Skip to content

Fişekçi'den tartışma yaratacak makale

27 Mayıs 2009, ekleyen Ali Mert

 

 Cumhuriyet'in Defne Gölgesi yazarı Turgay Fişekçi, bugün tartışmalı bir konuya "gölge düşürdü".

Fişekçi’nin “devrimci edebiyatçı” ile “devrimci siyasetçi” arasındaki gerilimlere/çatışmalara ve ayrımlara işaret eden “Devrim ve Edebiyat “adlı makalesinde, “Ayrıksı örnekler bir yana bırakılırsa edebiyatın siyasete duyduğu yakınlığa karşın, siyasetçilerin edebiyattan pek de hoşlanmadıkları, edebiyatçılardan uzak durmaya çalıştıkları, yalnızca yararlanabilecekleri ölçüde ilişki kurdukları söylenebilir” sözlerinin ardından, özellikle Nâzım Hikmet ile İsmail Bilen arasında yaptığı karşılaştırma dikkat çekiyor.

Turgay Fişekçi bu konuda şunları söylüyor:

“Pek çok örnek verilebilir ama Nâzım Hikmet ile İsmail Bilen ilişkisi konunun tipik örneklerindendir. Bu ikili, bütün hayatlarını daha güzel bir dünya uğruna komünizm sevdasına adamışlardır. İkisi de Sovyetler Birliği’nde okumuş, diyalektik materyalist dünya görüşüyle aydınlanmışlar, ülkeye birlikte dönmüş, sosyalizm mücadelesine birlikte atılmışlardır.

Nâzım Hikmet’in, yurda döndüğünde, üyesi olduğu Türkiye Komünist Partisi içinde ilk karşı çıktığı konulardan biri her şeyin Moskova’ya sorularak karar verilmesi olmuştur. Kendi ülkemizle, halkımızla ilgili kararları neden biz vermeyelim, dediği için partiden atılmış, ancak doğru bildiği yolda mücadelesini sürdürmekten de geri durmamıştır.

İsmail Bilen ise 1934’te ülkesini terk edip Moskova’ya yerleşmiş, sonraki yaşamını Sovyetler Birliği’nin korumasında geçirmiştir. İkilinin yolları, Nâzım Hikmet’in 1951’de Moskova’ya gelişiyle bir kez daha kesişir. Ancak Nâzım Hikmet, kolay kontrol altında tutulabilecek biri değil, ünü dünyaya yayılmış büyük bir şairdir. Doğru bildiğini söyleme özelliği ise hiç değişmemiştir.

Nâzım Hikmet, Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizm uygulamalarını eleştirip görüşlerini korkusuzca açıkladıkça, İsmail Bilen’e onun görüşlerini Sovyet makamlarına aktaran raporlar yazmak düşmüştür.

Nâzım Hikmet, siyasi konularda yalansızlığı, gerçekçi olmayı seçerken; İsmail Bilen, Moskova’da yaptığı parti toplantısını, ‘Anadolu’nun bağrında, Konya’da’ yaptık diyecek kadar yalana başvurabilmiştir.”

Fişekçi, yazısını, “bu şekilde karşı karşıya getirmek ne derece doğru” sorusunu akla getiren şu cümle ile tamamlıyor:

”Komünist sanatçı Picasso’nun sanatıyla insanlığa sunduğu armağanları, siyaset alanında, toplum yararına gerçekleştirebilmiş bir siyasetçi var mı?”

Bu durumda, dileyen haberveriyorum.net katılımcılarına, ziyaretçilerine; yorum yazıp tartışmak düşüyor…

Yorumlar

peki ya sıra neferleri

27 Mayıs 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 50

İlla liderlerden mi örnek vermek gerekiyor? Sıra neferlerini hiç duymamış mı Fişekçi? Liderlerden gitsek bile, Che'nin, Castro'nun toplumsal armağanlarını nasıl açıklayacak son cümlesinde? Bu armağanları Picasso'nunki ile karşılaştırmak skolastik bir tartışma değil mi?

Turgay Fişekçi'ye birkaç ismi hatırlatalım

27 Mayıs 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 51

Evet, Picasso'nun sanatıyla insanlığa sunduğu armağanlardan (karşılaştırma konusu olması aslında çok saçma ama) daha fazlasını insanlığa sunan siyasetçiler var! Karl Marx, Friedrich Engels, Vladimir İlyiç Lenin, Che Guevara, Fidel Castro... Bu listeyi herhalde herkes fazlasıyla eksikli bulacaktır... Hatta, Turgay Fişekçi de... 

Turgay Bey başka bir şey kastediyor

27 Mayıs 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 55

Turgay Bey'e karşı burada saydığnız Che, Marx gibi isimlerin de edebiyatla, sanatla ilişkileri çok iyi değil miydi. Bu ilgileri neticesinde, şiir gibi yazıyorlardı, şiir gibi devrimler yaptılar. Daha ileri gidip sanatçı bile sayabiliriz onları. Turgay Fişekçi ise İsmail Bilen'i örnek veriyor. TSanırım Türkiye'deki siyasetçi tipolojisinin eksikliğini anlatmaya çalışıyor. Çok da yalan değil. Örneğimiz Şili olsaydı Allende ile Neruda'yı karşı karşıya getirmezdi herhalde.

 

 

AdaptiveThemes