Skip to content

ÖDP'de bölünme tartışmaları

8 Haziran 2009, ekleyen Hasan Duru

Evrensel gazetesi, ÖDP'deki iç tartışmaları haberleştirdi. Habere göre, Ufuk Uras ve arkadaşları, 20-21 Haziran'da yapılacak olan ÖDP Kongresi öncesinde istifalarını açıklayacakmış. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Uras kanadının sağ bir arayış içinde olduğunu söylemiş. Haber şu şekilde: 

ÖDP’de ipler koptu

Fatih Polat

Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde (ÖDP), kendisini Özgürlükçü Sol olarak tanımlayan Ufuk Uras grubu ile Oğuzhan Müftüoğlu’nun da önemli isimleri arasında yer aldığı Devrimci Dayanışma grubu arasındaki kilitlenme kopuş getirdi. 20-21 Haziran 2009 tarihinde yapılacak ÖDP Kongresi öncesinde istifasını açıklayacak olan Ufuk Uras ve arkadaşları, yeni bir oluşum ilan edecek.

Parti içindeki gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtlayan ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Alper Taş, bugüne gelinen sürecin 2007 yılında yapılan ve Ufuk Uras’ın delegasyonla paylaşmadan genel başkanlığa adaylığını ilan ettiği 5. Kongre’de başladığını dile getirdi. 

TAŞ: ÖDP TEKRAR EDİLEMEZ
Uras ve arkadaşlarının, ÖDP’nin 1996’daki kuruluş sürecindeki gibi bir birlik projesini savunduklarını belirten Taş, “ÖDP’yi tekrar etmek istiyorlar. Ancak 1996’da yapılanı 2000’lerda yapmak mümkün değildir” dedi. Sosyalizmin yenildiği bir dönemde sol kesimleri asgari bir program etrafında birleştirme iddiasıyla ortaya çıkan ÖDP projesinin o günün koşullarında doğru olduğunu savunan Taş, “Bugün ise sorgulanan sosyalizm değil, kapitalizm. Düzen krizini geliştirebilmenin koşulları gelişiyor. Bugün anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir ÖDP’ye ihtiyaç var. Tabii ki, bu enternasyonalist bir anlayışla yapılmalı, ulusalcı bir anlayışla kesinlikle değil” değerlendirmesin de bulundu.

Uras ve arkadaşlarının solda boşluk derken kast ettiklerinin aslında sosyal demokrat alanda bir boşluk olduğunu ifade eden Alper Taş, “CHP’nin daha solunda, bildik manada sosyal demokrat kesimlerle birlikte yenilenme anlayışı. Buna Kürt hareketini katıyorlar. Kürt hareketiyle daha doğrudan birleşmekten çok, Kürt hareketiyle birleşebilecek bir oluşum oluşturmayı amaçlıyorlar. Temel amaç 2011’de Ufuk Uras’ın Meclis’e gittiği gibi soldan bazı isimleri taşımak.”

Taş, kendilerinin ise, işçi hareketi gibi, genç hareketi gibi belli başlı toplumsal kesimlere dayanmadan yenilenmenin mümkün olmadığını düşündüklerini dile getirdi. Uras ve arkadaşlarının yukarıdan bir zemin oluşturarak politika yapmayı tercih ettiklerini, kendilerinin ise, aşağıda örgütlenen bağımsız, sosyalist, devrimci bir hareket inşa etmek istediklerini söyledi. “En önemli ayrım noktalarımızın başında da bu geliyor” diye Taş, ÖDP’nin anti-militarist, feminist ve ekolojist yönünü de sürdüreceklerine vurgu yaptı. Taş, Uras kanadının girdiği yeni sürecin ise, ÖDP’nin solunda değil, sağında bir arayış olarak değerlendirdi.

AÇIKLAMA 17 HAZİRAN’DA
ÖDP’den Ufuk Uras ile birlikte ayrılacak olan parti meclisi üyelerinden biri de, istifalarına ve yeni sürece ilişkin açıklamanın 17 Haziran günü Ufuk Uras tarafından Meclis’te yapılacağını bildirdi. Ayrılma gerekçelerinin köklü ideolojik, politik, örgütsel farklılaşmalara dayandığını ifaden eden bu PM üyesine göre, siyaset tarzı bakımından da iki kanat arasında ciddi bir fark bulunuyor. Ufuk Uras’ın, şu ana kadar girdikleri yeni arayışla ilgili yaptığı açıklamaların yeterli olduğunu dile getiren PM üyesi, detaylı açıklamanın 17 Haziran’da yapılacağını dile getirdi.

