Skip to content

Sınıfsız toplumun romanı: 'Kızıl Yıldız'

9 Ağustos 2009, ekleyen Erkin Özalp

Karl Marx ile Friedrich Engels, sosyalizmin dünya ölçeğinde egemen olmasından sonra sınıfsız bir toplumun (komünist toplum) ortaya çıkacağını öngörmüş olsalar da, bu toplumun nasıl işleyeceği konusunda neredeyse hiçbir şey söylememişti. Marksizmin kurucularının komünist toplum hakkındaki önermelerinin çoğu, nelerin olmayacağı hakkındaydı: Sömürü olmayacak, ezen-ezilen ilişkisi olmayacak, ulusal sınırlar olmayacak, sınıflar olmayacak, bugünkü biçimleriyle devlet ve siyaset olmayacak vs. vs...  

 
Kuşkusuz, bu eksiklik, Marksistleri (ve anti-Marksistleri) komünizmin neye benzeyeceği konusunda fikir yürütmekten alıkoymadı. “Sınıfsız toplum” diye bir kavram bir kez ortaya atıldıktan sonra, insan, bunun içini doldurmak ister...
 
Komünizm hakkında fikir yürütenlerin çok büyük bir bölümünün, tam da Marx ile Engels’in kaçınmak istedikleri şeyi yaptıklarını söyleyebiliriz: Sömürünün, sınırların ve sınıfların olmayacağı bir toplumu, bugüne ait değer yargılarından hareketle tarif etmeye kalkıştılar...
 
Aksini yapmak elbette mümkün olmadığına göre, bu işe hiç kalkışmamak mı gerekiyor?
 
Eldeki örneklerin büyük bir bölümü, hiç kalkışmamakta yarar olduğunu düşündürüyor... Örneğin, sınıfsız toplumu, neredeyse hiçbir ciddi çelişkinin (ve ilerleme hedefinin) bulunmayacağı bir tür “yeryüzü cenneti” gibi hayal edenlerin sayısı az değil... En hayalci olanlardan bazıları da, yine bugünkü değer yargılarından hareketle, milyarlarca (belki de on milyarlarca) insanın ciddi bir merkezi örgütlenme olmadan yaşayabileceği türü saçma sapan fikirler üretebiliyor...
 
Diğer taraftan, anti-Marksistler de, toplumsal eşitsizliklere dayanan sınıflı toplumlara özgü “insan doğası”nı değişmez kabul ederek, komünizmin, ulaşılması mümkün olmayan bir hedef olduğunu kanıtlama çabasına girişti. Bugünün insanlarının bencilliğini, çıkarcılığını, başkalarını alt etme hırsını, sınıflı toplumlardaki hayatta kalma mücadelesinin kaçınılmaz birer sonucu olarak görmek yerine, sınıflı toplumların ortaya çıkmasının nedeni gibi sunmaya çalıştılar...
 
Ama farklı örnekler de yok değil. Bunlardan biri, Aleksandr Bogdanov’un 1908 yılında yazdığı ve Ayşe Hacıhasanoğlu tarafından Rusçadan dilimize çevrilerek geçtiğimiz ay Yordam Kitap tarafından basılan “Kızıl Yıldız” adlı roman.
 
Bogdanov, Kızıl Yıldız’ı yazmış olmasına karşın, bir romancı olmaktan çok bilimci ve devrimci. 1873 doğumlu Aleksandr Aleksandroviç Malinovski, sonradan kullanmaya devam edeceği “Bogdanov” takma adını, Rusya’daki devrim mücadelesine girdiğinde alıyor. 1903 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin Bolşevik kanadına katılıyor. Partinin en önemli liderlerinden biri oluyor. 1908 yılına doğru hem siyasi hem de felsefi görüşleri yüzünden Lenin’le karşı karşıya geliyor ve yenilgiye uğrayarak örgütlü siyasal mücadeleden uzaklaşıyor. 1917 Ekim Devrimi sonrasında “Proletkült” hareketinin öncü düşünürlerinden biri olarak yeniden sahneye çıkıyor, ama bu kez Lenin’in yanı sıra Trotskiy ile de ters düşüyor ve öncülüğünü yaptığı hareket yine tasfiye ediliyor. Yaşamının geri kalanında bilimci kimliğini öne çıkarıyor, kan nakli hakkında çalışmalar yapıyor ve kendi üzerinde yaptığı bir deney nedeniyle 1928 yılında ölüyor.
 
