Skip to content

Sabetaycılar "bir daha dönmek" isteyince kapak olmuşlar

31 Mayıs 2009, ekleyen Ali Mert

Son yıllarda solun da gündemine girmeyi başardılar. Bunda Yalçın Küçük’ün payı büyük. Türkiye’deki egemenlik ilişkilerinin kulisini; hiyerarşik mevkilerde tepelere oturanların/önemli köşeleri kapanların kendi “soy”undan gelenleri kayırmalarını; dış işleri, düş işleri ve magazin ilişkileri gibi “önemli” alanlardaki “yerleştirmeleri” vb. incelerken, denk geldiği sapmalardan hareketle, bir komplo teorisi üretti neredeyse.

Ve Yahudi kimliklerini gizlemek için Müslümanlığa geçen (dönen) ama bir yandan da gizli gizli Yahudiliklerini sürdüren (dönüp de dönmeyen) ve bunu en çok da aldıkları/koydukları isimlerle belli eden Sabetaycıları araştırmaya adadı kendini. Tuğla gibi kitaplar yayınladı, vefat ilanlarını araştırdı, karıştırdı, “onomastik bulmacalar” çözmeye başladı. Kime, ne faydası oldu pek de anlaşılamadı.

İşte o Sabetaycılar, bugünkü Sabah’a kapak yahut manşet olmuşlar. İsrail’e geri dönmek istiyorlarmış.

İsmini vermemiş ama cemaatin lideri denen kişi, İsrail’in Makor Rishon gazetesine konuşmuş. Türkiye’de 60 bin kişi olduklarını (kayıtlı 30 binlik Musevi cemaatinin iki katıymış) ve İsrail’e dönmek istediklerini açıklamış.

Konuyu manşetten işleyen Sabah, elbette, İsrail gazetesinin haberiyle yetinmemiş, bazı kaynaklara da sormuş soruşturmuş. Tabii bunlar da adlarını açıklamamışlar ama şöyle şeyler yumurtlamışlar:

“Konu üzerinde araştırma yapan ancak isim vermeyen bir başka kaynak, İsrail'in Sabetaycıları İbraniliğe kabul etmediğini, hahamların Sabetaycıların nesebini ‘gayri sahih’ kabul ettiğini vurguladı. Sabetaycı bir kaynak da, cemaatin üç ayrı kolu olduğuna dikkat çekerek, dinsel ve siyasi anlamda hepsinin ayrı bir lideri olduğunu ve siyasi temsil edecek tek bir kişiden söz etmenin mümkün olmadığının altını çizdi. Bu tip haberlerin Sabetay Sevi'nin İzmir'de bulunan evinin müze yapılması için yapılan faaliyetlerle birlikte incelenmesi gerektiğini ifade eden kaynak, Anadolu'da Sabetaycı cemaatler bulunduğunu da ifade etti.

Biz de bir “kaynak” bulduk sorduk. İsmini ve hatta mesleğini “Kaynak Ustası” olarak açıklayan kaynak, “Türkiye’deki Sabetaycılar İsrail’e dönmek için başvurduysa, Yalçın Küçük’ün iddialarıyla Sabetaycılıkları neredeyse ispatlanan İpekçi sülalesi, İbrahim Toraman’lar, Tarkan’lar, Avşar kızları, İnsan Sabrı Çatlatangiller ve benzerleri, herhalde bavullarını hazırlamaya başlamışlardır, bavul satışlarına bakmak lazım” buyurdu.

Araştırma yapmak isteyenlere duyurulur…

Yorumlar

Yalçın Küçük

1 Haziran 2009, yazan gagarin,
Yorum no: 83

Yalçın Küçük'e haksızlık edildiği duygusuna kapılıyorum bu tür yazılarda. Yalçın Küçük'ün Sabateizm açılımları gerçekten zihin bulandırıcı. Bunu görüyoruz ancak unutamayacağımız bir şey var ki; Türkiye'den geçmiş çok önemli bir solcu aydındır.Ne yazık ki sol çok fazla yetiştiremedi bu kadar üretken aydın.(Omurgayı Çakmak kitabının yazarına aydından söz etmek gafletine düştüm galiba)

Neyse herkesin bildiğini düşündüğüm şeyleri terar etmeyeyim, şunu söylemek istiyorum;

Yalçın Küçük'ün üzerine basınıyla, iktidarıyla tarikatçı takım çullanırken açıkçası daha dikkatli olmamız gerekiyor. Yalçın Küçük'le beraber halen temsil etmekte olduğu kimi sol değerlerinde ayaklar altına alınmak istendiğini görmeliyiz.

 

Artık savunmasın

2 Haziran 2009, yazan Ahmet Düzgün,
Yorum no: 84

 Artık solu savunmasın yahu en son kitapları falan fırlatmıştı.İyi yazıyomuş ama sanki bir yerlerde bir şeyler koptu.