ÖDP’nin yaşadığı kilitlenmeyi çözmek için, 1 Şubat günü gerçekleştirdiği konferansta tarafların birlik mesajları verdiklerini ve Ufuk Uras ile yeni genel başkan Hayri Kozandoğlu’nun öpüşerek fotoğraf verdiklerini hatırlattığımızda ise, bu fotoğrafın siyasi bir nezaket icabı verildiğini söyledi.

Birçok ilde istifalar gerçekleştiği görüştüğümüz bu parti meclisi üyesi tarafından da doğrulandı.

Uras kanadı, ÖDP Parti Meclisi’nde şu anda 28 kişiyle temsil ediliyor. Bu kişilerden biri hariç diğerlerinin istifa edeceği dile getirilirken, istifa tarihi açısından ise, şu anda bir açıklama yapmanın uygun olmayacağı belirtildi.

Ufuk Uras ve arkadaşları başlatmak istedikleri yeni oluşum için, şu ana kadar, SHP, 10 Aralık Hareketi, Alevi çevreleri, Yeşiller ve çeşitli sosyal demokrat çevrelerle görüşmeler yaptı. Bu arayışın hangi bileşenlerle nasıl bir yapıyı ortaya çıkaracağı ise, önümüzdeki günlerde yanıtlanacak gibi görünüyor.

Kaynak: http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=52219

Yorumlar

bianet.org: 'ÖDP yine bölünüyor'

8 Haziran 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 130

bianet.org, ÖDP içindeki son gelişmeleri haberleştirdi. Bawer Çakır'ın haberi şu şekilde: 

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) İstanbul İl Başkanı Alper Taş, "Parti içinde bir süredir yaşanan fikir ayrılığının fiiliyata dönüştüğünü ve ÖDP'yi oluşturan iki grubun ayrılacağını" söyledi.

Bu ayrışmanın 2007'deki kongreden beri yaşandığını belirten Taş ÖDP'nin 20-21 Haziran'da Ankara'da kongre yapacağı bilgisini verdi.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, "Basında çıkan konudan haberim yok" dedi.

22 Temmuz ve sonrası

Uras, Taş'a karşı aday olarak çıktığı ve seçimi kazandığı kongrenin ardından 22 Temmuz seçimlerinde Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) de desteğini alarak bağımsız milletvekili seçildi.

Bu süreçte Uras'ın parti kararlarını yok saydığı iddialarıyla tartışma son olarak Ekim 2007'de yapılan olağanüstü kongrede yükseldi. Uras bu kongrede de başkan seçildi fakat parti meclisinde Uras muhalifleri çoğunluğu kazandı.

Son dönemde de Uras'ın Ergenekon üzerine açıklamaları ve yerel seçim ittifakı çalışmaları tartışmaları yeniden alevlendirdi, MYK'den bir grup Uras'ı eleştiren bir bildiri yayınladı. Buna cevap veren Uras, daha sonra yetkisini kullanarak partiyi olağanüstü kongreye götürdü.

Ankara'da yapılan kongrede Özgürlükçü Sol grubunun adayı Uras 407 oy alırken, Devrimci Dayanışma Grubu'nun adayı Hayri Kozanoğlu 443 oy alarak ÖDP'nin yeni başkanı oldu.

 

ÖDP daha sosyalist hatta kayacak

Taş, "Uras'ın sosyal demokrat bir ÖDP yaratmayı amaçladığını,  ay sonunda yapacakları kongrenin ardından antikapitalist, antiemperyalist ve sosyalist bir ÖDP inşa etmek istediklerini" anlattı:

"Kaldı ki bu ÖDP'nin yenilenmesiyle ilgili bir tartışmaydı. Bu kongrenin ardından kendimizi yenilemek için çalışmalar yürüteceğiz. Mücadele, örgütlenme, genişleme çalışmalarımızı Türkiye işçi ve emek sınıfının ihtiyaçlarına göre şekillendireceğiz. Çünkü bağımsız bir sosyalist harekete ihtiyaç duyuluyor. Bunun için gerekli ne varsa bir araya getirerek uygun bir yolda yürüyeceğiz. Feminist, anti-militarist ve ekolojist yönünü de yükselteceğiz."

Öte yandan Evrensel gazetesinde bugün yayınlanan habere göre ÖDP'den Uras'la ayrılacak parti meclis üyelerinden biri Uras'ın istifalara ve yeni sürece ilişkin olarak 17 Haziran'da TBMM'de açıklama yapacağını bildirdi.

