Skip to content

ALİ MERT: Küçük, mücadele, değersizleştirme ve hiçleştirme

13 Mayıs 2010, ekleyen Ali Mert

Memleketimizde pek de eşine rastlanmayacak şekilde “özgün düşünce” üreten, “etkili muhalefet” geliştiren (üstelik, çoğu zaman “örgütlü yapılar”dan daha etkili), sivri ve aykırı çıkışlarıyla adından söz ettiren, iyice marjinal bir alana sıkışmış düzen dışı solu “popüler” alanlara da taşıyabilen, sürekli iktidarı arayan, “meslek olarak Murat Belge’yle mücadeleyi” seçecek denli liberalizm ve gericilik karşıtı olan, son derece üretken, mücadeleci ve tabii ki “nev-i şahsına münhasır” bir aydınımız olduğuna kimse itiraz etmez herhalde... 

Bu kadar değeri bir arada taşıyan ve özellikle “Tezler külliyatı” ile sosyalist solun ön açıcı kalemlerinden biri olmuş Yalçın Küçük’ün, son yıllardaki saplantılı “sabetayizm belirlemeleri” ile neyi “açtığı” ise bir hayli tartışmalı.
 
Diğer takipçileri bir yana, ona, “bizim cenah”ta şu üç farklı şekilde yaklaşılıyor genelde: Kendisinin de (sık sık) kendi hakkında yazarken sarf ettiği “yazdıklarımı bir daha okumuyorum” türü sözlerini referans alarak hiç okumamayı tercih edenler, sadece eski yazdıklarıyla “geçmiş bir değer” olarak kabul edenler, bugün yazdıklarına “anlaşılmaz bir köken avcılığı”, hatta “ayrımcılık/ırkçılık” atfedenler... Ne olursa olsun o eski “tezler”i üreten ve her daim gericilikle mücadele eden bir akıldan feyz alınacak bir şeyler muhakkak bulunur herhalde diye okumaya devam edenler,  değerli bulduklarıyla değersiz bulduklarını ayırt etmeyi deneyenler... Son yazdıklarını  esas alanlar, bu yazdıklarında çok önemli değerler keşfedenler ve o değerlere yaslanarak siyasal/toplumsal/kültürel gelişmeleri çözmeyi/çözümlemeyi deneyenler...
 
İkinci grupta yer alıyorum, birincilerle üçüncüler arasında sıkışmış durumdayım. Özellikle konuyla ilgili bir şeyler de yazınca, bir yandan feyz alırken diğer yandan eleştirimi sakınmayınca, bir o dövüyor, bir öbürü; “ne yapalım, mücadele böyle, hayat ve eleştiri de...” diye devam ediyorum. 
 
Son kitabından okuma notlarımı aktardığım ve haliyle “çift taraflı” torbalar dolusu lafın ortalığa saçılmasına vesile olduğum için ayrıntılara dalmayacağım (Kaynak ve kaynak).
 
Öncelikle şöyle bir soru ortaya atacağım: Türkiye’deki iktidar ve güç ilişkilerinin yapısını (değişik bir bağlamda da olsa) çözümlerken; egemen sistemin bazı egemen kurum ve aygıtlarındaki “kayırma/kollama ilişkilerini” test ederken; hatta (küçükvari değil de daha çok [soner] yalçınvari bir ifadeyle) “yönetici elitin şifrelerini deşifre ederken”, artı, emperyalizme bağımlılığın uzanımlarından birini açığa çıkarırken  “faydalı” bilgiler sunabilen bir “veri alanı”nın sınırları nasıl ve nereden çizilir?
 
Söz konusu “faydalı” (ve tabii ki enteresan) verileri, onları esas alan ve hemen her şeyi açıklayan bütünlüklü bir çözümlemeye doğru zorlamaya başladığınızda, “tarihi yeniden yazıyorum “ noktasına taşıdığınızda, “isim bilim ve mezar taşı okumaları olmadan artık tarih yazılamaz” gibi iddialarla çıktığınızda, “nasılsa probabilistiktir” diye ortalığa tümüyle kurmaca da olabilen yeni ilişkiler saçmaya başladığınızda vs vs “saçma”ya da varmaz mısınız sonuçta?
 
Hakikaten, sabetayizm konusuna bu şekilde “sarmak” saçma bir şey midir?  
 
Kanaatimce, saçmayla bir ilişkisi varsa bile (yıllar önce Muzaffer İlhan Erdost’un bağladığı) İkinci Yeni tartışmasındaki gibi, “-e kadar” eki ile birlikte düşünülebilir. Yani, “saçma’ya kadar özgürlük” hakkını kullanıyor Hoca denebilir. Takipçilerin bildiği gibi – ikinci yenici İlhan Berk’in sözlerini sıklıkla hatırlattığı gibi - taş düşerse şiir olmuyor, uçarsa oluyor ya hani; güç ilişkileri görünür yönleriyle oldukları gibi serilirse “muhalefet” olmuyor, gizli kapaklı yönleri de açılırsa olabiliyor... Saçma’ya kadar zorlanabiliyor!
 
Peki, sorun sadece saçmanın sınırına dayanırken “nerede durmak” gerektiği mi?
 
Değil tabii ki. Sorun, tek tek örneklerden hareketle hemen her şeyin eksenine bu meselenin yerleştirilmesi, yeni örnekler bulma gayreti çinde her şeyin gelip bu meseleye dayanması/bağlanması, örnek olsun olmasın birçok şeyin bu meseleyle açıklanması. Tabir-i caiz ise, “saçmaya kadar”lar niceliğinin nitel bir dönüşümle “komplo”ya açılması.
 
Tek sorun bu mu?
 
Değil tabii ki. İkincisi, dini inanış/görüş temelli bir toplumsal kesimi ve onun farklı üyelerini “ötekileştirme” riski. Üçüncüsü, sesi zaten kısıtlı ölçüde çıkabilen, etkisi sınırlı ölçüde olabilen, gericiliğe ve liberalizme karşı mücadelenin eksenini – bak, bu şekilde daha çok ses çıkıyormuş heyecanına da kapılarak - saptırma riski. Dördüncüsü, muhalif tavrı, ülkenin azınlıkta kalmış dinsel inanışa sahip dar bir kesimini “her bulduğu yerde deşifre edecek” denli “köken avcılığı”na taşıma ihtimali. Beşincisi, olguları uydurma konusundaki maharetin teoriye uzandığında bozucu olma riski... Altı, yedi... diye devam eder ama yeterli....
 
Neticede hep dendiği gibi, “Hocanın bir derdi, bir hesabı var! Bu dönemde bu şekilde görüyor hesabını, rahat bırakın adamı!”
 
