Skip to content

ERKİN ÖZALP: 'Kapital' neden korkutur?

21 Haziran 2009, ekleyen Erkin Özalp

Dünyanın okunmamak için en çok mazeret üretilen kitabı...

'Kapital' neden korkutur?

“Tuğla gibi” üç cilt... Hakkında yazılmış onca kitap, söylenmiş ve söylenmekte olan onca söz... Okumaya girişip de yarım (ne yarımı, çoğu kez çeyreğin çok altında) bırakanların çokluğu... “Ben üç cildi de okudum” diyenlerle karşılaşma sıklığının düşüklüğü... Başka nedenler de sayılabilir. Kesin olan, Kapital’in korkuttuğu...
 
Kapital, sadece “sıradan okur”u ya da solcuları değil, akademisyenleri de korkutuyor. Ne kadar çok okudukları da tartışmalı olsa bile, az okuduklarından değil, burjuva akademik standartlara hiç uymadığından... Özellikle burjuva iktisat eğitimi almış akademisyenlerin Kapital’i okumaları daha bir zor. Çünkü öncelikle kafalarındaki soru ve cevapları bir yana bırakmaları gerekiyor. Bunu yapamayanlar, “transformasyon sorunu” türü başlıklara yönelip, Kapital’le ilgili görünmekle birlikte konu dışı sayılmayı hak eden tartışmalara dalıyorlar.
 
Sanırım, temel sorun burada düğümleniyor. Sadece akademisyenler değil, aynı zamanda “sıradan okur”lar ve bu arada solcular için, Kapital’i okumak, farklı türde bir yoğunlaşma gerektiriyor. Anlaşılması zor olduğundan değil kesinlikle. Ama Kapital’i okurken, “havasına girmek” gerekiyor. Başka türlü, ondaki “polisiye roman” tadını almak gerçekten zor...
 
Polisiye yazarlarının bir bölümü, ucuz bir numaraya başvurur: Olayın çözümünü sağlayacak verileri gizlerler. Romanın bir noktasında, o ana kadar okurun bilgisine sunulmamış olan veriler, geçmişe bambaşka bir gözle bakılmasına, somut olguların yeni bir bütünlük içinde yeni anlamlar kazanmasına yol açar.
 
Kapital’de ise, gökten inen hiçbir şey yoktur.
 
Marx, metadan yola çıkarak, adım adım, kapitalist sistemin temel işleyiş yasalarını tarif eder. Başlangıç noktasında, gündelik hayatla ve ister akademik isterse kulaktan dolma olsun, “bildiğimiz ekonomi” ile bağlar hayli zayıftır.
 
Bu aşamada, “iyi ama” sorularını sormaktan değil ama bunların yanıtlarını hemen bulma beklentisinden uzak durmak gerekir.
 
Bir başka deyişle, Marx, bir metanın değişim değerini onun üretilmesi için gerekli emek zamanının belirlediğini söylediğinde, aynı sürede üretilen metaların nasıl olup da çok farklı piyasa fiyatlarına sahip olabildiği, tekellerin dünyasında bu söylenenin ne kadar geçerli olabileceği vb. soruların yanıtlarını almak için henüz erken olduğunu kabul etmek zorundayız. Çünkü Marx, henüz “piyasa fiyatları”nı değil, “değişim değerleri”ni tartışmaktadır. “Değişim değerleri”nden “piyasa fiyatları”na ulaşana kadar alacağımız önemli bir yol vardır. Bunun için üçüncü cildi beklemeliyiz!
 
Birinci cilt
 
İlk ciltte, metadan yola çıkılarak, ücretli emek (artı-değer) sömürüsü üzerinde durulur. Ama örneğin, henüz “kâr”dan bile pek söz edilmez. Hepimiz biliyoruz ki, kapitalizm, “kâr hırsı” üzerine kuruludur. Sermayenin temel amacı, “artı-değer elde etmek” değil, kâr etmektir.
Marx, ticaret, bankalar, faiz, tekelleşme vb. konuları tartışmaya da ancak üçüncü ciltte başlar. Bir başka deyişle, “ekonomi” dendiğinde akla ilk gelen soruların nihai yanıtları için son cilde ulaşmak gerekir.
 
Neden böyledir?
 