Ayrılma gerekçelerini köklü ideolojik, politik, örgütsel farklılaşmalara dayandığını ifade eden PM üyesi siyasi olarak iki kanadığın arasında ciddi ayrışmalar olduğunu da söyledi.

Aynı haberde Dün (7 Haziran) gerçekleştirilen Sosyal Demokrat Halk Partisi (SHP) kurultayına katılan Uras "Özgürlükçü Sol Hareketi" adında yeni bir oluşum içine girdiklerini açıkladı. (BÇ)

Kaynak: http://www.bianet.org/bianet/siyaset/115064-odp-yine-bolunuyor

ÖDP'deki Devrimci Dayanışma grubunun açıklaması

9 Haziran 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 133

ÖDP‘nin 6. Olağan Kongre süreci, partimizin içine sürüklendiği ciddi bir örgütsel ve politik kriz ortamında gerçekleşiyor.

Partimizin bugün gelinen noktada böylesi bir krize sürüklenmesi büyük ölçüde kuruluş sürecinden gelen yapısal sorunlarının aşılamamış olmasından kaynaklanan nedenlere bağlıdır.

Bir geçiş sürecinin belirsizlik ve muğlâklıklarını barındıran özellikler gösteren ÖDP, süreç içinde bu sorunların zamanında aşılmasını sağlayacak bir gelişme gösterememiş; bunun sonucu olarak da ülkede gelişen sağ liberal ideolojik hegemonyanın etkisinde kalan unsurların yol açtığı bugünkü kriz ortamına sürüklenmiştir.

Bu krizi bahane eden bazılarının miadını doldurduğunu iddia ettiği ÖDP tam tersine, elbette bugünün dünya ve Türkiye gerçeklerini dikkate alarak, kendisini devrimci bir anlayışıyla yenileyerek geçmiş mücadele tarihimizin izindeki yoluna kararlılıkla devam edecektir.

*

Her örgüt var olduğu tarihsel dönemin sorunları içinde, mücadelenin ihtiyaçları doğrultusunda anlam kazanır. 13 yıl önce, doksanlı yılların dünya ve Türkiye‘sinde yaşanan gelişmeler karşısında emekçilerin ve ezilenlerin ihtiyaçlarına soldan bir yanıt üretme amacıyla kurulmuş olan ÖDP giderek etkisiz bir konuma sürüklenmiş ve çoktandır kendisini yeniden tanımlamak ve yenilenmek ihtiyacıyla karşı karşıyaydı. 2000‘li yılların başlarında tartışılmaya başlanan bu sürecin geliştirilerek tamamlanamamış olması 5. kongreden bu yana partinin içine sürüklendiği bugünkü krizin zeminini oluşturmuştur.

Şimdi ÖDP‘yi "artık miadı dolmuş bir parti" olarak gören bir kısım arkadaşımızın başka bir "siyasi proje" arayışına girerek partimizden ayrılma noktasına sürüklenmiş olmaları yaşanan krizin bir yönüdür. Bu konuda ortaya çıkan anlayış farklılıkları sonucunda, şimdi kendilerini "ÖS platformu" olarak tanımlayan arkadaş gurubunun çalışma tarzı, örgüt ve siyaset anlayışlarının yanı sıra programatik çerçeve bakımından da partinin devrimci yönelimlerinden ciddi bir kopuş içine girdikleri görülmektedir.

Bu durum yıllardır sürüncemede kalan, çalışma tarzı, örgüt ve siyaset anlayışları konusunda partinin yenilenme görevinin hızla tamamlayarak kuruluş sürecinin geçişsel niteliklerinden kaynaklanan yapısal sorunlarının aşılmasını artık kaçınılmaz bir görev haline getirmiştir.

*

Tartışmanın odak noktasındaki konuların başında partinin niteliğine ilişkin sorunlar yer almaktadır. Kitle partisi mi, sosyalist parti mi, çoğulcu parti mi, monolitik parti mi şeklinde bir kavram kargaşası içindeki spekülasyonlar yapılmaktadır.

ÖDP, elbette dar bir profesyonel devrimciler örgütü olarak değil, (bu anlamda) bir kitle partisi olarak kurulmuştur. Buradaki kitle partisi kavramına partinin programatik yönelimi açısından sosyalist kimliğini dışlayan bir anlam yüklenmesi elbette doğru değildir.