Bırakmasına bırakalım da, sırf hesap görmeyle değil, hesabın nasıl görüldüğüyle de ilgilenmeden edemeyen bir yapımız var! Küçük, diyelim ki, gerçekten de (gericilik ve liberalizm karşıtı) cephenin en ilerisinde bir mücadele veriyor; peki, bunu hangi araçlarla verdiğinin hiç mi önemi yok diye sorma hakkımız var!
 
Yaptığım(ız) biraz budur!
 
Ama daha önemlisi, değersizleş(tir)meye ve ötesinde hiçleş(tir)meye karşı uyarıdır...
 
Zira, Küçük’ün “her şeye hakim (olmaya çalışan) son anlatı”sından ve biraz da yapısından/tarzından kaynaklanan böylesi çok ciddi bir sorun var.
 
Bir, iki doğru (ya da doğruya yakın) şey söyledikten sonra, öylesine bir zırvalama riski var ki, kaç yanlış kaç doğruyu götürür sorusu boşa çıkar... (Aslında soru, “tek yanlış kaç doğruyu götürür” olmalı değil mi? Ve bu bir “test sınavı” olmadığına göre doğrular kaybolmaz aslında. Ancak bazen yanlışta ısrar yüzünden, bazen de yanlışın büyüklüğü yüzünden, bazı kişiler nezdinde “görünmez” hale gelebilirler, değersizleşebilirler. Mesele budur.)
 
Tam hakim olunmayan konularda, “probabalistik bir disiplin” hatırına iddialı çıkışlar yapmanın, ilgi çeksin diye aşırı ve gülünç örneklere başvurmanın, her alana uzanacağım diye garip ve peşin hükümler sıralamanın vs vs getirebildiği bir değersizleş(tir)me bu. 
 
Son kitabından hareketle örnekleyecek olursak; kimse İstiklal Marşı’ndaki “kork-ma –sön-mez” ifadesinde“ma-sön” ve mason bağlantısı üreten bir aklı, çok da ciddiye almaz herhalde! İşin kötüsü, bu durum Tacettin Dergahı, Ersoy, Ertegün , Adıvar vb. bir dolu tarihsel kişilik ve kurum hakkında, Türkiye’de İslamlaşma ve İsrail’in birlikteliği hakkında vb. geliştirdiği kimi değerli yaklaşımları, cumhuriyetin çökertilmesine karşı uyarmaya ve uyandırmaya çalıştığı akılları da baltalıyor.
 
Yeteneksizlerin (haksız yere) yükselmesine/yükseltilmesine; yüksek mevkilerin sabetayistlerce işgal edilmesine... dikkat çekerken, bir yerlerden kaleci Rüştü’nün yetenekleri ya da Brooklyn telefon rehberi devreye girince, temel tespit yine değersizleşebiliyor.
 
Yazdığım her şey “probabilistik”tir diyerek, gerektiğinde imdada yetişebilecek bir savunma kalkanı geliştirmeye kalkmak, bu gibi durumlarda “kurtarıcı” olamayabiliyor.
 
Daha da kötüsü bu tür örnekler/takıntılar vurgulandıkça, gülünçleşip/parodileşip değersizleşebiliyor, bu boyutuyla da hiçleşebiliyor.
 
Örneğin, “kültürel alan”a dönük onca doğru ya da çarpıcı belirlemede bulunduktan sonra, kendi dinleme eriminde yer almadığı için ve zamanında geliştirilmiş bir (ön)yargıya sürekli dayanıldığı için, müzikte sanatsal arayışların geldiği en ileri noktayı “ritim tekrarı”na indirgeyip dışlamak/küçümsemek, müziği bilen biri için ancak dalga konusu olabilir. Ve bu durum, diğer kültürel belirlemeleri değersizleştirir.
 
Bir önceki kitaba bakarsak, R.T. Erdoğan’ın yükselişine karşı bir mücadele vereceğim diye, sıra sara hastalığına geldiğinde, tıp dahil her şeyden anlayan adam rolüne soyunmanın kaçınılmaz zorlukları var. Gözden kaçan ise Roma tarihiyle ilgili ciddi yanlışlar. Bunlar, tutar, eski bir yol arkadaşının gözünden kaçmaz ve yer yer “eleştiren” yer yer “parodileştiren” bir çalışmada - siz Caligula’nın saralı dünyasında, bu türden ayrıntıları görmezden gelerek okurken , o, -   kölelik-feodalizm tarihselliğinde çok ciddi hatalarla dolu bir çalışma ortaya çıkardığını ispatlar.
 
Tamam, “seven” yahut “asıl mücadeleye bakan” gözlerden kaçar ya da aldırmazlar; ama nereye kadar?
 
Bu tür örnekler, mücadelenin ana ekseni düşünüldüğünde, bir yandan “ayrıntıdır ve önemsizdir” diye gülerek geçilebilir ama diğer yandan mücadeleye temel oluşturan “anlatı”, bu türden ayrıntılarla örüldüğü için sorun gerçektir.
 
Bu değersizleştirmeyi –gülünçleştirme/parodi ara durağından geçirerek - itibarsızlaştırmaya, önemsizleştirmeye ve nihayetinde hiçleştirmeye götürenler gerçekten de var. Onlardan değilim ama sormadan da edemiyorum, Hoca’dan başka kim onlar için bu kadar araç/silah sunar, kendi ayağına bu denli fütursuzca basar? 
 

 

Yorumlar

kutlarım ali mert

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3333

teşekkür ediyor, seni kutluyorum ali mert.
eline sağlık..

mustafa k erdemol

Eleştiri haklı ama...

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3335

Normalde bir partinin faaliyetinin teorik, siyasi ve ajitatif unsurlarını karşı karşıya koyup eleştirmek kadar haklı. Çulhaoğlu'nun teorik yazılarıyla, partili birinin kahvede televizyon seyrederken arkadaşlarına söylediği bir lafı karşı karşıya koymak gibi.

- Ne yani Hoca parti mi?

Evet, işlevleri, yaptıkları ve çıktıları üzerinden bakılırsa evet. Hoca tek başına bir parti. Aynı bünyede kalabalık barınınca görüntü de şenlikli oluyor tabi. O yüzden aynı kitapta teorik veya bilimsel düzlemden siyasete, oradan ajitasyona, zıplayıp duruyor. Milleti düzene karşı getirmek için belki bazen abartıyor da...

- Ama bu hiç bilimsel değil!!!

Evet. Öyle. Ama içinde bilim de var, sanat da, geyik de var, küfür de, hakaret de... Tabi yanlışlıklar da.. Ama o yüzden seviliyor ve izleniyor zaten. Sevdiğiniz öğretmenleri bir düşünün. Onların yaptığı da budur.

