Skip to content

ALİ MERT: Dadımı işten kovdum, duma duma dum!!!

17 Haziran 2010, ekleyen Ali Mert

Ayyy çok fena oldu. Bu dördüncü dadı!!! Ama ne demişler, her son yeni bir başlangıçtır. Sıradaki gelsin, beşinci!!!

Bilenler bilir, iyi bir dadı bulmak o kadar zor ki. Bahtsız deveyi çölde kutup ayısı afedersiniz bir güzel öpermiş ya, bizim Yalın’la şansımız da işte o hesap. Düğün akşamı ayakkabımın çıkan topuğuyla başladı, beşinci dadıya kadar peşimizi bırakmadı valla. Ben kendi adıma şahsen aldırmam, large’ımdır da, Yalın takıyor kafayı. Onun sayesinde ben de mi pimpiriklendim ne?
 
Pimpirik pimpirik beşinci dadıya geldik. Bu defa en iyisi memleketim dedik. Şarkıdaki gibi, bir başka mıymış bakalım benim memleketim. Evet, yanlış duymadınız, yeni dadımız Türk.  
 
Ne yapalım, Türkmeni denedik olmadı, İngilizceleri daha iyidir diye Malezyalı, Singapurlu falan denedik olmadı, en son Moldavyalı denedik o da olmadı. Üstüne bir de, Yalıncığımın asker anılarıyla uğraştık,  komutanı kızdıklarına “şey kafalı Moldava askeri” dermiş. Şeyy canıııım. Bizimki de o hesap. Kırk milletten dadı var ülkede, ama işten anlayan var mı? Yok. Koskocaman bir YOK!
 
Tamam Türkçe bilmememelerinden vazgeçtim, bende bilmiyorum bazen :)) (Hınçal abi pürtüklü diyor o güzel Türkçesiyle, pürtüğünü yiyecem yarın birgün canım abimin!!) Ama bunun hijyeni ayrı dert, yemeği ayrı dert, güvenliği ayrı dert! Dert küpüyüz mübarek!!!
 
Biliyorsunuz Çağlada yeni anne, ona sordum, yanıt süpriz değil, hepimizde aynı dert. İşe gidiyoruz aklımız hep arkada kalıyor.   
 
Gerçi biliyorsunuz özel kameralar çıktı şimdi. Anne emziği! (Bak, benzetme yaptım Hıncal abi :))) İki yüz elli euro’ya, ben Sonny Ericsson’dan aldım. Tabii piyasadaki tüm markalar i-phone’la uyumlu. Uyumlu, iyi de, ben uyumsuzum arkadaş! Yazı mı yazacağız gazetede, röportaja mı koşturacağız, oturup i-phone mu izleyeceğiz? Bütünüyle bunaltılardayız.
 
Bu defa hiç olmazsa, adam gibi Türk yemekleri yeriz. Hem bebeğim de memeyle birlikte yeni gıdalara geçiyor şimdi. Ağız tadıyla bir tarhana içsin canım benim. Bakarsınız bizim Yalın da suşiden bıkmış, ekmeği bir güzel tarhanaya banıyor, hahaha, manzaraya gel!!!
 
Belki bu dadıyla kutup ayısı olayından da kurtulacağız nihayet. Ne demişler, dereyi geçene kadar ayıya dadı de, hahaha.
 
Dadı demişken, o da ayrı bir muamma ya. Kimileri bakıcı diyor, kimileri de kadın, annem ise işçi diyor, deli mi ne? Dadı canım, dizisi de var, hem çoooook daha sevimli diye ikna etmeye çalışıyorum. Yerse, bakalım!
 
Anneciğim senin asıl dert etmen gereken, dadının güzelliği canım benim. Damadı elden kaptırmamaya bak sen. Sana google kullanmayı öğreteyim en iyisi. "Dadısıyla" diye aratınca Ethan Hawke'dan Rafet El Roman'a ne filmler geliyor, bir görsen!!!
 
Neyse, bugünde köşemizin sonuna geldik sayın seyirciler. Yazarınız yarın yolcu, bağlasanız durmaz. Bebeğini ve yeni dadıyı da takacak koluna, doğruuu Mavi Yolculuğa. İş, stres, hamilelik beni iyice gerdi. Üzerine de sıcaklar. Dumanımız tütüyor valla.
 
Bakalım, önde bebek, arkada dadı, peşinden ben nasıl bir Mavi olacak bu yolculuk!!! Onu da haftaya yazarım artık. Benden alışık olduğunuz moda da daha sonraki haftaya. Hele bir dinleneyim, hiper röportajlarla geri geleceğim. Kendinize çok çok iyi bakın, bu yaz sıcağında açık renkler giyinin, müsadenizle ben birazcıcık Mavi giyineceğim!!!
 
