Skip to content

ALİ MERT: Hastasıyım polemiğin, yine de benimle polemiğe girmeyin!..

5 Nisan 2010, ekleyen Ali Mert

Yüksek izninizle, genel olarak “sol içi tartışma kültürü”, özel olarak ”etkileşimli sitemiz”deki “tartışma/eleştiri/yorum” kültürü  ve daha da özel olarak sitede son dönemde açılan üç tartışmadan (Kaan Arslanoğlu’nun kitabı, Stalin’in limuzinleri ve Yalçın Küçük’ün kitabı) ve yapılan yorumlardan hareketle, bazı sorular geldi aklıma kaçınılmaz biçimde. Diziverdim peş peşe sadece:  

“E artık bu söylenene de bir yanıt vermek lazım” diye -kendince- haklı olarak yola koyulan bir yanıt/eleştiri, “söylenen”den uzaklaştıkça, haklılığını ve hatta yanıt/eleştiri olma özelliğini de kaybetmeye başlamaz mı?

Elbette, “söylenen”in yan alanlarına/anlamlarına da uzanabilir (hatta, “söyleyen”e yüklenmek için bel altından bile çalışabilir!) ama temelde “söylenen”e dair bir açıklık sağlamakla yükümlü değil midir? Bu anlamda, gerçekte ne kadar “eleştiri” yapılabilmektedir?

“E, artık bu benim bildiklerime/düşündüklerime/gördüklerime bütünüyle aykırı” ya da “E, artık bu benim bildiklerime/düşündüklerime/gördüklerime şu ve bu yönlerden aykırı” diye -kendince- haklı olarak yola koyulan bir yanıt/eleştiri; söz konusu bilginin, düşüncenin ve görüşün “ne” olduğuna (kökenlerine, gelişimine, belgelerine, verilerine vb.) ve “nasıl” ortaya konduğuna (yazarın özgün yaklaşımına, biçemsel tercihlerine, seçtiği belgelere vb.) dair belli bir birikimi de gözetmek durumunda değil midir? Birikimsiz eleştiri olur mu sahi?

“E, artık bu kadar laf da yutulmaz” diye -kendince- haklı olarak yola koyulan bir yanıt/eleştiri, “laf yutmayacağım” derken “öfkeyle kalkıp zararla oturma”  sözünü de hatırlayabilmeli, değil mi?

Polemik iyidir, önemlidir, geliştirir, (safları) belirginleştirir, (icabında) sadeleşme sağlar... iyi de, yöntem ve biçem bu gelişimin önkoşulları değil midir?

Açık kollayıp laf yapıştırmak ve de taşı da gediğine güzelce, itinayla yerleştirmek, zihinde hoş bir tatmin ve rahatlama sağlar iken, o zihni de kapsayan “bütün”de, herhangi bir ilerleme sağlayabilmekte midir? 

Birbirine laf kaktırma/sokuşturma konusunda bu kadar ustalıklı olmayı başarabilen bir sol, kendi sözünü söyleme/benimsetme konusunda nasıl bu kadar geridedir?

Üzerini çizme/silme, kesme/biçme alanlarındaki maharetimiz, bizlerden neler eksiltmektedir? Hem keskin/ilerletici eleştiriye ihtiyacımız var, hem “silgiler silerken silinir de” sözüne dair bir dikkat ve titizliğe; eleştiri, gerçekten de çok zor bir iş değil midir?

Tartışma ve polemik kültürü ile nefret kültürü arasındaki  mesafenin çok çabuk kısalabildiğini hissediyor musunuz siz de, “insan doğası” mıdır, nedir?

Bazı yazıları/üretimleri, “o da burasından tutmuş”, “o da bu açıdan bakmış”, “o da burasına vurgu yapmış” vb.  boyutlarıyla değerlendirmek ve hatta “yararlar”ını gözetmek mümkün iken; kendi tutamak noktalarımız/açımız ve vurgumuzun “eksen”de yer almamasından hareketle celallenip yüklenmenin belli bir “sınır”ı yok mudur?

Bir “eksen”i olanın, başka bir şeyi yok mudur? Bizim eksenimizle mesafe tayini yapıp, eklemlenmeye ya da “ilişkilenmeye” çalışanlardan neden bu kadar çok işkilleniriz acep? “Aman, eksen kaymasın”, tamam da, sabır, güven, anlayış ve “birliktelik” de mi hiç olmasın?

Belli bir alanda (diyelim, sömürü sisteminin gerçekliklerinin ortaya konması), kendi odaklanmalarımız veri iken, aynı alanda farklı türde odaklanmalar, bizim odağa hiç mi bir şey katmazlar? Peki ya yan alanlar, koridorlar, geniş alanlar, dar alanlar, paslaşmalar?

Bir :), kaç ayıp örter?

Klişemiz bellidir; tartışma/eleştiri disiplini/kültürü sola, memlekete yerleşmemiştir ve soru da bellidir, ne vakit yerleşir? Peki, “yerleşebilir” bir şey midir, “dağınıklık” biraz da karakteri değil midir?

Son zamanlarda, yüze karşı söylenemeyecekleri (ya da üslup değiştirip düzelterek söylenebilecekleri) klavye başında söylemek ne kadar kolay(laştı) değil mi?

Ortodokslar ya da ortodoksi, harbiden kapsayıcı olabilir mi?

Bu ülkede Dostoyevski karakterleri bu kadar çok mu sahi?

Polemik, alıngan karakterlere değil de, derisi kalınlara daha uygun değil mi? Yoksa, serinkanlılar x çabuk öfkelenenler karşıtlığı daha mı belirleyici?  Hepsi “bizim insanımız”, bilgilendirici, geliştirici olsun yeter ki, öyle değil mi?

(Siteye özel  bir tane) “Ziyaretçi” kimliğini seçenler, “anonim” kalıp laf yetiştirenler, sahici ya da dravdan bir kullanıcı adı almaktan neden bu kadar çekinirler?

(Siteye özel son bir tane) Gerçekten faydası/anlamı var mı ki? Bu kadar “giydirici” varken, (görece) geniş bir alanı kapsayabilir, görece geniş bir alana hitap edebilir mi ki?

Diline kemik nakli yaptıranlar dahil, herkes her istediğini söyleyebilir. Sitedeki yorumlarda küfür yoksa sansür yok ki.  “Hoş görelim, boş verelim, hiç görmeyelim”... değil ama, “hatasını, açığını, eksiğini” yakaladığımızın anında işini görelim, bitirelim de değil sanki... Bir de, “görmezden gelmek” elbette çare olmasa da, “gördüğümüz”den nasıl bu kadar eminiz ki?

Yanıtlar mı; bir kısmı soruların, çoğu yazılanların içinde değil mi?..

 

 

AdaptiveThemes