Neyi savunsun?

3 Haziran 2009, yazan aalpan,
Yorum no: 91

Bazen düşünüyorum da 72 yaşındaki Yalçın Küçük çıksa iliklerime kadar sermayenin kölesi oldum, ben de artık Çetinzadelerin değirmenine su taşıyacağım, Fethullah Hoca'nın abdest suyunu içeceğim dese kimi solcularımız, sosyalistlerimiz mutlu olacak. Beğenmeyen okumasın, izlemesin, dinlemesin. Okuyorsak, izliyorsak ve dinliyorsak ve bir kanaat sahibi oluyorsak bu söylediklerine ilişkin; kıymet veriyorsak o zaman söylediklerini eleştirelim. Hem kendimizi hem Küçük'ü ileri taşırız. Mesele bu kadar basittir.

İleri taşımak

3 Haziran 2009, yazan Ahmet Düzgün,
Yorum no: 93

 Herhangi birşeyi okurken izlerken kimse kimseden izin almak zorunda değil.Eline büyüteci alıp sabetaycı kovalayan Sherlock Holmes'lar solu savunmasın diyorum derim.Şu haline üzüldüğüm bi aydının daha da kötü bir hale gelmesi de sevindirici olmaz.Sabetaycı arayıp bulup teşhir etmekle de ileri gitmek olmaz.İleri gitsek bile bu basit olur.

Beğenmeyen okumasın,dinlemesin?

3 Haziran 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 94

Böyle şey olur mu? Okumak ve dinlemek zorundayız maalesef.Çok üzülsek de 32. günde kitapları fırlatırken izlemek zorunda kalıyoruz. Çünkü solu temsil ediyor, kişisel tarihi solu temsil etme hakkını vermiş durumda zaten. Faşistin teki bizim zaten çok sayıda olmayan sol aydınlarımızdan birine deli bu diye gülüp geçerken izlemek zorundayız.Yazdıklarını da tartışalım elbette ama haklı olarak isyan eden sosyalistlerimize de çok fazla kızmayalım derim.

Balans

3 Haziran 2009, yazan aalpan,
Yorum no: 99

Burada niyetim bir Yalçın Küçük tartışması yapmak değil. Söylemeye çalıştığım şeyi netleştirmek amacı ile yazıyorum ve bir kere daha yinelemek istiyorum.

Ben son dönem Yalçın Küçük'ün çalışmalarındaki Sabetaycılık meselesinin maksadını aştığı kanaatindeyim. Baştan bunu söyleyeyim ve bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmiş olayım. Siyasi olarak yapmaya çalıştığı şeyi kestirebiliyor olsam da 'ne işe yaradı sorusu' benim için de muamma.  Gelelim Yalçın Küçük'ün okunması, dinlenmesi, izlenmesi meselesine... Bunun iki ayrı boyutu var bence. Bir boyutu Yalçın Küçük gerçekten okunuyor mu sorusu ile ilgili. Yalçın Küçük'ün son dönem yazdıkları içinde 'cadı avı' dışında çok önemli unsurlar bulunduğunu düşünüyorum. Bilim ve Edebiyat'a Önsöz, Gizli Tarih, İsyan ve Devlet ve Hürriyet örnek olarak verilebilir. Küçük'ün bu kitaplarda ürettiği kavramların siyasi olarak kullanışlı olduğu kanısındayım. Bana kalırsa Küçük'ün sadece Sabetayist avına çıktığını düşünmek Küçük'ü okumamakla ilgili olabilir. O nedenle bu kadar rahat beğenmeyen okumasın dedim. Zaten okunmuyor. (*) Meselenin ikinci boyutu ise bu ilerleme ve ilerletme meselesi... Ben hem bizi hem Küçük'ü ilerletir derken hepimiz Hülya Avşar'ın Karakaşi olup olmadığını tartışalım manasında söylemedim. Madem onu bu kadar seviyor ve önemsiyoruz (içimizin yanması bundan olmalı) ve madem Yalçın Küçük okuyucusuna kıymet veren bir yazar onun söylediklerini ciddiye alıp, sistematik biçimde eleştirerek, yöntemsel hatalarını göstererek, kullanışlı noktalar varsa eğer onların altını çizerek düşünsel üretimimizde bir yer verelim. Geri beslemesini üzerimize düşen sorumlulukla yapalım. Söylediğim budur: Solcu Yalçın Küçük istiyorsak ciddiye alıp soldan eleştirmek...  Üstünü değil altını çizerek okumak... Bahsettiğimin koşulsuz övgü olmadığı açık olsa gerek.

