Skip to content

Sabah-Akşam Vamık Volkan (kim bu adam?)

16 Ağustos 2009, ekleyen Erkin Özalp

Sabah gazetesinin bugünkü birinci sayfa manşeti: “Kürt sorununa ağaç modeli”. Spot da şöyle: “Sorunlu bölgelere yönelik çalışmalarıyla Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilen Prof. Volkan çözüm formülünü Sabah’a açıkladı.” Akşam gazetesinin birinci sayfasından duyurulan bir haber: “İçişleri Bakanı Atalay’ın Kürt açılımı için görüş aldığı ilk isimlerden olan dünyaca ünlü bilim adamı Vamık Volkan Akşam’a konuştu.”  

 
Anlaşılan Vamık Volkan adıyla bundan böyle daha sık karşılaşacağız... Peki, kim bu adam?
 
Freud’cu bir psikanalist. Yani, insanların kişiliklerini çocuklarında yaşadıkları/yaşamadıkları cinsel travmalarla açıklamaya çalışan biri. Çağımızda bunlardan çok fazla kalmadığından, alanında dünyaca ünlü. 2003 yılında Viyana kentinden Sigmund Freud ödülü almış. 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarında, birbirleriyle çatışan büyük topluluklar hakkındaki çalışmaları ve “psiko-politik teoriler” geliştirmesi nedeniyle Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmiş. (http://www.austenriggs.org/uploads/listWidget/1744/CV09-Volkan.pdf)
 
Psiko-politik teoriler...
 
Politikayı ve dünyada yaşanan toplumsal ölçekli çatışmaları insan psikolojisiyle, yani birilerinin çocukluk dönemlerinde yaşadıkları cinsel sorunlarla açıklayan bir adam, kısacası...
 
Bu yaklaşımını Abdullah Öcalan’a da tatbik etmiş ve geçtiğimiz yıl Tempo dergisine kapak olmuş... Öcalan’ın neden terörist olduğunu açıklamış... İşin içinde Yalçın Küçük de var! Öcalan’ın çocukluğu hakkındaki verilerini, Küçük’ün onunla yaptığı uzun bir konuşmanın da yer aldığı “Kürt Bahçesinde Sözleşi” adlı kitabından edinmiş.
 
Vamık Volkan’ın Tempo dergisine açıklamaları şöyle başlıyor:
 
Aslında durum çok tipik: Çocukluk döneminde büyük bir travma yaşanıyor. Öcalan’da da aynı şey olmuştur, Usame Bin Ladin’de de...” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9166332.asp?gid=229&sz=67613)
 
Dememiş miydik? Şu çocukluk travmaları olmasa, cennet gibi bir dünyada yaşıyor olurduk...
 
Volkan, şöyle devam ediyor:
 
Fakat terörist liderler arasında, kişisel kimlik sorunları baskın olsa da, çoğu zeki insanlardır. Yaralanmış kişisel kimliklerinden dolayı, etnik kimliklerini kendilerinin birincil kimliği olarak kullanırlar.
 
Hem çocukluk travması, hem zeka... Yüce Allah bunlardan birini eksik bıraksaymış, durumumuz daha katlanılabilir olurmuş... Ama böylesini uygun görmüş ne yazık ki...
 
Vamık Volkan’ın kendi kitaplarından birinde, Öcalan’ın çocukluk döneminin analizi şöyle başlıyormuş:
 
Ailesi çok fakir. Evdeki baskın figür, bölgesel geleneğin aksine anne. Abdullah Öcalan’ın annesi, çocuklarının önünde kocasını aşağılıyor. Öcalan’ın anlattığına göre babası, köydeki en silik insan. Öcalan, çocukluk anısında, anne ve babasını, ‘Annem olağanüstü kavgacıydı... Her gün komşularla, babayla ve benimle kavga... Babayı akrabaları bile hiç ciddiye almazlar’ diyerek anlatır.
 
Gerisini aktarmaya gerek var mı? Annesine hayran bir çocuk, herkesin bildiği üzere, büyüyünce sapık olur!
 
