Skip to content

'Şişmanlık geni bulundu' türü haberlere sevinmeyin!

13 Ağustos 2009, ekleyen Erkin Özalp

Gen teknolojilerinin gelişimiyle birlikte, neredeyse her gün, bir şeylerin genlerinin bulunduğuna ilişkin haberler okuyoruz. Kellikten şiddete, erken boşalmadan korkuya, yüksek tansiyondan meme kanserine, depresyondan kırışıklığa her şeyin geni bulunuyor! Sanki, tüm biyolojik ve toplumsal özelliklerimizin kökeninde yalnızca genler varmış ya da olabilirmiş gibi...
 
 
İnsanın (ve tüm diğer canlıların) gelişimi, tek başına genlerle açıklanamayacak ölçüde karmaşık bir süreç. Aynı genlere sahip iki insan, farklı toplumsal ilişkiler içinde ve farklı çevre koşullarında çok farklı gelişim çizgileri izleyebilir. Ama gen teknolojisinin son yıllardaki gelişimi, yararlı sonuçların yanı sıra, bir de, “her şeyin genlerle belirlendiği” ideolojisini yarattı. Bu ideoloji, yanlış bir “tedavi umudu”nu da üretiyor: Sanki, gün gelecek, birileri genlerimizle biraz oynayacak ve tüm sıkıntılarımızdan kurtulacağız...
 
Bir zamanlar biyoloji alanında yaygın olan görüşe göre, spermler, ortaya çıkacak olan insanın minyatür halini barındırıyordu. Preformasyon (ön oluşum) tezine göre, erişkin insanın özellikleri daha en başta belirlenmiş oluyordu. Anne yumurtasının (ve gebelik sürecinin) tek işlevi, spermin içindeki küçük bebeğin beslenmesini ve büyümesini sağlamaktı...
 
Bu tezin yanlışlığı zaman içinde ortaya çıkmış olsa bile, gen teknolojileri, yeni bir preformasyonculuk türünün güç kazanmasına yol açtı. Çevresel (ve toplumsal) koşulların canlıların gelişimi üzerindeki etkileri yine görece önemsiz sayılmaya başladı.
 
Eğer “şişmanlık geni bulundu” türü haberler sizi heyecanlandırıyorsa, küçük bir zahmete katlanarak, Richard Lewontin’in “Üçlü Sarmal” adlı kitabını okumanızı öneririz. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları dizisinden çıkan bu kitapta, genlerin neyi ne kadar belirleyebileceği tartışılıyor.
 
Örneğin, aynı genlere sahip bitkilerin, hangi rakımlarda ne tür bir gelişim çizgisi izleyeceklerinin öngörülemediğini biliyor muydunuz? Birkaç derecelik sıcaklık farklarının canlıların gelişim çizgisinde çok önemli roller oynayabildiklerini? Canlıların gelişim sürecinde çevrenin yanı sıra “tesadüf”lerin de bir önem taşıdığını?
 
Daha önce de “DNA doktrini: İdeoloji olarak biyoloji” başlıklı kitabı dilimize çevrilmiş olan Richard Lewontin, “Üçlü Sarmal”da da, biyoloji alanındaki egemen eğilimlerden biriyle hesaplaşıyor. Anlaşılır bir dille, lafı çok fazla uzatmadan, ikna edici bir şekilde...
 
Kitap hakkında bilgi için: http://www.tubitak.gov.tr/home.do?sid=530&cid=6436
 

Yorumlar

Lewontin vs Dennett

28 Ağustos 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 706

Keşke fırsat olsa da biz de bu ülkede uyarlanmacılıkla Gould'un doğal seçilim dışı faktörler arasındaki ilişkileri ya da genetik determinizm ile Lewontin'in üçlü sarmalı arasındaki tartışmayı yapabileceğimiz ortamlar bulsak... Gould sonrası dönemde Dennett, Dawkins, Pinker gibi evrimsel psikoloji ve bazen sosyo-biyoloji savunucularının insafına kalmış gibi görünen bu tartışmaları Türkiye'de elimizdeki kaynaklar ve veriler ışığında tekrar yapabilsek... Dilin evrimini, örneğin, bütün bu tartışmalar ışığında yeniden ele alabilsek...

 

 

AdaptiveThemes