Skip to content

ERKİN ÖZALP: Öcalan'ın tartışılmayan açılımları

5 Ağustos 2009, ekleyen Erkin Özalp

6 Ağustos 2009

Kürt sorunuyla ilgili tartışmaların Abdullah Öcalan’la ilgili kısmında, neredeyse hiç kimsenin üzerinde durmadığı bazı önemli noktalar var. Bir yandan muhatap alınsın mı alınmasın mı, “realite” sayılsın mı sayılmasın mı tartışmaları sürerken, diğer yandan, Kürt siyasetçiler de dahil olmak üzere neredeyse hiç kimse, Öcalan’ın PKK ve DTP’ye verdiği mesajları tartışmıyor. 

Oysa Öcalan, son görüşmelerinde, en az devlet yöneticileri kadar, hatta onlardan çok, PKK ve DTP’ye mesaj veriyor. AKP hükümetinin atacağı adımların yeterli bulunmasını sağlamaya (ve bu adımların aylara, hatta yıllara yayılmasını kabul ettirmeye) çalışıyor. Zaten, avukatlarıyla bu denli sık görüşmesine ve bir tür siyasi propaganda faaliyeti yürütmesine izin verilmesi, başka türlü açıklanamaz. “Gerekli görüldüğünde” uzun süreler boyunca kimseyle görüştürülmeyen Öcalan, son dönemde neredeyse “haftalık olağan basın toplantıları” düzenliyor. Yine geçmiştekinden farklı olarak, Öcalan’ın açıklamaları, medyada görece geniş yer buluyor. (“Buna neden izin veriliyor” türü bir şey söylemiyorum; ama bu durumu neredeyse kimsenin sorgulamaması ilginç değil mi?)
 
Bu yazıda, Öcalan’ın yapmaya çalıştıklarını (“Öcalan’ın yapmasına izin verilenler” ya da “Öcalan’a yaptırılanlar” diye de okunabilir) ortaya koymaya çalışacağım. Yazıyı çok fazla uzatmamak için, olumlu-olumsuz değerlendirmelerimi paylaşmayacağım. Bu arada, örneğin “PKK ve DTP ile ABD ve AB arasındaki bağları koparmaya çalışıyor” dedikten sonra, PKK ile DTP’nin ABD ve AB’nin işbirlikçiliğini yapmasını savunmadığımı açıklamaya kalkışmayacağım.
 
Önce, Öcalan’ın yapmaya çalıştıklarını sıralayacağım. Ardından, bu mesajların ne şekilde verildiğini göstermek için, Öcalan’ın AİHM’e sunduğu son savunma metninden ve Haziran ayından bu yana avukatlarıyla yaptığı görüşmelerin notlarından örnek bölümler aktaracağım.
 
Öcalan’ın yapmaya çalıştıkları:
 
> PKK ve DTP’yi, cumhurbaşkanının, başbakanın ve Genelkurmay’ın çözüm istediği konusunda inandırmaya çalışıyor.
 
> “Asıl düşman” olarak, “Ergenekoncular” ve “İttihatçılar” diye kodladığı, Genelkurmay’ı içine almayan, kimlerden oluştuğu belirsiz bir “kesim”i gösteriyor. PKK’ye ve DTP’ye yönelik operasyonların sorumluluğunu bu kesimin üzerine atarak, operasyonlar sürse bile “çözüm beklentisi”nin canlı tutulmasını sağlamaya çalışıyor.
 
> PKK ile DTP’yi uzun bir müzakere sürecine hazırlamaya çalışıyor.
 
> Anadilde eğitim, konfederasyon-federasyon gibi talepleri geri çekiyor.
 
> Kendisinin affedilmesini öncelikli bir başlık olmaktan çıkarıyor.
 
> PKK ve DTP üzerinde “çözüm baskısı” kurmaya çalışıyor.
 
> PKK ve DTP ile ABD ve AB arasındaki bağları koparmaya çalışıyor.
 
> Kürt siyasetçileri devrimci-Marksist köklerinden arındırmaya, Kürt sorunu ile ilgili tartışmaları sınıfsal zeminden tümüyle uzaklaştırmaya çalışıyor.
 
> DTP ile birlikte Türkiye solunu “Ergenekonculuk karşıtı”-liberal bir çizgiye çekmeye çalışıyor.
 
