Skip to content

Domuz gribi nedeniyle paniğe kapılmalı mı?

11 Haziran 2009, ekleyen Erkin Özalp

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), domuz gribi hastalığını bir “küresel salgın” olarak tanımladı. Medya tarafından (beklenebileceği üzere) “kırmızı alarm”, “41 yıl sonra ilk kez” gibi sansasyonel başlıklarla duyurulan bu gelişme, gerçekte ne anlama geliyor?

Grip virüsleri insanlara hayvanlardan geçiyor. Büyük çoğunluğu öldürücü olmayan bu virüsler, sürekli mutasyona uğradıklarından (genetik yapıları değiştiğinden), zaman zaman, öldürücü de olabilen türlere dönüşüyor. İnsanlar açısından asıl tehlike, hayvanlardan insanlara bulaşan ve ölüme de yol açabilen bir virüsün, insanlardan insanlara bulaşmaya başlamasıyla ortaya çıkıyor. Bu tür bir salgın, yalnızca belirli ülkelerde ya da kıtalarda kalmayıp dünya geneline yayıldığında da, medyanın deyimiyle “kırmızı alarm” veriliyor. DSÖ’nün tanımına göre ise, küresel salgın (pandemi), 6. aşamasına ulaşmış oluyor.
 
Ama bunun anlamı, evinden dışarı çıkan herkesin ölüm tehlikesiyle burun buruna gelecek olması değil!
 
Nitekim, DSÖ Genel Müdürü Margaret Chan da, sınır kapılarının kapatılması türü önlemlere başvurulmasını önermediklerini özel olarak vurguluyor. Dahası, bugüne kadar domuz gribi nedeniyle ölenlerin sayısı çok düşük. Dünya genelinde bugüne kadar saptanmış olan domuz gribi vakalarının sayısı 30 binin üzerine çıkmış durumda olsa da, yine bugüne kadar domuz gribi yüzünden ölenlerin sayısı yalnızca 143. Hastalığa yakalanan insanların büyük bir bölümü, ilaç kullanmadan iyileşiyor. Ölümler de, daha çok, astım, kalp hastalığı, şeker hastalığı, bağışıklık sistemi bozuklukları ve obezlik gibi başka sorunlara sahip olan insanlarda görülüyor.
 
Kuşkusuz, bu söylenenler, domuz gribi salgınının gelecekte daha ciddi bir soruna dönüşmeyeceği anlamına gelmiyor. Hastalığa yol açan virüsün, yeni mutasyonlar sonucunda, çok daha büyük bir tehlikeye dönüşmesi “olasılığı” gerçekten de var.
 
Ama paniğe kapılmadan önce, yukarıda verdiğimiz sayıların gerçekte ne anlama geldiğini gösterecek bazı başka sayılara bakmakta yarar var.
 
Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, 2004 yılında dünya genelinde AIDS’den ölenlerin sayısı 2 milyon 40 bin, veremden ölenlerin sayısı ise 1 milyon 460 bin civarında. Yalnızca “düşük gelirli” ülkelerde sıtma nedeniyle ölenlerin sayısı ise yaklaşık olarak 860 bin.
 
Bu arada, Dünya Sağlık Örgütü’nün domuz gribini bir “küresel salgın” olarak tanımlaması nedeniyle komplo teorileri üretmek de çok anlamlı olmayacaktır. Örgütün belgelerinde, bir grip salgınının ne zaman bir “küresel salgın” (yani 6. aşamaya ulaşmış bir pandemi) olarak tanımlanacağı, açıkça belirtiliyor. Bu tanımın yapılması, kendi başına, felaket çığırtkanlığı anlamına gelmiyor. “Panik yaratan”, DSÖ değil, her tür haberden “sansasyon” çıkarmak isteyen medya.
 