Sola hiç kulak kabartmayacak adamlar Hoca'nın dediklerini dinliyor, etkileniyor. Ben bir kere bir çay ocağında seyredilirken gördüm. Maç seyreder gibi heyecanla ve onaylayarak dinleniyordu. Kemal veya Erkan'ı görseler kanal değiştirir aynı adamlar. Kitaplarını okuyanlar da kendi gibi solcular bir yana, sağcı-milliyetçi-kemalist insanlar.

Gelenek 20 sene önce de benzer eleştiriler getiriyordu. (Belge, Perinçek, Küçük özel sayısı denebilecek bir sayı vardı mesela, ilk, küçük boy geleneklerin birinde. 'Gereksiz yazıyor, her konuda konuşuyor, sola zarar veriyor, rantiye, zaten CHP'de yetişti, çekirdekten marksist değil' vs. de deniyordu.) Ama Hoca ayrı popülerleşiyor, parti ayrı büyüyor. Mesafe ve saygı dengesi korunursa ikisinin birbirine zararı yok. Bir de Arkadaş, biri de çıksın şöyle ağız dolusu yapıştırsın da yüreğimizin yağları erisin. Ama terbiyesizmiş, bilimsel değilmiş. Varsın o da öyle olsun. O kadar kurallı oynamayı sevsek bu kadar solcu olmayız.

Sonuçta Hoca tertemiz takılsa TKP çok daha hızlı büyümeyecek, TKP'ye küfredenler de daha az küfretmeyecek. Hoca'nın etkisi azalacak, o kadar. TKP o açığı kapayabilir mi, kesinlikle hayır!

Neden mi?

Partide meddahlık yapabilecek adam yok mesela. Mesela Beyoğlu Kumpanya, en eğlenceli skeçlerinde bile oyun havası değil caz yapıyor. En etkili eylemi İncirlik Eylemi'ne, o zamanki uzun yürüyüşe 'Yanki go Home' gibi türünü bilemediğim, milletin dalga geçtiği şarkılarla fon yapıyor. Mizah yapalım diyorsunuz, Sol Postal iki-üç atımda tekliyor. Seçim şarkılarını düşünün, söyleyebilir misiniz şimdi? Tamam partide de bazı arkadaşlar var, lafı cuk diye gediğine koyan 'eskiden bazı hıyarlar para alıp devrim yapmadılar, biz kimseden almıyoruz yapacağız' diye yapıştıran gibi, ama parti çıkıp bunların sözlerini geri alıyor sonra. Parti bu kadar diplomatik kaldıkça aman Hoca'ya dokunmayın. Bir o var zaten.

Tamam saygı, bilim, vakar vs. ama biraz da coşku, neşe, nara, heyecan lazım bu millete. Siz yapamıyorsunuz, bari yapana dokanmayın. Siz yapabilene kadar en azından...

Ne anlatıyor bu Hoca?

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3336

bu nasıl bir yaklaşım anlayabilmiş değilim.Yani herhangi birisi de bir çok nedenden dolayı dikkatle izleniyor olabilir.fakat ne anlattığının hiç mi önemi yok konuşanın?Yalçın Küçük, Tezler ve bir takım eserlerle Türkiye sosyalistleri için ön açıcı olmuştur elbette.Fakat Yalçın Küçük 80 sonrası duruşuyla kendi matıksal sınırlarına ulaşmış görünüyor bir süredir.Kendini sürekli üreten kaotik bir "siyasal" algıya sahiptir.Bir takım argümanlar arasında bağ kurma zorlamacası ve mübalağlı bir soyutlama tarzı.Daha açık konuşmak gerekirse,Sabetayizm çözümlemeleri ve keşifleri,onomastik saçmalıklar,sol magazin çeşitlemeleri gibi.
Metin Çulhaoğlu'nun "Doğruda Durmanın Felsefesi"nde söylediği gibi Küçük 80 sonrası "one man show" yapma eğilimindedir ve hatta eylemindedir.Şimdi, bir devrimcinin toplumsal algıda bir yeri olması muhakkak önemlidir ve bu olması gereken birşeydir fakat devrimcilik sorumluluk gerektirir.sosyalizmi ve devrimi anlatabilme isteği gerektirir.Yalçın Küçük bu sorumluluğu -abartılı olma ihtimalini de gözönünde bulundurarak söylüyorum-30 senedir hissetmemektedir.
Yine Metin Çulhaoğlu'ndan bir bakış açısıyla "Çınaraltı Sosyalizmi ve Yerlileşme"yazısındaki anlamıyla söylersek;Yalçın Küçük olsa olsa bir çınaraltı sosyalistidir.Belki çınaraltı kahvesinde değilde tv'lerin spot ışıkları altında böyledir.Fakat böyledir.
Küçük yerlici midir? evet! sosyalist midir? evet!
devrimci midir? hayır! buradaki ayrım budur bana kalırsa.
İnsanlar tv'de sosyalizmi anlatan birilerini görünce maç seyreder gibi mi izlerler bilemiyorum.Fakat maç izlemek için kahveye gider gibi eyleme giden bir toplam görmedim ben.
TKP'ye gelince.bugüne kadar "tam olmuş"bir siyasi özne görmedim ben.teorik olarakta mümkün değil.bir örgütte eksiklikler tabiki olacaktır.Bunları gidermeye çalışanlarda.ayrıca partinin "diplomatik" kalması gibi bir durum ifade etmek absürttür.olsa olsa bürokratik olur ki oda bana kalırsa usturuplu olmak şartıyla kaçınılmazdır.

Netice ise şöyledir bana göre:Popüler olup toplum tarafından izlenmek ile siyasi anlamda toplumsal etki bazen örtüşse bile aynı anlama gelmez."Topluma neyi anlatarak popülerleştik?" sorusu daha anlamlıdır.

tekrar olacak ama "ne anlatıyor bu hoca?"

bora

Hoca iyi anlatıyor, heyecanlı oluyor

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3337

Sabetayizm Hoca'dan önce de işlenirdi. Hatta yine o küçük boy Geleneklerde (80'lerin sonları), 1908'in devrim olmadığını anlatan bir yazı hatırlıyorum. A.H. Dinler olabilir yazarı. 1908'in Selanik yahudileri ve dönmeler tarafından desteklendiğini yazmıştı. Mason localarının rollerinden de bahsediyordu. Onomastik ise gizli bir grubu çözümlemek için başvurulan mecburi yöntem.

