Skip to content

Emin Çölaşan'ın yeni kitabından 'yeni sırlar'

22 Mayıs 2009, ekleyen Ali Mert

Hürriyet gazetesinden uzaklaştırıldıktan sonra, bir dönem adı Cumhuriyet’le geçen ancak hiçbir gazeteye tam bağlanmadan yazılarını/düşüncelerini, Sözcü gazetesi ile gazeteport internet sitesi başta olmak üzere bazı medya kanallarında yayınlamaya başlayan Emin Çölaşan, kitaplarıyla da “gündem oluşturma”ya gayret ediyor. Çölaşan’ın yakında yayınlanacak (Uğur Mumcu çağrışımlı) “Sakıncalı Gazeteci” kitabında anlattıklarına da son iki gündür gazeteport internet sitesinde “özel” ibaresiyle geniş yer veriliyor. Bir nevi kitabın “teaser”ı da yapılıyor! 

 

Biz de Emin Özgönül’ün bu “özel” ve “uzun” haberini okurlarımızla paylaşmak istedik. İşte Mustafa Balbay’dan Ahmet Hakan’a, Demirel’den Fethullah’a Emin Çölaşan’ın açıkladığı yeni “sırlar”: 

 

ÇIPLAK BAYAN POLİTİKACI: “Bir gün İstanbul’da Uğur Dündar’ın yanına uğradım. Çekmecesinden bir fotoğraf çıkardı. Çok ünlü bir kadın siyasetçinin, sutyensiz, belden yukarısı çıplak ve göğüsleri tamamen ortada fotoğrafıydı. Fotomontaj olabilirdi. Uğur, incelettiklerini ve olmadığını söyledi.  Bir iki gün sonra Ankara’da Mesut Yılmaz ile yemek yiyoruz. Masada Ertuğrul ve Oktay Ekşi de var. Ben bir ara Mesut Yılmaz’a doğru eğilip, bu resimlerden bahsettim. Yılmaz da ‘Biliyorum bende de var’ dedi.  Konuşmaları duyan Ertuğrul, resimlerden istedi. Yılmaz da ertesi gün gönderdi.  Ertuğrul’a gelen resimlere baktım. Farklı pozlar da vardı. Bunlar olsa olsa göğüs ameliyatı öncesi veya sonrası çekilen resimlerdi. Bayan siyasetçinin bu fotoğrafları hiçbir zaman basına yansımadı. En kızgın geçen seçim kampanyalarında bile kullanılmadı. Şimdilerde ya kasalardadır, ya da yakılıp çöpe atılmıştır’’   

ESKİDEN ABİLERİN ABİSİYDİM: “Aydın Doğan’ın hakkımda açtığı ve reddedilen davada, patronun tanıkları, Ertuğrul Özkök, Tufan Türenç, Enis Berberoğlu ve Özdemir İnce oldu. Ertuğrul mahkemede yalan söyledi, her şeyi saptırdı. Enis ise gazetedeyken bana ‘’Abilerin abisi’’ derdi. O da doğruları söylemedi. Elbette yerini korumak zorundaydı. Tufan Türenç de hep Ertuğrul’u eleştirirdi. Kovulduk Ey Halkım kitabı için beni arayıp, ’Muhteşem bir iş yaptın’ diyerek kutlamıştı. Ama mahkemede gerçekleri saptırdı. Oysa bu ikisi, Ertuğrul hakkında bana neler neler söylemişlerdi. O sözleri ve hakaretleri yazmıyorum. İkisine de çok kırgınım’’

PATRONDAN ‘’GİTMEME PRİMİ’’ “Henüz AKP iktidara ortada yokken, Ertuğrul beni yıllık izinden arayıp, gazetede buluşmamızı istedi.  Boğazda bir restorana gittik. Bana ‘Sen bir numaralı yazarımızsın. En çok okunan ikimiziz. Gerisi hikaye. Star gazetesine geçiyormuşsun, sakın yapma’ dedi. Ben de hiçbir yere gitmediğimi, merak etmemesini söyledim. Ardından patronun bana yüklü bir prim vereceğini aktardı. Olmayan bir transfer dedikodusu sayesinde önemli bir miktar para verildi. Ben gazete yönetiminden hiçbir zaman maaşım dışında para istemedim. Hep kendileri verdi. Taş yerinde ağardır, gitmeyeyim diye 3 kez prim verdiler.”

ÖZKÖK FETHULLAH HOCA HAKKINDA YAZMA DEDİ: “Ertuğrul bir gün bana “Fethullah Hoca efendi ve Zaman gazetesi hakkında yazı yazma” dedi. Bunların gazete dağıtımlarını biz yapıyormuşuz. Şimdi de patron, Fehmi Koru’nun düzenlediği fasıl gecelerine katılıyor. Takkeli liboş ile arayı ısıtıyor.  Ertuğrul da artistliğe soyundu. Fakat oynadığı MAT adlı dizi MAT oldu. Ve yayından kaldırıldı. Ertuğrul bana cambaz olduğunu söylemişti ama, damarlarında artist kanı dolaştığını bilmiyordum.”