 
**** SAYFA SEKRETERİNE NOT: Mavi Jeans reklamını yazının sol üst köşesine dekupaj olacak Canikoşum...  

Yorumlar

Sibel Arna'nın özürsüz cevabı

21 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3638

Bir sürü açıklamada bulunmuş ve "hatalıyım" demiş ama özür falan dilememiş:

“Ben seni bu kadar sinirlendirecek ne yaptım” dediği an, ben bittim

Hayatımın en zor haftasıydı. Geçen hafta yazdığım yazı yüzünden çok öfkeli tepkiler aldım. Ama kimseyi suçlamıyorum. Çünkü bunu kendime ben yaptım. Hatalıyım. Yedi aydır bana annem kadar bazen ondan bile yakın olan kadını kırdım. Cumartesi sabahı yazıyı okuduğunda bana dönüp “Her insan hata yapar. Ben seni bu kadar sinirlendirecek ne yaptım” dediği an ben bittim. İtiraf edeyim yazıyı tekrar tekrar okuduğumda ben bile kendimden nefret ettim. Hatalıyım. Duygularım çatapat gibi patlarken, sinirlerim çok bozukken bir yazı yazdım. Hatalıyım. Naif örnekler vereyim, birkaç tane de komik hikayeyle süsleyeyim derken çuvalladım. Öldürürüm, asarım, gömerim, keserim gibi kelimelerin gazeteye öyle bol kepçeden, arkadaşınla dertleşir, karşındaki senin içini bilir, aslında öyle demek istemediğini hesaplar gibi yazamıyormuşsun, üçüncü yazımda acı bir tecrübeyle anladım. Ne diye verdim ki dadımızın ismini... Vermeseydim keşke. Gereksiz yere afişe oldu. Facebook'ta, twitter'da adına üyelikler açıldı. Yakınlarından gelen telefonlara “Ben mutluyum, bir sorun yok” demekten yoruldu. Merak edenlere not; biz mutluyuz gerçekten. Çünkü ikimiz de biliyoruz yaşadıklarımızın doğallığını, bunların dadılar ve anneler arasında bazen günde beş posta yaşanılacak cinsten şeyler olduğunu. Bunu en çok da o biliyor. Çünkü 20 yıldan fazladır çocuk bakıyor. Benim yeni anne olmamdan kaynaklanan hassasiyetlerimi, paranoyalarımı, kıskançlıklarımı, amatörlüklerimi, duygusallıklarımı
hoş görüyor. Yani bu noktada büyüklük onda kalıyor. Büyük bir not: Kırgın, kızgın olduklarım var tabii. Etik olmaktan, ahlaktan bahsederken hızını alamayan, işi dokuz aylık oğluma küfredecek kadar çirkinleştirenler mesela. Aynı gazetede çalıştığım hatta sözde mentorum olan Ahmet Hakan mesela. Keşke gazeteye yazmadan önce bir telefon açıp bir iki öğütte bulunsaydı. Yaşam tarzı üzerine yazmak görgü ister derken kendisi “yazının şehvetine kapılmak” terminolojisini bize öğreten olduğunu unutmasaydı. Bir de korktuklarım var. Beni dadımıza köle gibi davranmakla suçlayarak çarmıha geren, konuyu çok başka yerlere çeken, linç meraklısı insanlar; öfkenizden, tarzınızdan, tonunuzdan, üslubunuzdan, bakış açınızdan sizinle paylaşacağım gelecekten çok korktum bilesiniz!

Kaynak: http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=15070662&yazarid=36...

Çünkü ikimiz de biliyoruz

21 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3641

Çünkü ikimiz de biliyoruz yaşadıklarımızın doğallığını, bunların dadılar ve anneler arasında bazen günde beş posta yaşanılacak cinsten şeyler olduğunu. Bunu en çok da o biliyor

Demek ki kadıncağız günde beş vakit "Öldürürüm, asarım, gömerim, keserim" gibi sözler işitmeye alışmış ve bunu "doğal" karşılamak zorunda olduğunu da biliyor. 21. yy'da köleciliğin belgelenmesi oluyor bu da sanırım. Köle sahibi sadece bunu kamuoyuna açıklayarak kendini zor duruma soktuğundan pişman...Bir de korkmuş, bütün köleciler kölelerin bir gün yetti artık deyip kendilerini "linç etmesinden" korkar, normaldir.

Sayın "yazar" hanımefendi kendisine eleştiri yönelttikleri için birilerini bir linççiler güruhu olarak görüyor ama kendisini öldürme, asma, kesme, tüpsüz gömme ifadelerinin annelik sonrası duygulardan kaynaklanan son derece doğal tepkilerin ifadesi olarak ve masum hata olarak görülmesini istiyor. Oysa onu eleştirenlerin hiçbirinin bu kadını öldürmek, asmak, kesmek, ellerimle boğmak istiyorum gibi birşeyler yazdığını gören yok, olsaydı bile onların da böyle dehşetli duyguları ifade etmesine yol açan bir bahaneleri olamaz mı? Onların yanlarında çalışanları hakaret etmeyi gayet doğal bir şey olarak gören kimi sonradan görmelerin ülkenin en yüksek tirajlı gazetelerinde bu duygularını yazdıkları ve hiçbir yaptırımla da karşılaşmadıkları gibi mağdur muamelesi görmeyi talep ettikleri bir ülkede gelecekten korkmaya hakları yok mudur? Olamaz çünkü onların hürriyet gazetesinde bireysel deneyimlerine dair her konuda içlerini özgürce dökmelerine tahsis edilmiş bir köşeleri yoktur.

 

 

AdaptiveThemes