Skip to content

ALİ MERT: Arada Adada (vol. 2 - "Kuyrukta")

8 Ekim 2009, ekleyen Ali Mert

Eveeeet, adını bakırdan, açmazlarını Zenon’dan alan kavruk Kıbrıs adasındaki mahkûmiyetimizin ilk altı ayını doldurup bürokrasiyle yeniden boğuşmak suretiyle refakatçi iznimizi uzatma aşamasına geldiğimize ve yeterince öfke biriktirdiğimize göre, “Arada Adada” yazılarımızın ikincisini kaleme alabiliriz artık sanırım: Kuyrukta.
 
Yine, sanırım ki, “Kıbrıs sorunu”nun kişisel/somut boyutları ile genel/soyut boyutlarının çakıştığı bir realiteye işaret ediyor bu kuyruklar, daha doğrusu bürokratik işlemler, daha daha doğrusu “işlememeler” silsilesi.
 
Bu realitenin dana kuyruğu bölgesinde ise, aşağıda özetleyeceğimiz işlemsel kuyruklardan ve faşizan buyruklardan da anlaşılabileceği üzere, Türkiye’den gelenlerin ne yapılacağına, yani, belli bir kısmının nasıl sömürüleceğine, öbür kısmının da nasıl def edileceğine dair büyük bir “problematique” yer alıyor.
 
Kuyruklara tam olarak geçmeden önce, buyrukların, “demokratik” olduğu herkes tarafından bilinen, özünde derin bir faşizm barındırdığı gerçeği ise “hadi canım” bakışlarıyla karşılanabilen bölümüne geçersek, bu naçizane bölüm elbette Avrupa Birliği damgasını taşıyor. AB’nin (yani AB’nin “Kıbrıs Sorumlusu”, eski sömürgeci, yeni yerleşimci İngiltere’nin) planını, Türk Sanayici ve İşadamları Derneği TÜSİAD’ın Brüksel’den elimize ulaştırdığı haftalık “AB Bülteni”nin 05.10.2009 tarihli nüshasından aynen aktaralım:
 
AB-Kıbrıs
Uluslararası Kriz Grubu, Kıbrıs sorununu inceleyen bir rapor yayınladı. Adayı bölünmekten kurtaracak bir anlaşmaya varmak için liderlerin zamanının iyice daraldığı belirtilen raporda her iki taraf için şu önerilerde bulunuluyor:
• İki halktan oluşan, iki merkezli, siyasi olarak eşit ve federal bir yapı şeklinde Kıbrıs’ı yeniden birleştirmek ve 2010 yılı başlarında bu çözümü halkoyuna sunmak için samimi ve ortak bir çalışma yürütülmelidir.
• Çözümlenmesi zor gibi görünen Türkiye’den Ada’ya göç edenlere Rum vatandaşlığı verilmesi, Rumların Ada’nın kuzeyinde kalan mülkleri gibi konularda çözüme yönelik pazarlıklardan kaçınılmamalıdır.
• Ortak bir halkla ilişkiler stratejisi izlenmelidir.
• Adanın her iki tarafındaki halka anlaşma için bunun son fırsat olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir.”
 
Burada dananın kuyruk değil de baş bölümünde yer alan ilk maddede önerilen model yürür yürümez, dendiği gibi halkoyu 2010’de olur, Tayyip’in pazarlıklarına göre 11’e sarkar falan filan… sorunu bir tarafa, “çözümlenmesi zor gibi görünen” asıl mesele, yani dana kuyruğu, Türkiye’den gelenler galiba .(Onların, ikinci maddede ifade edildiği şekliyle, nasıl Rum, Kıbrıslı veya “bugünkünden farklı herhangi bir şey” yapılacağı ise “çözüm”ün ya da “çözümleme”nin içindeymiş gibi gözükse de, şimdilik yine ayrı bir tartışma konusu, kanaatime göre! PR’ı falan da büyük İngiliz PR firmaları, örneğin Weber Shandwick vb. yapar, AB’den tanıtım bütçesi ayarlasınlar, gerisini merak etmesinler).
 