Son olarak: 1990'larda Alev Alatlı ile girdiği polemikte Alev Alatlı da Küçük'ü 'ridiküle' etmeye çalışıyordu. Bu sığlığın vazgeçilmez metodu. Temelsizce dalge geçmek, küçük düşürmeye çalışmak. O nedenle  Star'ın Şamil'i gülmüş, Bugün'ün Oya'sı dalga geçmiş pek önemli değil bana kalırsa. 'En aklı başındamız' da otursa o koltuğa üzerimizdeki bu çağda söylediklerine bak etiketi ile müstehzi bakışlara maruz kalacağız. Öte yandan kendi adıma Şamil Tayyar'ın karşısına otursam kitapları yere mi atardım diye sormadan da edemiyorum!

_______

(*) Küçük'ün son dönem yazdıklarına ilişkin başıma gelen en şahane hadise vaktiyle bana uzun uzun 'Sol Marksizm'i ve 'Marksist Damar'ı övmüş birisinin Yalçın Küçük'ün 'Sol Müdahale' kitabını 'olmamış, eskisi gibi yazamıyor' diye eleştirmesi olmuştur. Halbuki Sol Müdahale, bu kitaplardan bir de Emperyalist Türkiye'den alınan bölümlerin bir araya getirildiği bir kitap. Eğer okunuyorsa bile apaçık bir önyargı ile okunduğu aşikar.

imza

3 Haziran 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 101

Haberi, Sabah'la birlikte Hoca'ya da "dokundurarak" buraya aktaran bendim ama aalpan'ın dediklerine imza...

Küçücük saha çok uzun paslar

4 Haziran 2009, yazan Ahmet Düzgün,
Yorum no: 103

 Evet kabul ettim. Yalçın Küçük çıksın televizyonlarda sağa sola, sol adına sataşsın bağarsın çağarsın.Sol da bunu önce eleştirip sonra haklı çıkarsın kendi içinde sadece bomboş tartışsın dursun ,bu mu temsil etmeli. yok etmesin .etsin ama adam şöyle düşünüyo... Evet ne oldu sonunda çok ilerleme kaydettik helal olsun .Savunmak, haksızlık meselesi değil bu bu adam televizyonda (bahsi geçen programda) yaptığı hareketlerle sola ne fayda getirdi.Solcular yıllarca doğru söyler sonra da uçar sağa sola kitap atar çıldırır programlarda.Yalçın Küçük'ü zaten solda gördüğümüz için üzüldük ama solcu göreceğim diye satır aralarından politik çıkarımlar yapamıyorum.Üzgünüm.

 

Doğru okumak...

4 Haziran 2009, yazan solaruppras,
Yorum no: 106

Yalçın Küçük'ün yazılarında büyüteçle solculuk aramaya gerek olmadığı gibi, Küçük'ün kendi solculuğunu dosta-düşmana kanıtlamak gibi bir derdi olduğunu da sanmıyorum.

Ancak, sadece Küçük'ün yazıp çizdiklerini değil, kendisi hakkında yazılanları da doğru okumak gerekir. Küçük, şu ya da bu kurum (örgüt, parti, siyasi hareket, çizgi) adına değil, kendisi ve kendisi gibi düşünen insanlar adına konuştuğu ölçüde, kimsenin "bu adam solu kirletiyor" diyip işin içinden çıkma şansı yok. Nasıl ki, kimsenin kendi konumunu Yalçın Küçük'ünki üzerinden tarif etmesine gerek yoksa. Kaldı ki, kendisini sosyalist olarak, devrimci olarak tanımlayan bir aydının, sosyalistler adına konuşma meşruiyetini tartışmanın bir anlamı da yoktur. Beğenmiyorsanız eleştirirsiniz.

Evet, Küçük bugünkü haliyle Türkiye solunu iktidar yürüyüşünde ilerletemez, buna katılabilirim. Ama Türkiye solu Yalçın Küçük'ü inkar ederek, "bu adam bunadı, iyice zırvaladı kardeşim" diye kestirip atarak ne kazanacak?

Yalçın Küçük solu kirletiyor diyelim. Peki böyle bakmamız halinde, onun bugünkü çizgisi üzerinden solu kirletmeye çalışanlara ne diyeceğiz?

Unutulmamalıdır ki, bütün o "bunama"sına rağmen, tarih, sanat, ekonomi, siyaset, felsefe vb. (elbette tümü birbiriyle içiçe olan) alanlarda halen neredeyse hepimiz cebinden çıkarabilecek durumda olan (ki sol bundan da ders çıkarmalıdır) bu adam, saygıyı ve dostça eleştirilmeyi hakediyor. Yalçın Küçük, yazıp çizdikleri üzerinden eleştirilmeyi, üstelik bana sorarsanız yeni yazdıklarıyla bile birçok açılardan yararlanılmayı da hakediyor.