Son olarak, domuz gribinden korunmak için: http://www.haberveriyorum.net/node/98
 
Kaynaklar:
http://www.who.int/entity/mediacentre/news/statements/2009/h1n1_pandemic_phase6_20090611/en/index.html
http://www.who.int/csr/don/2009_06_10a/en/index.html
http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs310/en/index.html
http://www.who.int/csr/disease/avian_influenza/phase/en/index.html

 

Yorumlar

Tarihte grip pandemileri

11 Haziran 2009, yazan Meriç Korgan,
Yorum no: 151

Dünyada 20. yüzyılda pandemi yapan grip (influenza) virüsü tiplerine bakacak olursak, bunların en tehlikeli ve en ölümcül olanı 1918-1920 yılları arasında “İspanyol Gribi” olarak tarihe geçen salgındır. Virüs bugün “Domuz Gribi” olarak adlandırılan H1N1 alt tipindeydi. Dünya nüfusunun o dönemde yaklaşık 1/3’ünü etkilemiş ve yaklaşık 50 milyonluk bir ölüme sebep olmuş. Virusun öldürme oranı ise %2.5 civarındaymış. Daha sonra 1958 ve 1968 yıllarında sırasıyla Asya Gribi ve Hong Kong Gribi salgınları yaşanmış. Her iki salgın da yaklaşık birer milyon ölüme sebep olmuş.
Buradan bakılınca en öldürücü olanı ve en fazla ölüme sebep olanı İspanyol Gribi pandemisi olarak görünmekte ve genetik yapısı da bugün karşı karşıya olduğumuz virüsün genetik yapısıyla aynıdır!
Peki neden DSÖ alarm seviyesini neden 6. ve son seviyeye çıkarttı? Bu durum gerçekten evden çıkmayı engelleyecek bir durum mu?
Sonuçta DSÖ’nün bu uyarısı tek tek kişilere değil, ülkelerin sağlık hizmetlerinin organizasyonundan sorumlu kurumlaradır. Yani sağlık hizmetlerinde herhangi bir salgına karşı önlemler alınması, açıkgöz davranılması için bir uyarıdır. DSÖ bu kriterleri daha önceki salgınlara bakarak koymuş ve riskli durumları önceden kestirebilmek için kullanıyor. Hastalığın ve salgının genel eğrisi 6-9 aylık bir periyotta yükselme, sonra da salgının aniden yayılması ve ölüm sayısında hızlı artış şeklinde oluyor. Buradan bakılınca da DSÖ’nün uyarısı doğrudur, dikkate alınmalıdır, ama elbette gerekli kuruluşlar tarafından…
Medya meselesine gelince, o cephede değişen bir şey yok ne yazık ki:
a) Durum gerçekten sokakta maske takarak gezilecek düzeyde değildir. Riskli ilan edilen ülkelerden gelenlerden kaçmaya, sınırları kapatmaya da gerek yoktur. Zira ciddi bir salgında bunların hiçbirisi hastalığın bulaşmasını engellemeyebilir.
b) Bu salgın, genetik yapısı dolayısıyla İspanyol gribine benzetilmektedir ve esas felaket senaryoları bunun üzerinden yazılmaktadır. Ama İspanyol gribinin bu kadar yayılabilmesi ve bu kadar fazla ölüme sebep olmasının altında Birinci Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkması yatmaktadır. Dönemin sağlık imkanlarının yetersizliği de başka önemli bir faktördür. Zira daha sonraki iki büyük salgındaki ölüm oranları İspanyol gribiyle karşılaştırılamayacak kadar az. Sonuç olarak bugünkü salgınla İspanyol gribi salgını arasında benzerlik kurmaya çalışmak anlamsızdır. Aynı genetik yapının aynı etkiyi göstermesi gibi bir zorunluluk da yok zaten.
c) En önemlisi bugün dünyada, basit ve önlenebilir hastalıklardan ölen insan sayısı, Erkin Özalp’in de örnek verdiği gibi, çok daha fazladır ve medyanın ilgisini hiç mi hiç çekmemektedir. Her yıl ishal ve beslenme yetersizliğinden milyonlarca çocuk ölmekte ve her iki durumun da öldürme oranı %0.50 değil, %50’nin üzerindedir. Ayrıca bu ölümlerin önlenmesi, bugün grip salgınına karşı yapılan harcamalardan çok daha ucuz.
d) SARS da Kuş Gribi de medyaya göre ciddi salgınlar yapacaktı ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olacaktı. Fakat bunların hiçbirisi olmadı. Dolayısıyla “kırmızı alarm”ları büyütmemek gerekiyor. Çünkü bu tür alarmların büyük ve ağız sulandıran bir piyasası olduğu açık. Gribe karşı yeni üretilen ve etkili olduğu söylenen ilaçlar, bu tür felaket senaryolarının yazılıp çizilmesiyle satılabiliyor ancak. Beklenebileceği üzere, bu ilaçlar bildiğimiz ilaçlardan çok daha yüksek fiyata satılıyor. Örneğin bu aralar hafif bir soğuk algınlığı şikayetiyle doktora giderseniz, bu ilaçların size ve hatta “salgın” riskine karşı aynı evde yaşadığınız diğer kişilere de reçete edileceğini göreceksiniz. Milyonlarca reçete milyarlarca dolar anlamına geliyor yani.
Tabi tüm bu söylenenlerden pandemi riski yok gibi bir şey anlaşılmamalı. Çünkü bu salgın henüz yeni başlıyor olabilir. Mevsim Kuzey Yarımkürede grip salgını için uygun değil. Özellikle sonbahar ve kış riskli dönemler. Ama görünen o ki, bugünkü virüsün ciddi hastalık yapma potansiyeli düşük, sadece ek hastalığı olanlarda hastalık daha ciddi seyredebiliyor. Öldürme oranı ise %0.50 civarında ki çok yüksek bir oran olduğu söylenemez.
Sonuç olarak, önlem alınmalı, bakanlık ve hükümet tarafından ilaç temin edilmeli ve bu ilaçların herkes tarafından, herhangi bir salgın durumunda kolay ve ücretsiz ulaşımı sağlanmalı vs. Bunlar bilinen şeyler…
Salgından daha çok etkilenecek kesim ise toplu ulaşım araçlarını kullanan, daha düşük hijyenli ve daha kalabalık yerlerde yaşayan, çalışan yoksullarken, bu ilaçlara ucuz olmayan yollarla, kişisel olarak ulaşabilme olanağının yaratılması gerçek bir önlem değildir ve yine kimin hastalanıp öleceği bellidir.