“Çözümlenmesi zor” olan kesime yoğunlaşırsak, meseleye, önce bunlar kaç kişi diye bakılıyor anladığım kadarı ile. Ama ortada net bir rakam yok. 120 bin olduğu tahmin ediliyor. Net bir rakam yok ama netleştirme girişimleri var, zira Ağustos ayı itibariyle, “çalışma izinleri”nin yanı sıra ailelerin tüm fertlerinin “oturma izni” işleri de sıkıya bağlandığı için, yıllardır “böyle gelmiş, böyle gider düzeni” dahilinde kayıtsız vb. durumda bulunanlar bugünlerde kayıt altına sokulmaktalar. Onun neticesi de somut olarak uzayan kuyruklar, soyut olarak “2010 yılı ortalarına kadar acaba nasıl oyalanılır bu işler”, “AB ve ABD artık tümüyle bağlasın şu Türkiye’yi de, rahatlasın bu geliş-gidişler”, “Talat yerine Derviş gelirse umarız sarpa sarmaz işler”, “Amaaan ne fark eder ki Tayyip hepsini şişler”  vb.
 
Kuyruklara daha da somut olarak geçmeden önce, 120 binlik zorlu kesimi de içinde barındıran genel nüfusa daha ayrıntılı bakalım dilerseniz (Dilemezseniz, kuyruğa hiç girmeyiniz, pasaportla değil de kafa kağıdıyla giriş çıkışlarda 30 gün yerine 90 gün damgası vuruyorlarmış artık, çıkıp çıkıp geri giriniz):
 
Demografik saçılımı yaklaşık rakamlarla verecek olursak şu şekilde diziliyor insanlar: 80 bin kadar Kıbrıs Türkü (Bağlarını 74’den önceye uzatanların Güney tarafına da girip çıktığı, “hıh, biz AB vatandaşıyız, siz kim oluyorsunuz” diye arabalarıyla dolaştığı); 120 bin kadar olduğu tahmin edilen Türkiye’den gelenler (74 sonrasında gelip “uygun zaman”da vatandaşlık kapmış olanlarla birlikte, “ah ulan bir vatandaş olabilsek” ya da “bir punduna getirip kapağı atabilsek” uğraşısı içinde debelenen, bunlar olmayınca da çıkan lokmaya razı olan çaresiz emekçiler); 300-500’tür herhalde, belki de bindir, saymak gerekir, Türkiye’den gelen mafyöz-faşo, kumarhane/gece kulübü görünümünde kerane işletmecisi, pezevengi, beyaz mal taciri vesairesi; 25-30 bin kadar İngiliz yerleşimci (hiç kimsenin giremediği askeri üsleri hariç tabii); 50 bin kadar öğrenci (yüzde 60’ı Türkiye’den gelen, kalanın yarısı Kıbrıslı olsa, diğer yarısı Pakistanlı, Nijeryalı vb.); yazın artan, baharlarda pek azalmayan, kışın azalan 50-100 bin aralığında turist geliş gidişi (Kumar için gelenler çok büyük oranda Türkler, az biraz Ruslar ve İsrailliler; eski sömürgelerinde lek lek dolanmak, emekliliklerine dönük arazi bakmak için gelen asıl kalabalık ise İngilizler).
 