Bu noktadan itibaren sözüm elbette meclisten dışarı ama şunu da sormadan edemiyorum, bugün kendisini şu ya da bu biçimde karikatürize eden, aşağılayan, küçük düşürmeye çalışan sözümona aydınların kaçı Küçük'ün sahip olduğu entelektüel düzeye ulaşabilmiştir? Asker vesayeti ile demokratik-sivil inisiyatifin çatışmasından başka tarih algısı olmayan sözümona "aydın"lardan, "siyaset bilimci"lerden hangisi, "resmi ideoloji" ve "resmi tarih" söz konusu olduğunda, aradan yıllar geçmesine rağmen henüz "aşılamamış" (çürütülmesini zaten beklemiyoruz) bir "başaşağı çevirme" operasyonunu gerçekleştirebilen bu adamdan daha derinlikli, daha tutarlı ve bilimsel birşey söyleyebilmiştir? Pardon, atlamışım... Ellerinde kapı gibi Ergenekon iddianamesi var, Türkiye'nin tüm darbeler ve demokrasi tarihi bu kutsal metinde gizli!

Hem geçmişte, hem de bugün yaptığı, söylediği herşey (Sabetayizm konusu bunlardan sadece biri) eleştirilmelidir, ama aalpan'ın tamamiyle katıldığım yorumunda söylendiği gibi, soldan eleştirilmelidir. Eğer Yalçın Küçük'ü eleştireceğiz diye bunu liberal-gerici ittifakının kalemşorlarını ve bu ittifaktan "statükonun dağılması" adına heyecan duyan bir kısım solun argümanlarını referans alarak yapacaksak, veya televizyon ekranlarındaki kitap fırlatma vs. hareketlerinin üzerinden yapacaksak, yapmayalım daha iyi. Kendisini şu ya da bu eğilimde (devrimci, demokrat, yurtsever, sosyalist, komünist, vs.), ama solcu olarak tarif eden kimsenin (hele hele Yalçın Hoca'nın) Şamil Tayyar, Ahmet Altan, Roni Marguiles gibilerine kendini beğendirme zorunluluğu yoktur.

Küçük boşluklar

4 Haziran 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 108

Tartışma, “Sabetaycılar’ın İsrail’e dönmesi”nden, Yalçın Küçük’e döndü! Biraz da normal bu. Belki de iyi oldu. Bütünlüklü bir Küçük değerlendirmesini buradaki yorumlardan hareketle geliştirmek adına değil ama, hemen aklıma gelen bazı “küçük boşluklar”ı paylaşmak adına, birkaç noktaya değinmek istiyorum.

[Diğerinde, “bütünlüklü bir değerlendirme”de, yine ve yeri geldiğinde eksiklerine, zaaflarına, boşluklarına işaret etsem de,  bir ara ders konusu olarak da işlediğim Aydın Üzerine Tezler ile Türkiye çözümlemesi konusunda büyük başyapıt olan Türkiye Üzerin Tezler’de ve kimi tarih, kültür ve iktisat çalışmalarında oluşturduğu büyük birikime asla haksızlık yapmam bu arada. Hatta daha ileri gidip, Hikmet Kıvılcımlı ve Doğan Avcıoğlu ile birlikte ülkemizde “özgün sol düşünce” oluşturmuş üç büyük isimden biri olduğunu söylerim. O başka!]

Gelelim boşluklara.

Bir bölümü “kültürel/ideolojik/siyasi uçuşlar”, bir bölümü “medyatik yanılgılar”, bir bölümü “yaşamsal/pratik hatalar”, belki bir bölümü de “salt siyasi gaf”lar. Bunlara işaret etmek başka, bunları fark ettiğin noktada “onu kesip/silip atmak”, “bir daha da Yalçın Küçük’ü takip etmem, o noktada benim için bitmiştir” vb. noktasına taşımak başka. Böyle “kahramanlar” için arada sırada tekrar ettiğim Ece Ayhan dizesiyle “silgiler silerken silinir de…”

Her neyse. Buradaki tartışmaya konu olan daha çok “kültürel/ideolojik/siyasi uçuşlar” bölmesi ile biraz da “medyatik yanılgılar” bölmesinden galiba. Sabetaycılık tartışmasının uçlaştırılmasından dini/etnik düşmanlıklar da, komplo teorileri de, magazinleş(tir)meye açık birçok gariplik de çıkabilir elbette. Ancak, Türkiye’deki yerleşik “iktidar/güç ilişkileri”nde bazı bilinmeyenleri deşifre etmek, ABD-İsrail merkezli yapılanmanın ülkemizdeki ve Kuzey Irak’taki farklı uzanımlarını/etki alanlarını göstermek de çıkabilir. (Tabii bunu sırf “sabetayizm”e bağlayarak yapmak ne derece doğrudur, o başka bir tartışma). Yalçın Küçük (doğruda) “durma”yı pek bilmediği için, egosantrizmiyle ve medya görünürlüğüyle iç içe, ikinci bloğun dışına çıkıp birinci bloğa da uzanıyor sık sık. Üstelik işin doğası gereği, ilk blok daha çok görünüyor ortalıkta! Bu durumda da, konu ilgi çeksin, gazetelere daha çok “malzeme” olsun diye, Ayşe Arman’a “özel konsültasyon” yapmak, Hülya Avşar’a “sataşmak”, “Binbir Gece’nin inek bakışlı kızı var, Rüştü Reçber’den kaleci olmaz” vb.  demek bambaşka bir şeye dönüşüyor!