Çünkü sırların çözülebilmesi için, bazı temel ilişkilerin iyi kavranmış olması gerekir.
İşte ilk iki cildin amacı budur: Kapitalist toplumun en temel işleyiş yasalarının ortaya konması.
 
İlk ciltte, meta, meta değişimi, para, artı-değer ve en temel bir ilişki biçimi olarak sermaye üzerinde durulur. Bu arada, somut örnekler ve tarihsel gelişme üzerinde de uzun uzun durulur. Buradaki amaç, tarih yazmak ya da ekonominin bütününü resmetmek değildir. Verilen örneklerin tümü, en temeldeki ilişkilerin gerçek yaşamdaki karşılıklarını netleştirmek içindir. Gerçek yaşamsa hem çok daha karmaşıktır, hem de yeri geldikçe netlik kazandırılacağı üzere, mantıksal gelişme çizgisi ile o kadar da uyumlu değildir.
 
Bu son noktanın özel bir önemi var.
 
Somut bir örnek vermek gerekirse: Kapitalist üretim ilişkilerini tartışırken, sanayi sermayesinden hareket etmek ve ticareti, bankacılığı vb. ikincil (belirlenen) öğeler olarak tarif etmek zorunludur. Ama gerçek tarihsel süreçte, ticaret, sanayi sermayesinden çok önce gelişmiştir. Tıpkı tefecilik gibi...
 
Feodalizm döneminin ticaret ve tefeciliği ile kapitalizm döneminin ticaret ve bankacılığı arasında nitel bir fark vardır. Ve bu farkı da netleştirebilmek için, kronolojik sıradan uzaklaşıp, öncelikle sanayi sermayesini tartışmak zorunludur.
 
Kısacası, ilk cildi okuyup bitiren bir insanın elinde, bazı en temel kavramlar ve kapitalizmin en temel ilişkilerinin tarifleri vardır. Bu tariflerle yemek pişirmek, yani dünya kapitalizminin bugünkü bunalım dinamiklerini analiz etmek mümkün değildir.
 
İkinci ve üçüncü ciltler
 
Okunması diğerlerine göre biraz daha fazla emek isteyen (hadi açık yazalım, bazılarının biraz daha zor ve bu nedenle de “sıkıcı” bulabileceği) cilt, ikincisidir. Bu ciltte, sanayi sermayesinin hareketi incelenir. Sermayeyi sermaye yapan temel nitelikler ortaya konur. Toplam toplumsal sermayenin (ve dolayısıyla kapitalist toplumun) kendisini ne şekilde yeniden ürettiği tarif edilir. Yeniden üretim şemaları aracılığıyla, kapitalizm koşullarında farklı kesimlerin üretim ve tüketim düzeyleri arasındaki dengenin ne şekilde kurulabildiği gösterilir.
 
Katilin kim olduğunu merak edenler, bu cildi atlayarak doğrudan doğruya üçüncü cilde geçebilir mi?
 
Geçebilirler elbette. Üçüncü cildi okuduktan sonra ikinci cilde dönmeyi tercih edenler de olabilir. Ama bunu yapanlar da, ikinci cildi okuduktan sonra, önceki okumalarının yetersiz olduğunu fark ederek üçüncü cildi yeniden okuma ihtiyacını duyacaklardır.
 
Açıkçası, ikinci cildi okumayanların, final bölümünde, yani üçüncü cildin ilk yarısında, soluksuz kalabileceklerini düşünüyorum.
 
Üçüncü cildin ilk yarısında, “bildiğimiz ekonomi”nin öğeleri üzerindeki tüm önemli sır perdeleri kaldırılır. “İyi ama” diye başlayan pek çok sorunun yanıtı verilir. Tüccarın, banka sahibinin, holding danışmanının ya da köşe yazarının at gözlüklerinin yerini, kapitalist ilişkilerin bütünsel bir kavrayışı alır.
 
Bu arada, “Marx da her şeyi insanın midesine indirgemiş”, “metaların değerini sadece üretilmeleri için gerekli emek zamanının belirlediğini söylemek yanlış” ya da “iyi ama aradan geçen süre içinde kapitalizm nitelik değiştirdi” ve hatta “üstyapıyı da ihmal etmemek lazım” türü önermelerin doğruluk ya da yanlışlığına ilişkin tartışmaların Marksizmle hiçbir ilgisinin bulunmadığı açıklık kazanır.
 