Tempo dergisindeki yazı uzun, biz sadece bir iki bölüm daha aktaralım:
 
Öcalan, her ne kadar bir yetişkin olarak bıyık bıraksa da geleneksel köylü maço imajına sahip ve bıyık bırakan erkekleri sevmediğinden bahsetmiştir. Çocukluk düşlerinde, sevgisiz cinsel birleşmeyi düşündüğünde, Abdullah duygusal olarak şiddetli bir tiksinti yaşıyordu. Kız kardeşinin evden ayrılması, Apo’nun yaşadığı cinsel ikilemin nedenlerinden biri olabilir. Bir diğeri, onu annesinin reddetmesi ve babasının iyi bir erkek rol modeli olmaması olabilir. Çocukken Abdullah, kızların yanında kendisini çok rahat hissediyormuş ve kendisini, cinselliği konusunda ‘aşırı kontrole’ sahip Mahatma Gandi’ye benzetiyor.
 
Vamık Volkan, Öcalan’ın “erkekliğini” tartışmaya açıyor! Sorulunca, daha açık söylemiş: “Çocuklukta, saldırganlık ve seks iç içedir. Çocuk büyüdükçe seks ve saldırganlığın aynı şey olmadığını keşfeder. Fakat söylediğim gibi çocuk, erkek kişiliğinin gelişimini tamamlayamamışsa, ne tarafa gideceğine karar veremez.
 
Gelelim Kürt sorununun gelmiş geçmiş en özlü tarifine:
 
“Öcalan, çocukluğunu değiştirmek istiyor. Bunu da Kürtlükle uğraşarak yapıyor. Onun derdi Türklükle değil, kendine göre kötü çocukluğunu temsil eden Kürtlükle. Köylülerin saygısını kazanmak ve kendisini ‘korkak’ babasından ayırmak için, korktuğu halde yılanları öldürdü. Kürt kökenli vatandaşları öldürerek de babayı, anneyi, kendi benliğini öldürmeye çalıştı. Ve bunun yanında Kürtlüğü idealize etmeye çalıştı. Aslında çıkış noktası yeni bir ‘aile’ kurmaktı. Bunu ‘yeni bir Kürtlük’ oluşturarak yapacaktı. Ama saldırganlığının yönü değişmedi. Kürt Kökenli olan kadınları, çocukları, sıradan köylüleri yok etme ve öldürmeye yöneldi. Bu insanlar, onun sevilmeyen çocukluk benliğini temsil ediyorlardı. Neden olduğu dehşet ve insanların ölmesinden suçluluk duymadı. ‘Bizim güzellik kraliçemiz savaştır’ dedi. Ama işin tipik tarafı şuydu: Apo’nun ateşli silahlara ve bıçaklar gibi kesici aletlere ilişkin bir fobisi vardı.”
 
İşte böyle... Başımıza ne geldiyse, Öcalan’ın şu rezil babası yüzünden gelmiş... Kim bilir onun çocukluğunda ne travmalar vardı da, silik biri olup çıktı, başımıza bu belaları açacak kişinin doğmasına sebebiyet verdi...
 
Neyse ki, Öcalan’ın artık yeni bir babası varmış. Kenya’dan getirilmesi sırasında çekilen fotoğrafların psikanalizini yapan Vamık Volkan, şöyle söylemiş:
 
Aradığı baba figürünü sonunda buldu! İçi rahatladı. Ellerini önüne kavuşturdu. Babasının, yani devletin önünde uslu bir çocuk gibi oturdu.
 
İşte çözüm!
 
Demek ki neymiş, devlet, babaları silik erkeklere babalık etmeliymiş!
 