Üstelik uçuşlardan yanılgılara geçilirken bu “dönüşüm” epey bir şekil de değiştiriyor. Televizyonların zorluğu, kitap fırlatılması, verilen görüntünün garipliği vb. bir kenara, “elini masaya vurarak konuşması” konusundaki tavrında bile üzücü bir değişiklik var son zamanlarda. Eskiden “Türkçe masaya vurarak konuşulur, böyle coşkulu bir dildir” diye açıklar, akıllarda bir başka yer ederdi. Şimdi kamera arkasını gösterip “yönetmen öyle istiyor, rating artıyormuş” diye bir “açıklama” getirip üzüyor! Hatta bir dostun deyişiyle “bu da mı sahteydi hoca, bu da mı sahteydi” serzenişine bile yol açıyor!

Aynı dostumun “o noktada benim için bitti” “siliş”i ise “yaşamsal/pratik hatalar” bölmesine ait örneğin. Bundan bir süre önce, Türkiye’yi terk edip Paris’e yerleştiğinde, babasının Fransa’nın Hatay’ı işgal ettiği dönemde edindiği Fransız pasaportunu kullanmasıyla Fransız sömürgesi bir Hatay’ı meşru hale getirdiği kanaatinde!

“Kültürel uçuşlar” bölmesinde bazen öyle garip çıkışlarda bulunup öyle hatalı bir tezi ısrarla tekrar ediyor ki, söylediği öbür 10 önemli şeyin değerini de azaltıveriyor. Örnek belirtmeme gerek var mı? Her şeyden anlarım havasında sarf ettiği örneğin müzik konusundaki herhangi bir abuk sözünün, Bilim ve Edebiyat’ta ya da Estetik Hesaplaşma ve Küfür Romanları’nda ele aldığı onca yaklaşımı da değersizleştirebildiğinin farkında mı?

Hadi onları da bir kenara bıraktık diyelim “salt siyasi gaflar”ının da son dönemde artmaya başlaması bir diğer üzücü nokta. “Ben orducu sosyalistim” ideolojik bir tavır/tartışma diyelim, “Veli Paşa’yı çok iyi gördüm, morali yerinde” türü sözler onu bir şekilde destekleyen herhangi bir solcuyu yıkmaz mı?!

Neyse, çok fazla uzatmayayım lafı. Bütün bunlara ve daha fazlasına rağmen “takip edilmesi” ve başka birçok alanda “feyz alınması” gerektiği kanaatinde olduğumu da zaten belirtmeye çalıştım. “Bütünsel bir değerlendirme”nin başka bir iş olduğunu da söyledim. aalpan’a ve solaruppras’a katıldığımı da bir kez daha söyleyeyim de, bunca kayda ve boşluğa rağmen daha bir “garip” olsun… 

Büyük Boşluklar---Ali Mert'e

5 Haziran 2009, yazan gagarin,
Yorum no: 113

Sevgili Ali Mert; Sabetaycılar "bir daha dönmek" isteyince kapak olmuşlar adlı yazınıza küçük bir eleştiride bulunmuştum. Yalçın Küçük'e zorlama bulduğum bir biçimde "sataşmalar" içerdiğini düşündüğüm için. Hiçbir biçimde Yalçın Küçük'ün eleştirilmesine bir itirazım yok, aksine onu eleştirmenin çok önemli olduğu kanısındayım.Sevgili aalpan bunları güzel ifade etmiş, tekrarlamayayım.

ANCAK; ne yazık ki "küçük boşluklar" isimli yorumunuzdan sonra, benim için daha büyük eleştiriler getirmenin zorunluluğu ortaya çıktı zira yorumunuz/değerlendirmeniz  "büyük boşluklar" içermekteydi.