Kapital, kapitalizme ve Marksizme ilişkin sığ tartışmaların ve şematik açıklamaların anlamsızlığını ortaya koyar. “Gerçek yaşamın karmaşıklığı” hakkında boş boş konuşanların karşısına, gerçek yaşamın onların kavradığından çok daha karmaşık olduğunu göstererek çıkar.
 
Kapital, okurunu, dünyaya bakışını değiştirmeye zorlar. Bunu yaparken, kolaycılığa izin vermez.
 
Dolayısıyla, Kapital’i okumak cesaret ister.
 
Aynı anlama gelmek üzere, Kapital, korkutur...
 
Erkin Özalp
 
Kapital’den önce neleri okumamalı?
Aristo
Hegel
Adam Smith
David Ricardo
İktisat el kitapları
Grundrisse (Marx)
Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı (önsözü hariç; Marx)
Artı-Değer Teorileri (Marx)
Kapital’i Okumak (Althusser)
 
Kapital’den önce neleri okumalı?
Komünist Parti Manifestosu (Marx-Engels)
Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i (Marx)
Fransa’da İç Savaş (Marx)
Ne Yapmalı? (Lenin)
Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi (Lenin)
 
Kapital’i hangi sırayla okumalı?
Önce birinci, sonra ikinci, son olarak üçüncü cildi okumalı...
(Marx’ın Kapital’i yazmaya üçüncü ciltten başlamış olduğu doğrudur. Ama ilk yayımlanan birincisidir. Bu bir yana, Kapital’i yazarının uygun bulduğu sırayla okumak, Kapital hakkında gevezelik edenlerin tavsiyelerine uymaktan çok daha sağlıklıdır.)
 
(İlk olarak 2005 yılının Ekim ayında, o dönemde haftalık olarak çıkan Komünist gazetesinde yayımlanmıştı.)

 

Yorumlar

"Kapital’den önce neleri okumamalı?"

24 Temmuz 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 467

Yazınızda, "Kapital’den önce neleri okumamalı?" bölümüne Grundrisse, Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı ve Artı-Değer teorileri kitaplarını koymuşsunuz. Bu kitapları Kapital'den önce okumanın ne gibi sakıncaları olabilir? Bu kitapların ardından Kapital'i okumak daha verimli olmaz mı?
Cevabınız için şimdiden teşekkürler...

Kapital'den önce...

24 Temmuz 2009, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 468

Marx'ın "Grundrisse" adıyla basılan kitabı, yayına hazırlanmamış, yani son haline getirilmemiş notlarından oluşuyor. "Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı", Almanya'daki sansürcüleri atlatma kaygısının da ürünü olarak, hayli ağır bir dile sahip; ayrıca, bu kitapta incelenen az sayıdaki konu, Kapital'in birinci cildinin başlarında çok daha anlaşılır şekilde yeniden ele alınıyor. "Artı-Değer Teorileri" ise, kapitalizmin bütünlüklü bir çözümlemesini yapma amacıyla yazılmamış, burjuva iktisatçılarının eleştirildiği notlardan oluşuyor. 

Bu nedenlerle, Marksist iktisadı öğrenmek isteyenlerin, önce bu kitaplarla boğuşmak yerine, bütünlüklü bir yapıya sahip olan Kapital'i okumalarını öneriyorum. Dahası, Kapital'i okuduktan sonra, diğerlerini anlamanın (ve onlardan anlamlı sonuçlar çıkarmanın) da fazlasıyla kolaylaşacağını düşünüyorum. 

Böyle düşünmemde, Grundrisse ile Siyasal İktisadın Eleştirisine Katkı'yı Kapital'den önce okumuş olmamın da payı var. Bu okumaları yaparken hayli zorlanmış ve pek az şey anlayabilmiştim. Kapital'i okumaya başladıktan kısa bir süre sonra, önceki okumalarımın, süreci uzatmaktan başka pek bir işe yaramadığını fark etmiştim (ya da "sanmıştım"; belki bu yaklaşıma itiraz edenler de çıkar!). 

 

 

AdaptiveThemes