“Bilimkurgu” kategorisine sokulan Kızıl Yıldız, yazıldığı tarihin üzerinden 101 yılın geçmiş olmasına karşın, içerdiği bilimsel değerlendirme ve tahminler açısından da ilginç olmayı sürdürüyor. Ama kitabın asıl önemli yanı, Bogdanov’un sınıfsız toplum hakkındaki öngörülerini içermesi.
 
Aleksandr Bogdanov, sınıfsız toplum hakkındaki sığ eleştirileri kolaylıkla alt ediyor. Örneğin, “Herkesin üretilen her şeyden istediği kadar alması nasıl sağlanabilir ki, birileri ihtiyacı olanın 10 katı almak isterse ne olacak?” türü soruların, birkaç yüz kişilik topluluklar için anlamlı olabileceğini, ama çok daha büyük topluluklar söz konusu olduğunda devreye istatistik yasalarının gireceğini gösteriyor...
 
İnsanlar sınıfsız toplumda nasıl ve asıl önemlisi neden çalışacak? Bogdanov, hem çalışmanın nasıl olup da bir gereksinime dönüşebileceğini, hem de “zora dayanmayan” bir çalışma düzeninin nasıl örgütlenebileceğini ortaya koyuyor...
 
Sınıfsız toplumun “sürdürülebilirliği” için, insanlarda hırs diye bir şeyin kalmaması, herkesin birbirine benzemeye başlaması gerekmez mi? Bogdanov, insanların tutkularının ve farklı özelliklerinin toplumsal açısından neden vazgeçilmez olduğunu tartışıyor...
 
Belki de en önemlisi, Kızıl Yıldız’da, sınıfsız toplum, ilerlemenin son bulduğu bir tür “yeryüzü cenneti” olarak değil, insanlığın kendi önüne çok daha büyük hedefler koyduğu, yeni amaçlar yarattığı, bu doğrultuda ciddi tartışmaların yürütüldüğü, ciddi çelişkilerle karşılaşılan bir düzen olarak betimleniyor. Bunların olmaması durumunda karşılaşılacak sonuç da tarif ediliyor: Yaşamlarını anlamlandıramayacak olan insanlarda intihar eğiliminin güç kazanması...
 
Kızıl Yıldız, kapitalist ülkelerde yürütülen sosyalizm mücadeleleri hakkında da önemli saptamalar barındırıyor. Örneğin, Aleksandr Bogdanov, daha 1908 yılında, “tek ülkede sosyalizm” tartışmasını neredeyse sona erdiriyor! Yine örneğin, “yurtseverlik”in insanlık açısından neden önemli olduğunu ele alıyor...
 
Kısacası, Kızıl Yıldız, ufuk açıcı bir roman... Vurgulanması gereken belki de tek zayıf yanı, sonu... Bogdanov’un henüz kapitalizm koşulları altında yaşayan insanlığın kurtuluşu için bulduğu (daha doğrusu denenmesini önerdiği) çözüm, Ekim Devrimi sonrasında öncülüğünü yaptığı “Proletkült” hareketinin de haberciliğini yapıyor.
 
Kitabın sonunu anlatmamak için daha fazla ayrıntıya girmeyelim; ama bu tartışmada Lenin’e ve Trotskiy’e hak vermemek elde değil...
 
Bunlar bir yana, içinde yaşadığımız şu kirli dünyaya kısa bir süreliğine de olsa dışarıdan bakabilmek ve insanlığın geleceğinde nelerin olabileceği hakkında fikir yürütebilmek için, Aleksandr Aleksandroviç Bogdanov’un Kızıl Yıldız’ını okumalısınız!
 
Kitap hakkında bilgi için: http://www.yordamkitap.com/book.php?bookId=88
 

 

 

 

AdaptiveThemes