Skip to content

Engin Ardıç'tan 'yeni sol oluşum'a destek

17 Haziran 2009, ekleyen Fatih Polatlı

Sabah gazetesine transfer edildiğinden bu yana neredeyse her yazısında AKP'cilik yapan ve solun neredeyse her kesimine küfreden Engin Ardıç, sonunda, solcu olma iddiasını taşıyan bir kişiyi beğendi: Kısa bir süre önce SHP'ye başkan seçilen Hüseyin Ergün! Ardıç, bugünkü yazısında, Ergün'ün Taraf gazetesinden Neşe Düzel'e söylediklerini övgü yağmuruna tuttu ve onu, sonunda ortaya çıkmış bulunan "adam gibi solcu lider" diye niteledi. 

Anlaşılmayacak bir şey bulunmuyor: Hüseyin Ergün, 1990'lı yıllarda, Cem Boyner'in başkanlığını yaptığı Yeni Demokrasi Hareketi'nin (YDH) kurucularından biri olmuştu. Bu partinin diğer önemli isimlerinden bazıları şunlardı: Kemal Derviş, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Etyen Mahçupyan, İbrahim Betil. 

Liberalizmin savunuculuğunu yapmak için kurulan YDH'nın medya desteğine rağmen 1995 genel seçimlerinde yüzde 0,48'lik bir oy oranında kalması üzerine Cem Boyner partiden ayrılınca, genel başkanlığa Hüseyin Ergün getirilmişti. Ancak Ergün'ün başkanlık döneminde herhangi bir başarı kaydedemeyen YDH, 1997 yılında kendisini feshederek Barış Partisi'ne katılmıştı. 

İşte bu Hüseyin Ergün, şimdi, SHP'nin yeni genel başkanı olarak, "yeni bir sol hareket yaratma" işine soyunmuş bulunuyor. Tıpkı Yeni Demokrasi Hareketi döneminde olduğu gibi bugün de liberalizmi savunduğundan, Engin Ardıç'tan övgü alıyor. Taraf gazetesinin röportajlarını Zaman, Sabah ve Star gazetesi röportajlarının izleyeceğinden emin olabilir! 

Engin Ardıç'ın köşe yazısının bir bölümü şu şekilde: 

İki gün boyunca, gazeteci arkadaşımız Neşe Düzel'e çok çarpıcı sözler söyledi, Taraf gazetesi de bunları yayınladı.
Hüseyin Ergün, Türkiye'de solun darbeler karşısındaki utanç verici tutumunu ve "bir punduna getirip askerle birlikte iktidara gelme" özlemini "feci"olarak niteliyor.
Üniversitede türban yasağına karşı!
Devlet dairesindeki memurun bile, üzerinde üniforma olmadığı sürece, isterse başını örtebilmesini savunuyor.
Laikliği "bir yaşam tarzı" değil, bir "devlet niteliği" olarak kabul ediyor. Devlet kurallarını dinden almayacak ama dine de karışmayacak. Laiklik, Batı'da olduğu gibi, gerçek anlamıyla laiklik olacak.
Liberal solun piyasa ekonomisini kabul etmesini, emperyalizm öcüsünden de boşuna korkmamasını istiyor. 
"Sol demek devletçi olmamak demektir, sivil olmak demektir" diyebiliyor!
Avrupa Birliği'ne üyelik girişimini de destekliyor.
Ulus-devletin, derebeylik sınırlarını yokederek ulusal pazarı yarattığının, şimdi küreselleşmenin bu sınırları da yıkarak dünya pazarını kurmakta olduğunun farkında. "Ekonomi-politik" denilen meredi diğer arkadaşları gibi papağan misali ezberlememiş, "özümsemiş"...
Şu ünlü "cumhuriyet mitinglerinin" de "darbe ortamı yaratmak amacıyla düzenlendiğini" görecek kadar akıllı.
Hele şükür! Dünya gözüyle ülkemizde "adam gibi bir solcu lider" gördük!

Kaynak: http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2009/06/17/agzina_saglik_huseyin_ergun

 

 

Yorumlar

Hüseyin Ergün'ü biri daha desteklemiş!

2 Temmuz 2009, yazan Fatih Polatlı,
Yorum no: 321

Yazı 30 Haziran tarihli olsa da, çok bayatlamış sayılmaz herhalde... Murat Belge, Engin Ardıç'ı yalnız bırakmamış... Taraf'ta: 

"Ajan" kavgası

Murat Karayalçın yuvaya, yani CHP’ye dönünce, “solun CHP dışında toparlanma yerlerinden biri” olması amacıyla kurulan SHP’de Hüseyin Ergün başkan seçilmişti. Bunun üstüne Neşe Düzel onunla bir mülakat yaptı ve bu konuşmada Hüseyin Ergün “ortodoks” solla pek uyuşmayan sözler söyledi. Bunun yanı sıra, bir vakitler Yusuf Küpeli’nin kendisine anlattığını söylediği bir tesbitle de gazeteye çıktı. Küpeli’nin hemen yalanladığı bu hikâyeye göre Küpeli Çayan’a, “Bizim çevremizde çok ajan dolaşıyor” mealinde bir uyarıda bulunmuş; Çayan da “Bu bizim güçlü bir hareket olduğumuzun kanıtı” demiş.