Domuz gribi TTB'yi ilgilendirmiyor mu?

12 Haziran 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 153

Tamam, medya sansasyon yaratmaya çalışıyor. Tamam, hükümet böyle konularla ilgilenmiyor. Tamam, ilaç şirketleri ellerini ovuşturuyor. İyi de tabiplerin birliği olan TTB ne yapıyor? Paniğe kapılanlara bilgi vermek gibi bir görevi yok mu kuruluşun? Sitesine bakıyorsunuz; rotasyon, performans uygulaması, “tam gün” çalışma yasası, kamudan istifa eden hekimlerin özelde çalışma sorunu.... Giriş sayfalarının en altına da “Merak edilenler” diye bir bölüm koymuşlar; ama sanki alay ediyorlar çünkü oradaki tek başlık Kuş Gribi.

TTB'ye soran var mı?

12 Haziran 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 154

TTB'nin 30 Nisan tarihli bilgilendirme yazısına aşağıdaki köprüden ulaşılabilir:
http://www.ttb.org.tr/index.php/haberler/179-ttb/1552-dmzgrb

Ama bence de sitede daha bilgilendirici ve kolay ulaşılabilir başlıklar bulunmalı.
Ayrıca TTB ciddi bir salgın durumunda elbette bir plan oluşturabilecek altyapıya ve birikime sahip, ancak bildiğim kadarıyla TTB'nin doğrudan böyle bir yetkisi yok. Dahası Sağlık Bakanlığı TTB'den pek hoşlanmıyor ve organizasyonda TTB'yi görevlendirmiyor, yardım istemiyor, fikir bile sormuyor. Yapılanlarla ilgili TTB'nin eleştirilerini de, "ideolojik" deyip kestirip atıyor.