İLGİLİ ALINTILAR:
 
PKK ve DTP’yi, cumhurbaşkanının, başbakanın ve Genelkurmay’ın çözüm istediği konusunda inandırmaya çalışıyor.
 
“İlk defa Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi süreciyle karşı karşıyayız. Türkiye'yi demokratikleştirmek gerekiyor. Türkiye'yi demokratikleştirmek için tarihi bir zemin var. Bunu değerlendirmek gerekiyor.” (17 Haziran 2009)
 
“Türkiye'de de bu sorunu çözmek isteyenler var. Cumhurbaşkanı samimidir ve bu sorunu çözmek istiyor. Başbakan duruma göre tavır alacak herhalde. Ordudan anladığım kadarıyla ordu, bu savaşı sınırlandırmak istiyor. Genelkurmay Başkanının konuşması bunu gösteriyor. Üç genelkurmay başkanı Karadayı, Kıvrıkoğlu ve Özkök demokratik alanın açılmasını istiyordu. Karadayı 'biz Mesut Yılmaz'a iktidar sunduk ama değerlendiremediler' diyordu. Yine Özkök, 'siyasi alanın genişletilmesi gerektiğini' söylüyordu. Bunun için oldukça cesur davranıyordu. Yüzde 99'a karşı tek başına mücadele veriyordu. Şimdiki Genelkurmay Başkanı da siyasi alanın rolünü oynamasından bahsediyor. Hükümet, ordudan destek mi istiyor, al sana destek. Bütün bunlar destektir.” (17 Haziran 2009)
 
“Genelkurmay'ın konuştuğu gün 14 Nisan'da DTP operasyonu oldu, bu manidardır. Genelkurmayın konuşmasını sabote etmek, etkisiz kılmak için yapılmış bir operasyondur. Ben ilk başta onların bilgisi dâhilinde yürütüldüğünü sanıyordum, sonra anladım ki olay başkadır. Bu operasyondan Genelkurmay'ın, Başbakan'ın sorumlu olduğunu söyleyemem. Bu, Türkiye'de halen etkin olan ittihatçı kadroların işidir. Genelkurmayın da haberi olmayabilir, Başbakan'ın bu operasyondan haberi bile yoktur. Başbakan'ın imzasıyla yapılan bir operasyon olduğunu zannetmiyorum.” (17 Haziran 2009)
 
“Cumhurbaşkanı Gül, 'ya çözülecek ya çözülecek' diyor. Çiller de ‘ya bitecek ya bitecek' diyordu. Çiller bunu imha için söylüyordu. Cumhurbaşkanı Gül'ün öyle değil.” (1 Temmuz 2009)
 
“Demokratik siyasetin gereği olarak cesur olmak gerekiyor. Çözümü istemeyenler Erdoğan ve Gül'ün gitmesini isteyenlerdir.” (24 Temmuz 2009)
 
“Asıl düşman” olarak, “Ergenekoncular” ve “İttihatçılar” diye kodladığı, Genelkurmay’ı içine almayan, kimlerden oluştuğu belirsiz bir “kesim”i gösteriyor. PKK’ye ve DTP’ye yönelik operasyonların sorumluluğunu bu kesimin üzerine atarak, operasyonlar sürse bile “çözüm beklentisi”nin canlı tutulmasını sağlamaya çalışıyor.
 
“Genelkurmay'ın konuştuğu gün 14 Nisan'da DTP operasyonu oldu, bu manidardır. Genelkurmayın konuşmasını sabote etmek, etkisiz kılmak için yapılmış bir operasyondur. Ben ilk başta onların bilgisi dâhilinde yürütüldüğünü sanıyordum, sonra anladım ki olay başkadır. Bu operasyondan Genelkurmay'ın, Başbakan'ın sorumlu olduğunu söyleyemem. Bu, Türkiye'de halen etkin olan ittihatçı kadroların işidir. Genelkurmayın da haberi olmayabilir, Başbakan'ın bu operasyondan haberi bile yoktur. Başbakan'ın imzasıyla yapılan bir operasyon olduğunu zannetmiyorum.” (17 Haziran 2009)
 
“... Genelkurmay Başkanı operasyonları sınırlandırmayı istiyor gibi ama onu da aşan şeylerin olduğu anlaşılıyor.” (17 Haziran 2009)
 
