplam 122 kişi can verdi.
 
f-tipi cezaevleri ve 19 aralık katliamının iki önemli sonucu oldu. birincisi solun içine bir kama sokulması ve yasal/yasadışı ayrımının kalın çizgilerle belirginleştirilmesi; ikincisi ise buna bağlı olarak “yasadışı” sola mensup olmanın bedellerinin ağırlaştırılması oldu. bir derginin özel sayısını dağıtan ya da adını duvara yazan birinin gözaltına alındığında yıllarca hapis yatması, zaman zaman yakalanmaya bile gerek görülmeyip kurşunlanması epeydir yaygın bir uygulama ama f-tipi cezaevleriyle birlikte bu hapis cezasının insanı, bilincini besleyecek şeylerden kopararak ve yalnızlaşmış bir biçimde çekmesi sağlanıyor.
 
bütün bunlara rağmen neden 19 aralık’ı hatırlamakta bu kadar mütereddidiz? neden sorumluların cezalandırılması için ciddi bir mücadele yürütülmüyor, neden ilk yıllardan sonra cılızlaşmış da olsa miting düzenlenen 19 aralık’ı artık panellerle geçiştiriyoruz? özellikle bizi, solu ezmeye yönelmiş olan bir darbenin unutulmasına neden izin veriyoruz?
 
bence bunun iki sebebi var; bunlardan esas önemli olanı solu hakimiyeti altına almış olan ab’cilik. çünkü f-tipi cezaevleri bir ab projesi ve birçok avrupa ülkesinde uygulanıyor. (almanya’da, kızıl ordu fraksiyonunu’nun benzer bir “ara dönem”le hücrelere tıkılmaları ve öldürülmelerini, hiçbir yerden okumadıysak filmlerden görmüşüzdür.) ve avrupa birliği taraftarlığı solun bir kısmında ve insan hakları aktivistleri arasında yaygın. bu da f-tipleriyle ilgili mücadeleyi zayıflatan sebeplerden biri oldu.
 
f-tiplerine karşı mücadele ağırlıklı olarak mensupları cezaevine düşme riski yüksek olan kesimlerin sırtına yıkıldı. ölüm oruçları süreci ise esas olarak tek grup tarafından üstlenildi. biraz da bu yüzden, f-tiplerine karşı mücadele ve ölüm oruçları konusunu açıkça konuşmaya hazır değiliz. özeleştiri, saldırgan/yıpratıcı olmayan eleştiri vb. ön açıcı, sonuç alıcı yöntemlere alışık olmayan sol hareket bu konuyu tartışmadan geçiştirmeye daha yatkın. yakın tarihimizin en ağır konularından biri maalesef siyasal rekabet konusu olmanın ötesine geçerek ele alınamıyor.
 
behiç aşçı kitabı’nda, bir avukatın ölümünün bir öğrencinin, bir işçinin ölünden daha fazla tepkiye yol açmasının rezalet olduğunu yazmıştım. ölümler, acılar cinayetler kıyaslanamaz, biliyorum ama sanırım şu soruyu da sormak gerek. neden 30 kişinin, hem de devlet güçleri tarafından, hem de yakılarak öldürülmesi, aslında daha fazlasının hedeflenmesi, bir kişinin, muhakkak ki arkası kalabalık olan ve ama bir vatandaş tarafından işlenmiş bulunan hain bir cinayete kurban gitmesinin binde biri kadar tepki çekmedi? her türden cevabı dinlemeye ve paylaşmaya hazırım.

  

Yorumlar

Nedenlerden biri

19 Ocak 2010, yazan Tuzu Kuru,
Yorum no: 1749

 Sesin cılız çıkmasının, birçok nedeni var tabii ki. Ama ben birini biraz açmaya çalışacağım. 

Önce sizden bir alıntı:

"f-tiplerine karşı mücadele ağırlıklı olarak mensupları cezaevine düşme riski yüksek olan kesimlerin sırtına yıkıldı. ölüm oruçları süreci ise esas olarak tek grup tarafından üstlenildi."

Sol daha operasyon başlamadan bu şekilde 2'ye hatta 3'e ayrıldı. Operasyondan çok önce o zaman üyesi olduğum "cezaevine düşme riski yüksek olan kesim"deki örgütün gençlik örgütünde(ki bu tip örgütlerde cezaevine girip çıkmak kıdem kazandırır) durum tartışıldığında çıkan sonuç aşağı yukarı şuydu: "Yeni bir dönem başlar, ona göre mücadele ederiz. Cezaevine düşmemeye çalırız. İçeri girenden de fazla birşey beklemeyiz"di

Süreç başladığında ise ismini vermediğiniz tek grupla birkaç grup olayı hızlıca bir ölüm kalım çizgisine getirdi. Yalnız içeride ki tutsakları değil, dışarıda ki militanlarını da ölüm orucuna yatırdığı an kendini ve tüm tutsakları yalnızlaştırdı. Yalnızca "yasal" solu değil mücadelesinin merkezine F tipini değil devrimi koyan birçok "yasadışı" sol yapı da kendini hızlıca F Tipi sürecinin dışına çekti. Mücadele birkaç örgütün tekeline girdi, ve gittikçe yalnızlaştı.

Yıllar sonrasında yananların hesabını soramamamızın nedenlerinden biri de belki "son neferimize kadar ölüme yatacağız" vaadi verilen ölüm orucu şehitlerine hesap veremeyecek olmamız olabilir.

 

 

AdaptiveThemes