Skip to content

ALİ MERT: Berfin, Uğur için de yaşar, üretir mi acaba?

19 Haziran 2009, ekleyen Ali Mert

Bugün bazı gazetelerin ilk sayfalarında, 11 ve 12 yaşlarında iki çocuk var. Birinin adı Kürtçe’den, diğerininki Türkçe’den.

Adı Türkçe’den gelen, “babasının PKK’lı olduğu iddiası” ile gerçekleştirilen bir operasyonda katledilen Uğur. Adı Kürtçe’den gelen,  İtalya’nın Fermo kentinde düzenlenen “16. Uluslararası Andrea Postacchini Keman Yarışması”nda dünya ikincisi olan Berfin.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, “sırtından sıralı biçimde ateşlenmiş 9 kurşun yarası bulunduğu, silah tutacak yaşta olmadığı ve olay yerinde çatışma izi bulunmadığı” yönündeki adli tıp raporlarına rağmen, Uğur Kaymaz’ın ölümünden sorumlu tutulan 4 polis memuru hakkında daha önce verilen beraat kararını onamış.

Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Müzik Hazırlık İlköğretim Okulu öğrencisi Berfin Aksu’dan ise, henüz 11 yaşında olmasına rağmen herkes “Türkiye’nin ikinci Suna Kan’ı” diye söz ediyormuş.

Berfin, çocuğunuza isim olarak seçmekte zorlanacağınız, nüfus müdürlüğüyle takışabileceğiniz endişesiyle uzak duracağınız isimlerden değil mi? Kardelen derseniz, solcudur diye biraz kıllanırlar ama sorun yok; Berfin derseniz, kıllanmanın ötesine geçerler, mesele çıkabilir. Gerçi artık böyle isimlerde sorun çıkarmayan daha “demokratik” bir ülkemiz var değil mi? Yine de geçtiğimiz Ağustos ayından şöyle bir haber de var: “Diyarbakır Valiliği tarafından genel ahlaka aykırı, ayrımcılığa ve bölücülüğe yol açabilecek nitelikte olduğu gerekçesi ile Berfin adına veto. Kayapınar Belediyesi tarafından açılacak parka Berfin adı verilmesine izin çıkmadı.” (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&ArticleID=894413&Date=19.08.2008&CategoryID=77)

Uğur adı için böyle bir sorun da yok, haber de yok. Ama Uğur’un sırtında sıralı biçimde ateşlenmiş 9 kurşun yarası var. Buna rağmen, 21 Kasım 2004 tarihinde, henüz 12 yaşındayken Uğur Kaymaz’ın hayatını karartan kişiler hakkında alınan son kararda, “polislerin meşru müdafa yaptıklarını” belirten bir hukuk da var!

Berfin, Kürtçesi ve Farsçasıyla karda açan bir çiçek türü, kardelen ya da kar tanesi.  .

Uğur, Türkçesi 9. yüzyıla kadar uzanan,  bazı olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan iyilik kaynağı. Sözcüğün kökeni “ogur” ise “tesadüflerin denk gelmesi” anlamındaymış.

Bugün, Uğur ve Berfin’in adları/haberleri gazetelerin ilk sayfalarında tesadüfen denk geldi.

*

Yıllar önce, ben de bir dergide tesadüfen Erdal’a denk geldiydim.

“12 Eylül sonrası” diye de adlandırılan 80’li yılların ortalarını geçtiydik,  18 yaş civarı olmalıyım,  2000’e Doğru dergisinin kapağında tesadüfen görüp haberini okumuştum. 17 yaşında idam edilen gencin, 12 Eylül’ün “ibretlik idamları”ndan birinin öyküsü, etkileyici bir dille anlatılmıştı. Kısacık ama insanın içine işleyen bir yaşam öyküsü, Erdal Eren’in öyküsü.

O günlerde, “eski solcu”luk pek revaçtaydı. “21 yaşına kadar sosyalist/devrimci olmayan, 21 yaşından sonra sosyalist/devrimci kalan enayidir” gibi görüşler havada uçuşmaktaydı. 21 yaşın altındaydım, henüz “sorunlu bölge”ye girmemiştim yani. Yine de, dünya görüşünün, gerçekleri açıklama gücünün, değiştirme iradesinin, eşitlik arayışının ve ötesinde devrimci heyecanın böyle “çocuk oyuncağı” yapılmayacağının farkında, bu dönekçe sözlere kızgınlığımla, “bunlara inat, hep sosyalist kalacağım” diyebileceğim, geleceğe uzanabileceğim dayanaklar arıyordum. Üniversitede herkesin “gelecek kaygısı” farklı oluyor demek ki!

Solculuğuma, devrimciliğime ve “dönmezliğim”e, belki de çocukça dayanak oluştururken; “bundan sonra, biraz da Erdal için yaşayacağım” diye bir “yaşama gerekçesi” bulduydum!

Bunaldığım belli dönemlerde aklımın etrafında dönerek yeniden açığa çıktı: “Erdal için de yaşıyorum ben.  Hani ileride bir şeyler üretir, ortaya koyabilirsem, içinde Erdal da olacak”.

Sözümü daha “doğrudan” tutabilmek için, Kadıköy’deki Kenan Evren Lisesinin adının Erdal Eren Lisesi olarak değiştirilmesi için yürütülen kampanyanın öyküsünü de yazmaya çalışmıştım. Takdiri elbette bana kalmaz ama kendimce diğer yazdığım/yaptığım şeylerle de, “doğrudan” olmasa bile, sözümü tutmaya çalışmaktayım.

*

Berfin daha küçük. Ama yaptığı işler büyük.

Bugünkü gazetelerin ilk sayfalarında kendi haberlerini büyük bir sevinçle okurken, Uğur’un haberi de gözüne çarpmış mıdır acaba?

Gözüne çarpan bu haberi okumuş mudur?

Okurken aklından geçmiş midir?

“Bundan sonra biraz da Uğur için yaşayacağım”…

Yorumlar

Çok etkileyici bir yazı.

20 Haziran 2009, yazan Kemal Özer,
Yorum no: 187

Çok etkileyici bir yazı. İnsana yaşamı yeniden gözden geçirmeyi, gerçeklikleri değerlendirmeyi öneriyor. Özellikle yolun başındaki gençlerin okumasını isterim. Ali Mert'in bugününü nelerin hazırladığını öğretti aynı zamanda. Kendisini hem bu yazıdan, hem öğrettiği yoldan dolayı kutluyorum.

Engin Çeber

20 Haziran 2009, yazan Fidel,
Yorum no: 194

Engin Çeber'in video görüntülerini izledikten sonra tekrar okumuştum Efe Duyan'ın "Engin Çeber'in unutulacak ölümü" adlı şiirini. Benzer duygular hissetmiştim. Umarım hep birlikte Erdal Eren, Uğur Kaymaz, Engin Çeber ve daha nicesinin hakkını verecek bir üretkenlikle kuşatabiliriz zalimleri...

Bir de bu yazı Berfin'e ulaşmalı. Uğur'un hikayesi, nasıl yaşadığı, nasıl öldürüldüğü...

Kızcağızın haberi bile olmayabilir yaşananlardan, yardım etmenin bir yolu bulunmalı...

Ayrıca düzenle hesaplaşmanın yalınlığını hiç kimseden okumadım Ali Mert'ten okuduğum kadar. Ellerine sağlık...

 

 

 

AdaptiveThemes