Alay etmiyorlar efendim

12 Haziran 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 155

Bahsettiğiniz hususlar şu dönemde hekimlerin gündemini fazlasıyla kaplıyor çünkü. Sağlık hizmeti vermekten sorumlu meslek grubu önünü göremiyor çünkü. Önünü göremeyen, özel hayatını da meslek hayatını da nasıl devam ettireceğini bilmeyen hekimlerin örgütünün öncelikli gündeminin ne olmasını bekliyorsunuz acaba? İnsanlar bırakın domuz gribini,kuş gribini basit üst solunum yolu enfeksiyonundan ölüyorlar. Çünkü hekimler ellerinde bir steteskopla her tür teknolojiden yoksun şekilde çalışmaya zorlanıyor. Çünkü karşılarındaki hastanın sosyal güvencesi ile ilgili her gün yeni düzenlemeler yapılıyor ve bir sürü hasta bu nedenle tedavisiz kalıyor. Bütün bu düzenlemeler için binlerce sayfa mevzuat yayınlanıyor.Bu mevzuatların taranmasının, hak ihlallerine karşı davalar açılmasının ve hekimlerin bilgilendirilmesinin öncelikli olması çok doğal bence.

Bakanlık 10 milyon kişiyi aşılayacak!

13 Haziran 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 158

Hürriyet'te yer alan habere göre, Sağlık Bakanlığı Türkiye'de domuz gribi aşısını, kronik hastalığı olanlar, 65 yaşın üzerinndekiler, sağlık personeli ve "önemli kamu personeli gören kişiler" dahil 10 milyon kişiye "ücretsiz" olarak uygulamayı planlıyormuş. İlaç şirketinden söz konusu aşı satın alınırken yapılacak ödemenin nereden çıkarılacağını planlamıyormuş. Aynı şirketin Türkiye'de en az bir 10 milyon adet daha aşı satışı gerçekleştirerek ne kadar kazanacağının planlanması, programlanması işi de Sağlık Bakanlığı ile ilgili değilmiş haliyle. İlgili kısımlar şöyle: 

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan, 18 yaşın altındakiler için ruhsatı olmayan aşının çoklu dozlarda piyasaya sürüleceğini, mevsimsel grip aşısındaki gibi piyasada tekli dozlar halinde satılma ihtimalinin az da olsa bulunduğunu bildirdi.

Aşının enfeksiyon hastalıklarında en önemli korunma yöntemlerinden birisi olduğunu ifade eden Buzgan, şu anda domuz gribine (A/H1N1) karşı henüz geliştirilmiş bir aşının bulunmadığını söyledi.

Ancak, aşı üretme ve geliştirme çalışmalarının devam ettiğini hatırlatan Buzgan, “Aşı üreticileriyle görüşüyoruz. Kuvvetle muhtemel eylül sonu-ekim başında aşı hazır olacak. Zaten ön anlaşmaları yaptık, hazır olduğunda üreticilerden aşıyı aldıktan sonra öncelikle risk gruplarını aşılayacağız. Tabii toplumun tamamının aşılanmasına ne gerek, ne de ihtiyaç var” diye konuştu.

Yaz dönemi olması nedeniyle insanların kapalı ortamlarda daha az bulunduğunu, okulların tatil olduğunu, sportif karşılaşmaların büyük oranda tamamlandığını kaydeden Buzgan, bu sürecin, hazırlıklar açısından kendilerine bir avantaj sunduğunu belirtti.

Okullar açılıncaya ve hac dönemi başlayıncaya kadar geçen sürede aşının üretim bandından çıkması halinde Türkiye'nin buna ulaşan ilk ülkelerden birisi olacağını kaydeden Buzgan, riskli guruplar başta olmak üzere gerekli kişilere aşı yapacaklarını söyledi.

Geliştirilme aşamasındaki aşının 18 yaşından küçükler için ruhsatının olmayacağını bildiren Buzgan, ancak çalışmaların sürdüğünü, çocuklar için de ruhsatlandırılması halinde bu yaş grubundakilere de aşının uygulanabileceğini belirtti.