Yine kuyruğa geçmeden önce (kolay mı öyle kuyruğa geçmek, önce kuyruğa ne zaman geçeceğinizi öğrenmeniz gereken kuyruğa geçmeniz lazım) bu demografik saçılımın, iş güç durumlarına, mesleklerine de - isterseniz buradan soyutlayarak toplumsal statü/tabaka/sınıfsal konum vb.’lerine de– biraz daha yakından bakalım dilerseniz. Fırın işçisinden restoranındaki garsonuna, berberinden otomobil galerisindeki satıcısına, çocuk bakıcısından su dağıtıcısına, tesisatçısından kasiyerine, ekserisi Hatay ve Adana’dan gelen, vatandaşlık ve/veya kuyruk bekleyen Türkiyeli emekçiler. Yani “çözümü zor gibi görünen mesele” olarak adlandırılan kesim. Kıbrıs Türkleri arasında da var elbette belli bir oranda işçi/emekçi ama büyük bölümü (söz konusu fırınların, galerilerin, restoranların işletmecileri ve emlakçılar, bakkallar, çakkallar, taksiciler, narenciyeciler, boşta gezenler ve turizmle uğraşanlar dışında kalanlar) bürokratik kayıt, muhabbet ve gündelik lakaytla dolu memurluk görevlerini yerine getirmekteler. (Türkiye’deki gibi “memur değil işçi” demek pek mümkün değil, tersi ise gayet mümkün sanki). İngilizleri zaten dedik; hemen hepsi emekli (İngiliz yerleşimlerinin yoğun olduğu bölgelerde, bahçıvanlıkla, ev hizmetleriyle vb. uğraşan, yoksul Hintli ve Pakistanlılar var bir de, üzerinde hiç güneş doğmayasıca İngiliz sömürgeciliği işte.) Onun dışında, turistler turistlik yapıyor, öğrenciler de öğrencilik! Başka yerlere göre daha az parayla yapıyor ilk kesim, başka yerlere göre daha çok parayla yapıyor ikinci kesim. İlk yazımızda da sözünü ettiydik, vur patlasın, çal oynasın her yerde. Yine ilk yazıdan hatırlatma, patlak vermiş durumda olsa da, inşaatlarda çalışan Kürt işçileri var bir de, asla sözünün edilmemesi gereken, etmeyelim biz de!
 
Çözülmesi, çözümlenmesi ve “çöz” fiiliyle başlayabilecek her bir şeyi müşkül durumda bulunan kesimin kuyruklarına doğru gelecek olursak (hadi yine iyisiniz, çabuk geldiniz), unutmayınız, Türkiye’den gelenlere en kötü davrananlar liginde rahatlıkla ilk 5’e girebilecek bir yerdesiniz. “Çözüm süreci”nde,  120 bin olduğu tahmin edilen malum kesimi nereye koyacaklarını, ne yapacaklarını bilemeyenlerin, “bari işkence yapalım” parlak fikri çerçevesinde oluşturdukları bu kuyrukların ana merkezinin, resmi ve sivil “muhaceret birimleri” olduğu söylenebilir.
 
Kaptıkları arazilerin ve emekliliklerinin keyfini süren İngilizlerin düzenli bir şekilde dizilip rahatlıkla ilerleyip işlemlerini bitirdiği, emekçiliklerinin sefaletini çeken Türkiyelilerin (tabii torpilleri yoksa ya da bunca zamanda “emniyetli bir tanıdık” bulamadılarsa) sürünüp durduğu ve işlemlerine başlama işlemlerine başladığı bu uzun kuyruklarda, A belgesini almak için B belgesinin gerektiği ve fakat B belgesini almak için de A belgesinin gerektiği noktaya kadar gelmek her zaman mümkün gibi. Zenon’dan miras kalan bu zorlu süreci A ile B arasında sık sık gidip geldikten sonra bir şekilde aşmayı başarırsanız, sıra her iki belgeyi birden teslim edeceğiniz “asıl müracaat” aşamasına gelebilir sanki. Burada da asıl sıraya girmek için sıraya girdiğiniz kuşluk vakti kuyruklarının ardından, “bugün git, yarın gel” işlemlerinizi başlatabilirsiniz. Yani, her gün, bir sonraki gün hangi yeni belgeyi ilave ederek ertesi gün yeniden müracaat yapabileceğinizi öğrenebileceğiniz kendinde bir müracaat süreci. (“Tabiri caiz” ise falan diye düşünmeyin, her tür küfürlü tabirin caiz olduğu, Kafka’nın içine sıçtığı bir bürokrasi kuyusu yani. Emniyetli, emniyetsiz bürokratların, işlemci ya da muamelecilerin, sakatatçıdan beyin alıp kullansalar, mevcut hallerinden çok daha fazla akıl fikir sahibi olabilecekleri de buna eklenmeli…)
 