Şimdi gelelim bunlara;

(NOT:Özellikle yazınızdaki ayrıştığım noktalara vurgu yapacağım, benzer düşündüğüm noktaları atlıyorum)

Yalçın Küçük hepimizin bildiği üzere örgütsüz bir insandır. Hem solcu hem örgütsüz oluşu, biraz da yeteneklerine/yaptıklarına oluşan güveniyle birleştiğinde, onda bir megalomani oluşturmuştur. Bu megalomani geçmişte de kendisinde bulunmakla birlikte son dönemlerde iyice/epeyce/rahatsız edici biçimde artmıştır. ANCAK bu rahatsız edici megalomanlığının altında dahi çok siyasal bir neden yatmaktadır. Katılırsınız- katılmazsınız o şunu düşünmektedir;

Şu anda AKP ile,Tarikatçı-ümmetçi takımıyla kavga etmekteyim, bunlar İsrail-ABD yanlısı, cumhuriyet düşmanları vs...Bunlar cumhuriyeti yıkmak yolundalar. Cumhuriyetten geriye gidiş bir felaket olur. Buna izin veremem !!!

Kendi sözleri değil bire-bir ama böyle düşündüğünü bildiğimiz için uzun alıntılar vs... yapmakla uğraşmadım.Hatırlatmak gerekirse; "Cumhuriyetten geri gitmeyiz tezi" oldukça eski bir Yalçın Küçük tezidir.

İŞbu sebeplerden dolayı Yalçın Küçük kendisini/fikirlerini merkeze koyarak düşünmektedir.(ki bu da eski alışkanlığıdır) Kendisini merkeze koymak zorundadır; çünkü hem kendi kendini hem de insanların onu daha fazla önemsemesini sağlamanın yolunun bu olduğunu düşünür.

Örneğin; şunu der, Türkiye'de X işini ilk ben yaptım.(bu tür ifadeleri kullanmaya en fazla hakkı olan insanlardan belki Türkiye'de, neyse...)Bunu demesi; kendisini size-bize(solcuları kast ediyorum) değil, onu henüz tanımayan ama verili siyasal tartışmada taraf olan, onunla tanışma imkanı olan insanlara önemsetme ihtiyacından doğuyor.

Verili taraflaşmanın cumhuriyet fikriyle ilintili olduğunu hatırlatmama gerek yok zaten.

Dolayısıyla çıkıp konuştukları ve yaptığı bütün "şov" lar buradan anlaşılmalıdır.Yalçın Küçük'ün 70 yaşında hala bir derdi vardır.Emeği geçtiği toprakları bu Fettullahçılara bırakıp gitmek onun kanına dokunmaktadır. Daha açıkça söyleyeyim; Yalçın Küçük beğenelim-beğenmeyelim şiddetle kavga etmektedir. Onun kavga ederken hissettiği şiddeti keşke gencecik insanlar da hissetse diye içimden geçirdiğim çok olmuştur.

Kitapları fırlatmış, keşke karşısındaki zibidinin kafasına atsaydı.Bana burda Şamil Tayyar denilen adamın kim olduğunu açıklayabilecek olan var mı?Geçelim.

Sabeyatizm meselesinde(ki ucundan kıyısından katılmıyorum söylediklerine) magazinel yönüne çok kayıp siyasallaşmaktan çıkardığını düşündüğünüz şeyi de aynı gerekçeyle yapmaktadır.Çürüyen bir topluma hitap ettiğini defalarca kez yazdı.(kimi dolayımlarla)Onlara tokat attığını düşünüyor bu şekilde.

Demişsiniz ki;

Bu durumda da, konu ilgi çeksin, gazetelere daha çok “malzeme” olsun diye, Ayşe Arman’a “özel konsültasyon” yapmak, Hülya Avşar’a “sataşmak”, “Binbir Gece’nin inek bakışlı kızı var, Rüştü Reçber’den kaleci olmaz...

Bunları yapan adam; "inek bakışlı kız"  derken Türkiye toplumuna bunu güzel diye pazarlıyorlar demeye getiriyor. Rüştü'den kaleci olmaz derken, herşeye inanmayın, "biz bilmeyi biliriz", elinizdeki bilgiyi yorumlamayı öğrenin diyor...(Bunları kast ettiğinden nasıl bu kadar eminsin gibi bir soru takılırsa aklınıza lütfen bunları söylediği konuşma/demeçleri inceleyiniz)

Masaya vurması da başka şeyler de uzatmayayım aynı kaygılarla bağdaşıyor....

İlgi çekmekse, evet istediği bu, o yüzden bu örnekleri kullanıyor. İlgi çekip insanları etkilemek istiyor(belki örgütsüzlüğünün getirdiği zayıflık buna neden oluyor...)

 

 Gelelim son söylediklerinize;

“Ben orducu sosyalistim” ideolojik bir tavır/tartışma diyelim, “Veli Paşa’yı çok iyi gördüm, morali yerinde” türü sözler onu bir şekilde destekleyen herhangi bir solcuyu yıkmaz mı?!