Ama Hoca yazınca daha çok okutuyor. Fark bu. Çiller'de, İsmail Cem'de, şunda bunda kendinden bir şeyler gören sağcı insanları onlardan uzaklaştırıyor. Yönetilenlere kendinden olmayanlarca yönetildiği bilgisini taşıyor, Türkiye'de zengin olmanın, belli çevrelere mensup olmadan yükselmenin mümkünsüzlüğünü gösteriyor; iktidarlara husumet pompalıyor. Faydası bu. Ha bu da devrimcilik değilse, devrime yaramazsa ne yarar acaba?

Baudelaire 'cehennemi reddeden adamın sağlam sebepleri vardır' gibi bir laf ediyordu.
Hocanın zararı da var elbet. Dediklerinin ucu bize de dokunabilir.

Evet, Hoca one man show yapıyor. Doğru ama bunu iyi ve işlevli yapıyor.

Çulhaoğlu'nun yazdıklarını Hoca'yı sevenlerin bir bölümü anlamaz bile. Çoğu da bilmez. En doğrusunu yazsa ne olacak. Maalesef durum budur.

Her şey bir yana, bu işlerden habersiz Türkiye'de lise bitirmiş iki adamdan birine Küçük'ün öbürüne de burada aranan anlamıyla 'teorik' yazan başka birinin kitaplarını verseniz hangisi isyan eder, hangisi sıkılıp uyur?

Çulhaoğlu doğru ve iyi yazar, tamam. Ama ikisi aynı yere, aynı kişiye yazmıyor. Bugünkü Birgün'deki yazısını okudum mesela, doğru, iyi, katılıyorum. Ama ne o ya, üçgenin köşeleri daralır sarkaç yaklaşır, uzaklaşır, geometri dersi. Dün Yalçın Küçük'ün OdaTV'deki yazısını da okudum. Kim ne yapmış, nereden ne olacakmış. Hangi olay hangi sonuca gidermiş saydırıyor. Bence onun dediği gibi olmayacak, yanlış umut veriyor. Ama Çulhaoğlu bir sütunda, üstelik doğruyu anlatırken canımı sıkarken, Hoca bence olmayacak çıkarımlar yapmasına rağmen düzen içi cepheleşmelerden, gerçek kişilerin ilişkilerinden bahsettiği için daha işlevli, daha anlaşılır bilgiler sundu ve canlı bir ilgiyle kendini okuttu.. Ortada salınan vatandaşlar onun dediklerine bakarak, ulan AKP gidici, yanaşmayım bari der en azından. Çulhaoğlu'nu okusa ne der? ABD çok büyük ya, aman sesimi çıkarmayım der. Siz böyle yazılarla insanların büyük bir aydınlanma yaşayacağını bekliyorsanız, Hoca'dan bile eğlenceli bir tablo çizmiş olursunuz.

Yalçın Küçük'ün sorunu bilimsel olmamasında değil, ama...

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3341

3335 no'lu yorumun yazarı Sayın Ziyaretçi'ye, Önce küçük bir ricada bulunmalıyım sizden. Her ne kadar bahsettiğiniz "Gelenek" yazılarını biliyor olsam da, kanımca, hangi sayının kaçıncı sayfalarına atıfta bulunduğunuzu belirtmeniz, herkesin yararına olacaktır. (Çıkardığınız sonuçlara eleştiri hakkımı saklı tutuyorum.) Birçok meseleyi es geçiyorum; aksi takdirde sayfalarca yazmam gerekecek. Sadece katıldığım noktalara değineceğim. İlki: "Sonuçta Hoca tertemiz takılsa TKP çok daha hızlı büyümeyecek, TKP'ye küfredenler de daha az küfretmeyecek. Hoca'nın etkisi azalacak, o kadar. TKP o açığı kapayabilir mi, kesinlikle hayır! " Tek bir ek (belki de itiraz!) yapayım: TKP "o açık"ı kapatamaz, çünkü TKP'nin varlık nedeni burjuvaziyi iktidardan defetmek ve yerine bir sosyalist iktidarı inşa etmektir. Aydınlar ile siyasi partiler arasındaki aşılamaz gerilim, herkesin bilgisi dahilinde. Bu gerilimin nasıl bir sonuç vereceği ise, kuşkusuz o bölgede/zamanda(ki) sınıflar mücadelesinin akışına ve öncülük iddiasındaki yapının strateji ve taktiklerine bağlı olarak şekillenecektir. Bu nedenlerle, "Yalçın Küçük eleştirileri"nin büyük bir kısmı bana da son derece temelsiz gözüküyor. (Ali Mert'in yazısını ima etmediğim aşikar olmalı.) Yapılması gereken Küçük'ün ana tezlerini tartışmak olmalıdır. Eksik olan, kanımca, budur. Yalçın Küçük'ün son 10-20 senede söylediklerine hakaretler yağdıranlar, eğer daha önceki kitap ve makalelerinin eleştirel bir tahlilini yapmıyorlarsa, hiç mi hiç ciddiye alınmamalıdırlar. Fakat, Sayın Ziyaretçi, Türkiye Komünist Partisi bu konuda kimi adımlar atmıştır. Örneğin, Kemal Okuyan'ın kısaca "Anti-tezler" diye anılan çalışması, bu yönde bir eserdir. Not: Okuyan'ın çalışmasının kimi kısımlarına katılmıyorum, kimilerinin ise "düpedüz hatalı" olduğunu düşünüyorum. Derdim, Okuyan'ı savunmak değil ama, bu tarz uygun biçimli eleştiriler de var; öyleyse sadık Yalçın Küçük okurları mutlaka "anti-(Anti-tezler)"i basmalıdır diyorum. Belki Türkiye'deki yüzeysel ve çoğunlukla anlamsız SSCB atışmaları yerine ön açıcı ve kapsamlı bir polemik başlar da, merkezi sinir sistemimiz pasını atar... Şimdilik sadece öneri olarak yazayım. Yalçın Küçük'ün "Sol Müdahale" adıyla basılan kitaptaki argümanlarının Marx'ın yazdıkları ile bir açının ötesinde, ciddi zıtlıklar barındırdığını düşünüyorum. Asıl bunlar, kıyasıya ama anlamlı bir eleştiriye tabi tutulmalıdır. İşte ancak o vakit, Yalçın Küçük'ü umursamama hakkını elde edebiliriz. Not: Son cümlem, Lenin'in "kendi başına büyük, ciddi ve bağımsız bir çalışmayı ortaya koymadan, önüne sunulan sonuçlarla yetinerek kendisine komünist diyenler" hakkında söylediklerine dayandırılmıştır (Lenin, "Gençliğin Görevleri" isimli derleme içinde bir yerde, 1920. Evrensel'den çıkmıştı yanılmıyorsam).

