Skip to content

ALİ MERT: 61 yaşında tüzüğünün, 91 yaşında piyanosunun başında

10 Kasım 2009, ekleyen Ali Mert

Mahallemizin güzel abileri var, dokundukları her şeyi alevlendirebilen. Kalemlerimizin, meşin yuvarlaklarımızın, tuşlarımızın, tellerimizin… hünerli abileri var; dokunup alevlendirmeyi ortaklaştırabilen. Abi, amca, baba, dede olsa da, hep genç kalabilen.

Birincisi sigara konusu açıldığında, ikincisi de onları uğraşları içerisinde gördüğümde aklıma düşer şairin dizesi: “Düşmana inat, bir gün fazla yaşamak…”
 
Bu haftasonu İstanbul kaçamağında, iki güzel abimize denk geldim, yine “fazla yaşama”ya karar verdim! Bir başka şairin dediği gibi; azalarak yaşayanlardan değil, çoğalarak ölenlerden olabilmek için…
 
Abilerimizin biri, Alevi mitinginin ertesi, Kadıköy’de “kitap ve CD avı”na çıkanların denk gelebileceği bir köşede, elinde kalemi, önündeki saman kağıtlarına bir şeyler çiziktirmekteydi. İki paragrafın arasına yeni bir şeyler ilave etmek için aralara oklar çekerken gözlerimize ve sözlerimize yakalanıverdi: “Ne o abi, eskiden şut çekerdin, ok mu çekiyorsun şimdi?”
 
Çektiği okların ve çizgilerin, eski futbolcu sendikası tüzüğüne eklenmesi gereken güncel maddeler olduğu anlaşılıverdi. Metin Kurt abimiz, 61 yaşında, tüzüğünün başında idi. Yüzünde, devrilen yılların ve kadehlerin çizgileri iyice belirginleşmiş olmasına rağmen, bir hayli de sevinçliydi.
 
Vecdi Çıracıoğlu’nun emeğiyle (ve tahminim, İstanbul’dan Arjantin’e kadar içerek) kotarılan “Gladyatör” kitabıyla gündeme yeniden bazı şeyleri, 40 yıllık mücadelesini getirebildiği için birincisi; onun etkisiyle de, yeniden “sendika işleri”ne soyunduğu için, yılların mücadelesinde belki bu kez “solcu topçular”ın desteğini de alıp bu işi nihayet kotarabileceği için, ikincisi. 
 
Bir de tüzüğün yeniden yazımına yardımcı olacak birileri olabilseydi? Bir avukat arkadaşımın adını vermekle yetindim, sendika hukuğundan anlayanlar bir adım öne çıkıp uygun bir pas versin. Metin abim de, körlemesine kafaya çıkıp golü yazıversin…
 
*
 
Aradan bir gün geçti, bu defa “denk geldiğimiz” abimiz, büyük büyük abimiz Charlie Parker’la, güzel ablamız Ella’yla, ortanca kardeşler Thad ve Elvin’le mahalleden ortak arkadaşımız Hank Jones oluverdi.
 
Konsere ilgiyi artırmak için “Marilyn Monroe’nun piyanisti geldi” haberleri yayan Banka iletişimcilerine aldırmadan, 13 yaşından itibaren yaşadığı binlerce sahne ve stüdyo deneyimiyle, kavga ve sevinçle birlikte büyümüş, büyütmüş, 91 yaşına gelmiş, İstanbul’a gelmişti.  
 
İcrasıyla büyülemek için değil belki, 91 yaşında dahi, tuşlarda heyecanın paylaşılabileceğeni göstermek için bizimleydi. İçinden hemen hemen hiç yenilikçilik geçmeyen bir klasizmin de etkileyici olabileceğini anlatmak, blues kitabından sayfalar çevirerek ritim duygusunun nasıl çoğaltılabileceğini öğretmek için, bu yaşta, ülke ülke, şehir şehir gezmekteydi.
 
91 yaşında, piyanosunun başında, standartlara yeniden dokunma uğraşındaydı. Yanında, başı basına karışan, bazen başı basından aşkın, bazen başı basına denk büyük bir basçı, George Mraz vardı. Hank Jones pasları verdi, Mraz golleri yazdı.
 
Düşmana inat, tanıdık melodiler, aykırı ritimler, edepsiz sözcükler, devrimci tüzükler, unutulmayan goller... hayatı alevlendiren o güzel abiler… bir gün daha, bir gün daha, bir gün daha… yaşamaktaydı…
 

 

 

AdaptiveThemes