Skip to content

Günün Resmi

Günün Resmi

Eugene Delacroix - Sardanapalus'un ölümü

1827, Tuval üzerine yağlı boya, 392x496 cm, Louvre Müzesi, Paris

Resimle/ressamla ilgili bazı bilgilere, aşağıdaki Yorum bölümünden ulaşmak mümkün... 

Yorumlar

Eugene Delacroix - Sardanapalus'un ölümü

10 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2182

Eugene Delacroix ile resim, özgürlük ve romantizm yolculuğumuzu tam "Halka önderlik eden özgürlük" ile bitirecektik ki, bir de fark ettik, "Sardanapalus'un ölümü" de pek ünlü bir esermiş.

Sardanapalus (ya da Assurbanipal),  antik tarih kaynaklarına göre son Asur kralı imiş. Delacroix'nın bu eserinde, yatağına uzanmış, eşyalarının yakılıp yok edilmesini, metreslerinin de boğazlanıp öldürülmesini emreder vaziyette resmedilmiş; zira savaşı kaybetmiş ve birazdan hayatına son verecekmiş. Resmin merkezinde, çıplak metreslerinden biri, kendisine kıymaması, merhamet göstermesi için ona yakarmakta imiş.

Delacroix'nın bu temayı bu kadar etkili ve romantik bir şekilde ele alması, sonradan iki önemli besteciyi etkilemiş ve Hector Berlioz 1930'da "La mort de Sardanpale" adlı kantatını yazarken, Franz Liszt de 1845-1852 yılları arasında (bitmemiş) bir Sardanapale operası bestelemiş.  

Konuyu enine boyuna merak edenler ise Byron'un "Sardanapalus" adlı oyununu şuradan okuyabilirler: http://engphil.astate.edu/gallery/sardan.html

Resim için kaynak:  http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/6/6b/Delacroix_sardanapalus_1828_950px.jpg

Bunun Türk işi de var

9 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2163

Zeki Faik İzer'in İnkılap Yolunda tablosu da bundan fena halde etkilenmiş bir resim. Fransız ve Türk devrimlerinin etkilenmesine misal olarak yan yana konup bakılabilir. İki devrimin etki ve niteliği de o resimlerle yorumlanabilir belki.

http://search.it.online.fr/covers/wp-content/zeki-faik-izer-inkilap-yolu...

tekrar, pişti ve "ceza"

9 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2165

aynı bilgileri, aynı bağlantıları tekrar etmenin faideleri.... piştinin hoş yönleri... ya da daha önce yazılanları okumadan, ben de yazayım diye işler yapmanın gariplikleri... aşağıda bir kitaptan da söz etmiştim, "ceza" olarak en azından onu okuyun bari!..

Özür

9 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2167

Öyle mal bulmuş mağribi gibi atlamışız, kusura bakmayın. O kitap yazarın Hep İleri'de çıkan yazılarından mı oluşuyordu? Öyle bir dizi yazısını hatırlar gibiyim. O da pişti olmasın sonra.

Görme Kılavuzu

9 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2169

Özür konusu değil, pişti dalgası sadece (Meksika dalgası gibi...:)

Bu arada, kitap yanımda (Kıbrıs'ta) değil, İstanbul'da. Ancak hatırladığım kadarıyla, ilk bölümdeki yazılar yeni, ikinci bölümdekiler Hep İleri'de çıkmış makaleler olabilir sanki. Kitap yanımda değil ama bundan 4, 5 yıl kadar önce "didiklenmiş kitaplar" başlığıyla yazdığım yazılarda geçen "kısa tanıtım"ı -bilgisayar arşivi sayesinde - yanımda. Şöyle demişim orada:

(...)

"Akgül’ün bu kitabında, savaş fotoğrafçılığından reklam fotoğrafçılığına, görüntünün kurulu düzen yararına işleyişi ve muhalif bir “bakış”ın olanakları, örnekleriyle birlikte tartışılıyor. Özellikle Türkiye topraklarında, Ortadoğu ve Balkan coğrafyasında sürüp gitmekte olan “düşük yoğunluklu savaşlar”ın fotoğraflarla nasıl aktarıldığı ve de çarpıtıldığı, yine karşılaştırmalı örneklerle veriliyor.