Serdal Tümkaya

ahmet hamdi dinler'in

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3342

ahmet hamdi dinler'in yazısında ki kavram karmaşası belki biraz kafa karıştırıyor.1908'in devrim olmadığını söylüyor.ve yazının sonunda da bunun Türkiye solunda nasıl yanılgılara yol açtığından bahsediyor.bana kalırsa burada vurgulanan,Türkiye Solu'nun kemalizmle bulaşıklığı nedeniyle, Türkiye burjuva devrimine sol bir anlam yüklemesi ve bunun önemli çarpıklıklara neden olduğudur.yani aslında Türkiye Solunun burjuva devrimini solda görme zorlamasını eleştirirken,kendisi başka yöne zorlayarak 1908'in devrim bile olmadığını öne sürüyor.ve aslında (yazının Türkiye Solu'nun kemalizm bulaşıklığını işaret etme çabasını bir kenara not edersek) süreklilik kopuş diyalektiğinin,kopuş tarafını yeterince işletemiyor.
yazar ayrıca milli burjuvazi denilen şeyin,Ermeni tehciri sonrası,onların sermayesinin üzerine oturan yahudi godamanları olduğunu iddia ediyor ki bence büyük oranda doğrudur.neticede iddianın bu olması,ortada bir burjuva devrim olduğu gerçeğinin değiştirmiyor.bir iddiada 1908'in avrupa emperyalistlerinin tepişmesinin bir bir yansıması olduğudur.genel anlamda düşünüldüğünde,bu anlamda günün nesnelliğinin rengini vermediği örnek bilmiyorum.öyle ya da böyle İTC(ittihat terakki cemiyeti) yazarında dediği gibi Fransız burjuva devrimi'nin kötü bir kopyasıdır.ve bu da neticeyi değiştirmemiştir.Kendisi burjuva olmayan burjuva devrimcileri nesnel bir zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır ve bu onların sınıfsal aidiyetlerini değiştirmemektedir.
Metin Çulhaoğlunun kitapları teorik kitaplardır ve belli bir kitleye hitap eder.soL ve Birgündeki yazılar siyaset alanına ilişkindir.zaten teorik diye siyaseti dışlamaz ya da tam tersi de geçerlidir.Gerçekten Yalçın Küçüğü herkes bilir fakat ne anlattığını çok kişinin bildiğini zannetmiyorum sizin dediğiniz gibi.Önceki yazıda anlattığım ve yineleyeceğim gibi ne anlattığı.insanlara nereyi gösteriyor nereyi işaret ediyor.?Ve nasıl öncülük yapıyor ya da bunu istiyor mu.?
birde kimseyi eğlendirmek gibi bir dert olmamalı.siyasal anlamda bir etkiden bahsedeceksek tekil anlamda örnekler yetersiz kalır.ben beğendim ya da beğenmedim değil toplumsal etki anlamında bakılmalı.

tüm bunları söyledikten sonra belki absürt olacak ama buradaki amaç birilerini karşılaştırmak değil.yani bir tarafta kolektif bir irade diğer yanda tek kişi.kolektifin her bireyinin, siyasal her tavrı kolektifi de bağlar.bu yüzden herkes bir ucundan tutar bu işi.o yüzden karşılaştırma değil eleştiriden gitsek, bana kalırsa daha anlamlı olacak.

"Ortada salınan vatandaşlar onun dediklerine bakarak, ulan AKP gidici, yanaşmayım bari der en azından. Çulhaoğlu'nu okusa ne der? ABD çok büyük ya, aman sesimi çıkarmayım der. Siz böyle yazılarla insanların büyük bir aydınlanma yaşayacağını bekliyorsanız, Hoca'dan bile eğlenceli bir tablo çizmiş olursunuz. " Bu bakış açısı ile CHP oy patlaması yaşamalıydı şimdiye kadar.sol siyaset ortalama algıda yer buluyorsa önemlidir bir girdi yoksa kategori dışı sayılmalı bu anlamda.ve siyaset bu kadar basit ve altı boş olsaydı keşke.o zaman hep beraber çıkıp bir yerde bağırırdık akp gidici diye.alengirli yerimizi bu kadar zorlamamızada gerek kalmazdı hem...

bora

Evet, Toplumsal etki...

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3345

Tam da bunu diyorum zaten:
''ben beğendim ya da beğenmedim değil toplumsal etki anlamında bakılmalı.''
bir de bunu:
'Sol siyaset ortalama algıda yer buluyorsa önemlidir, bir girdi yoksa kategori dışı sayılmalı bu anlamda.'

Kim daha iyi yapabiliyor bu dediklerinizi?

Birbirlerine vurmak için demiyorum. Çulhaoğlu iyi örnek olduğundan onun adını anıyorum. (A.H.Dinler'i ise polemik olsun diye değil, bizde de var işte demek için andım) Yoksa ben de Çulhaoğlu'nu Hoca'dan daha çok ciddiye alırım. Onun Yalçın Küçük ile karşılaştırılabilir bir toplumsal etkisi var mı?

Bir yanda kolektif, bir yanda tek kişi tabi. Ama her ikisi de birer iradedir nihayetinde. Kendini daha olgun, yetkin sayan kolektif irade dışındakilerden faydalanmayı becerdiği oranda niyetine erer. Bu ille de dediğini ona yaptırmak değildir.

Toplumsal etki sizi kaç kişinin dinlediği ve söylediklerinize inandığı, ona göre hareket ettiği ile ölçülür. Biz toplanıp bağırsak da Yalçın Küçük kadar etkili olmuyor. Al, 1 Mayıs'ta bağırdık. Alanı terkettik, gittik kendi kürsümüzden konuştuk. Kim dinledi gene biz. (Bu da lazım, çok önemli ama bununla olmuyor demeye çalışıyorum.) Ama Hoca'yı bizi dinlemeyenler de dinliyor. Hoca'nın pusulası 90 derece değil de 75 derece sol gösterirmiş. Aman ne büyük zarar. Kitleler bizim denize akıyor da, Hoca onları kendi gölüne akıtmış sanki. Bırakın ya hu. Bu trenlerin hepsi sola gidiyor. Böyle adamlar üretsin ürettiği kadar. Suat Parlar da yazsın, Hoca da yazsın, keşke daha çoğu olsun da daha çok yazsın. Keşke Nihat Genç de bu gelenekten olsa misal. Şu gemi bir sola dönsün hele de sonra temize çekilir her şey. Sol birbirinin yazdığına bakacağına iktidara, burjuvaziye vursun yeter ki. Kim nasıl bilirse öyle yapsın. Yüzü aynı tarafa dönük olanlar birbirlerine değil karşıya baksa daha çok birikiriz.

