Skip to content

Kaan Arslanoğlu neyi tartışıyor?

10 Temmuz 2009, ekleyen Ali Mert

Yurdakul Er’le birlikte soL’da “cesur açılımlar” deneyen/zorlayan Kaan Arslanoğlu, bugünkü köşe yazısında yine denemiş ve Nâzım’a yüklenmiş.

Yüklenmenin “kuramsal zemini” de olsun diye önce toplumsal gerçekçiliğe dokunduran, “toplumcu olacağım dediniz, burjuva sanatı kadar toplumun beynini işgal edemediniz” türü bir başarısızlığa işaret eden Arslanoğlu, sonra bu başarısızlık türünün somut karşılığı olarak Nâzım’a geçmiş (Elbette eleştirisini yöneltmeden önce Nâzım’ın “iyi” birtakım yönlerini vurgulama işini de es geçmemiş).

Buna göre Nâzım, “tam bir başarısızlık çağrıştırıcısı” imiş. Bunun da iki yönü varmış: Birincisi, solcular arasındaki derin sevgisizliği, hastalıklı sol tipolojisini alt etmekteki başarısızlığı. İkincisi ve şüphesiz bunun kadar önemlisi ,”sıradan insana, geniş yığınlara kendini benimsetmek yolunda, halkla birleşmek yolunda çok kesin bir başarısızlığı”. 

Ardından yüklenmenin “pratik zemini”ni de ortaya koymak için, Nazım kültür merkezlerine değinen Arslanoğlu, yeni merkezler açılacağına, doğa yürüyüşleri, sağlıklı/dengeli beslenme, dayanışma evi, sağlık bakım ekipleri vb. faaliyete geçse, halkla buluşsak diye bir öneri getirmeye çalışmış.

Sonuçta, bu kısalıkta/düzeyde/kapsamda tartışılınca, akla bir dolu soru gelmesi de kaçınılmaz hale gelmiş:

Birinci başarısızlıktan başlarsak; öncelikle, Nâzım söz konusu sevgisizliği ya da hastalıklı sol tipolojisini nasıl alt edebilirdi? Bu soruya yanıt arayibilmek için de önce eleştiri ya da suçlamanın kökenine doğru gitmek gerekir. Yani, bu “eleştiri” nereye kadar uzanıyor; söz konusu “sevgisizlik ve hastalıklı tipoloji” Nâzım’dan bağımsız olarak var(dı) ve Nâzım bunlarla yeterince mücadele edemedi mi; yoksa, varolmalarına sebep olanlar arasında Nâzım da bizzat yer almakta mıydı? İlki ise, yönetici konumu da yok iken örgütlü komünistler arasında ne yapabilirdi; mapusane deneyiminde olsun, sanatçılarla farklı platformlarda kurduğu ilişkilerde olsun, Orhan Kemal’den Kemal Tahir ve Balaban’a pek çok sanatçının gelişimine katkıda bulunurken söz konusu güçlükleri “alt eden” bir “yetiştirme” gayreti içerisinde değil miydi? İkincisi ise, yani bu sevgisizlik ortamını ve hastalıklı tipolojileri oluşturan pratiğin içinde bizzat oluşturucu olarak Nâzım da var ise, nedir bu düşüncenin dayanakları?

İkinci başarısızlık alanına geçelim; “geniş yığınlara kendini benimsetmek” konusunda en “başarılı” isimlerden birinin bile “başarısızlık”la eleştirilmesi biraz garip değil mi? Sinema ve müzik gibi popüler kültüre çok daha yakın sanat alanları olsa neyse de, edebiyatta “daha yüksek başarı ve/veya kitleye malolma” nasıl gelir? Orhan Pamuk gibi mi, piyasacı ilişkilerle mi, pazarlamayla mı, NLP tekniğiyle mi? Toplumcu eserlerin, kültürel değer ve sembollerin toplumda daha çok ilgi/kabul görmesi, sadece kültürel üretim ve mücadeleyle mi ilgili?

Cesur açılımlar, deneme ve zorlamalar, eleştirel/özeleştirel yüklenmeler iyidir de, toplumcu değerlerin bir bütün olarak geriye düştüğü bir dönemde bu değerlerin en “dokunulmaz” sembollerine dokundurmak ne kadar geliştiricidir?

Acaba, diğer “cesur açılımcılar”, “dokunulmaz Nâzım anıtı”yla uğraşma ihtiyacı duyduklarında, örneğin Yalçın Küçük “son dönem şiirleri dışında yetersizdir” ve “komünist dediğin memleketine bu kadar düşkün olmaz, böyle ağlak yapmaz” dediğinde,  Zekeriya Sertel “yeterince banyo yapmaması”na değindiğinde, Aziz Nesin “çok yalan söylediğini” belirttiğinde, daha mı “cesur” idiler, çok mu geliştiriciydiler; yoksa sadece, toplumculuk düşmanlarının ellerine yeni oyuncaklar mı verdiler?  

Kaynak: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/16273.html

Yorumlar

tsk

10 Temmuz 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 352

eline saglik ali mert,
arslanoglu'nu severim, soylemeye gerek yok. nazim da dokunulmaz degildir, buna da suphe yok. ama arslanoglu'nun, nazim'a yonelik degerlendirmelerinden, sosyalistlere degil, antikomunistlere epeyce malzeme cikar.

sevgiler...
mustafa k erdemol

küçük bir katkı

10 Temmuz 2009, yazan alicenk,
Yorum no: 357

Aklıma bir deyim geldi: "elinde sadece çekiç olanın gözüne her şey çivi gibi gözükür" gibi bir şeydi.

Kaan hocam solcuları hastalıklı buluyor, halkımızı hastalıklı buluyor.

Buradan benim çıkardığım sonuç topluca bir doktora ihtiyacımız olduğu.

Sevgi ve selamlar,

Ali C. Gedik

Solun rahatsızlığı

12 Temmuz 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 377

Solda bu tür yorumlara rastlamaya alışır hale geldik. Bu bir tür rahatsızlık. Geçen hafta Birgün gazetesinde yayınlanan haber-yorumda Chavez, Ahmedi Nejat'ı savunmak ve molla rejimini desteklemekle suçlanmış, üstelik bir de 21.yy. sosyalizmini Chavez mi temsil ediyor türünden alayla karışık serzenişte bulunulmuştu. Aynı haberde Chavez'e, senin yerinde Che olsa mollayı desteklemez, eline dinamiti alır sokaklara fırlardı mesajı da iletilmiş, sapla samanı birbirine karıştırmanın bir örneği sunulmuştu.
(http://www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1246188940&year=2009&mon...)

Oturduğumuz yerden bizim yapamadığımızı yapmış olan ve yapmakta olanlara atıp tutma, bir hazmedememe, aczimizi ört bas etme çabası içerisindeyiz. Bu tür yazıları kaleme alırken, biz olsak çok daha iyisini yapardık örtük demecinin bir kanıtı da beraberinde okura sunulmalı. Ne yazık ki bundan uzak olmanın acısını hak etmeyenlerden çıkartıyoruz, kolay yollara alışmış bir toplumdan nasibini almış insanlar olarak.

Arslanoğlu'nun yazısını da çok üzülerek okudum...

Selamlar...

 

 

AdaptiveThemes