Skip to content

ALİ MERT: Onların hepsi simgesel-analist, yok haberiniz

30 Ekim 2009, ekleyen Ali Mert

Adamın önce yaka rengine bakarlar, sonra analize başlarlar. Analizi yapanla analizi okuyanların yaka rengi aynıdır. Maksat, iki yakası bir araya gelemeyenlere (ki bunlara kısaca “mavi” denir) hiç bulaşmadan, kendi yakasının sınırlarını zorlayarak (ki “beyaz”dır) yeni düşünsel heyecanlar yaratmaktır.

Mavi ile beyaz’ın kifayetsiz kaldığı bir dönemi/ortamı anlatabilmek için de heterojenlik, melezlik, arayerdelik, farlılık, çokkatlılık, çokkatmanlılık ve hatta dil sürçmesi üzerinde durulmaya başlanır. “Gri bölgelerde yeni renkler” arayacağınıza, renk skalalarının dışına, “kaybolan dışarı”ya bakarsınız yani.

Malum, tüm bunları yazıp çizenlere, “laf ebesi”, “geveze” yahut “sözcük ishali” diyemeyeceğinize göre, “Aydınlar, söz söyleme cemaatleridir” dersiniz Gouldner gibi.

İşte bu cemaatte, mavi’ye değmeden beyaz’ın derinliklerine doğru indiğimizde, “simgesel analitik hizmetler”le karşılaşıyormuşuz meğerse son dönemde.

Sahip olduğu araştırma ve tasarım gücüyle, ve elbette bir de esnekliğiyle, dünya ekonomisinin öncülerini belirleyen bir sektörmüş bu. (Sektörün ortak dili de “mükemmel bir İngilizce” haliyle, zekânızı konuşturabileceğiniz derinlikte ve incelikte.)

Peki bu yeni işçi yahut simgesel-analitik hizmetçi, ne üretiyor derseniz mal yerine, onun yanıtı da şöyle: İmge, simge, işaret, im… ve ağın en merkezinde yer alıyorsa, kafası basıyorsa, analiz ve bilgi bir de!

Eee peki bu simgesel-analitik hizmetçi, ne içiyor, ne yiyor, ne giyiyor, keresteleri nereden geliyor derseniz; başkalarının ürettiklerini yiyip içiyor tabii ki. Mal yani.

Sistem öyle. Örneğin tüketecekleri malların nereden geldiği, nerede üretildiği, küreselleşme sayesinde üretim başka yere kaydığı için, artık meşgul etmiyormuş ABD yahut İngiliz vatandaşlarının zihnini, eskisi gibi. Büyük çoğunluğu simgesel analist hizmetçi olmuş şimdi. Noel vakti geldiğinde (ki her yıl geliyor, tıpkı sevgililer günü ve diğerleri gibi) dünyanın dört bir yanından gelen malları tüketebiliyorlarmış nasılsa şeker gibi.

Onlar simgesel analitik hizmetlerini verdikleri sürece, yani, simge, imge, işaret, im, analiz ve düşünce ürettikçe, dünyanın dört bir yanından mallar da gelmeye devam edecekmiş onlara güzelce.

Sistem böyle.

Kapitalist-emperyalist sistemin merkezindeki “hizmetliler”in beyin, dışarıdaki hizmetlilerin de uygulayıcı gövde haline geldiği bir süreç bu.

Erekselliğin yerine olumsallığı koyup meselelere panoptik bakmaya başlarsak görebileceğimiz bu basit gerçeği göremiyor olmamız da, bir hayli düşündürücü doğrusu.

Kısa ve karışık anlattım belki, ne anlattığı tam belli olmayan bir şeyler yazdım sanki, hatta, saçma bir yazı oldu değil mi?

Eee, ben de, ufuk açıcı olsun diye Arif Dirlik hocamızın “Post Kolonyal Aura, Küresel Kapitalizm Çağında Üçüncü Dünya Eleştirisi” kitabını okudum, başka nasıl olabilirdi ki?..  

Yorumlar

Dirlik hoca

2 Kasım 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1239

Dirlik'in kitabinin belli bolumleri cok saglamdir. Burada Ali Mert'in dalga gecmis olmasindan oturu soylemek durumunda hissettim kendimi. Oryantalistlerin oryanyalizmi, milliyetciligin metonimik indirgemeciligi, postkolonyalizmin elestirisi gibi konularda bence hakikaten ufuk acicidir Maocu anarsizan Hocamiz Arif...

Arif hoca ve Berlin duvarı

2 Kasım 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 1241

Berlin Duvarı üzerinde -yeniden- tepinme ve "20 yıl geçti oh be" törenlerinin yapıldığı bugünlerde, Arif Dirlik hocamızın kitabından sevdiğim bir alıntı yaparak kendimi affettireyim bari. (Kitap, hiçbir şey yapmadıysa, "Pasifik bilinci ve imgemi" de değiştirdi, onu da ekleyeyim...):

"Berlin Duvarı'nı yıktıktan sonra, bizleri Berlin Alışveriş Merkezi'nin zevkleri içinde yuvarlanmaya mahkum eden çıkmazdayız."

 

 

 

AdaptiveThemes