CHP oylarını beğenmiyorsunuz madem, o bakış açısı ile AKP oyları patlatıyor. Bizim ise hedefimiz %1. TKP'li olmasa bile değişik mevzularda soldan konuşan 10 tane Hoca olsa, bugün sosyalist solun da anlamlı bir oyu olurdu. O yüzden diyorum, Hoca iyidir. Bizim önümüzü kesmez, günahı bize yazmaz, buna rağmen onda pişenden bize de düşer. Onun solcu okurları kime oy veriyor sanıyorsunuz? Çoğu TKP'ye veriyordur. Ama TKP'ye bu oy da fazla derseniz, vurun o zaman, Hoca'ya da vurun. Ama ''allah korusun'', o da bir başlarsa TKP'ye vurmaya, o zaman kötü olur. İpuçları var kitaplarında, görene... En çok bundan korkarım.

(Bir de abiler, kardeşler, canlar... Biraz dışarı bakın ne olur, Okuyan'ın Küçük ile yaptığı çöküş tartışması şu gün vatandaş için ne ifade eder ya... Ağır teorik, felsefi çalışmalar ağır geri basma dönemlerinde aydınları tutmak için yapılır. Şimdi o havada değiliz, ama böyle giderse bir beş sene sonra, kapandığımız veya kapatıldığımız yerlerde bol bol ampiriokritisizm, anti-dühring vs. çalışırız. Siyaset dönemindeyiz. Yılan kabuk değiştiriyor. Bugünlerin işi teoriden çok siyaset. -Karşı cepheden gelen güncel saldırılara karşı yapılan çalışmalar müstesna- Somut siyasi çıktısı olmayacak teorik çalışmalar, ne kadar değerli olursa olsun, bugünün ya da siyasetçinin işi olmamalı.Hoca'nın nasıl yaptığı ayrı konu ama yaptığı tam da budur. Bugünün konusu Sovyet tarihinden çok Türkiye tarihidir. 80'den 2000'lere kadar yaptığımız teori yeter da...)

Yeni bir şey yok

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3346

Ali Mert'in söylediği yeni birşey yok.Aynı şeyleri tekrar etmiş. Niye buna ihtiyaç duymuş olabilir bilmiyorum.Hoca, bir söyleşisinde ''beni çıkarın , son 40 yılda Türkiye'de hiçbir ciddi tartışma kalmaz '' demiş.Ben bu sözü , büyük ölçüde doğru buluyorum.

Fikret Özgök

yeni bir eleştiri tarzı

14 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3347

Arada Yalçın Küçük'ün üstüne çok mu geliniyor diye düşünmüyor değilim. Tezleri, Sovyetler Birliğin'de sosyalizmin kuruluşu-çözülüşünü çok seviyoruz geleneğimizdir, daha sonra Çöküş mü, Haberci'mi tırt canım onlar, Hoca'da iyice delirdi zaten diyebiliyoruz. Böyle kategorik ayrımlar yapmaktansa bütünlüklü bir yaklaşım getirmemiz gerek bence. Mesela Çöküş'te kimi tezlerin önemsenmesi gerekir,(Yunanların İzmir'i işgali, İngiltere'nin bu konudaki isteksizliği vs). Cumhuriyet kazanımları tezini kaç yıl önce ortaya attığınada dikkat etmek gerekiyor bence. Sözün özü kaçın kurası bir adam, dikkat edilmesi gerek bir kişilik... Sevgiler saygılar

"Türkiye'de ciddi tartışma kalmaz" ciddiyetsizliği...

14 Mayıs 2010, yazan Serdal Tümkaya,
Yorum no: 3350

Sayın Fikret Özgök,

Yalçın Küçük son kırk yılda hangi ciddi tartışmaların yapılmasına vesile olmuş, yazabilir misiniz?

Saygılarla

zaman darlığından belkide

15 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3351

zaman darlığından belkide kendimi iyi ifade edememiş olabilirim.toparlamakta fayda var sanırım.

1- Yalçın Küçük konuşmasın,birşeyler yapmasın demek absürtle iştigal olacaktır.
2-Kendisini sola zarar veren/verebilecek bir çizgi görmüyorum.tabiki konuşsun.soldadır neticede öyle yada böyle.
3-siyasette, o anda olan önemlidir fakat asıl önemlisi olması gerekene işaret etmektir."daha iyisini yapabilen mi var ki?" tarzı bir söylem muhafazakardır ve müdahaleyi dışlar.işte devrimci olmak tamda bu anlamda gereklidir.mevcut olandan gayrı nasıl daha iyisi yapılır sorusunun cevabını aramak önemlidir.
4-mücadele eninde sonunda bir kolektifle yürütülmelidir bana göre.bir siyasal ve tarihsel irade ancak bu şekilde ortaya çıkabilir.kişilerin tarihteki rolünü bir kenara koymadan,örgütsüzlük büyük oranda kişiyi oraya ya da buraya savurur ve pek azında doğru yerde durulur.
5- Yalçın Küçük'ün ciddi bir toplumsal etkisi olduğunu düşünmüyorum.Yani popüler ,tanınan bir kişi olması o toplumsal etkiyi sağlamaz.bu çok net.Yalçın Küçük mevcut sınırlı bir toplamda anlaşılabilen,bunun dışındaki kesimler tarafından bilinen,sempati duyulan ve bana kalırsa bu kesimler tarafındanda pek anlaşılamayan bir şahsiyet.
6-"Toplumsal etki sizi kaç kişinin dinlediği ve söylediklerinize inandığı, ona göre hareket ettiği ile ölçülür. Biz toplanıp bağırsak da Yalçın Küçük kadar etkili olmuyor."Burada söylediğiniz şeyler fazlasıyla spekülatif.Böyle olduğunu varsaysak bile,yani diyelimki Küçük daha çok etkileyebiliyor kitleleri,bunun siyasal alandaki yansıması ne oluyor.yani birileri sokağamı dökülüyor,mitinglere mi akın ediyor,sadece bu yüzden bir direnç odağımı olmaya çalışıyor.
NOT:bu noktada bir şeye değinmek istiyorum.Türkiyede toplumsal mücadeleler bugün,işçi sınıfı açısından bir yoğun mücadeleye dönüşmüş değildir.neticede solun etki alanının fazlasıyla sınırlı olduğu gerçeği önümüzde.diyeceğim şu ki, böyleyken bizim bahsettiğimiz etkide zaten çok sınırlı olacaktır.bunu da gözden kaçırmamak önemli bence.
7-Vurmak meselesi ayrı.Solcular birbirine vura vura bugünlere geldi.her zaman bir yumruk mesafesinde olmakta fayda var.vuralım tartışalım.ama bunu bir imha yada sol alandan aforoz etmek anlamında algılamayalım.tartışma bizim meşrebimizdir.tartışmayan bir sol olmaz bence.
8-Oradan buradan düşecekleri bırakalım bence.Bizim tarafımızdan işçi sınıfı mücadelesine ne düşer ona bakalım.bırakalım oralardan bize düşecek oyları,oralardan düşen görevlere bakalım.Devrimciyiz ne de olsa,yükümüz sırtımızda olmalıdır.
9-en önemli mevzu şu gına getiren teori-pratik "sözde" ikilemidir.Sadece geri çekiliş dönemlerinde teori tartışılmaz.ama küçük ölçekli kadro birikimini korumak,mevcut durumdan çıkış aramak ya da mevcut duruma nasıl gelindiğini sorgulamak için başvurulur.fakat kalkıpta "teori geri çekilme dönemlerinin işidir"diyorsak orada iş değişir.siyasal anlamda bizi beslemesi bir yana,teorik algı derinliği ,siyasal alanda,ideolojiler alanının karmaşasında ve yoğunluğunda bir fener işlevi görür.ayrıca bu tartışmaya neden olan ,yukarıdaki yazı da siyasal alana faydası olmayacak bir teorik tartışma değil.Örnek olsun Devrime giden süreçte Rusya 'da her sözün sokakta söylendiği bir dönemde,kalkıpta Nisan Tezlerine salt siyasi bir anlam yükleyemeyiz sanırım.yani nihayetinde, demek istediğim, teori ve siyaset tartışmasında bir tarafı seçmek diye birşey sözkonusu değil.fakat teoriye sardıran insanlarada bırak teoriyi demenin de bir anlamı yok.sizinde dediğiniz gibi bırakın tartışsınlar efendim teorilerini.
Metin Çulhaoğluyla başladım onunla bitireyim.
"Nihayi öğretici her durumda toplumsal pratiktir.Gene de,teorik güç ve soyut model kurgulayabilme yeteneği toplumsal pratiğe çok daha ileri noktalardan başlanması gibi küçümsenemeyecek bir avantaj yaratır.(M.Ç. Tarih ,Türkiye ,Sosyalizm)