“Mustafa Kemal'in demokratik bir yönü de Kürtlere geniş özerklik verilmesi gerektiğinden bahsediyor olmasıdır. Kürtlere bir karşıtlığı yoktur. İttihatçılarla mücadele içerisindedir. Mustafa Kemal ittihatçılar için 'hepsini asarım' diyordu. İttihatçılar Mustafa Kemal'e suikast düzenlediler. Topal Osman olayı var, Mustafa Kemal'e yönelik girişimleri var. İttihatçılar cumhuriyeti faşist diktatörlükle yönetmek istiyorlardı. Ama ittihatçı zihniyet kazanmıştır. Mustafa Kemal boğuntuya gelmiştir. O dönemde Hitler gitti ama ideolojisi baki kaldı. Bu faşist ideoloji altmış yıl devam etti.” (1 Temmuz 2009)
 
“Özal, cesaretliydi. Kişisel cesareti vardı. Sorunu anlıyordu, biliyordu. Ama Ergenekon Özal'ı bertaraf etti. O dönem Amerika'nın Ergenekon'a desteği vardı fakat Amerika 2007'de desteğini o kesimden çekti. Erdoğan ve Gül, Ergenekon mazeretine dayanamazlar.” (1 Temmuz 2009)
 
PKK ile DTP’yi uzun bir müzakere sürecine hazırlamaya çalışıyor.
 
“Kürt sorununun sadece güvenlik konseptini, emniyet boyutunu masaya yatırmak için, çözüme kavuşturmak için aylarca müzakere etmek lazım.”
 
Anadilde eğitim, konfederasyon-federasyon gibi talepleri geri çekiyor
 
“Anadil Türkçe olsun deniliyor. Olsun. Benim için federasyon da hatta konfederalizm de çok önemli değil. Benim temel aldığım kişinin kendisi ve temel özgürlüğüdür.” (24 Temmuz 2009)
 
“Benim burada temel amacım insanların ölmemesidir. Türkçe, resmi dil Türkçe olsun deniliyor, bunlar çok basit şeyler. Ben bu tür şeylerle uğraşmıyorum. Ama bizim de özgürlüğümüz olsun. Bizim de insani özgürlüğümüz ve yaşam alanımız olmalıdır. Eğer bu olmazsa, olmaz. Bir çocuk doğunca anasının dili var, ve o dili kullanır, o dilini kullanma ve ona özgür yaşama alanını oluşturulmalıdır.” (24 Temmuz 2009)
 
Kendisinin affedilmesini öncelikli bir başlık olmaktan çıkarıyor.
 
“Sorun af değil. Benim af edilip edilmemem sorunu değildir asıl mesele. Sorunlara ciddiyetle yaklaşmak gerekiyor. Pazarlık da yapmıyoruz. Toplumsal bir uzlaşı ve müzakeredir yapmaya çalıştığımız. Sorun benim af edilip affedilmemle ilgili değil.” (31 Temmuz 2009)
 
PKK ve DTP üzerinde “çözüm baskısı” kurmaya çalışıyor.
 
“Zaten DTP de dahil Türkiye'deki partilerden hiçbirisi de sorunu tam olarak anlayamıyor, kavrayamıyor.” (31 Temmuz 2009)
 
“Ben 15 Ağustos'ta kendi yol haritamı sunduktan sonra çekileceğim. Artık çözümün nasıl olacağına ilişkin Kürtler kendi kararını verir, PKK kendi kararını verir, DTP kendi kararını verir, Kürt halkı kendi kararını verir. Herkes kendi kararını kendisi verir. Ben buradan dağdaki adam hakkında karar verecek durumda değilim. Orada her gün eziyeti çeken kendisi. Ben burada dağdaki insan için karar veremem. Hatta Kandil merkezi dahi karar veremez. Her grup her kişi kendi kararını kendisi verir. Çünkü eziyeti kendisi çekiyor, kendisi ölüyor, kendisi mücadele veriyor. Benim bu şartlarda bu konularda bir şey belirtmem doğru olmaz. Kürtlerin de 40 bin şehidi var. Değerleri var. Çok büyük mağduriyetleri var. Kürtler kendi kararlarını kendileri verirler.” (31 Temmuz 2009)
 
PKK ve DTP ile ABD ve AB arasındaki bağları koparmaya çalışıyor.
 