ÖDP salt bir birlik projesi olarak tarif edilmemesine rağmen kurulduğu dönem itibariyle bir birlik projesi olarak ele alındı, çoğulculuk kavramı da böyle bir anlayış içine sıkıştırılarak kutsandı. Oysa ÖDP, Türkiye‘de ortaya çıkan kriz karşısında devrimcilerin emekçilerin ve ezilenlerin karşısına devrimci bir kitle partisiyle çıkmasını öngören bir anlayışla gündeme gelmişti. Kabul ettiğimiz gerçek, bunun değişik sol grupların toplamından ibaret ve onların bir araya gelişiyle oluşturulabilecek bir platformla sağlanmasının mümkün olmadığıydı. Buna karşın taban inisiyatiflerini, geniş emekçi inisiyatiflerini geliştirmeyi ve bunlara dayanmayı ön plana alan bir parti yapılanması yerine sol grupların birliği ve mutabakatına dayanan, grup yapılanmalarını ön plana alan bir parti yapılanması oluştu. Aşağıdan yukarıya toplumsal mücadelenin ve muhalefetin içinden kurulacak bir birlik değil de yukarıdan aşağıya kurulan bir "birlik" anlayışının egemen olması partiyi giderek etkisizleştirerek bir mücadele örgütü olarak gelişmesini engelleyen bir nedene dönüştü.

Keza çoğulculuk kavramı da gerçek anlamının dışında partinin karar organlarınca alınmış kararların bağlayıcılığının olmadığı, herkesin istediği gibi davrandığı, hatta parti kurullarında görevli olanların bile başka bir parti kurmak için gizli açık toplantılar yapabildiği bir saçmalığa indirgenebilmiştir. Böyle bir anlayış, bırakalım devrimci bir partiye ait çoğulculuk ilkesiyle ilgisizliğini, düzen partileri açısından bile kabulü mümkün olmayan ahlaki bir sorun olarak kabul edilmelidir.

Sonuçta ortak amaçlar doğrultusunda devrimci mücadele için ve mücadele içinde bir birlik anlayışına dayanmayan birliklerin pratikte hiçbir karşılığının olmadığı ÖDP deneyimi içinde bir kez daha ortaya çıkmış oldu.

*

Bir kitle partisi içinde karşılaşılan en ciddi sorunlardan biri devrimci siyaset anlayışından uzaklaşarak bütün hedeflerini ve başarısını seçim ittifaklarına bağlayan parlamenteristanlayışların gelişmesiyle ortaya çıkıyor.

Bu konuda ÖDP programının giriş bölümünde şu ifadelere yer verilmişti:

"... siyasal ve toplumsal alanda devrimci bir değişimin emekçilerin partisinin herhangi bir biçimde hükümet olmasıyla değil bizzat işçilerin ve emekçilerin kendilerini yönetmesiyle gerçekleşeceğini bir an bile gözden yitirmez. Bu nedenle emekçilerin daha bugünden, toplumsal yarar doğrultusundaki faaliyetlerini geliştirecekleri, eşitlikçi, dayanışmacı ve demokratik ilişkileri yaşamın her alanına yayacakları, siyasetin toplumsallaşması yönünde çaba ve girişimleri sürdürecekleri, yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir mücadele hattına ve siyaset tarzına sahip olmayı vazgeçilmez sayar."

Parlamentarizmi açıkça reddeden bu devrimci siyaset anlayışına rağmen bütün hedeflerini ve başarısını seçim platformlarına ve bu temelde kurulan veya kurulamayan ittifaklara bağlayan düzen partilerine has bir anlayış reel siyaset bataklığı içinde yayılma imkânı bulabiliyor. Partinin kendisini bu tür hastalıklara karşı koruyacak önlemler alınmadığı ortamlarda hangi yolla ve ne pahasına olursa olsun bir yerlere seçilmekbazen partinin kolektif yapılarını da aşan bir bireysel tutku haline dönüşebiliyor. ÖDP süreci bu tür sapmaların devrimci bir parti açısından ortaya çıkarabileceği tahribatın çarpıcı örneklerine sahne oldu.

*

ÖDP‘nin kuruluş süreci özellikle kamu çalışanları alanındaki mücadelenin yükseldiği bir zamana rastlamış ve dönemin bu en dinamik kesimi partinin kuruluş dinamikleri arasında önemli bir yer tutmuştu. Buna karşın emek hareketinin taşıdığı potansiyelin (siyasi yapısının zayıflığıyla birlikte sendikalaşma süreci içinde gelişen sendikalist bürokratik eğilimlere bağlı nedenlerle) partinin emek mücadelesi ekseninde sağlıklı bir gelişme sağlamasına katkısı mümkün olmamıştır. Tersine sendikalar içerisinde ortaya çıkan bürokratik konformist eğilimlerin neden olduğu sorunlar politik alana sıçratılarak partideki krizin daha da derinleşmesine yol açılmıştır. Bu sorun temelde kuşkusuz politik alana dair bir sorun olmakla birlikte bir yönüyle de kamu çalışanları hareketinin taban iradesinin temsilini sağlayacak kendi demokratik hukukunu ve geleneklerinigeliştirememiş olmasına dair de bir sorundur. Alan siyaset ilişkileri konusundaki sorunların çözüm yolu asıl olarak bu boşluğun doldurulmasıyla mümkün olacaktır.