AKİF BEKİ’DEN ‘’NAH’’: “2008 yılı ortalarında Turgay Ciner’in çıkaracağı gazeteye Hürriyet’ten bazı arkadaşlarla birlikte geçmek üzereydik. Ama zaman zaman kulağıma bazı sözler geliyordu. Bir gazeteci arkadaşım Başbakanlık sözcüsü ve Tayyip’in sağ kolu Akif Beki’ye, ‘Yeni bir muhalif gazete geliyor. Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun da geçiyor” demiş. Akif Beki de sağ elinin başparmağını iki parmağının arasına sokup, elini sallıyor ve ‘’Nah geliyor muhalif gazete” cevabını veriyor. Doğan grubu çalışanlarına akreditasyon yasağı getiren Akif Beki, şimdi Ertuğrul’un desteğinde ve Doğan grubuna ait anlı şanlı Radikal gazetesinde köşe yazarı oldu.”

BEKİR COŞKUN, SENEM’İ İŞLETMİŞ: 22 Şubat 2009 günü, Vatan’ın manşetinde Bekir Coşkun ile yapılmış bir söyleşi var. Bekir, ‘’Beni atsalar, Emin’in kılı bile kıpırdamazdı’’ demiş. Beynimden vurulmuşa döndüm. Röportajı yapan Senem Altan ve benim yazılarımda yıllarca kavga verdiğim Ahmet Altan’ın kızı, Çetin Altan’ın torunu. Kafam allak bullak.  Akşam Bekir aradı, gülüyordu. ‘’Söyleşi bittiğinde, ben o sözleri tamamen gırgırına söyledim. Hep beraber kahkaha attık. Teybi kapattı sanıyordum.’’ dedi. Ben de ‘’Sen kiminle dans ettiğinin farkında değil misin? Ben onun babasıyla amcasıyla yıllarca kavga verdim. Şimdi Tayyip medyası bunu alıp kullanacak.’’ cevabını verdim. Dediğim de çıktı. Bekir yine aradı ve bunu düzelteceğini söyledi ve ‘’Bizim mahallede kimse kimseyi satmaz’’ diye bir yazı yazdı. Bekir’e olan kırgınlığım 24 saat bile sürmedi. Bir yol kazasına uğramıştı.  

‘’BENİ DOLDURUŞA GETİRDİLER’’: Ben sakıncalı gazeteci kimliğim ile işsizim. Mücadele verdiğim kişilerin tamamı benden güçlü kişilerdi. Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, ülkeyi soyanlar, egemenler, medya babaları. İddialı söylüyorum, bu gibilerin karşısında bir gün bile boynumu eğmedim. Hürriyet’in kurucusu rahmetli Sedat Simavi ‘Kalemini kır, ama satma’ demişti. Satmadığım kalemimi ben değil, onlar kırdı. Sonunda Tayyip’leri, patronları, vakvakları ürkütmeyi başardım. Aydın Doğan’ın kalfası Ertuğrul, kovma sürecinden sonra üzerine gelenlere hep ‘ Valla patron yaptı bu işi. Benim günahım yok’ diyordu. Patron ise yalan yazdığım ve kendisine iftira attığım  iddiasıyla kitabımı dava ediyor, davanın mahkemece reddedildiğini öğrenince şok geçiriyor ve ‘Çok kötü oldu, beni bunlar dolduruşa getirdi’’ diyordu. Kimler ? AKP tek başına iktidar oldu, bunlar süt dökmüş kediye döndü. 

BALBAY’A: ‘’İNSAF VE AYIP’’ İkinci Ergenekon iddianamesinde benim Mustafa Balbay ile bazı telefon konuşmalarım da var. Tuncay Özkan Kanaltürk TV’yi Fethullahçılara satınca ben bunu kınamış, ama yaşadığı baskıları da göz önüne almıştım. Bizim Pazar günleri ART’deki programa Tuncay’ı konuk edip yaşadıklarını ve kanal satışını anlatmasını istedik. Balbay, ‘Ben onun yüzüne karşı, ağır konuşurum’ diyerek tavrını koydu. Tuncay kabul etti. Ama kanalın onursal başkanı Mustafa Özbek, Tuncay’ı istemedi ve programa çağırılmadı. Bu konuda iddianamede Özbek ile Balbay konuşuyor. Özbek, Tuncay Özkan’ı kastederek  ‘ Bu adamı çıkarmamalıyız. Sahtekarı almışlar aklamaya çalışıyorlar derler. Emin beyin de anlaması lazım. Anlamıyorsa parasal bir ilişkisi vardır, yoksa ne ilgisi var yani’ diyor. Balbay da, ‘Ben de onu tahmin ediyorum’’ cevabını veriyor. Bu bölümü okurken hayatımın en büyük şaşkınlıklarından birini yaşadım.  Özbek benim için, ‘’Tuncay’dan para almıştır’’ diyor. Balbay da bu sözleri onaylıyor. İnsaf, ayıp. İnsan bu sözleri söylemeye utanır.  