Volkan’ın Sabah gazetesine anlattığı “ağaç modeli” ise şöyle:
 
“Daha önce Estonya gibi ülkelerde ağaç modelini uyguladık. Ağacın kökleri soruna teşhis koymaktır. Çatışmanın psikolojik değerlendirmesi demektir. Bu işleri anlayanlardan bir ekip kuruyorsun. İki gruptan kişiler (Kürt- Türk) burada yer alıyor. Bu şair, general olabilir. Hükümetin bir temsilcisi de isterse bu grubun içinde olabilir. Bunlar oturup konuşuyor ,birbirlerini anlamaya çalışıyor ve öneriler iki tarafın temsilcilerinden geliyor. Bu da ağacın gövdesi. Bazı yerlerde bu grup ile yaptığımız çalışmalar üç yıl sürdü... Öneriler onlardan gelecek... Bir de dallar var, yukarı çıkıyor, aşağı iniyor. . Türk-Kürt işleri kimlik meselesi oldu. Onu göze almadan ne yapsanız onun bozulma olasılığı var. Yüzlerce model var ama böyle ciddi model (ağaç modeli) yok.” (http://www.sabah.com.tr/Gundem/2009/08/16/kurt_sorununa_agac_modeli)
 
Hakikaten pek muhteşem bir çözüm önerisi: Şairlerle generaller yan yana gelse, şu dünya üzerinde çözülmeyecek herhangi bir sorun kalır mı?
 
Vamık Volkan’ın Akşam gazetesinde çıkan “ağaç modeli” yorumu ise, biraz daha kapsamlı:
 
“Önce teşhis yapılmalı, yani kök. Ama ciddi bir teşhis yüzlerce psikanalitik mülakat yapıyorsunuz. Sonra toplumla konuşursunuz. Tedavi edeceğiniz süreçleri bulursunuz. Bu da bir ağacın gövdesi gibi yavaş yavaş büyür. Onlar konuşur, biz konuşmalarına yardım ederiz, aşağılamayı ortadan kaldırırız. Fantezileri gerçeklerden ayırmalarına yardım ederiz. Bu konuşmaların sonucunda öneriler ortaya çıkar. Bunlar da dallardır. Bu bir süreçtir ve böyle bir süreç Türkiye de gelişirse halk rahatlar. Aşağılanma yerine hürmete bırakınca işler daha kolaylaşır. Bu bir fikir. Bunun ikinci adımı henüz yok.” (http://www.aksam.com.tr/2009/08/16/haber/siyaset/2975/en_buyuk_avantajimiz_emperyal_gecmisimiz.html)
 
Hadi, hep birlikte, Vamık Volkan’ın mülakat odasına! Uzanalım ve çocukluğumuzu anlatmaya başlayalım... Maksat, memleket kurtulsun...
 

 

Yorumlar

MHP'nin tepkisi de 'psikolojik'miş...

16 Ağustos 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 588

Yine Akşam gazetesinin bugünkü sayısından: 

MHP'nin öfkesi patlamanın ilacı

 

MHP lideri Bahçeli'nin 'Kürt açılımı'na verdiği tepkiyi Psikiyatrist 
Doç. Dr. Göka yorumladı:  Mağlubiyet psikolojisiyle tepki veriliyor. 
Ama tepki de olmalı, zira hınç ve öfkenin patlamasını engeller

Dilek GEDİK- ANKARA
Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Psikiyatri Kliniği Şefi Doç. Dr. Erol Göka, AKŞAM'A MHP'nin 'Kürt Açılımı'na gösterdiği sert tepkinin analizini yaptı. Göka, MHP'nin, açılımın kendisine değil de zamanlamasına tepki göstermiş olabileceğini söyledi. PKK terörüne karşı 30 yıldır sürdürülen mücadelenin ardından böyle bir girişimin ortaya çıkmasının, MHP ve tabanında, 'Bunca mücadelenin, verilen şehitlerin ardından Türkler mağlup mu oldu?' şeklinde bir endişeye, bu endişenin de hınç ve öfkeye neden olduğunu anlattı. Doç. Dr. Göka'nın, konuyla ilgili değerlendirmeleri özetle şöyle:

ANA DİL ÖZGÜRLÜĞÜ: Bugün, genç Türkiye Cumhuriyeti'nde yapılacak demokratik kimlik açılımlarından, Türk ulusal kimliğinin içinde yaşayan insanların etnik ve dinsel kimliklerinin serbest bırakılmasının gerekliliğinden bahsediliyor. Ancak 'Türk ulusal kimliği' ile bu ulusal kimliğin içinde yer alan 'etnik kimlik'lerin arasındaki farklılıkların neler olduğu konusunda yeterince aydınlanma sağlanmış değil. Ulusal kimliğimiz, bizim Cumhuriyeti birlikte kurmuş olmamızla ilgilidir. Ancak Türkiye Cumhuriyetini birlikte kurmuş olan insanların hepsi, etnik olarak Türk değildir. Etnik kimlik, ulusal kimlikten çok farklıdır ve daha ziyade aynı dili konuşan, aynı örf ve adetlere bağlı olan insanlar için geçerlidir. .'

KİMSE ÜRKMEMELİ: Eğer güçlü bir ulusal kimliğimiz, sağlam bir millet olma mayamız varsa, yapılacak açılımlardan kimse ürkmemelidir. Ancak teslim etmek gerekir ki, Cumhuriyet tarihimizde çoğu zaman Türk ulusal kimliğinin Türk etnik kimliğiyle bir ve aynı olduğunu söyleyen politikaların ve eğitimin sonucu olarak, insanımızın çoğunda, 'Burada yaşayan herkes etnik olarak Türk'tür' gibi hatalı bir algı ortaya çıkarmıştır. Yöneticilerimiz, açılım sırasında yılların oluşturduğu bu hatalı algıyı dikkate almalı, öncelikle bunu düzeltmeye çalışmalıdır.'

MAĞLUBİYET PSİKOLOJİSİ: Bugün etnik kimlikle ilgili demokratik açılımlardan bahsedildiğinde, kendisini sadece Türk ulusal kimliğine değil, fakat aynı zamanda Türk etnik kimliğine de ait hisseden insanımızın iç dünyasında bir anda beliriveren olumsuz hissiyatın temelinde bu hatalı algı bulunuyor. Otuz yıla yakın bir süredir, varlığını etnik kimlik üzerine inşa eden teröre karşı mücadelenin sonucunda, böyle bir açılımın gündeme gelmesi de kafaları karıştırmakta, içten içe yayılan bir mağlubiyet psikolojisi de olumsuz hissiyatın çeperlerine hınç ve öfke yığınağı yapılmasına neden olmaktadır. Kendisini Türk milliyetçisi diye takdim eden partinin bu süreçte vermiş olduğu tepkiler, bu Türk etnik bilinç dışının yansımaları olarak okunmalıdır. 

İKNA EDİLMELİ: Elbette bu kadar zorlu ve karmaşık bir süreçte, böyle tepkiler olacaktır ve hatta olmalıdır. Zira tepkilerin demokratik biçimde ifadesi, hınç ve öfkenin apseleşmesini ve yarın patlamasını engelleyici bir unsurdur. MHP'nin verdiği tepkilerin böyle olumlu bir yanı olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.

http://www.aksam.com.tr/2009/08/16/haber/siyaset/2976/mhp_nin_ofkesi_patlamanin_ilaci.html

 

Yeni Özgür Politika'da Vamık Volkan övgüsü!

17 Ağustos 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 591

Avrupa'da çıkan ve PKK çizgisinde yayın yapan günlük Yeni Özgür Politika gazetesinin bugünkü sayısında, Vamık Volkan övgüleriyle dolu bir köşe yazısı yayımlandı. "Dr. Işık İşcanlı" imzalı yazının ilgili bölümü şöyle: 

V.D.Volkan, Kıbrıs doğumlu, Tıp eğitimini Türkiye’de yapmış, akademik kariyerine Amerika’da devam etmiş, Psikoanaliz konusunda uzman, Psikyatri dalında ilkleri yaparak, bilimsel katkıları olmuş, benim ilgi ile izlediğim ve beğendiğim bir bilimadamı. Dr. Volkan’ın en büyük özelliği, psikoanalizdeki teknik yöntemlerini, toplumlara uygulayarak analizler yapması...