*

Örgütlenme meselesi ÖDP‘nin kuşkusuz en önemli meselesidir. Çünkü programlarda veya söylemlerde ifadesini bulan fikirleri ve iddiaları havada asılı duran soyut/boş söylemler olmaktan çıkararak hayat içinde karşılık bulmasını, o fikirlerin kitleler tarafında sahiplenilerek hayatı değiştirecek maddi bir güç haline dönüşmesini sağlayacak olan şey örgüttür.

Eğer savunduğumuz fikirlerin hayata geçirilmesine elverişli örgüt biçimleri yaratamamışsak, programlarımıza yazdığımız ve kürsülerden seslendirdiğimiz fikirler havada uçup giden hoş bir seda olmaktan başka bir mana taşımayacaktır.

Başka bir dünya başka bir hayat iddiasını salt gelecek güzel günlere dair bir mesele değil, bugüne ait bir sorun olarak, yarını bugünden inşa etme meselesi olarak gören bir devrim anlayışına sahip olduğunu iddia edenler bu iddialarına uygun bir örgüt ve çalışma tarzına da sahip olmak zorundadır.

Bu anlamda örgüt meselesi sadece her hangi bir örgütsel yapı ve hiyerarşi oluşturma meselesi değil, aynı zamanda ideolojik bir meseledir de.

*

Örgütlenme meselesinde ortaya çıkan problemler ÖDP‘nin savunduğu devrim ve sosyalizm anlayışının kavranılamaması ve ona uygun örgütsel formların yaratılıp geliştirilememiş olmasının bir sonucudur.

Bu nedenle partinin örgütsel yapıları kitleleri ve taban inisiyatiflerini geliştirmek yerine siyasetten uzaklaştıran burjuva düzen partilerinin bürokratik örgütlerine benzeyen fonksiyonsuz yapılara dönüşmüştür. Sözde binlerce üyeye sahip olduğu varsayılan, buna karşın kiralarını ödeyemeyen il ve ilçe örgütleri vardır. Gerçek temsiliyet ilkelerinden uzak, "geri çağırma hakkı"nı parti tüzüğündeki "şık" bir madde olmaktan başka manası olmayan boş bir kavrama dönüştüren, neredeyse katılımcıların sayısı kadar delege ve yönetimlerin seçildiği kongreler yapılmaktadır. Bütün bunlar Partinin örgütsel yapısının baştan aşağıya yeniden düzenlenmesini zorunluluğunu göstermektedir.

Burjuva demokrasilerine has bir örgüt formu olarak ortaya çıkan modern kitle partileri geniş kitlelerin siyaset zemininde örgütlenmesine olanak tanıyan özelliklerin yanı sıra, bu yapıları aynı zamanda sermaye düzeninin bir parçası haline dönüştüren bir yabancılaşma alanıdır da. Partisinin (yüz binler tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan) kuruluş felsefesini "unutarak" siyasi partiler yasasının tanıdığı yetkiyle "icraatlara" soyunan, kendisi seçilemeyince başka partilerle anlaşma zeminlerine kayan politikacılar işte bu sistem içinde ortaya çıkmıştır.

Bu nedenlerle yalnızca siyaseti değil, bütün hayatı değiştirme iddiasındaki bir dünya görüşünü savunan ÖDP bu gerçeği dikkate alarak bütün üyelerinin aktif siyasete katılımını sağlamanın yollarını bulmak, onları gerçek birer özne haline getirmeyi gözetecek, burjuva siyasetinin bozucu etkilerine karşı kendisini koruyacak önlemleri almak ve örgütsel yapısını tepeden tırnağa yenileyerek kendisini yeniden örgütlemek durumundadır.

