Skip to content

ALİ MERT: Başarılı Bay Erdoğan

3 Aralık 2009, ekleyen Ali Mert

Bu bir “yiğidi öldür, hakkını yeme” yazısı değildir. Zira, para düzeninin kabadayılarını, sermayenin sözcülüğünü ve gözcülüğünü yaparken kendileri de sermaye biriktirenleri, global abilerinin hık deyicilerini ve benzerlerini yiğitten saymam kafadan. Lakin, sadece siyasi değil sosyopsikolojik ve hatta patolojik bir olgu olarak da ilgimi çekmeye başladı RT Erdoğan. Kaba kaba oraya buraya dayılanırken başarıyla attığı bazı tokatları, bir tane de buraya diye çevrilen pasifist ve de mazoşist yanakları, paylaşmadan duramam.

O halde, Cemal Süreya üstadımızın “99 Yüz”ü kadar olmasa bile, bazı yüzlerin ve yüzsüzlüklerin çizgilerini belirginleştirme çabası içerisinde, arada girmeme izin verilsin bu portre denen kulvarın inceliklerine. En başta da, kimi becerili hamlelerinin aklıma düşürdükleri ile, Tayyip Efendi hazretleri’nin eğri büğrü çizgilerine:
 
Gerici cenahta koalisyon becerisi – Kendi aralarında iç çekişmeler, alan kapatma kaygıları, mini çıkar farkları, maksi rant kavgaları olsa da, gerici cenahın farklı kutup ve/veya tarikatlarını kendi koalisyonu altında birleştirdi bir şekilde. Nurculuk ve günümüzdeki en kapsamlı uzvu Fethullahçılık ile Nakşilikten gelen iki ana kolun öne çıktığı bu bileşimde, ayrımlarını değil “ortak düşman”a karşı ittifaklarını öne çıkarabildiler. Diğerleri de koalisyona katıldı, hazret, tutkallıktan 10 aldı. 
 
Kitlesel medyada ince/kalın ayarlar yapabilme kabiliyeti – “Yandaş medya” tanım ve tasvirleri ile Sabah’ı o biçim lüpletme gibi operasyonlar bir yana, o ya da bu şekilde Doğan’ın kafasına bindikçe, var mıdır acep “oh olsun”  demeyen aklı başında bir kimse? Hatta, “yandaş medya” oluşturulmasından yakınanlar, gelişmeleri “kaygı” ile izleyenler bile! Düşünsenize, bir nebze olsun cici görünmek, bir gıdım olsun vergi-ül çubuk-ül sulh tüttürebilmek için Ertuğrul Özkök bile gidiyor Umre’ye, daha ne? Majestelerinin gazetesinden ve sahibinin sesinden yıldızlı bir pekiyi. 
 
Solun içini boşaltma yeteneği – “Heyyo burcuva devrimi oluyor” kutlamaları yapan sol koltuk değnekleri bir yanda, “solun da işini biz yapıyoruz” havaları diğer yanda, akılları dumur etti. Direnenler azalırken, solu Özal’dan beter etti. Geleneksel truva atı olan sosyal demokratları itin kıçına sokarken Truva’nın salaklarını kandırmaktan dört buçuktan beş.
 
Popülizmde yeni bir boyut  – Azılı bir halk düşmanı iken babacan bir halk adamı görünmek başlıbaşına bir mesele. “Ne de olsa bizim mahalleden, toprak sahadan gelme” ve çobanlıktan bile çok sevildi bu mahalle. Greve çıkan memura köpürürken, ramazan veya bayram ziyareti yaptığı taksiciye hal hatır soracak, rahatsızlıklarını dinleyecek elbette. Dışişleri ve diplomasi “monşer işi” idi, monşerliği bitirip “sokaktaki adam”ın takdirini kazanmayı yine bildi. Soyup soğana çevirse de, o bir halk adamı, “bizden biri” değil mi? Helal olsuncu koyunlaştırmadan yüz puan.
 
Lider, lider, lider, bana ne, bana ne, bana ne – Hep bir ağızdan “Şöyle ya da böyle bu adam lider oldu kardeşim” dendi. “Sokaktaki vatandaş” çoktandır lidere hasretti. Nereye doğru “lead” ettiğinden ona ne, liderlik hasreti bitti. Onu bunu bitirip, memleketi tehlikeli maceralara sürüklemekten ve yedirmekten yedi.
 
Hiçbir şey açmadan, açılım yapma başarısı – “Bazı işler”de içeriği önemsizleştiren büyülü sözcüğü iyi seçip gündem oluşturabilmek önemli. (Burjuva) siyaset(i) bu açıdan son derece elverişli. “Açılım”dan daha kıyak sözcük zor bulunurdu doğrusu, hemen hiçbir şey yapmamayı perdeleyip bir şey yapılması beklentisi içerisinde olanların bir bölümünü paralize etmek diğer bölümünü kafalamak için. Yapar gibi yaparak hiçbir şey yapmadan on puan.
 
İz bırakan söz yumurtlama becerisi – Var mı “ağızlarının payını vermek” gibisi. Hesapta halkçısın ama sokaktaki adama “anasını alıp gitmesini” hatırlatacaksın. Belki tam da bu sokak ağzıyla dalaştığın için halkçısın! Sen köpürürken dilediğince, diğer köpüklere köpek muamelesi de yapacaksın: “Çocuklarınıza bu adamları seyrettirmeyin, kapatın televizyonunuzu, korkmasın.” Mübarek metin yazarı mısın, yoksa en iyilerinden birini mi kiraladın? On almazsın ama asla sınıfta kalmazsın.
 
“Kriz yönetimi” denen psikoloji illeti – Şu meşhur “teğet” açıklamasını yapan başka bir dünya lideri oldu mu ki? TÜSİAD sözcüleri, “psikolojik olarak krizi çok iyi yönettiler ama finansal olarak tırı vırı…” diyerek, başarı puanını kendileri belirledi. Zaten kriz dediğiniz şey, psikolojik ise terapisi de diğer kriz türlerine göre daha kolay değil mi? Aslında ekonomik olduğu anlaşıldığında ise, zaten terapisini almış vatandaşa, acı lokmayı afiyetle yemekten başka ne düşer ki. Açlık aşçılığından pis yedili.
 
Zamanlama ustalığı: One minute değil mermer. Semiha Yankı değil Umberto Eco. Gündem manipüle etme yeteneği denebilir belki. Ergenekon’un hangi dalgasının ne zaman boy vereceğinden, “hukukun üstünlüğü” ilkesinin ne vakit ileri ne vakit geri çekileceğinden vb. oluşan bir saat ayarlama becerisi. İmam hatiple birlikte Tanpınar’ın enstitüsünü de bitirmiş olabilir sanki. Enstitülerimizin şefleri Halit Ayarcı ve Max Horkhiemer’in kanaat notlarıyla bu dersi de geçti.
 
Daha çok uzar da, son cümlesi yahut imgesi Cemal Süreya’nın ta kendisi: Açılmıyor bir türlü, kıça girdi şemsiyesi…
 

 

 

 

AdaptiveThemes