Skip to content

Günlük yazarından "Türk" sosyalistlerine hakaretler

27 Mayıs 2009, ekleyen Hasan Duru

Günlük, 27 Mayıs 2009, TAYFUN ŞEN

Çatı Partisi için...

Çatı partisi girişimi, özgürlük hareketi ile 'Türk' sosyalizmini belli bir ortak paydada birleştirme girişimlerinden biri olarak adlandırılabilir.

'Türk' sosyalizminin, özgürlük hareketi ile arasına bir mesafe koyma tutumu yeni bir şey değil. Bunu yıllardır değişik biçimlerde ifade etmekteler. Çatı partisi girişimi de geçmişten bu güne gelen, 'Türk' sosyalizminin gerekçelerinden nasibini alıyor.

Bu gerekçeler sayısal olarak epey bir yekun tutmakla birlikte belli ana gruplarda toplanabilir.

Toplantılarda da dile getirilen gerekçelerin başında antikapitalist mücadele ve işçi sınıfı en belirgin gerekçeler olarak görünüyor. Ayrıca, bu temel gerekçelere bağlı biçimde ifade edilen, özgürlük hareketiyle, 'Türk' sosyalizmi arasındaki güç farklılığını ve buradan yola çıkıp 'Türk' sosyalistlerinin birliğinin öne çıkarılmasını ifade edebiliriz.

Çatı partisi girişimi içerisinde antikapitalist hat ve işçi sınıfı önderliği sorununda 'Türk' sosyalizminden gelen itirazlara bakmakta yarar var.

Antikapitalizm, üretim araçlarındaki özel mülkiyetin ortadan kaldırılması mücadelesidir.

Bu gerekçeyi öne süren bütün 'Türk' sosyalist kümelenmelerine bakın. Mücadele sloganlarına, kampanyalarına bakın. Hiçbirinde üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılmasına bir çağrı yoktur. Bu bir tür sosyalizm propagandası olarak işlev görür. İş politik önermelere, sloganlara geldiğinde özel mülkiyete yönelik bir politik önermeyi göremezsiniz.

Tersine işin temeli olmayan demokratik sloganları görürsünüz. Nazım kampanyaları, YÖK karşıtlığı, sendikal haklar talebi, düşünce özgürlüğü önündeki hakların kaldırılması, ücretlere zam talebi, yoksulluk karşıtlığı, işsizliğe karşı sloganlar, antifaşizm ve antiemperyalizm politik önermeleri, AKP karşıtlığı vb.

Yukarıda epey daha eksiği olan politik sloganların, politik mücadele eksenlerinin savunulması için insanın sosyalist ve özel mülkiyet karşıtı olması gerekmiyor. İşsizliğe ve yoksulluğa karşı mücadele önermesinde veya emperyalizme karşı mücadele önermesinde, kimsenin aklına bunun antikapitalist bir eksen oluşturmadığı ve bunu savunmak için sosyalist olmanın gerekmediği gelmez.

Ama iş özgürlük hareketi ile birlikte bir mücadele içine girme sorununa geldiğinde, 'Türk' sosyalizmi, işin içinde ciddi bir antikapitalist mücadelenin bulunmadığını keşfeder. Ve çatı partisi girişimlerinde ortalık küreselleşme karşıtlığı, kapitalizm karşıtlığı temelinde söylencelerden geçilmez.

Kendi faaliyetlerinde bir propaganda işlevi olan söylemler, çatı işine gelince bir anda politik bir işleve dönüşür.

'Kürtler'e illaki kapitalizmi de yıktıracaklar, küreselleşmeyi de... Yoksa vallahi bir araya gelmezler...

