Skip to content

Günün Resmi

Günün Resmi

Balthus - Gitar dersi

1934, tuval üzerine yağlı boya

Yorumlar

Balthus - Gitar dersi ve Bono tabii ki

3 Eylül 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4417

"Tartışmalı resim" ise "tartışmalı resim" işte! Ergen bir kız bedeninin gitar gibi kullanılıp okşanmasıyla "kompozisyon"u yahut "su"yu çıkarılan bu "gitar dersi", yirminci yüzyılın en meşhur ressamlarından biri kabul edilen,  hayatteyken Louvre müzesinde eserlerinin sergilendiğini görebilen birkaç ressamdan biri olduğu söylenen meşhuuuur Balthus'un en meşhur resmi.

Gerçi bugün meşhurlukla ilgili asıl mevzumuz Bono idi. İşte onun da varmış bir bağlantısı, ekşi sözlük'ten, "9. balthus entri"sinden öğrendikbir evvelki yüzyılın en önemli gerçekçi ressamlarından. hem münzevî, hem de birçoklarıyla sıkı fıkı bir tipti rahmetli. cenazesinde bono abimiz şarkı söylemiş, belirtmeden geçmeyelim.

Evet, cenazesinde Bono'nun şarkı söyleyebileceği denli meşhur ressamımız Balthus'la ilgili ilk "ekşi entri" ise onu merak edenler için kısa bir özet geçiyor : tam adıyla balthazar klossowski de rola. kadri bilinmemiş polonyalı ressam ve yazar e. klossowski'nin oğlu, balthus. 1900'lerin başında paris'te doğdu. ailesi bir sanat komününün parçasıydı zaten, çevresinde derain, bonnard, rilke gibi adamlar vardı hep. onlardan feyz alması, onlara özenmesi kaçınılmazdı. formel bir eğitim almadan, oraya buraya savrularak resim sanatını öğrendi balthus. annesinin yakın arkadaşı rilke, kendi dostu camus de bu yolda onun destekçileri oldular. başlarda şiirsel natüralizmin egemen olduğu sokak, eviçi resimleri, düşsel peyzajlar çizen balthus zamanla sürrealizmin daha belirginleştiği, alman nouvelle objectivité (yeni nesnellik) akımlarının eksenine girdi; daha içe kapalı, gizli anlamlı, erotik resimler çizmeye başladı. pedofilik ögeler taşıyan lolita resimleri, uyuyan la belle'ler, çizmeli kediler, kadın, erkek ve hayvan anatomilerini bambaşka stillerde kaynaştırdığı grotesk figürler, bu çok kişisel ve masalsı tarzın nüveleri. temelde hiçbir okula bağlı kalmadı balthus. onaylanmayan hayatını da modelleriyle isviçre'deki dağ evinde kedileriyle, ya da paris banliyölerinde asosyal bir şekilde geçirdi. hayatında çok az söyleşi yaptı, fotoğraf çektirdi. bu haliyle bana biraz da salinger'ı hatırlatır kendisi. camus'nün la peste (veba) ve etat de siége (sıkıyönetim) yapıtlarına çizdiği dekorlar görülesidir. bu özgür ve dahi adamın tek varisi, oğlu biraz tanıtmıştır onu dünyaya; çıkarabilmiştir onu kozasından. tabloların sergilere, müzelere, kitaplara girmesinin müsebbibi de biraz o'dur. geçen sene (2001) kaybettik kendisini.

bugünlük bu kadar malumat kâfi.

Resim kaynağı ise viki: http://en.wikipedia.org/wiki/File:Guitarlesson.jpg 

Balthus - Oturma odası

2 Eylül 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4410

Resmi koyduk, bir yorum gerek şimdi, değil mi? Rubens falan iyiydi de, Rönesans'tan yine bugüne doğru gelelim dedik. Gelmişken "tartışmalı" bir ressam seçelim dedik. Tartışmaların ortasında, "Balthus'u taşa vurduk" gibi denyoca espriler de yapabilelim dedik. Ama bu "oturma odası" resminde tartışılacak bir şey yok ki, zaten vaktimiz de yok, tartışmalı resimlerini, ergen kızlar ve cinsel taciz meselelerini yarına bırakalım dedik. Vakitsizlikten Balthus'un bu resimle ilgili sözlerini bile çeviremedik, (maalesef) İngilizce'sini verdik:

I often paint young girls who are reading. It’s surely because I saw the act of reading as a way to enter life’s deeper secrets. Reading is the great means of access to myths. Green, Gracq, Char, Jouve, Michaux, and Artuad were frequent passageways, as well as the great holy writings of the Bible and initiates like Dante, Rilke, the Pléiade poets, the great Chinese writers, the mystics John of the Cross and Teresa of Avila, not to mention Carroll, the pure German poet Ludwig Tieck, and Indian epics. All these texts and authors were landmarks in my life, and gave me another dimension of time to which I soon felt myself summoned. My young girls who read in dreaming poses are escaping from fleeting, harmful time . . . Fixing them in the act of reading or dreaming prolongs a privileged, splendid, and magic glimpsed-at time. A suddenly opened curtain sheds light from a window and is seen only by those who know how. Thus a book is a key to open a mysterious trunk containing childhood scents. .