NOT:Söz konusu Gelenek yazısı 1988 yılı 22.sayı,"Osmanlı siyasetinde dış etken ve 1908,Ahmet Hamdi Dinler

Küçük'ü büyütmeye çabalarken, onun büyüklüğünü küçültenler...

15 Mayıs 2010, yazan Serdal Tümkaya,
Yorum no: 3353

Merhaba 3351 nolu Sayın Ziyaretçi,

Dediklerinize büyük ölçüde katılıyorum. (Yalnızca 3. maddeyi pek anlamadım.) Yalçın Küçük'ün konuşmasından, yazmasından herhangi bir rahatsızlık duyan birisi değilim. Bilakis, onun onca üretken yıldan sonra biraz da saçmalamasına itiraz edenlerin, aynı kalitede eserler vermemekten rahatsızlık duymamalarından, oldukça rahatsızım. 

Daha sonra yazacağım Yalçın Küçük eleştirisinden tümüyle bağımsız olarak diyebilirim ki, asıl mesele Küçük'ün büyütülmesindedir. Dahası, çubuğu bu yöne bükenler Küçük'ün onca değerli fikrininin savunuculuğunu üstlenmek yerine, kendisinin şimdilerde söylediklerini meşrulaştırmakla meşguldurlar.

Açık söyleyeyim, büyük kafaların hayatının ileri aşamalarında "saçmalama"ya hakları olduğuna inanıyorum. Ne var ki, bu insanların saçmalama hakkı kadar, gençlerin onları sınırsızca eleştirmeye hakkı vardır. Dahası, bu bir hak değil, ama devrimci bir ödevdir. Küçük'ün bugün söyledikleri, kendisinin son kırk yılda yazdıklarının mantıksal bir sonucu değildir. Tam da tersine; olayların akışı, tarihin diyalektiği, Türkiye solunun evrimi, ülkedeki ve dünyadaki sınıflar mücadelesinin seyri, uluslararası sermayenin ihtiyaçları, "Sosyalist Blok"un çözülüşü vb. etkenler, tüm entelektüel alanı kökünden yeniden yapılandırmıştır. Bu nedenlerle, Yalçın Küçük için yapılabilecek en iyi şey, onu, kendisinin tam da kırk yıldır yaptığı şekilde, en derinlere inerek eleştirel bir çözümlemeye tabi tutmaktır. Böylelikle, dünyanın son yarım yüzyıllık evrimi de masaya yatırılmış olacaktır.

Diğer yorumlarıma rastgelenler bilirler, kesinlikle Yalçın Küçük hayranı bir insan değilim; ama Metin Çulhaoğlu ya da herhangi bir başkasına karşı da hayranlığım yoktur. Hayran olmakta uzaklık vardır diyen, Yalçın Küçük'ün ta kendisidir. Ondan öğrendiğim önemli şeylerden birisidir, bu yaklaşım. Lakin, bitirirken belirtmeliyim ki, Küçük'ün kimi yazılarını tekrar okudukça (ör. eşitsiz gelişim, bilimsel yöntem ve Sovyet sanayileşmesi hakkındakileri), sen çok yaşa, ey Hoca! diyesim geliyor.

Not: Bir kere daha söyleyeyim, Yalçın Küçük'ün Marx, Lenin ve Troçki hakkında yazdıklarına kesinlikle katılmıyorum. Troçki hakkında mutlak olarak karacahildir. Lenin'in Marx'a yaptığı katkıyı ise yanlış yerde aradığına inanıyorum. Marx'ın silahlı eyleme, gizli örgütlere karşı olduğu yolundaki fikirlerini ise Türkiyeli genç Marksistlerin entelektüel tembelliğine karşı savaş açmak(!) için ortaya atılmış plastik oltalar olarak algılama eğilimindeyim.      

merhaba serdal. 3.madde

15 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3354

merhaba serdal.

3.madde 3345'in "bugün Yalçın Küçük en iyisini yapıyor,o yüzden böyle olmalıdır"söylemine bir eleştiridir.Bu söylemde bir gelecek kurgusu bir müdahale etme yetisi olmadığı için muhafazakardır dedim,ve mantıksal sonucu olarak muhafazakarlığın,müdahaleyi dışlar.kısacası böyle.