“AŞI TÜRKİYE'YE PİYASAYA ÇIKAR ÇIKMAZ GELECEK”

Buzgan, “Aşılanacak risk grubundakilerin kimler olacağını” şöyle açıkladı:
“Kronik hastalığı olanlar, 65 yaşın üzerindekiler, belirli bir yaşın özellikle 5 yaşın altındaki çocuklar, bulaştırmada hem araç olabilme ihtimalleri, hem de hizmet sunabilmeleri için ayakta kalabilmeleri açısından sağlık personeli, belediye ve güvenlik hizmetleri gibi kamu hizmeti görenlerin de aşılanması gerekiyor. Risk gruplarını da daha da artırmak mümkün ama ilk etapta bunlar aşılanması gereken gruplar.”
Buzgan, aşının eylül sonu ya da ekim başında piyasaya çıkacağını, Türkiye'ye de aynı anda geleceğini bildirdi.

Aşının 2 doz halinde uygulanacağını, Dünya Sağlık Örgütünün görüşünün de aynı yönde olduğunu anlatan Buzgan, “Birinci dozdan sonra ikinci doz 3 hafta sonra yapılacak ama üretici firmaların yaptığı çalışmalar da var. 2 dozun aynı anda uygulanması veya bir ya da iki hafta arayla ikinci dozun uygulanması gibi, acil durumlarda böyle bir şeye de imkan verecek gibi görünüyor ama kesin bir şey söylemek için henüz erken” şeklinde konuştu.
İhtiyaçlarla mali kaynağın dengelenmesi gereği göz önüne alınarak asgari 10 milyon kişi için aşı alınacağını bildiren Buzgan, bunların söz konusu kişilere ücretsiz uygulanacağını belirtti.

HAC ORGANİZASYONU

Buzgan, hac organizasyonunun ertelenip ertelenmeyeceği konusunda Diyanet İşleri Başkanlığı ile görüşmeler yaptıklarını söyledi.

Erteleme konusunda bir şey söylemek için henüz erken olduğunu vurgulayan Buzgan, “Bakanlık olarak bu konuyu bilim kurulumuzda da görüştük. Tabii bir avantajımız şu: Hac mevsimi kasım ayında. Eylül sonu-ekim başında aşının gelme ihtimalinin yüksek olduğunu düşünürsek, tüm hacı adaylarını da hacca gitmeden önce aşılamamız mümkün olabilecek. Bu açıdan bakıldığında, aşının çıkması durumunda herhangi bir iptal söz konusu olmaz. Onun dışındaki ihtimalleri bilim kurulumuz ve ilgili bakanlıklarla görüşmemiz gerekecek” diye konuştu.

Buzgan, Suudi Arabistan'ın bu yıl dışarıdan hacı adayı gelmemesi yönünde karar da alabileceğini, bunun kendileri dışında bir konu olduğunu söyledi.

Mevsimsel grip aşısındaki gibi A/H1N1 aşısının piyasada satılıp satılamayacağı konusunda bir şey söylemek için erken olduğunu ifade eden Buzgaün, ne kadar aşı üretileceğini göz önüne almak gerektiğini belirtti.
Buzgan, şunları kaydetti:

“Aşı firmaları tek dozluk aşı üretmeyi şu anda düşünmediklerini dile getirdiler. Çoklu dozlu aşılar, yani bir tüpte 10 doz aşı olacak şekilde üretim yapmayı planlıyorlar. Hem üretim hızlı ilerlesin, hem de daha çok kişi aşılansın gibi bir çıkış noktası var. Piyasada satılma ihtimali az da olsa var ama öncelikle riskli grupların aşı yaptırması gerekeceğinden böyle bir toplumsal bakışın daha doğru olduğunu biz de düşünüyoruz.”
Buzgan, riskli gruptakilerin aşılanmasına yönelik Maliye Bakanlığı ile görüştüklerini ve gerekli kaynağın ayrıldığını bildirdi.

 

 

 

AdaptiveThemes