*

Örgütlenme alanında yapılması gereken en temel değişiklik, ÖDP‘nin parti tüzüğünde ifade edildiği gibi, "Parti bir mücadele örgütü olarak çalışmalarını kitlelerin yaşam ve çalışma alanlarını esas alarak sürdürür" yaklaşımına uygun olarak örgütlenmeye yönelmesidir. Yeni dönemde parti ancak kendini bu birimler üzerinden kurabilir ve örgütleyebilir. Bu hedefle, delege seçimlerinin çalışma ve yaşama birimleri ilkesine göre yeniden düzenlenmesi, il-ilçe-belde yönetim kurullarının görevlerinin esas olarak birim faaliyetleri üzerinden şekillenmesi ve etkinleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Parti organlarının oluşumunda aşağıdan yukarıya hesap alıp vermeimkânlarını da sağlayan yeni bir temsiliyet ilişkisinin içselleştirilmesine ihtiyaç vardır. Çalışma-yaşama birimlerine ve alanlara dayalı bir parti örgütlenmesi için seçim-temsil ilişkisi bu anlayışa göre yeniden düzenlenmeli ve bu örgütsel modeli esas alan yeni bir seçim sistemi oluşturulmalıdır. Bu sistem, geri çağırma ilkesinin gerçekleşmesine de olanak veren ve politik hayatımızın vazgeçilmez kazanımları haline gelmiş olançoğulculuk ve kadın kotası gibi ilkeleri politik pratiği güçlendirecek şekilde geliştirmelidir.

Şimdi yapılması gereken şey bu anlayış doğrultusunda partinin kendisini yenileyerek kazanacağı taze güçle hayata ve mücadeleye sarılma zamanıdır. Temel görev ÖDP üyelerinin bir mücadele zemini üzerinde yeniden örgütlendirilmesidir.

*

Güçlü toplumsal-sınıfsal zeminlere dayanmayan siyasetlerin ülke siyasetinde etkin bir rol oynayacak şekilde gelişebilme şansı olamaz.

Bugün ÖDP‘nin ve genel olarak solun toplumsal-sınıfsal zeminleri zayıf durumdadır. Etnik veya dinsel-mezhepsel kimlik sorunlarını öne çıkaran konjonktürel nedenleri bir yana bırakacak olursak, bu durum, sadece makro politik düzlemdeki rejim sorunlarına dair reform taleplerine odaklanarak düzenin radikal bir eleştirisi ve değişim taleplerinden uzaklaşan siyaset anlayışının da bir sonucu olarak görülmelidir. Bu durum, kitleler içindeki sağ liberal ideolojik hegemonyayı kolaylaştıran nedenlerden biri olmuştur.

Sağ liberal/milliyetçi saflaşmanın en üst boyutlara ulaştığı bu dönemde ideolojik hegemonya mücadelesinin önemi ortadayken bu alan neredeyse bütünüyle ihmal edilmiş, bu alanın özelliklerine uygun çalışma biçimleri ve araçların geliştirilmesi bir yana, varolanlara da yeterince sahip çıkılmamıştır.

*

Sözde "gelenekselcilikten kurtulma" adına işyeri, mahalleler, okullar ve sokakları kapsayan ve insanlarla birebir ilişkiler içinde sürdürülen siyasi çalışmalardan uzaklaşarak reklama dayanan medyatik/konformist bir siyaset anlayışı solun temel çalışma biçimi haline gelmiştir.

Bu tür anlayışlarla bugün başta Kürt sorunu olmak üzere ülkenin bütün temel sorunlarının çözümü ve ülkenin geleceği konusunda söz sahibi olabilecek bağımsız sosyalist devrimci bir hareketin yaratılması imkânsızdır.

Bu yüzden bu gün ÖDP‘nin önündeki en önemli görev toplumsal-kitlesel tabanını güçlendirecek şekilde kitle içinde parti çalışmasını esas alan bir mücadele hattını hayata geçirmektir. Partinin politik hattını belirlenmesinde de partinin kitle tabanının genişletilmesi amacı temel alınmalıdır. Yoksul emekçi kitlelerin sorunları temelindeki "devrimci dayanışma ağları"nın örgütlenmesi gibi faaliyetler de bu çalışma tarzının önemli bir parçası olmalıdır.

Bu ÖDP‘nin sadece bir parti değil aynı zamanda bir "özgürlük ve dayanışma hareketi" olarak kendini örgütlemesi demektir.

*

Bugün Türkiye toplumu sosyal-kültürel anlamda giderek çözülmektedir. Ne din eksenli siyasal İslamcılar, ne etnik temelli milliyetçiler, ne de "toplum hiçtir, birey her şeydir" diyen liberaller ezilen emekçi halk kitlelerinin sorunlarına köklü çözümler üretebilir. Türkiye‘yi ancak mevcut düzen siyasetlerinden bağımsız bir devrimci sosyalist hareket özgürlük ve eşitlik temelinde, bütün ezilen emekçi halkların barış ve kardeşlik içinde bir arada yaşayacağı gerçekten demokratik bir ülke olarak yeniden kurabilir..