"büyük kafaların hayatının ileri aşamalarında "saçmalama"ya hakları olduğuna inanıyorum. Ne var ki, bu insanların saçmalama hakkı kadar, gençlerin onları sınırsızca eleştirmeye hakkı vardır. Dahası, bu bir hak değil, ama devrimci bir ödevdir."

sevgili serdal bu söylediğine katılamayacağım kısmen.yani bir sosyalist birçok büyük düşünce ortaya koyabilir fakat nihayi olarak ulaştığı yer devrimcilikten uzak bir nokta olursa bunu kabullenemem.bu "ilerleyen zamanlarda şu olabilir bu olabilir" argümanıyla açıklanamaz.devrimci robot değilsede bir organik gerçeklik olmalıdır.bu organiklik insan olmayı dışlamaz.yani insan hata yapar.bu anlamda hayranlık konusunda sana katılıyorum.fakat absürte kaçma noktasında söylenecek başka şeyler de olur.ayrıca saçmalamak bir hak olmamalı,olsa olsa bir anomali olarak değerlendirilmeli bana kalırsa böyle bir tipoloji için.

yalçın küçük'ün yazdıkları son kırk yılının mantıksal sonucu değildir tabiki.son otuz yılının mantiki sonucudur.80 sonrası.örgütsel gerçeklikten kopuş sürecidir.

""Tam da tersine; olayların akışı, tarihin diyalektiği, Türkiye solunun evrimi, ülkedeki ve dünyadaki sınıflar mücadelesinin seyri, uluslararası sermayenin ihtiyaçları, "Sosyalist Blok"un çözülüşü vb. etkenler, tüm entelektüel alanı kökünden yeniden yapılandırmıştır."" bu söyleneler birçok kişi için doğrudur Yalçın Küçük'ü düşündüğümüzde tartışmalıdır.kendisi konuya öyle ya da böyle hakim bir kişi olarak,teorik anlamda sosyalist devrimi içselleştirdiği için bahsettiğin süreçler nötr kalmasa bile belirleyici olmamıştır bence.yani 80 darbesi olmasaydı,devrimci bir süreç yaşansaydı türkiyede(çok spekülatif olcak) yalçın küçük belkide farklı bir yerde olmayacaktı tarz anlamınyalçın küçük benim bildiğim kadarıyla bütünlüklü bir eleştiriye tabii tutulmamıştır bugüne kadar.yanılıyorsam bildirilmelidir.bu anlamda sana katılıyorum bütünlüklü bir eleştiri olmalı bu konuda.ihtiyaç mı gerçekten;evet.

Reddetmek

15 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3357

Yalçın Küçük'ün sabetayizm konusunda fazla uğraşması, onu didiklemesi bence bilinçli bir eylemdir. Ayrıca Küçük'ün sabetayizm meselesinden bir mücadele alanı yaratmaya çalışmadığını açıktır bunu da kendisi söylemektedir. Sabetayizm tespitleri doğruda olabilir ama Küçük bu uğraş alanının toplumda belirli bir alıcısı olduğunu söylemektedir. Bir nevi 'popülerlik' yaratmıştır bu açıdan ama bence hala esas mesele son kitapları tümden reddetmek yerine -of gene mi sabetayizm- demek yerine biraz incelemek, kitaplardaki başka tezlere yönelmek olabilir belki.sevgiler saygılar

ciddiyetsizliğe devam

15 Mayıs 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3358

Sayın Serdal Tümkaya ,
Hoca'nın hiç bir ciddi tartışması yoktur ,diye mi düşünüyorsunuz.

Aklıma gelenleri aktarayım.
Namık Kemal ile ilgili tartışmaları örneğin.
Halide Edip ile ilgili tartışmaları ,
Nazım Hikmet'le ilgili tartışmaları ,
Sabahattin Ali ile ,
daha yakınlardan ahmet altan, orhan pamuk.
bunlar edebiyat alanından.

Tarih için,
ermeni tehciri ,
Kut-ul Amara savaşı ,
İnönü savaşları,
Çerkez Ethem ,
soguk savaş başlangıcı ,

Bitirirkende tabii ki sabetayizm.

bu konuda hoca'nın çalışmalarını , kafatasçılık diye değerlendirenler oldu.

Hoca'nın sabetayistler için bazi iddiaları şöyle.
Dışişleri Bakanları , bir kaç istisna hariç , kesinlikle sabetayistlerden çıkar.

Varmı bununla ilgili hoca'ya itiraz , araştırma varmı. ben henüz rastlamadım.
Pekala doğruysa bu iddia ,
önemsizmidir,
sınıfsal bir tahlil içermediği için ciddiyetsizmidir.

Yada Dışişleri Bakanlığı sabetayistlerin tımarıdır, diyor hoca. (Bende şunu eklemek istiyorum hocanın tespitine , Sabancı Şirketlerinin yönetimide sabetayistlerin tımarıdır)

Reklamcılık sektörü sabetayistlerin elindedir , diyor hoca.
Müzik , sinema güçlüler.

Önemsizmidir bu şimdi.

İsrail kurulduktan sonra , sabetayistlerin bir çoğu , terihlerini İsrail'den yana kullanmışlardır. diyor hoca.
Bu tespit önemsizmidir, kafatasçılıkmıdır.

Bitirirken ,hocanın affına sığınarak bir tespitte ben yapmak isityorum.
Türk Solu'nun en büyük sorunu sevgisizlik.

Sevgilerle ,
Fikret Özgök

Yalçın Küçük'ün katkıda bulunduğu temel tartışmalar...

15 Mayıs 2010, yazan Serdal Tümkaya,
Yorum no: 3360

Sayın Fikret Özgök,

Diğer yorumlarıma bakarsanız, Yalçın Küçük'ün ne denli önemli tartışmaları başlattığını, benim de, çeşitli kereler belirttiğimi görebilirsiniz. Merak ettiğim, sizin hangi meseleleri daha çok önemsediğinizdi. Cevabımı aldım. Teşekkür ederim.

Çoğunlukla benim önemsediklerim, arkadaşlarımınkilerden farklı oluyor. Kısacası, itiraz etmedim; sadece sizin fikrinizi merak ettim. Kendi önemli bulduklarımı tekrarlayayım: SSCB'nin dağılışı, Sovyet sanayileşmesi, eşitsiz gelişme, bilimsel yöntem, Türkiye Burjuva Devriminin karakteristikleri, soyutlamanın hayatiliği, Sovyet Marksizmi vs. vs.

Sevgilerle 

Hedef Gözetmeyen Bir Yazı

16 Mayıs 2010, yazan BaranaS,
Yorum no: 3363

A.Mert  günümüzün güncel politik hedeflerini gözetmeden yazmış.

Bu tür yazılar da doğal olarak kişisel ve politik içerikten yoksun oluyor.

Y.Küçük,AKP gericiliğine karşı savaşıyor ve kararlı bir tavır alıyor.

Önemli ve değerli olan budur.

Y.Küçük'ün AKP gericiliği karşısındaki kararlı tavrını anlayamayan bir eleştiri politik eleştiri olmayı hak edemez.

 

 

AdaptiveThemes