Skip to content

ALİ MERT: Kılıçdaroğlu nedir, ne değildir?

27 Mayıs 2010, ekleyen Ali Mert

Kılıçdaroğlu yazısı döneminde, Kılıçdaroğlu yazısı yazmadan olur mu?  Olmaz.

“Ha Ahmet, ha Mehmet, düzen solu işte” demenin, yahut “emperyalizmin yeni tasarımları”na dikkat çekmenin dayanılmaz kestirmeciliği ve cazibesi bir yanda, olanı biteni  tam olarak anlamaya, onu en net biçimde konumlandırmaya, mesafe tayinini iyice belirlemeye çalışanların; “tam”, “en net” ve “iyice” konusunda sorun yaşadıkları/yaşayacakları bir dönemle karşı karşıyayız. Neo-liberal saldırı döneminde, alternatifsiz sermaye programlarının uygulandığı bir kesitte, ortaya karışık bir halkçılık, şaşırtıyor haliyle! “Yahu bu iş, bize yarar mı, zarar mı” sorusu da hemen dibinde.

Hal ve tavır, kasket, ilk çıkış, söylem, Rahşan desteği vb ile birlikte kaçınılmaz Ecevit çağrışımları, artı,  Gandi benzetmeleri, Kemaller ve Önderlerle süslenen “imgesel” bir dönüşüm süreci yaşandığı kesin. Dürüstlük, doğruluk, alçakgönüllü bir iddialılık, (bak sen hele, bu devirde) köşedönmemecilik, iş/aş vurgulu popülizm vb. bir yanda, “Amaaan, Baykal’dan iyidir işte, bir alternatif gerekiyordu neticede” kolaycılığı diğer yanda, bu imajı güçlendirip destekliyor.

Ve sağlı, sollu aynı eleştiri: “İyi diyorsun, hoş diyorsun da, hakikaten ne yapacaksın onu söyle!” Somut olarak dediğin bir şey yok ki; top çevirerek şişirme, laf dolaştırarak pişirme iyi de, farkın ne!?

Yok.

Saadet Partisi’nden gelen “Eee,  bu bizim dediklerimizin aynısını diyor” tespiti, “İyi de o zaman, niye bizi popüler yapmıyorsunuz da ona yöneliyorsunuz” gizli sorusunu da barındırıyor. Fark da burada galiba!

Yani iş söylenenlerde değil, söyleyenleri dengeleyen sistemde.

Liberal-sol esintili jargon parçalayıp akıl çelerek sermayenin programını uygulayanlarla, halkçı-sol esintili jargon parçalayıp akıl çelerek sermayenin programını uygulayanlar arasındaki farkı, “uygulama”da görmek pek mümkün değil haliyle. Ancak jargonda ve akıl çelmede “alternatif” üretmek bile pek mümkün değil idi son dönemde. Kılıçdaroğlu rüzgarı bu ayrımı (yeniden) çizdi bir şekilde.

Süslemeler gayet iyi ve de şekilli: Nazım’dan, Ahmet Arif’ten şiirler, Onur Akın’dan şarkılar, “halkın devrimcisi olacağız” ve “faşizme geçit yok” sözleri, ünlü Kurultay nutkunu dikkatle dinleyen bir Eşber Yağmurdereli (yapma Eşber abi!), parti meclisinin solumtırak yeni üyeleri, popülizmin dibi, korku imparatorluğunun ve imparatorun alternatifi vb vb...

Yandaş vakvaklar irkildi de, bu süslemelerin içindeki “sol unsurlar”dan sermaye ürktü mü peki? İnsan hiç kendi planından, programından, tasarımından ürker mi? Ben gördüm, geçen bir tanesi birazcık ürkmüştü, arkadaşı teselli etmeye çalışıyordu:

-          Ne oldu sermayeceğim ürkmüş gibi gördüm seni.

-          Hiç  sorma, bu adam taşeronlaştırmayı kaldırır mı acaba?

-          Amma yaptın ha, bizim taşeronumuz onlar, da!

Bu müdahaleye rağmen ikna olmayıp ürkenleri de, Mehmet Ali Birand, Uğur Dündar, Ali Kırca muhteşem üç lüsü sakinleştirdi. Recep Bey alternatifi Kemal Bey, her gece birinde “canlı yayın”a çıktı. Herhalde akıllara 80 öncesinin Ecevit-TÜSİAD kapışması gelmesin diye ve de “halkçı” söylemlerin şişkinliğinden birazcık öbür tarafa da geçmek amacı ile “Sermayeye, sanayiye karşı değilsiniz ha?!” diye soran üçlüye, “Olur mu hiiiiç, en büyük  destekçisiyiz, zaten sermaye de kamudur (!), usulünce iş yapsın yeter, kamu hizmeti veriyorlar, istihdam yaratıyorlar, vergi veriyorlar... şimdi daha çok üretecekler, ar-ge gelişecek, teknoloji fırlayacak, uzaya çıkacağız, satürnde yatırımlar yapacağız vb. vb. ” diye yanıtlarını sıralayıverdi.