Kapitalist özel mülkiyetin ortadan kaldırılması için, siyasal iktidarın ele geçirilmesinden (kuşkusuz yetmez) başka bir yol bulundu mu bilmiyorum. Siyasal mücadele verilmeksizin ileri sürülen tüm antikapitalist söylemler hoş bir sedadan öteye geçmez. Ve eğer bir siyasal hareket, grup vb. eğer Türkiye'deki sınıf mücadelesinin özel mülkiyetin ortadan kaldırılıp kaldırılmaması temelinde bir seyir izlediğini iddia ediyorsa, bunu temellendirmeli.

Biliyoruz ki, seksen öncesi tüm bu gruplar, en güçlü oldukları dönemde bile özel mülkiyetin kaldırılması temelinde değil, antifaşizm, can güvenliği vb. politik eksenlerde yürümüşlerdir. Bu politik eksenlerde güçlenmişlerdir. Kuşkusuz o dönemde de 'sosyalizmciler'imiz vardı. Meselenin ülkedeki demokratik sorunlar değil, özel mülkiyetin kaldırılması olduğunu söyleyerek, antifaşist mücadeleden uzak durdular ve bugün pek de hayırla anılmıyorlar.

Bugünde demokrasi mücadelesinden, barış mücadelesinden uzak duranlar veya gereğini yapmaktan türlü gerekçelerle kaçınanlar, yarın iyi anılmayacaklar. Kendilerine ne kadar sosyalist, özel mülkiyet karşıtı vb. isimler takarlarsa taksınlar bu gerçek değişmeyecek.

Çatı partisi girişimi toplantılarının küreselleşme karşıtı panellere, sosyalizmin ne kadar önemli olduğunun aktarıldığı yerlere dönüşmesi düşündürücüdür. Bunun 'Türk' sosyalizminden geliyor olması da ayrıca önemlidir.

Nasıl bir kibirdir bu?

Sosyalizmi sadece kendinde gören, küreselleşmenin önemine bir tek kendinin vakıf olduğunu sanan ve özgürlük hareketi ile birlik gündeme geldiği her yerde bunu öne sürerek, ortak demokratik bir siyasal program yerine, 'bilgi'sini tartıştıran bir kibir...

Olmazı anlatan bir kibir...

Üstü örtük, biz sosyalistiz, siz değilsinizi gözümüze 
gözümüze sokan bir kibir...

Nasıl bir kendini beğenmişlik duygusu?

Kendisini 'sosyalist hareket', diğer yanı 'ulusal hareket' 
olarak niteleyip, bir araya gelemeyizi anlatan bir kibir...

Bu kibir ulusalcılıktan besleniyor.

Bunun gerekçeleri sahte.

Kendisinin güçsüz olduğunu bile gerekçe yapıyor bu kibir. 'Batı'da denk ortak' yaratarak daha yararlı olacağına inandırmaya çalışıyor bizleri. Güçlü bir ortak senin gücüne güç katar, engel oluşturmaz. Seni güçlendirir. Bir devrimci hareketin bir başka hareketi güçlendirmediği nerede görülmüş? Yirmibeş yıldır ayrıydık da, çok mu güçlendik?

'Türk' sosyalizminin özgürlük hareketi ile bir araya gelememesinin nedenini güçsüzlük olarak görenler yanılıyor. Nedeni; 'Türk' sosyalizmindeki anlayıştır. Ve bu öyle bir anlayıştır ki güçlendiğinde bırakın 'Kürtleri', birbirlerinin bile yüzüne bakmazlar.

'Türk' sosyalizmi içinde bu anlayışın kırılması, bu anlayıştan kendini kurtarmış bir eğilimin güçlendirilmesi ile çatı partisi vb. girişimlerinin paralel yürümesi zorunlu.

Böyle bir eğilimin güçlenmesinin olanakları var mı?

Bu olanakları da, 'Kürtlere' değen yerlerini tasfiye eden yukarıdaki anlayış yaratmakta zaten.

İlk adım;

Bütün tasfiye edilenler bir araya gelin...

Ortak mücadele için, Çatı Partisi için...

Kaynak: http://www.gunlukgazetesi.com/haber.asp?haberid=74883

 

 

AdaptiveThemes