Resim kaynağıhttp://www.pierretristam.com/Bobst/07/c112707.htm

Rubens ve Brueghel - Görmenin alegorisi

31 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4386

Rubens yayınımıza verdiğimiz dört günlük kuşlu, çocuklu ve de zorunlu aranın ardından, sadece "solo resimleri" ile değil "kolektif eserleri" ile de bilinen ressamımızdan, son kez, Brueghel üstadımızla birlikte yaptığı bir resmi paylaşalım istedik. Brueghel'lerin yaşlı olanı ile birlikte çizdikleri "görmenin alegorisi"nde, rönesansın bu iki büyük ressamı, özellikle ressamların neyi, nasıl görüp tuvale aktardıklarına dair karışık bir stüdyo/atölye tablosu sunuyorlar. Bütün o resimleri, heykelleri, portreleri, dünyevi ve kutsal görüntüleri, kendilerine melekler mi gösteriyor; yoksa atölyenin dışarı açılan kapılarından gerçek dünya mı içeri sızıyor? Daha önce resimlerine yer verdiğimiz Brueghel'in "ayrıntı işçiliği" Rubens'in tarzı ile birleşince yeni bir görme biçimi mi ortaya çıkıyor? Brueghel, Rubens'in tablosuna niye karışıyor? Yok öyle değil, aslında tersi söz konusu; Rubens, Brueghel'in tablosuna karışıyor. Zira "izlek" Brueghel'in. Daha önce "işitmenin alegorisi"ni (Kaynak), "kokunun alegorisi"ni (Kaynak) ve "zevkin alegorisi"ni (Kaynak) çizen ressam, bu kez yanına Rubens'i alıp "görüş"ü ve görme biçimlerini çoğaltmaya çalışıyor...

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/B/bruegel/jan7.html

Rubens - Kuş ile çocuk

26 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4341

Hollanda'da doğan, İtalya (Floransa, Venedik) ve İspanya'da resim sanatının ve rönesansın merkezlerinde kendisini geliştiren, Titian, Tintoretto ve Raphael etkisinde kendi üslubunu yakalayan, Caravaggio ve Caracci gibi çağdaşlarıyla birlikte resmin doruğuna tırmanan, klasiğin gücü ve etkisiyle bugün de hayranlıkla izlenen Peter Paul Rubens; bir bebeciğin eline kondurduğu kuşla, masumiyetin ve haşarılığın, dünyaya merak ve oyun dolu bakışın sevecen bir resmini daha bırakmış bizlere.

Sinema, müzik ve edebiyat ağırlıklı göndermeler serbest ya bu köşede, Ken Loach'un, bir çocuğun yırtıcı bir kuş yavrusunu eğitmeye çalıştığı, "Kerkenez" filmi de geldi aklımıza. İzlene!..

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/R/rubens/rubens64.html

Çocukları konu alan filmler -

26 Ağustos 2010, yazan safuska,
Yorum no: 4343

Çocukları konu alan filmler - hani artık ayrı bir sektör haline gelen çocuk filmleri değil ama - insanı apayrı bir dünyaya götürüyor gerçekten de. Böyle son izlediğim film "kirpi" (le hérisson) idi ve çok beğendim. Varsa bildiğiniz, önereceğiniz, ama özellikle kahramanı bir kız çocuğu olan başka bir film, zevkle izleriz.

çocukları konu alınca,

26 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4344

çocukları konu alınca, genelde aileden, okuldan, (dini) eğitimden ve toplumdan kaynaklı baskı unsurlarını da ele alırlar bir şekilde. zorladım hafızamı, teneke trampet'e schlöndörff yorumu benim belleğime en çok kazınanı galiba. özellikle büyümeme kararı veren, çığlığıyla camları çatırdatan çocuğumuz oscar'ın, büyüklerin dünyasına masanın altından bacak hizasında olan bitenlerle daldığı sahne - kendi çocukluğumla, gün'e gelen komşu teyzelerle bir paralellik kurmanın da etkisiyle - hafızama iyi kazınmış nedense! bergman'dan fanny ve alexander'ı da pek sevdiğimi  hatırlıyorum ama ondan bir sahne kalmamış aklımda mesela. çocukluktan ergenliğe, liseye  ve isyana uzanılırsa, lindsay anderson'dan "if" bir numara! tek başına "çocukları konu aldığı" söylenemez ama truffaut'nun savaşın çocuklarını/savaşan çocukları anlattığı filmi ve çocukların delice koşturmacası; yine aynı kategoriye girmese de, de sica'nın bisiklet hırsızları'nda çocuğun babasıyla restorana gittiği ve yan masadaki zengin çocuğuna "hava basmaya" çalıştığı sahne (yine benim için) unutulmazlar arasında. vardır daha ama hafızanın ilk elden "erişim izni" bu kadar galiba... 