AHMET HAKAN VE ŞARAP:  ‘’2005 yılında İstanbul’daki bir törende Yalçın Bayer beni Ahmet Hakan ile tanıştırdı. Pek hoşlandığım biri değildi. Elinde kola bardağı vardı ve antibiyotik kullandığı için içki içmediğini söyledi. Aylar sonra Ankara’da bir restoranda karşılaştık. Masama oturdu. Ben rakı içiyorum. Ahmet Hakan da şarap istedi. Kadehleri tokuşturduk ama baktım Ahmet şarap bardağını ağzına yakınlaştırıp değdirmeden bırakıyor. Sonra garsondan kola istedi.’’

SATIŞ PEÇETE KAĞIDINDA: ‘’Erol Simavi bütün çalışanların sevdiği saydığı patrondu. Bir gün kendisine gazeteyi niye sattığını sordum. ‘Artık yaşlanıyorum benden sonra bu gazeteyi yürütecek kimse de yok’ dedi. Önündeki kâğıt peçeteyi göstererek “ Bak fiyatı böyle bir peçeteye yazdık, ben tamam dedim. Aydın Doğan tamam dedi. Aracılık yapana da 2 milyon dolar komisyon ödedik’’ dedi.’’

DEMİREL DOLANDIRILDI: ‘’Tansu Çiller iktidardayken DYP den çok üst düzey birisi bana “Bu kadın CİA ajanı belgesi geliyor” dedi. Birilerine 400 bin dolar ödenmiş bu parayı da Süleyman Demirel ve Cavit Çağlar’a yakın DYP’li iş adamları ve müteahhitler vermişti. Belge geldi. Çillerin kod adı “Rose of İstanbul” diye geçiyordu. Belgenin palavra olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Bazı uyanıklar Tansu’ya karşı Demirel de dahil DYP’lileri güzelce dolandırmıştı’’.

SEDAT’I CAMDAN ATIN:  ‘’Yıllar önce Erol Simavi’nin eşi Belma Simavi Ankara’ya gelmişti. Sabah gazeteye gittiğimde en üst kattaki barda olduğunu duydum. Gece gelmiş ve sabaha kadar buzlu votka içmişti. Barın kapısından içeri girdiğimde, şimdi Milliyet Genel Yayın yönetmeni olan Sedat Ergin ile konuşuyorlardı. Beni görünce Sedat’ı göstererek “Alın bunu karşımdan, suratını bile görmek istemiyorum”  dedi. Sonra mutfaktaki görevlilerden bir faraş ve süpürge istedi. Ve Sedat’ı göstererek “Süpürün şunu, atın camdan, balkondan aşağıya” dedi. Sedat da ‘’Yeter artık’’ diye bağırıyordu. Ben kendisini alıp odama götürdüm ve kanepeye yatırdım. Rengi limon sarısına dönmüştü. ‘’

REHA MUHTAR’IN DAVETİ:  ‘’Kısa süre önce Reha Muhtar aradı. CNN’de yeni programına davet etti. Ama CNN-TÜRK, Aydın Doğan’a ait ve Hürriyet binasında… Benim Hürriyet’ten içeri sokulmamam konusunda vasiyeti bile var. Reha’ya bunları anlattım ve tekrar beni arayacağını söyledi. İki gün sonra cep telefonuma mesaj geldi ve canlı yayın olmadı. Aynı günlerde Milliyet’ten de Devrim Sevimay eşim Tansel Çölaşan’la röportaj yapmak için benden yardım istedi.  ‘’Olur’’ dedim ama Aydın Doğan’la mahkemelik olduğumuzu da hatırlattım. Devrim’den de bir daha haber çıkmadı. ‘’

TATLISES VE KABAK: ‘’10 Mart 2009 günü ATO başkanı Sinan Aygün bazı arkadaşları yemeğe çağırdı. Birçok gazeteci var. Bir büyük gazetenin Ankara temsilcisi de davetli ama Sinan, Ergenekon’dan tutuklanıp serbest bırakıldığından korkup gelemedi. O gece geç saatlerde masamıza İbrahim Tatlıses geldi. Bu arada garson masaya kabak tatlısı getirdi. Tatlıses bir anda yüzünü ellerinin arasına aldı. Kendini arkaya doğru attı. Fenalık geçiriyor. Garson uyarı üzerine kabak tatlısını masadan götürdü. Meğer Tatlıses’in kabak görmeye, hatta kabak sözcüğünü duymaya alerjisi varmış. Ne dolmasına ne kızartmasına katlanamıyor. Tatlıses bu kitabı okur ve kabak sözcüğünü görürse inşallah fenalık geçirmez.

 

 

AdaptiveThemes