Bununla ilgili küçük bir kıyamet koptu. Anlatılan doğrudur, yanlıştır, bunu ben bilemem. Ama Çayan’ın söylediği söylenen cümle, tek başına, yanlış değil. Elbette ki bir devrimci hareket, ne kadar güçlü görünürse, devlet de onu çökertmek için o kadar tedbir alacak. Bundan daha normal ne olabilir ki?

Hüseyin Ergün bundan ötesini söylememişti; yani, “THKP-C hareketi bir ajan hareketidir” filan dememişti. Ama kopan kıyamet, böyle demiş gibi koparılan bir kıyametti. Halen de bu şekilde devam ediyor.

Bugünlerde Türkiye’nin son derece ciddi bir kabuk, yapı, rejim, ne derseniz, “kimlik” değiştirme eşiğine olduğunu, Ergenekon’un buna direnci temsil ettiğini, Ergenekon’u savunanların da aslında Türkiye’nin bu eski kimliği içinde kalmasını isteyenler olduğunu yazıp duruyoruz. Türkiye’de bu “muhafazakâr” tutumda olanlar, öncelikle, çeşitli renkleriyle “sol”da olduklarını iddia edenler. Deniz Baykal ve partisi bu bakımdan bir fenomen, ama Marksist solda yer almış çeşitli hareketlerin de, geçmişten gelen yapıyı korumak konusunda ondan aşağı kalır yanları yok. Herhalde düşmanlarının değişmesini istemiyorlar, diye düşünüyorum. Bu çerçevede bakınca, Hüseyin Ergün’e yönelen bu saldırının da, “ajanlık” sorunundan çok, geleceğin “sol”uyla ilgili olarak söylediği “ortodoksi dışı” sözler olması ihtimali ağırlık kazanıyor.

THKP-C hareketinin “provokasyon” olduğuna dair en net iddialar, o sırada (yani 1972’de, örgütün aşağı yukarı bütünüyle yakalandığı dönemde) en tepede olan kadro tarafından dile getirilmişti. “Bütün geçmişimiz bir provokasyondur” denilmişti. Mahkemede, “sorgu”da, bu doğrultuda konuşmalar yapılmıştı. Ayrıca, daha önce başlamış olan “Mahirci/Yusufçu” ayrımı da bu yeni değerlendirmede fazla rol oynamamış, iki tarafın da tepesinde bulunanlar bu “provokasyon” teorisini benimsemiş, cansiperane savunmuştu.

Ben o tarihlerde bu “provokasyon teorisi”ni ciddiye almamıştım. Bugün de almıyorum. “Ciddiye almamak” bu ülkede sosyalizmin tarihine eleştirisiz bakmak değil. Böyle bir şey düşünülemez. Ama yapılmış yanlışları bir “provokasyon”a bağlamak ciddiye alınacak bir açıklama tarzı değil.

Şimdi şu konuya geleyim: Mahir Çayan yakalandıktan sonra, önce Elrom’u İlyas Aydın’ın öldürdüğünü söyledi. Daha sonra Hava Yüzbaşı İlyas Aydın’ın ajan olduğunu söyledi. Bu iddia, THKP-C içindeki (ve dışındaki) kadrolar tarafından ciddiye alındı, kabul edildi. Daha sonra bir tarihte, bir örgütün İlyas Aydın’ı Filistin’de ele geçirdiğini, ajan olduğunu itiraf ettirdiğini ve sonra da öldürdüğünü işittik. Bütün bu “kulaktan kulağa” ortamında gelen “bilgi”ler gibi, bunlar da ne anlama geliyor, bilmiyorum. Nedir, doğruluk derecesi? Ama herhalde öldürüldüğü kesin olmalı.

Ben o zaman İlyas Aydın’ın ajan olduğuna da ihtimal vermemiş ve inanmamıştım. Şimdi de aynı şekilde düşünüyorum.

Onun için Hüseyin Ergün’ün sözleri üstüne bu kıyametin kopmasına şaşırıyorum. İlyas Aydın ajan idiyse, bu hareketin en etkili adamlarından biri haline geldiyse, örgütün “en çarpıcı” kabul edilen eylemini gerçekleştiren kişiyse, “harekette ajan varmış” anlamına gelen bir söze gösterilen bu tepki ne anlama geliyor?

Dediğim gibi ben bu adamın ajan olduğunu sanmıyorum. Ama bildiğim kadar şu sırada Ergün’e itiraz edenler, İlyas Aydın’ın ajanlığını da kabul edenler.

O zaman ne demek oluyor bu tepki?

Kaynak: http://www.taraf.com.tr/makale/6304.htm

 

 

AdaptiveThemes