Çocuk güzel mi?

26 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4346

Çocuğun, bacağından iple bağlı bir kuşa eziyet ettiğini yalnız ben mi görüyorum?

Ayrıca çocuk bebecik de değil. Yaptığı iş en az 3-4 yaşlarında olduğunu gösteriyor. Kuş çırpındığında ipi bırakmadığına göre 5-6 da olabilir. Aşırı şişman olduğu için bebek sanılıyor sanırım.

Dünyaya 'merak ve oyun dolu' bakışı da ben göremiyorum. Çocuk, havadaki elinin işaret parmağıyla, bacağından bağlı kuşun kafasına vurup onun çırpınışını boş gözlerle izliyor. Bakışına, duruşuna bakılırsa elinde çırpınan canlının -bırakın acısını, korkusunu- heyecanına bile ortak değil. Yaptığı işin kötülüğünden bihaber bir çocuğun bile, en azından, kuşun çırpınmasıyla birlikte heyecanlanması gerekir. Bunun bile olmayışı çocuğun masumiyetinden de şüpheye düşürüyor beni.

Karşımızdaki çocuk hiç de sevimli değil.

zorlu bir konu. "çocukların

26 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4348

zorlu bir konu. "çocukların masumiyeti" denen klişenin palavra olduğu, özellikle hayvanlarla ilişkileri, kedilere, kurbağalara, kuşlara çektirdikleri eziyet düşünüldüğünde, rahatlıkla söylenebilir tabii ki! resimde de "çocuğa bakış"a ve "çocuğun bakışı"na bağlı olarak farklı uçları görebilmek mümkün herhalde. benim "yorumlar"daki bazı sözlerim tümüyle kişisel, başka yorumlara, görüşlere, görme biçimlerine de eyvallah derim... eyvallah.

yaşı ve "bebecikliği" konusunda ise bir şey diyemem. resmin ingilizce adını "infant with a bird" olarak vermişler. "infant", havayolu şirketleri için 2 yaşında bitiyor, 2'den sonra "childe"a geçiyorlar, 20 lira yerine 90 lira alıyorlar! pediatrlar 3'te bitiriyor "infant"ı ve bebekliği. rubens'in tavrı meçhul!..

Bergman'dan Fanny ve

26 Ağustos 2010, yazan safuska,
Yorum no: 4345

Bergman'dan Fanny ve Alexander hemen eklenecek listeye, teşekkürler...Teneke trampet, bisiklet hırsızları ve Kes kuşkusuz pek değerli. Ama hafızayı kız çocuklu filmler için zorlayınca aklıma ilk olarak ancak İran sinemasından, "cennetin çocukları" geldi. İdeefixe'in "bu ürünü alanlar bunları da aldılar" kategorisi acaba burada ne kadar işe yarar diye baktım, yaramıyormuş... 

Rubens - Seneca'nın ölümü

25 Ağustos 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4321

Üstad Rubens, feylesof, retorik ustası ve hukukçu Seneca'nın ölümünü anlatıyor. Roma İmparatorluğu'nun etkili düşünür ve senatörlerinden Seneca, M.S. 65'te (bir dönem felsefe öğrettiği) Neron'a "ters" gidince, adı Neron'a karşı suikast eylemiyle birlikte anılınca, dönemin Ergenekonlarından birinde yargılanıyor ve "madem ölümü bu kadar basit karşılayan, metin olun diyen bir felsefe uyduruyorsun, buyur o zaman kendi ölümünü kendin becer, intihar et de görelim" cezasına çarptırılıyor. Rivayet o ki, Seneca da gayet soğukkanlı bir şekilde bileklerini kesip intiharını gerçekleştiriyor. Rubens üstadımız 1615'te bu "efsanevi intihar"ı resmetmiş... Süreci izleyen muhafızlar, bilekten akan kanı temizleyenler ve ölümü deftere/kayda geçirenler, "ölümcül yaşam"a bambaşka bir anlam katıyor...

Resim kaynağı: http://www.abcgallery.com/R/rubens/rubens44.html

 

 

 

AdaptiveThemes