“Bu sorunu iki halk olarak çözersek Türkiye'nin önü açılır, Türkiye Ortadoğu'nun lider ülkesi haline gelir. Avrupa bunu istemiyor, bozgunculuk yapıyor.” (17 Haziran 2009)
 
“Herkesin bu süreçte sorumluluklarının bilincinde olması gerekir. Bu konuda DTP'nin de üzerine düşeni yapması gerekir. ABD ve Avrupa'nın çözümlerine güvenmemek gerekir. Güney de sadece kendi çıkarını düşünüyor.” (31 Temmuz 2009)
 
Kürt siyasetçileri devrimci-Marksist köklerinden arındırmaya, Kürt sorunu ile ilgili tartışmaları sınıfsal zeminden tümüyle uzaklaştırmaya çalışıyor.
 
“Kapital'in [Marx’ın Kapital’inin] yeni bir totem hizmeti gördüğü, işçilerin pek işine yaramadığı, yüz elli yıllık teorik-pratik deneyimle yüzlerce kez doğrulanmıştır. Ben bunun temel nedenini kapitalizmi ekonomi olmadığı halde başka yerde arama, ekonomi olmayana temel ekonomik konular olarak yaklaşım gösterme hatasına bağlıyorum.” (AİHM’e sunduğu son savunmadan)
 
“Sınıfların direkt çatışması analitiktir. Somut çatışma toplumsal gövdeler arasında olur: Devlet toplumuyla demokratik toplumlar arasında. Dar sınıf bakış açısının sonuçları bilinmektedir. Kaldı ki, sınırları hiçbir zaman kesin çizilemeyen ve her gün geçişler yaşayabilen sınıflarda, aslolan içinde yaşadıkları bilinç durumudur, kültürüdür. (AİHM’e sunduğu son savunmadan)
 
“Marks'ın kapitalizmi çözmek ve ondan kurtulmak isteyen önde gelen bir kişilik olduğundan veya olmak istediğinden kuşku duyulamaz. Ama ondan esinlenen muazzam toplumsal değişimlerin kapitalizmin en iyi hizmetçiliğini aşamadıkları genel olarak kabul gören bir görüştür.” (AİHM’e sunduğu son savunmadan)
 
“Ertuğrul Özkök köşe yazısında benim hakkımda daha önceleri törörist, terörbaşı benzeri kavramlar kullandığını, ama bugün bunun doğru olmadığını, kullanılan dilin daha yumuşak olması gerektiğini belirtmiş. Evet ben de eski ben değilim. Hürriyet gazetesi de eski Hürriyet değildir. Bu saatten sonra da eski Hürriyet olamaz. Daha çok değişecektir. Geçmiş geçmişte kaldı. Devlet de eski devlet olamayacak. Ben de daha öncesinde reel sosyalizmin etkisiyle bir takım şeylerin olabileceğini düşünüyordum. Bugün görüldüğü gibi Rusya ve Kafkasya'nın durumu ortada. Çin sosyalizm ile ancak ABD'ye hizmet ediyor. Çatışma, şiddet, ölüm benim mantığım değildir. Bu nedenle ben bunlardan vazgeçtim. Demokratik siyaseti ve özgürlüğü esas alıyorum. Ben radikal demokratım.” (24 Temmuz 2009)
 
“Şimdi bu sorunun çözülmesi için toplumsal bir uzlaşı veya müzakere başlayacak gibi görünüyor. Bunun olması önemlidir. İyi sonuçlanması gerekiyor. Daha önceleri ben de farklı düşünüyordum. Devrimi düşünüyorduk. Türkiye'de devrim ve karşı devrim nasıl yapılır bunları biliyorum. Şu an bunların hepsini kavramış haldeyim. Tarihi, devrimleri inceledim. Hobsbawm'ı inceledim. Biz devrimi çok derinleştirebilirdik. Ama bu çok acılı olurdu. Biz bu acılara sebebiyet vermek istemedik. Bu açıdan sorunu demokratik tarzda çözmeyi istedik. Demokratik tarz ve yöntemlerle toplumun hakları, demokrasi talepleri, özgürlük idealleri, tahakkuk ettirilebilir. Türkiye'de çok sayıda sorun var, işsizlik sorunu var. Bugüne kadar savaşa 300 milyar dolar gittiği söyleniyor. Şuan büyük bir kriz var. Kapitalizm her tarafı tutmuş, her kesimi yutuyor. Bu kapitalizm bu kadar vahşi bir şekilde uygulanırken hiçbir sorun çözülmez. Ben kapitalizmi ortadan kaldırabiliriz demiyorum, ancak kapitalizmi sınırlandırabiliriz. Bunun için çok doğru ve derin bir şekilde sorunlara yaklaşmak gerekir.” (31 Temmuz 2009)
 
DTP ile birlikte Türkiye solunu “Ergenekonculuk karşıtı”-liberal bir çizgiye çekmeye çalışıyor.
 