 

12 Eylül sonrasında Türkiye solunun ulusal ölçekte en kitlesel politik çıkışı olan

ÖDP bir yanda kapitalist küreselleşmeyi savunan yenidünya düzencilerin diğer yanda bu yenidünya düzenine karşı eski dünya düzenini savunanların oluşturduğu ikilemlere karşı başka bir dünya arayışının partisi olarak kendini geliştirmeye çalıştı.

 

13 yıllık mücadele tarihinde, Susurluk sürecindeki eylemlilikler, 28 Şubat sürecindeki Sultanahmet‘te gerçekleştirilen "Ne Refah-Yol Ne Hazır Ol" mitingi, diğer siyasal toplumsal güçlerle birlikte başarılan 1 Mart "Ankara‘da tezkere karşıtı miting", Kürt sorununda "Birarada Yaşamı Savunalım" mitingi gibi, Türkiye‘de solun aktüel-politik mücadelede en önemli çıkışlarının yaratıcısı oldu.

 

Evet, bütün bunlara rağmen ÖDP bu gün başlangıç hedeflerinden çok uzak bir konumdadır ve yukarıda değinildiği gibi birçok eksikleri vardır; ancak her şeye rağmen ÖDP, sahip olduğu politik birikimi ve programı itibariyle bugün Türkiye‘de böylesi bir sürecin örgütlenmesi ve güçlendirilmesi için en elverişli olanaklara sahip olan dinamiklerden biridir.

 

Bu yüzden ÖDP‘nin bu gün kendi eksikliklerini ve değişen ülke ve dünya koşullarına göre kendisini yenileyerek yoluna devam etmelidir. Bu gün ÖDP içinde yaşanan krizin bir unsuru olanların yapmaya çalıştıkları gibi, bu dinamiği etkisizleştirerek veya ortadan kaldırarak, sözde solu büyütme adına liberal-sosyal demokrat kırması projelerin peşine düşmenin hiç bir geçerli yanının olmadığı iyi bilinmelidir.

***

Sonuç olarak yenilenmeye ve değişime EVET! Ama değişim adına solun kendisine ait bütün devrimci değerlerden vaz geçerek sömürü düzeninin ömrünü uzatmak için uydurulan sağ liberal politikalara eklemlenen sözde "yeni sol" projelerin yutturulmasına değil.

Solun birliğine ve büyütülmesine EVET; ama geçersizliği denenmiş, çoğulculuk adına birbirine ters siyasetlerin aynı torbaya doldurulduğu amaçsız, ilkesiz, birliklere değil, Denizlerin, Mahirlerin devrimci mücadele geleneğinin izinde, devrimci mücadele için ve mücadele içindeki birliklere evet!

Bu anlayışla ÖDP içine sürüklendiği krizi kendisini devrimci bir anlayış temelinde yenileyerek aşacak ve yoluna kararlılıkla devam edecektir;

Şimdi meydanları daha büyük bir güçle dolduran coşkuyla!

ŞİMDİ ÖDP‘Yİ DEVRİMCİ BİR ANLAYIŞ VE MÜCADELE İÇİNDE ÖRGÜTLEME, YENİLEME ZAMANIDIR.

ŞİMDİ DEVRİMCİLİK ZAMANIDIR

 

DEVRİMCİ DAYANIŞMA

Kaynak: http://www.yenidendevrim.org/genel/bizden_detay.php?kod=1922&tipi=27

 

Ufuk Uras SHP'ye başkan olacakmış

9 Haziran 2009, yazan Fatih Polatlı,
Yorum no: 136

gercekgundem.com, ÖDP'deki gelişmeleri şu şekilde haberleştirdi: 

GERÇEK GÜNDEM - HABER MERKEZİ / Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) İstanbul Milletvekili Ufuk Uras, partisinden istifa ederek 10 Aralık Hareketi ve SHP'yle yoluna devam edecek. 

