Skip to content

ALİ MERT: Mustafa Kemal Türkiye Dostluk Derneği

18 Eylül 2009, ekleyen Ali Mert

18 Eylül 2009

Diyelim 1980 senesinde darbe değil de devrim olsaydı (ve yeni düzen bugüne kadar sürseydi) şimdi bizim devrimimizi destekleyen diğer ülkelerdeki bazı sol/sosyalist/komünist partiler, “Mustafa Kemal Türkiye Dostluk Dernekleri” açarlar mıydı? 

Kabul, garip bir soru, ama sordum gitti!
 
“Kesin” bir yanıtı da yok elbette ama kendi adıma “zannetmiyorum” diyebilirim zannedersem!
 
Bir ülkede ulusal kurtuluş mücadelesinin ve/veya (tamamlanmamış) burjuva devriminin liderinin, o ülke solcularınca ne kadar sahiplenileceği, ne ölçüde “sürdürücülük” bağlamında, ne ölçüde “kopuş” bağlamında değerlendirileceği, “özgün” bir konudur ve buna dayanarak “model” oluşturulamaz herhalde.
 
Benim “zannetmiyor” olmamın bir nedeni, Türkiye solunun tam 80 döneminde verdiği fotoğrafla ilgili. Kemalizmden koptuğunu yahut onu aştığını söyleyenlerin solda öne çıktığı bir dönem. Tabii bu kopuşun milimi milimine ne kadar doğru ya da gerçek olduğunu bilmiyorum ama sol tarih okumalarının “ezberleri” arasında yer aldığını biliyorum.  
 
Yani, 1960’larda böyle bir “sorun alanı” yok iken, Denizlerin ya da bir bütün olarak 1970 sonrasına uzanan devrimci hareketin önce kendisini bayrak yaptığını, sonra da koptuğunu ya da aştığını söyleyen bir “ezber” olduğunu biliyorum. 60’lardan 70’lere uzanırken, diğer tüm sol yapıların da “süreklilik ve kopuş” diyalektiğiyle açıklanabilecek bir “ilişkilenmesi” vardır sanırım yine aynı ezberler dahilinde: “O burjuva, biz daha ileride, marksizm-leninizm de içinde, aştık bir şekilde” basitliğinde.  
 
Neyse, ezberler, aşmalar ve kopmalar bir yana, referans olma özelliği sürüyor Mustafa Kemal’in, her dönemde ve her durumda. Mesafeyi açacaksanız da, kısaltacaksanız da referans vereceksiniz ona.
 
Elbette, her türlü referans olabilmesi, onun pragmatik siyasetinin de önemli bir göstergesi.
 
Üstelik aynı solcunun, birbirine yakın dönemlerde, iki ayrı uçta salınmasına yol açabilecek denli “kapsayıcı” bir pragmatizm bu. Örneğin Nâzım Hikmet açısından bakılınca, Kuvayı Milliye Destanı’na da referans olabiliyor, “Haaak tuuu” şiirine de.
 
Sonuçta, dönemine de bağlı olarak, mesafesi epey kısa, referansı sağlam basanlar var; mesafesi bir hayli uzun, referansı sendeleyenler var.
 
Ve şimdilerde sol yapılara, bu mesafeye/referansa göre kendi aralarındaki mesafeyi de ayarlamak zorunda oldukları bir dönemden geçtikleri için, yeni bir “sorun alanı” daha var.
 
Evet, Mustafa Kemal ve temsil ettiği bazı değerler, ayrım çizgilerini – hadi, “belirler” demeyelim - etkiler haldeler.
 
Bu tabloda aşıldığı söylenebilir mi peki? Eskiden aşıldığı zannediliyordu, şimdi aşılamadığı mı anlaşılıverdi? Teorik olarak aşılmıştır da, pratik olarak mümkün değil mi?
 
“Uzak bir tarihi değer” olursa sorun yok da, “yakın bir siyasal referans” olursa, bu ne biçim bir “aşma” sorusu geliyor akla.
 
Bir daha soralım; Türkiye solu Mustafa Kemal’i aşabildi mi, onunla imtihanı bitti mi?
 
Soruyu soruyla yanıtlayalım:
 
Birincisi; her türlü referans olabilen bir önderle, imtihan nasıl biter ki?
 
İkincisi; burjuva cumhuriyetin kuruluş ilkelerinden bile geri gidilirken, hiç biter mi?
 
 
Daha önceki yorumlar için:
 
a) gerici b) dinci c) mürteci d) yobaz e) istifa
 
Kırmızı çizgili kız
 
Vicdan gibi maymuncuk olmaz, vicdanla da o iş olmaz
 
Yalçın Küçük 1 Numara Olunca Küçük Yalçın Ne Olur?
 
Öcalan Kimleri Okursa İş Yapar?
 
Işık mı, nur mu, Fevziye mi, Fethullah mı? 
 
Berfin, Uğur için de yaşar, üretir mi acaba? 
 
8, 7, 6, 5, Allah belanızı versin! 
 
Tehlike sorununun farkında mısınız? 
 
Arada Adada 
 
Stop ya da spot  
 

 

 

 

AdaptiveThemes