“Ufuk Uras, ÖDP'den istifa etmiş. Yeni bir hareketten bahsediyor. 10 Aralık Hareketi içinde de birçok isim var. Eğer Mustafa Suphilerin anısına bağlıysalar demokratik bir şekilde içinde yer almalıdırlar. Sol, kendini Ergenekoncu soldan arındırarak bu temelde demokratik sol olarak Türkiye toplumunda kendilerini örgütleyebilmelidir. Böyle bir oluşuma ihtiyaç var. Çatı Partisi gibi bir oluşum Türkiye'nin demokratikleşmesi için gereklidir. Her kesim katılabilmeli, yüzlerce değişik düşünce kendini ifade edebilmeli, Alevilere kadar değişik inanç grupları, azınlıklar, etnik gruplar, çevrecilere kadar yer alabilmeli. Türkiye'deki tüm demokratik çevreler katkılarını sunmalıdırlar, içinde yer almalıdırlar.” (17 Haziran 2009)
 
“Ben muhafazakâr demokratlığa destek verdim. Bunun olabileceğini belirttim, olabilir de, hatta onları anlamaya da çalışıyorum. Ama tüm toplumu etkisi altına alan hegemonik bir yapı kurmalarına da karşıyım. Türkiye'de liberal demokratlar da var, her zaman da oldu. Liberal demokratlar, tarihin her döneminde var olmuşlar. Bir de radikal demokratlar var. Radikal demokratlar toplumda ve siyasette rolünü çok iyi kavramalı ve oynamalıdır. Muhafazakâr, liberal ve radikal demokratlar bir demokrasi paydasında buluşabilirler. Muhafazakâr demokratlar, bir kesimi, bir kültürü temsil ediyor ama şu an yaptıkları, İslami de değil. İslamiyet'i biliyorum, İslamiyet'in özünün, muhafazakâr demokratların yaptıkları işlerle bir ilgisi yoktur. Liberal demokratlar da hep var olmuştur ancak değişimi gerçekleştirebilecek güçleri yoktur. Asıl değişimi dönüşümü gerçekleştirebilecek güç radikal demokratlardır. Radikal demokratlar bu gücünü iyi kavramalıdır. Onlar değişime, demokratikleşmeye öncülük yapmalıdır. Bu üç grup da demokrasi prensipleri çerçevesinde bir araya gelebilirler. İspanya'daki gibi demokratik bir anayasayı gerçekleştirebilirler.” (17 Haziran 2009)
 
Kaynaklar:
http://www.gundem-online.com/haber.asp?haberid=74661
http://www.gundem-online.com/haber.asp?haberid=73790
http://www.gundem-online.com/haber.asp?haberid=74600
http://www.gundem-online.com/haber.asp?haberid=76189
http://www.gundem-online.com/haber.asp?haberid=75827
 
 
ÖNCEKİ YAZILAR
 
Yeni parti girişimcileri ‘sol’ kavramından vazgeçse? (25 Temmuz 2009) 
 
Kahrolsun matbaa! (20 Temmuz 2009)
 
Soldaki Uygur sorunu (11 Temmuz 2009)
 
Süleyman Çelebi ne iş yapar? (5 Temmuz 2009)
 
Marx neden 'İşçilerin vatanı yoktur' demişti? (1 Temmuz 2009)
 
Marx neden ‘Ben Marksist değilim’ demişti? (27 Haziran 2009)
 
F tipi sol parti (18 Haziran 2009) 
 
ÖSS kalkmasın! (8 Haziran 2009)
 
Obama'nın konuşması kimleri sevindirebilir? (5 Haziran 2009)
 
Chavez'in hepimize armağanı (1 Haziran 2009)
 
Aydınlık çağın eşiğinde (25 Mayıs 2009)
 

 

Yorumlar

"Öcalan'ın önerileri" yazısı

10 Ağustos 2009, yazan gagarin,
Yorum no: 552

Bir kaç itiraz geliştireceğim burada yazılanlara;
 
> PKK ve DTP’yi, cumhurbaşkanının, başbakanın ve Genelkurmay’ın çözüm istediği konusunda inandırmaya çalışıyor.
 