Yıkmaz. Kontr-gerillalar, Veli Küçükler, vs... bunlar necidir tartışmaya açmayalım.Türkiye'nin karanlık yüzü bunlar. Abilerimizin, kardeşlerimizin üzerlerinde kanlı elleri var bunların. Hatta bizzat Yalçın Küçük'ün öğrencilerinin, arkadaşlarının günahına girmiş insanlar. Bunları Yalçın Küçük'ün bilmediğini, önemsemediğini düşünmek çok büyük bir boşluk bırakmak olur.Asla kendimi "Orducu sosyalist" olarak tanımlamam ama ideolojik bir tavır olduğunu sizin de söylediğiniz gibi kabul ederim.

Gelelim Veli meselesine. Aynı şekilde ideolojik, siyasal ve psikolojik bir tavırdır. Bunu sadece Veli Küçük için değil hemen içerde gördüğü herkes için söylemiştir.Amacı çok basit; Ergenekon meselesiyle korkan topluma umut aşılamak, onun işi bu.Herkes dimdik AKP istediğini elde edemeyecek demenin bir başka yolu ona göre.Ayrıca bana sorarsanız Yalçın Küçük artık Veli Küçüklerin vs... birer kontr-gerilla tehdidi olmaktan çok uzak olduğunu düşünüyor, yeni kontr-gerilla örgütlenmesinin önüne geçmeye çalışıyor.

Dolayısıyla Yalçın Küçük'ün bu sözleri beni yıkmaz.

Yapıtığını doğru bir yol olarak kabul etmiyorum ama anlıyorum.

Üzüntü duyduğum, kızdığım çok fazla nokta olmasına karşın, onun her fırsatta siyasal olmayan "sataşmalarla" değersizleştirme girişimlerinden rahatsızlık duyduğumu belirtmeliyim.

NOT:Çoğu yerde belirtmiş olmama rağmen tekrarlayayım, Yalçın Küçük'ün tercihlerini kesinlikle doğru bulmamaktayım ve eleştirmekteyim.

Umarım söylediklerim anlaşılır ve ben de doya doya Yalçın Küçük'ü eleştirebilirim!Onun eskiden yadıklarının/söylediklerinin değerinin yitirilmemesi için bu söylediklerimin anlaşılması gerektiğini düşündüğüm için yazdım.Yalçın Küçük'ün üretmiş oldukları değerlidir, o değerini düşürmeye çalışsa bile bizim yükseltmemiz gerekir.

Bir de örnek(Tam bir analoji oluşturmadığının farkındayım):

Troçkist değilim, ama bir AKP'li gelip de Troçkide ne salak adammış dediğinde tüylerim diken diken olur.Buradan anlamaya çalışın yazdıklarımı.

---Sabrınız için teşekkürler.

 

 

duyguların tonu, eleştirilerin dozu

5 Haziran 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 114

İlk uzaya çıkmış adamsın, sendeki sabrı bizden beklememelisin :)

Değerli görüşlerini paylaştığın için sağolasın. Siteyi biraz da böyle esaslı/düzeyli/hoş tartışmalar için açtık zaten. Yalçın Küçük üzerine ya da içinden Yalçın Küçük de geçen bir başka "haber"de yine tartışır, yorum yaparız. Bu arada, "büyük boşluklar" demişsin ama bana "ciddi ayrımlar" varmış gibi gelmedi. Tam olarak Orhan Gencebay'ın "bence sen de haklısın" tavrı olmasa da, sana da katılıyorum gibi. ("Tam olarak" olmamasının nedeni Orhan adıyla ilgili onomastik güçlükler tabii ki!)  Vurguların şiddeti, duyguların/coşkuların tonu, eleştirilerin dozu farklı gibi. Yönelimleri ise aynı sanki.( Bu hafta bu konuyu ele alan bir başka yorum yazayım en iyisi)...

Belirgin biçimde ayrımın hissedildiği tek bir nokta (maksat "örnekleri çaprıştırmak" olmasın ama), eski karşı devrimcilerin yerine yeni karşı devrimcilerin yerleştirilmesi operasyonunda - özellikle eskilerin doğrudan müdahalesini yaşayanlar nezdinde - Veli meselesi, belki yıkmaz ama can sıkar. 

"Biz bilmeyi biliriz" "ayrıcalıklı epistemolojisi"nin ise, "ben her şeyi bilirim" garipliğine dönüşmemesi önemli. Yoksa "okumadan da okuyabiliyoruz" biliyorsun...

Tekrar sağolasın...