Özellikle de Frued’un bireyin pre-odipal dönemdeki bilinçaltına itilmiş ve çözülmemiş confilikleri analiz etmede ve de çözmedeki yöntemini geliştirip, toplumlara ve toplumlararsı ya da etnik gruplararası çatışmaların olduğu yerlerde uygulmaya çalışmış olması, psikiyatri dalında bir ilktir. Ve Dr. Volkan bunu dünyada başarı ile uygulamış bir ilktir. Amerika’da belli fonlarla desteklenen kurumlar aracılığı ile dünyada etnik çatışmaların olduğu birçok bölgede, diyalog sürecinin başlatılmasında önemli katkıları olmuş bir bilim adamı…Filistin ve İsrail arasındaki görüşmenin psikolojik zeminini hazırlayan, Balkanlardan Kafkaslara kadar birçok ülkede çatışma ve savaşların çözümünde yaptığı analizler ve verdiği bilimsel advisleri ile tanınır. Vurgu ile söylenmesi gereken, branşında BAŞARILI olduğudur.

Dr. Volkan’ı etnik çatışmaların çözümünde başarılı yapan, onun yalnızca psikoanalizi çok iyi bilmesi değil, bu bilgiyi toplumlara uygulayabilmesi için gerekli tarihsel, sosyolojik ve kültürel objektif verileri toplamada gösterdiği titizliktir. Tıpkı bir emekçi gibi savaş alanlarına gidip her iki tarafı da objektif izlemeye çalışan ve bunu analizinde kullanan bir bilimadamıdır.

Kesin olarak bilmediğim bir söylentiye göre, Dr. Volkan Kürt sorununun çözüm sürecinin başlamasında Erdoğan ve ekibine advis veren uzmanlardan biri. Ve hatta Abdullah Gül’ün Ahmet Türk ile görüşmesi öncesi Dr. Volkan ile görüştüğü medyada yazıldı. Doğruluğunu bilmiyoruz, bilmiyorum. Eğer doğru ise bunu sevinçle karşılamak gerekir. Ve umutlu olmak için, şimdilik İYİ BİR gerekçemiz olduğu söylenebilir. Abdullah Gül, RT.Erdoğan ve B.Atalay’ın son bir aylık, Kürt sorununun çözüm sürecini başlatmada kullandıkları dil ve vücut dili incelenirse, Dr. Volkan’ın advislerinin izlerinin bariz olarak var olduğunu görebiliriz. Daha doğrusu ben görebiliyorum. Ve basında çıkan bu haberin, bu üç şahsın davranışlarına bakarak ve inceleyerek doğru olduğunu söyleyebilirim. Çok az bir yanılma payı bırakarak.

Ancak…Dr. Volkan’ın daha önce de Kürtler, Kürt sorunu ve Abdullah Öcalan ile ilgili yazdığı makalelere eleştrilerim var… Bunu başka bir zamana erteleyerek, Aksu’nun gözyaşlarına gelmek istiyorum. Aksu’nun gözyaşlarının timsah gözyaşı değil de bir de hakiki ve özeleştirisel bir gözyaşı olduğunu düşünebiliriz. Ve hatta Dr. Volkan’ın yaptığı çalışmalardan etkilendiğini söyleyebiliriz.

Asıl sorun da burda başlıyor… Eğer Dr. Volkan diğer çatışmalarda kullandığı ve takdir görülen yöntemini, burda uygularken Kürt tarafı diye Aksu’yu dinlediyse ya da Aksu ve gibilerini bu çalışması için baz aldı ise alan çalışmalarını bu tür insanlarla sınırladı ise…
Başlarken büyük hata ile başladığını söyleyebiliriz...

Bugüne kadar hep tahmin ettiğim, doğruluğunu ancak Dr. Volkan ya da Öcalan açıklarsa bileceğimiz bir sorum daha var.

Dr. Volkan, Öcalan’ın sorgusunda yer aldı mı? Ya da onunla görüştü mü?

Bu sorularıma cevap alabilirsem ya da bulabilrsem Dr. Volkan’a bilimsel eleştirilerimi ve takdirlerimi de yazmaya devam edeceğim.

Kaynak: http://yeniozgurpolitika.org/?bolum=yazi&yid=7322
 

 

 

AdaptiveThemes