Buna aslında katılıyorum ama DTP ve PKK'yi Öcalan'dan çok ayrı konumlandıran bir  ifade şekli var. Süreç izleyebildiğim kadarıyla çok içiçe gelişti ve Öcalan'ın açıklamalarından önce DTP'nin özellikle Abdullah Gül'e yaklaşımı benzer şekildeydi. Yine Tayyip Erdoğan'la görüşme çabaları vardı, vs...PKK meselesine gelince de özellikle Hasan Cemal'in ziyaretyle zirveye çıktı, ama öncesinde devletin el altından görüşmeler yaptığını tahmin etmek zor değil. Yani mesele nihayetinde Öcalan'da biter, bunu görmek lazım ama DTP ya da PKK'nin bu konudaki konumlanışı çok ayrı bir noktada zaten olmadı.
 
 
 > “Asıl düşman” olarak, “Ergenekoncular” ve “İttihatçılar” diye kodladığı, Genelkurmay’ı içine almayan, kimlerden oluştuğu belirsiz bir “kesim”i gösteriyor. PKK’ye ve DTP’ye yönelik operasyonların sorumluluğunu bu kesimin üzerine atarak, operasyonlar sürse bile “çözüm beklentisi”nin canlı tutulmasını sağlamaya çalışıyor.
 
Bence çok önemli bir tesbit. Yaşananların içini boşaltacak laflar ediyor...
  
 
> Anadilde eğitim, konfederasyon-federasyon gibi talepleri geri çekiyor.
 
Buna kontrollü yaklaşmak gerekiyor. Öcalan içerden bir örgüt yönetmeye çalışıyor gibi görünüyor.Süreci müzakereye açık hale getirmeye çalışıyor. Müzakere sürecidir, olağandır. Konfederasyon vs... gibi kısımları ise esnetiyor doğrudur, ama çözüm nihayetinde burada düğümleniyor. Yerelleşme Kürt Sorununda ara yoldur. AKP'nin çözümü ve Kürtlerin arasındaki yoldur. Öcalan için de; adı federasyon olur, belediyelerin yetkisi olur, başka şey olur fark etmez. Nihayetinde Öcalan 99'lu yıllardan beri söylediği şeylerden çok farklı şeyler söylemiyor...Onun söylediği yola gelindiğini görüyor. Buradaki esnetme de buradan anlaşılmalı diye düşünüyorum. Burada Öcalan'ın 99-2001 sürecindeki düşüncelerinden çok uzak durduğunu söyleyemeyiz...
 
> Kendisinin affedilmesini öncelikli bir başlık olmaktan çıkarıyor.
 
Doğrudur, ama burada alıntılar yapılırken Öcalan'ın da gel-gitleri bol olan bir karaktere sahip olduğu unutulmamalı. Bundan yaklaşık 10 gün önce de çözüm istiyorsanız benim şartlarım düzeltin diye haber yolladı.Bütün ajanslar geçti. Öcalan Kürt sorununda fetiş düzeyinde bir simgedir. Onu içermeyen bir çözüm mümkün görünmüyor.
 
 
> PKK ve DTP ile ABD ve AB arasındaki bağları koparmaya çalışıyor.
 
Bu  önemli bir tesbit : Kürt hareketinde "büyük siyaset" akımına kapılan öznelerin içinde Öcalan'ın uyarıları ciddi etkiler yaratıyor.Doğrudur. Ancak yine de bir sorun var bence çünkü kanımca geliştirilecek açılımın nihayetinde ABD'nin bölge çıkarlarına ters düşmesi mümkün değildir. Açılım satır satır ABD eliyle kodlanacaktır demiyorum ama belirleyici olduğunu söylemeliyiz. Dolayısıyla ifade , yürütülen tartışmalar ve açılım sanki tamamen Türkiye'li bir karakter taşıyacak imasını barındırıyor. ABD bu meseledeki en önemli aktördür.Bunu Öcalan da başkaları da biliyor. Öcalan'ın buradaki uyarısı şöyle anlaşılmalı: ABD her durumda AKP'ye ya da başka öznelere sizi "satabilir", dolayısıyla gücünüzü iç dinamiklerden, burada yürüteceğiniz tartışmadan alın!
 
Belki bazı noktalarda kullanılan dile fazla takılmış olabilirim; meselenin hassasiyetine vermenizi diliyorum.
 
 
 
 
 

 

 

AdaptiveThemes