Bir süredir Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le yakınlaştığı ve Zaman Gazetesi'nin sık sık övgüleriyle karşılaştığı Ufuk Uras, ÖDP'den istifa etme kararı aldı. Uras, ÖDP'den 17 Haziran'da ayrıldıktan sonra, 10 Aralık Platformu ile birlikte hareket edecek. Daha sonra ise 10 Aralık Hareketi SHP ile birleşecek.GERÇEK GÜNDEM.com'a ulaşan bilgiye göre, eski ÖDP'li Hüseyin Ergün, bu amaçla SHP Kongresi'ne katıldı ve genel başkan seçildi. Ergün, genel başkanı olduğu SHP yönetimini bir süre sonra Ufuk Uras'a bırakacak. Böylece yıllardan bu yana partileşemeyen 10 Aralık Hareketi de SHP çatısı altına girmiş olacak.

Hatırlanacağı üzere, Ufuk Uras, 22 Temmuz seçimleri öncesi, ÖDP'nin ''DTP ile işbirliği yapmayacağız'' kararına rağmen buna uymamış ve DTP'lilerin oylarıyla TBMM'ye girmişti. Uras'ın bu tutumu bazı partililer tarafından ''ilkesizlik'' olarak adlandırılsa da sonuç değişmedi. Uras Meclise girdikten hemen sonra, yeniden ÖDP'nin genel başkanı seçildi. 

Öte yandan, Ergenekon davası sürecinde, Zaman Gazetesi'yle aynı politik tutumu sergileyen Uras, ''ÖDP içinde Ergenekoncular var'' sözleriyle de dikkat çekti. Fethullah Gülen'in yayın organları, Cumhurbaşkanı Gül'le sık sık görüşen Uras'ı hemen hemen her gün manşetlerine ''olumlu'' haberlerle çekti. Uras, Fethullah Gülen'in TV'lerinde de birçok programa davet edildi. Oyları 250 binden 53 bine düşen ÖDP ise, Uras'ın adeta ''tek adam'' gib davranması karşısında herhangi bir tepki gösteremedi.

Uras'ın eşi Zeynep Tanbay'ın ise Fethullahçı olarak bilinen Genç Siviller adlı oluşumla ortak eylemler düzenlemesi, ÖDP çevrelerinde tartışma yaratmıştı.

Kaynak: http://www.gercekgundem.com/?p=196810

ÖDP'den 50'ye yakın istifa

15 Haziran 2009, yazan Hasan Duru,
Yorum no: 164

Fırat Haber Ajansı'nın (ANF) haberine göre, ÖDP'nin eski Samsun il başkanı, bir grup arkadaşıyla birlikte, içinde Ufuk Uras'ın da yer alacağı yeni oluşuma katılmak üzere, partilerinden istifa etti: 

İSTANBUL - ÖDP eski Samsun İl Başkanı Mehmet Ali Yazıcı, bir grup arkadaşıyla birlikte istifa ederek İstanbul Milletvekili Ufuk Uras'ın da içinde bulunduğu yeni oluşuma katılacaklarını açıkladı.

Petrol-İş Sendikası Toplantı Salonu'nda ÖDP eski Samsun İl Başkanı Mehmet Ali Yazıcı'nın yaptığı basın açıklamasına ÖDP'nin kurucularından Mümin Karaoğlu ile 50'ye yakın partili katıldı.

Mehmet Ali Yazıcı, ÖDP'de kuruluşundan beri biriktirdiği politika ile siyaset yapma biçimini reddeden yola girildiğini, partinin en önemli organı olan konferanslarda, tartışma olanakları, şiddet ve saldırganlıkla bastırıldığını ve farklı olana tahammül ortadan kaldırılarak, partinin çoğulcu karakterinin yok edildiğini iddia etti.

Konuşmasında Yazıcı, "Parti bugün tüm katılımcılarını dikkate alma anlayışından tamamen uzaklaşıp, bunları etkisiz hale getirme ve parti dışına atma anlayışına bürünmüş, kadro partisi ve gelenek üzerinden siyaset anlayışı egemen kılınmıştır. Artık ÖDP ismi ve logosu dışında ÖDP olmaktan çıkmıştır. Özgürlükçü sol hareket olarak biz de, son üç konferans devam eden ve nihayetinde doruk noktaya ulaşan bu gerilimli ortamı, geçmişe kötü bir miras bırakmama düşünce ve amacıyla son konferansa katılmama kararı aldık’’ dedi.

Bundan böyle ÖDP ile yola devam etme olanaklarının kalmadığını söyleyen Yazıcı şöyle konuştu: ‘’Özgürlükçü sol hareket olarak 13 yıllık ÖDP hayatından ayrılıyor ve yeni bir proje için tarihsel buluşmaya çağrı yapıyoruz."

Kaynak: http://www.firatnews.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=9455

 

 

AdaptiveThemes