Skip to content

Fabl değil 'kurbağa gerçeği'

15 Temmuz 2009, ekleyen Ali Mert

Suya ya da süt güğümüne düşen bir kurbağa; nasıl kurtulacak dersiniz oradan?

                                 

Suya düşen kurbağa örneğini, "güzel ve yalnız ülkemiz"den manzaralar aktarırken bugünkü Cumhuriyet'teki köşesinde Güray Öz vermiş:

 

Topkapı Sarayında İdil Biret konserini basmaya yeltenenlerin ertesi gün Çatlı’nın mezarında basın toplantısı yapmaları, onların cüretinin, bizim yalnızlığımızın işaretidir. Kurbağanın yavaş yavaş ısıtılan suyun içinde ölmeye başladığını gösteriyor. Petrol ve doğalgaz boruları ülkemizi boydan boya geçip gitsin, ama geçip giderken gelirimizi arttırmak yerine bizi Batı‘ya bağlasın” diyenlerse güzelliğimizi dile getiriyorlar. Dışarının her zaman iştahını kabartmış güzelliğimizi. Yalnızlığımızı içimizdeki kötülüğün şerrinden kurtarmadıkça, güzelliğimizi korumanın çaresine bakmadıkça zordur işimiz. Biliyorum, “ne zaman kolaydı ki” diyorsunuz içinizden. Haklısınız ve benim bu soruya verecek umut dolu bir cevabım yok. Bütün tarihsel iyimserliğime rağmen karamsarım. Suyun gitgide daha fazla ısındığını hissediyorum. Siz de her gün biraz daha fazla kurbağalaştığımızın farkında mısınız? Değil misiniz?

Süt güğümüne düşen kurbağa örneğini ise yıllar önce ülkemizi ziyaretinde, onuruna verilen kokteylde, Simonov vermiş ("Sanatçılarla Konuşmalar" kitabında aktaran Kemal Özer) :

"Onuruna verilen kokteylde, 'süt güğümüne düşen iki kurbağanın öyküsü'nü anlatmıştı ayaküstü. Biri, umutsuzluğa kapılıp, boğulur gider. Öbürü ise direnmeyi sürdürür. Çabalaldıkça ayaklarının altında bir tereyağı topağı belirir. Onun üstüne çıkıp boğulmaktan kurtulur... Simonov'u hep bu öykücükle anacağım."

 

 

Şimdi soru şu: Diyelim kurbağa olmasına kurbağalaşıyoruz, peki süt güğümünde miyiz, kaynayan su kazanında mı? 
 
 

 

 

 

AdaptiveThemes