Her neyse, arada kanınızın da alınıp, olmayan sağlık sistemiyle sağlık durumunuzun kontrol edildiği bu aşamayı da 4-5 gidiş gelişte tamamladıktan sonra, yeni müracaatlar yapmak için beklemeniz gereken, bazen 15 gün, bazen 3 ay sürebilen, evinizdeki oda ve tuvalet sayıları hakkında sıhhi bilgiler toplanması gereken, her bir çocuğa bir oda yoksa bütün bu işlemlerin sonuçsuz kalacağı, dolayısıyla sizin de bu süre zarfında ne yapıp edip bir torpil bulmanız gereken bekleme sürecine gelir sıra.
 
Bütün bunları gören, yaşayan ve çocukluklarından itibaren aldıkları resmi eğitim gereği azılı Rum düşmanı olan Türkiyeli göçmenler (hani şu çözümlenmesi zor olan kesim) söylenmeye başlar sonuçta; yahu bizi de Kıbrıs Türkü gibi Rum etseler artık, yeter!
 
İşte, kuyrukta beklene beklene, en baştaki çözümsüzlüğün zorlu çözümüne geri gelinmiş, çember yahut kısır döngü tamamlanıvermiştir.
 
Yeterince karmaşık, dolaşık, çapraşık ve saçma değil mi?
 
Özetlemeye yahut ilişkilendirmeye çalışırsak, şöyle bitirebiliriz belki: İşgalcisinden kurtulup, eski sömürgecisi, yeni ve postmodern işgalcisine – AB görünümlü İngiltere’ye – varını yoğunu satıp, onların esnaflığını yaparak (arada da otomobilinin modelini yenileyerek) gevrek gevrek yaşama arzusundaki ülke, Türkiye’den göçenleri halledebilirse, kavuşacak gibi bu büyük hayaline. Lakin, atsa atamıyor, tutsa tutamıyor. İşgalcisinin egemenlerinin büyük büyük ağabeylerle meseleyi bütünüyle bağlayabilmesini ve Türkiye’den gelenler arasından amele ihtiyacını karşılayacak kadarının Rum ya da Kıbrıslı yahut “bugünkünden farklı olsun da herhangi bir şey olsun” kimliğiyle enterne edilebilmesini, kalanlarının da kuyruklarda sürüne sürüne yok edilmesini bekliyor sadece!
 

Özetin özeti. Kilitlenmiş bekliyorlar. Bununla da yetinmiyorlar: Kilitlenmiş, kuyrukta bekliyorlar. Hadi benim mapushane kilidimin açılmasına 18 ay var… 2010, 11, 12 korkarım, daha uzayıp gider buradaki kuyruklar…

----------------------

Eski yorumlar 

Gine nire?

Mustafa Kemal Türkiye Dostluk Derneği

 

a) gerici b) dinci c) mürteci d) yobaz e) istifa

 
Kırmızı çizgili kız
 
Vicdan gibi maymuncuk olmaz, vicdanla da o iş olmaz
 
Yalçın Küçük 1 Numara Olunca Küçük Yalçın Ne Olur?
 
Öcalan Kimleri Okursa İş Yapar?
 
Işık mı, nur mu, Fevziye mi, Fethullah mı? 
 
Berfin, Uğur için de yaşar, üretir mi acaba? 
 
8, 7, 6, 5, Allah belanızı versin! 
 
Tehlike sorununun farkında mısınız? 
 
Arada Adada 
 
Stop ya da spot  
 

 

 

 

AdaptiveThemes