Picasso’nun Guernica’sından ayrıntılarla, günümüzün savaşlarından yansıyan fotoğrafların karşılaştırılması, Picasso gibi “göze eylem yüklenmesi”ni sağlıyor. “Perspektifin önüne geçen bir ‘görme’nin mümkün olduğunu bu resimlerde bugün daha iyi anlıyoruz. Nesnenin bütün yönlerini aynı anda görebilmek, insanın kendi fiziksel imkanlarına da meydan okumasıdır.”

Resmin yarattığı bu farkındalığın ardından fotoğrafın farklılığı gelir: “Fotoğraf süreç isteyen bütün sanatların aksine anlıktır... Sanat gerçekliği uydurarak yeninden kurmaksa fotoğrafa sanat demek sanıldığından da zor. Çünkü fotoğraf uyduramaz.”

Akgül’ün “Görme Kılavuzu’nda ilk bölümler ağırlıklı olarak fotoğraf, resim ve heykel okumalarına ayrılsa da, daha sonraki denemelerde “okuma”nın kulvarı genişliyor ve genel medya eleştirilerinden, Hilmi Yavuz, Orhan Pamuk ve Çetin Altan değerlendirmelerine uzanan bir yürüyüş kolunda, 90’lı yılların “kültür galerisi”nden geçiliyor.

Son olarak şunu belirtmeden geçemeyeceğiz; “bizim cenah”tan çıkan böyle bir akıl ve kalemin, bugün için üretmiyor (ya da ürettiklerini paylaşmıyor) oluşu gerçekten üzücü."

(...)

<!--EndFragment-->

Eugene Delacroix - Halka önderlik eden özgürlük

9 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2162

Delacroix resimlerini paylaşmaya başlarken duyurmuştuk, en nihayetinde "halka önderlik eden özgürlüğe" ulaşırız diye!

Fransız Devrimi'nin "eşitlik, özgürlük, kardeşlik" sloganı 1830'da bir kez daha sokağa çıktığında, mavi ve beyazın önünde "kızıl" daha fazla parıldıyor galiba. Resmin "resmi" yorumlarına baktığımızda; bayrağı taşıyan Marianne'in rolü, çıplaklığı ve önderliği konusunda bir sorun olmasa da, melon şapkalı tüfekli kişinin Delacroix'nın kendisi olup olmadığı tarihçiler ve sanat tarihçileri için tartışmalı bir konu. 

Delacroix'nın bu en çok bilinen resminin birçok "uyarlaması" ("cover"ı) da mevcut. Ülkemizden Zeki Faik İzer'in Atatürk ve Türk bayrağıyla gerçekleştirdiği "İnkılap Yolunda" adlı uyarlamasının yanı sıra, afişler, albüm kapakları ve başka "kapak"lar da var. Hepsini alt alta, şu adreste bulmak mümkün: http://search.it.online.fr/covers/?m=1830

Delacroix'nın tablosu ile Zeki Faik İzer'in uyarlamasının eleştirel bir incelemesi için ise Hasip Akgül'ün Görme Kılavuzu adlı kitabını okuyacaksınız. Başka çaresi yok!

Resim kaynağı:  http://www.abcgallery.com/D/delacroix/delacroix10.html

Eugene Delacroix - Mezarlıkta oturan kız

7 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2154

Üstadın portreleri arasında, Chopin ve George Sand çalışmalarından on yıl kadar önce yaptığı ve ismi bilinmeyen bir kızın mezarlıktaki üzgün görüntüsünü veren bir portre de, ünlü resimlerinden bir diğeri. Kimi yorumlara göre "Chios (Sakız) adasındaki katliam" resmine hazırlık mahiyetinde, savaş kayıplarına üzülen insanların portrelerini ortaya çıkarmak için yaptığı bu resim, sonradan bağımsız bir portre olarak değer kazanıyor. Sonrasında, üzüntü, çaresizlik, yakınların kaybıyla yaşanan derin bunalım, yalıtılmışlık vb. duygu ve durumlarının anlatıldığı bazı çalışmalara "kapak" oluyor!..

