Skip to content

ALİ MERT: Stop ya da spot

24 Mayıs 2009, ekleyen Ali Mert

 

Her bir cümlenin paragraf kabul edildiği, yeni bir köşe yazısı ya da fıkra tipi belirdi.

Daha önce de kullananlar, yararlananlar olsa da, Yılmaz Özdil’in etkisiyle olsa gerek, bu tür yazarların sayısı hızla artıverdi.

Daha anlaşılır olduğu düşünülüyor herhalde.  

Halka daha kolay ulaşıldığı değerlendiriliyor sanırım.

Sokaktaki insana, onların diliyle hitap edildiği zannediliyor büyük ihtimalle.

Yazar derdini daha etkili bir şekilde anlattığı kanaatine varıyor mutlaka.

Aynı yazar, gereksiz süslemelerden uzak kaldığı, hatta sade, duru, yalın vb. bir anlatımı tercih ettiği için övülüyor eleştirmenlerce.

Aynı konu etrafında, paralel ya da yakın düşünceler böyle alt alta sıralanıp duruyor sonuçta.

Tıpkı Show TV ya da Fox TV haberlerindeki gibi, “flaş”larla, “şok”larla, “az sonra”larla, “spot”larla ve tekrarlayıp duran görüntülerle daha etkili olduğu düşünülüyor sanırım.

Yalnız, kendine belli bir mesafeden bakan bu türden çözümlemelere de çok fazla gidilmiyor.

Çözümlemeden çok, kısa ve kesik tasvirlere girişmek yetiyor.

Uzun cümleler kesinlikle hoş karşılanmıyor.

Vatandaş zaten bir şey okumuyor, “uzun şeyler”i hiç okumuyor,  “böyle kısa kısa yazalım en iyisi budur” deniyor.

İyi gerçekten.

Yalnız böyle yazıldığında, böyle yazdığımda ya da böyle yazılmış bir şeyi okuduğumda, dayanılmaz bir “telgraf hissi” uyanıyor dimağımda.

Sonuna “stop” eklemek istiyorum cümlelerin.

“Bugün Taksim’deydim, stop”

“Caddedeki mahşeri kalabalığın içine karıştım, stop”

“Aklınıza gelebilecek her konuda, ortalama beğeni ve algıyı okşayabilecek ortalamacı fikirlerimi geliştirebilmem için çok uygun bir ortam olduğunu hissettim. Bu biraz karmaşık bir ifade oldu, sonradan düzelt, stop”

“Sonra bir baktım, kalabalığın albenisi, beni sarıp sarmalamış. Bu iyi oldu, stop.”

Şimdi artık buraya siyasi bir mesaj girmeye başlayabilirim, stop.

Artık siyasi eğilimim her neyse, Taksim’e açılacak camiye dönük eleştirel ya da destekleyici birkaç fikir serpiştireceğim işte, stop.

“Bu renkli kalabalıktan tek bir kişinin bile, aklından Taksim’e cami açma fikrinin geçtiğini zannetmiyorum, stop.”

“Peki öyleyse bu çaba niye?”

“Stop!”

Çırpıştırdım işte yazıyı.

İyi de, insan bundan günde elli tane rahat rahat yazar.

Olsun, sen 1 tane yaz, kalan 49’unu Ludwig Wittgenstein’a bırak.

Ne demiş üstad “Tractatus”taki tek anlaşılabilir ya da kısa ya da kesin ya da belirgin ya da net ya da açık ya da seçik duru ya da sade ya da “yeter ama” cümlesinde:

“Üzerinde konuşmaya değmeyecek şeyler hakkında susulsun.”

Ama eksik demiş.

“Üzerinde konuşmaya değmeyecek şeyler hakkında susulsun, non-stop.”

Bu da bize kapak olsun ya da spot…

 

 

Yorumlar

bir de bu tür yazarlar

25 Mayıs 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 24

bir de bu tür yazarlar kelimelerin sonuna 3 nokta koyarak sanki hayatın en önemli tiyolarını veriyorlarmış gibi yapmıyorlar mı? yapıyorlar...

 

 

AdaptiveThemes