Rahatlayan rahatladı, “Yine bir şey demiyor, hiçbir tezi, tespiti yok, ne biçim iş” diyenler yine ortada kaldı! “Yuvarlak sözler” de denebilir, “içi boş söylemler” yahut “boş vaatler” de, önemli değil, afaki laflar sarf edip göz boyayarak  yol almak burjuva siyasetinin doğası değil mi?

Doğasına gayet uygun hareket etti.

Ötesinde, diğer taraf “Fakir edebiyatı yapıyor” diye telaşlandıkça; “Bu mudur” manşetinin altında, Engels’in mektuplarından alıntılar yapıp “Bakın, zannedildiği gibi, altyapı üstyapıyı belirlemiyormuş, her şey ekonomi değildir” diye teoriye dalan ve “Kürt kimliği ve açılım denmedi, biiiir. Özgürlükler denmedi, ikiiii. Anayasa denmedi, üüüüüç...” diye saymaya başlayan Taraf’çılar ortaya çıktıkça, “Boşveeer, iyi oldu işte”ciler de belirdi. Teorize edenlere göre;  “Laiklik ve Ergenekon avukatlığı yüklerinden kurtulup, varoşçu çıkış , sosyal demokrasinin varoluşu gereği” idi.  Hem uzun süredir, ilk defa, alternatif varmış gibi oldu, daha ne ki!  

Ne mi? Kısacık bir nedir, ne değildir rehberi:

Şirketler dünyasının kıytırık “sosyal sorumluluk”u dışında sosyal olan her şeyin (-izm, devlet, adalet, hak, hukuk...) üzerinden silindir gibi geçilen bir dönemde “sosyal” demektedir. –izm riskine karşı diğerlerini yedeklemek, icabında öne sürmek, eski bir  siyasettir. İyi anlaşılıp değerlendirildiğinde –izm için faidelidir. Zararlı değildir.

Onun sosyalliği mi? Sostur o sostur, sosyal değil.

Siboptur, temiz hava değil.

Avuntudur, umut değil.

Avuturken, sistem içi kapışma eksenini de hafiften değiştirmek istemektedir. Nedir? Ekseni sistem olanlar için kötü değildir. İyidir.

Ne kadar iyidir? Kablodur kablo, boru değildir.

Yemek isteyenler için, muzdur, armut değildir. Eklemeye gerek var mı; armut niyetine de yenebilir. 

Muz cumhuriyetinde cumhuriyetin niteliğini değiştirmeden başka türlüsü mümkün değildir. Tamam anti-emperyalist değildir, zaten o koltukta bu imkansız ötesidir, ama bakın sıkı pazarlıkçı olabilir! İşin aslı, özellikle AB meselesinde, o görünümü vererek prim yapacağını hesap etmektedir. (Bir yandan emperyalizmin en sadık adamı iken diğer yandan “van minüt” Bay Erdoğan da “görüntü verme uzmanı” olduğu için sıkışık bir alan olabilir! Rekabet kızıştıkça, daha fazla sıkıştıran değil, daha çok açan iş yapabilir...)

Ampul değildir ampul, idare lambasıdır.

Alternatif değildir, al gülüm ver gülümdür.

Ha bir de, Şifo Mehmet ne kadar Şifo ise o kadar Gandi’dir.

Üçüncü yol mu; tarihsel olarak mümkün değildir. Bazı yoksulların merhemi olabilir, yoksulluğun değildir. İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk vurguları, “iş-aş meseleleri” önemlidir ve soldur. Sağlı, sollu popülizme kurban edilmemelidir.

Şemsiyedir şemsiye, açılabilir.  Açık şemsiyeden istifade de edilebilir. Yalnız, şemsiyenin kaçmaması gereken yerlere dikkat edilmelidir.

Havuzdur havuz, yüzülebilir. Havuzlu villa olmadığı konusundaki ısrarı yerindedir. Havuzu ayrı, villası ayrı olabilir.  

Ha bir de, Recep Bey’den kurtuluş simidi olabilir.  Tayyip’ten ve yapıp ettiklerinden kurtuluş değildir...

 

 

AdaptiveThemes