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/D/delacroix/delacroix42.html

Eugene Delacroix - George Sand (bitmemiş portre)

6 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2152

Bir portrenin, birlikteliğin, elmanın, isyanın, sevdanın... öbür yarısı. Yorumu da dünkünün (Frederic Chopin'in bitmemiş portresinin) aynısı...

Kaynağı:  http://www.abcgallery.com/D/delacroix/delacroix13.html

Eugene Delacroix - Frederic Chopin (bitmemiş portre)

5 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2147

Delacroix'nın portreleri arasında, besteci Chopin için yaptığı bitmemiş portre en ünlüleri arasında sanırım. Aynı yıl, yani 1838'de, Chopin'in Fransız sevgilisi ünlü romancı George Sand için yaptığı ve yine "bitmemiş" portreyle birlikte. (Doğrusu, "birleşik bir portrenin iki ayrı bölümü" ve "bitmemiş" her ikisi de.)

Her iki portre de yüzyılın çalkantıları, Avrupa toprağının devrimci isyanları ve yaratıcı akılların sanatsal/siyasal arayışları arasında, iki büyük sanatçının sevecen, kırılgan ve dönüştürücü dünyalarına ışık tutuyor.

Sonatları, noktürnleri, etüdleri, polonez dansları ile her zaman yürekleri sarsan Chopin'in portresini izlerken, ülkesinde başarısızlığa uğrayan 1831 ayaklanması için yazdığı "Devrimci Etüd"ü de piyanist Sviatoslav Richter'den dinlemeye  "hayır" demezsiniz sanırım: 

http://www.dailymotion.com/video/x12av6_richter-revolutionary-etude-chopin_music

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/D/delacroix/delacroix14.html

Eugene Delacroix - Dante'nin teknesi

4 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2133

Adamımız Delacroix'nın ilk dönem eserlerinden, aynı zamanda en ünlü eserlerinden olan "Dante'nin teknesi", neo-klasiszmden romantizme geçişin de örnek eserlerinden biriymiş. Dante'nin Cehennem'inden, Styx nehri üzerinde şair Vergilius'la birlikte işkence çeken lanetlenmiş ruhların yanından geçiş sahnesini işleyen resim, resim tarihçileri tarafından ıcığına, cıcığına incelenmiş. Wikipedia'da bile resmin farklı bölümleri büyülterek, tekniğinin başkalığı üzerinde durulmuş. Örneğin bedenlerde biriken su damlaları beyaz, yeşil, sarı ve kırmızı pigmentleri ile daha öncekilerden çok başkaymış. (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/The_Barque_of_Dante adresindeki damla detayı ve yorumu.)

Benim asıl dikkatimi çeken, "deniz kazası"yla ilgili diğer resimlerle bağlantısı. Daha önce Gericault'nun "direniş anlatıları"na konu olan "Medusa'nın Salı" üzerinde dururken değinmiştik, bu ünlü resim için modellik yapan isimlerden biriydi Delacroix. Bu kez tuvalin arkasında suda çırpınan insan portreleri çizerken, daha önce model olduğu resmin sürekliliği peşinde, direnişin daha karanlık, cehennemsel bir yüzünü yansıtıyor gibi. Sonradan çizdiği deniz kazası resimleri de var. Resim, aynı zamanda Delacroix'nın Salon'lara ve Louvre'a ilk kabulünü de sağlamış.

Kaynak: http://www.abcgallery.com/D/delacroix/delacroix4.html

Not: Şu Louvre'a da bir gidemedik, manyak resim var galiba o müzede :) Hem o kadar resim nasıl izlenir ki! İkinci Dünya Savaşı sonrası kültür bakanı olan Malraux, resimler yeniden yerleştirilirken, günde yalnızca bir resmin izlenebileceği, böylece hakkının gerçekten verilebileceği bir sistem geliştirmiş diye anlatılır... (Paris) şehri efsanesi midir, gerçek midir, bilmem...

 

 

AdaptiveThemes