 

Yalçın Küçük hakkında

5 Haziran 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 115

Mümkün olduğunca özetleyerek, birkaç görüşümü paylaşmak istiyorum...
 
a) Yalçın Küçük, “Kürtler Üzerine Tezler”e kadar, Türkiye solcusunun önünü açmış, Marksizmin bu ülkede derinleşmesine katkıda bulunmuş, çok önemli bir kişidir. Türkiye Üzerine Tezler’ini, Aydın Üzerine Tezler’ini ve başka pek çok çalışmasını okumamak, Türkiyeli bir Marksist için, ciddi bir eksiklik sayılmalıdır.
 
b) Yalçın Küçük, yukarıda andığım çalışmaları yazdığı dönemde de fazlasıyla benmerkezciydi. Ama en azından, kendi başına birtakım siyasal projeler üretmeye çalışmadığı sürece, bu benmerkezcilik, üslubunun tuzu biberi olabiliyordu.
 
c) Yalçın Küçük, “siyasete atılmaya” karar verdiğinde, örgütsüz aydın kimliğini koruyarak, “bazı güçlerle” birey olarak ittifak kurmaya çalıştı. Bir bireyin bir örgütle ya da çevreyle ittifak kurması mümkün olmadığından, giderek, görünürdeki iddialı siyasal hedeflerinin altında ezilmeye başladı. Bir dönem, Kürt hareketiyle beraberdi... Bir ara, Türkiye solunun haklı olarak kendi dışında saydığı Doğu Perinçek’le arası hiç fena değildi... Bir dönem, darbe hayali kuran emekli bürokratlarla ilişkilerini geliştirmeye çalıştı... Ama dikkat edin: Türkiye solunu, Türkiye’nin Marksist birikimini  temel alan (temel almak bir yana, bunları gözeten) bir siyasal arayışın içinde olmadı.  
 
d) Yalçın Küçük, uzunca bir süredir, sonuçsuz kalmaya mahkum siyasal arayışlarının esiri durumundadır. Dünyadaki ve ülkedeki gelişmeleri doğru (tutarlı) bir şekilde çözümleme yeteneğinden yoksun kalmış, aklına gelen her şeyi söylemeye ve yazmaya başlamış, ilgi çekmek için daha fazla takla atar olmuştur. Tüm bunları yaptığı için de, kendisine iyi niyetli bir şekilde bakmaya çalışanları giderek daha fazla üzmektedir.
 
e) Yalçın Küçük, Kemal Tahir için, “o kadar çok şey yazdı ki, bunların bir bölümünün doğru olmaması mümkün değil” anlamına gelecek bir şey söylemişti. Yalçın Küçük bugün o kadar çok şey söylüyor ve yazıyor ki, kimsenin inkar etmediği birikiminin de katkısıyla, bunların içinde pek çok doğru şeyin bulunması kaçınılmaz. Dahası, Yalçın Küçük’ün kitaplarını okuyanlar, “çağrışımsal düşünme” yoluyla, pek çok yeni fikre ulaşabilir. Ama ne bu fikirlere ulaşmak için Yalçın Küçük okumak zorunlu, ne de söyledikleri arasında doğru olan şeyler de var diye Yalçın Küçük’ü eskisi kadar ciddiye almak anlamlı...
 
f) Yalçın Küçük, kendi tercihlerinin ürünü olarak, bu denli “tartışmalı” (ve eklemek gerekiyor: “yarın ne söyleyip ne yapacağından hiçbir zaman emin olunamayacak”) bir kişiliğe dönüştü. Yalçın Küçük’ü soldan eleştirenlerin pek azı, bunu özel/kişisel nedenlerle yapıyordur. Hele bir zamanların Yalçın Küçük hayranları onu okumama noktasına geliyorsa, bunun sorumlusu herhalde Yalçın Küçük’ten başkası olamaz.
 
Kısacası, ben şöyle yaklaşıyorum: I. Yalçın Küçük’e evet; ama I. Yalçın Küçük’ün yarattığı birikimi koruyup geleceğe devredebilmek için II. Yalçın Küçük’e hayır!
 

Teşekkürler

5 Haziran 2009, yazan gagarin,
Yorum no: 116

Uyarılar kendimceydi, dostçaydı.

Kaygılarımın altında yatan nedenleri açıklamaya çalıştım.

Sevgili Ali Mert ve Erkin Özalp'in yazdıklarından en baştaki uyarımın dikkate alındığını anlıyorum.

Tartışmaya ekleyecek "yeni" bir sözüm yok.

Not1: Büyük Boşluklar---Küçük Boşluklara cevap yaratmak derdinden tercih edilmişti, haklısınız anlamı karşılamıyor . 

Not2: Uzaya çıkmak konusunda çok sabırlı değildi bence Gagarin de Sovyetler de.Epey atik ve hızlıydılar.Ben de çok sabırlı bir adam değilim. Sizi de "evliya" mertebesinde sabırlı kabul eden uzuuun yorumlar yazmayacağım bir daha.

---Bu tür bir platformu sunduğunuz için ben size teşekkür ediyorum.

 

 

AdaptiveThemes