Skip to content

ALİ MERT: Bil-Bul: Vicdan gibi maymuncuk olmaz, vicdanla da o iş olmaz

13 Ağustos 2009, ekleyen Ali Mert

Daha önce de uğraşmıştık kendisiyle. Hem Fethullah beyefendinin tanımlama girişimlerini ve “vicdan sonunda görüntülendi” haberlerini ti’ye alırken, hem de “ne kadar sola aittir” sorgulaması çerçevesinde “etik”le didişirken. Ancak son zamanlarda o kadar sık çıkıyor ki karşımıza, ne kadar uğraşsak az. Ülkemiz, sağlı, sollu “vicdan” kavramına, daha doğrusu, “vicdan siyaseti”ne gömülmüş durumda.

Liberal sol kopmalar, yeni isim ve cisim arayışlarında vicdana ulaşıyor anında.

Hem popüler bir gazetede yazdığı hem de “şekilli” yazdığı için solun doğal kanaat önderlerinden biri konumuna yükseliveren Ece Temelkuran’ın başucu kavramları arasında yer alıyor.

Naomi Klein, Arundhati Roy gibi yeni düşünce mimarları, Irak Savaşı’ndan sivil itaatsizliğe birçok konudaki belirlemelerini/muhalefetlerini, “kolektif vicdan”, “modernliğin vicdanı” gibi kavram çiftleriyle ortaya koyuyor.

Ülkemizde de sosyalist soldaki çoğu yazar, günlük hayatın/siyasetin içinden fışkıran onca adaletsizliğe, eşitsizliğe, çarpıklığa dikkat çekerken; “hiç mi vicdanınız sızlamaz bre deyyuslar” seslenişini artık daha çok kullanmaya başlıyor.

Hükümet ya da gericilik kanadı deseniz (elbette ki “sosyalist sol”un söz konusu seslenişine ya da vicdan çağrısına hiç aldırmadan) baştan aşağı vicdan. Bütün hitapları ve kitapları vicdan üzerine kurulu, doğuştan.

Hal böyleyken ve daha onlarca “vicdani yönelim” söz konusu iken, geçenlerde eski Birgün çalışanı Sinan Acıoğlu’ndan anlamlı bir itiraz geldi: “‘Maneviyat’ ve ‘vicdan’… Açın bakın liberal cenahın, dincilerin köşe yazılarında ‘vicdan’dan geçilmez. Sosyalistler bu kavramlar kulvarında deplasmandadır; 'hakiki'si varken kimse 'taklidi’ne yönelmeyecektir... Dini siyasette referans haline getirmenin, bir yerlere ‘ılımlı mesajlar’ göndermenin bir faydası yok, bunlar solu büyütmeyecektir.”

Yerinde bir itiraz. Ötesinde, ülkemizdeki “taraflaşma” açısından bakıldığında; bir tarafın has evladına (bu kadar “iş yaptığı”nı gördüğü için olsa gerek) diğer taraf da yüklenmeye çalışıyor aslında. Böyle de bir doğallığı var! Peki, ortada böyle “sızıntı”ya elverecek bir çatlak, bir oyuk mu var? Varsa da, burayı akılla delip geçeceğine, vicdanla sızım sızım sızlatmak ne işe yarar?

Akılla delip geçmek mi, gönlü ve vicdanı okşayıvermek ki? Sahi, aklın neresine düşer vicdan, tam olarak nereye yerleşmiştir?

Öztürkçesini söyleyince daha iyi anlaşılıyor sanki: Vicdan dediğinize, “bulunç” karşılığını bulmuş Öztürkçecilerimiz. (Telefonda söylemeniz gerekirse, “kulunç” gibi ama Bursa’nın b’siyle diyebilirsiniz).

Fena bir karşılık değil hani. “Bilinç”te bilmeniz gerekiyor, “bulunç”ta bulmanız. İlkinde zihni harekete geçirip bilmek için uğraşacaksınız, öbüründe “içinize zaten yerleştirilmiş” bir şeyin sesine/çağrısına kulak verecek, onu buluvereceksiniz.

Açalım biraz, dağıtalım:

İnsanları akıllarından yakalayıp bilinçlendirmek mümkün olmayınca; gönüllerinden/ kalplerinden, ahiret/ öte dünya beklenti ve korkularından, manevi alemlerinden ve de inanç dünyalarından, derinlerindeki en duygusal yoğunlaşmalarından, içgörüsel ve de sezgisel özvarlıklarından, coşumsal koşumlarından yakalayıp “bulunçlandırmak” gerekiyor haliyle… Bu kadar basit!

Peki nasıl yakalayacağız halkımızı buluncundan?

Zamanında Hikmet Kıvılcımlı, “halkı bilinçlendirmek, dolmayı pirinçlendirmeye benzemez” diyerek meselenin çok basit olmadığına değinmişti. Halkı buluncundan yakalamak da, kuluncundan yakalamaya benzemiyordur sanırım.

Gerçi siyaseti, toplumdan/toplumsallıktan, bireye/bireyselliğe indirince “bulunç siyaseti” yapmak, tek tek insanları buluncundan yakalamak daha kolaydır herhalde. Atomize ve son derece postmodernize siyaset ortamında budur istenen her kesimden. 

İyi de “bizim hiç manevi değerlerimiz yok mu kardeşim”? Maddi ilişkilerin, para ve çıkar dünyasının, piyasanın gücünün vb. karşısında, bilinçle durduğumuz kadar bulunçla da durmamız gerekmez mi?

O maddi ilişkilerin, para ve çıkar dünyasının, piyasanın gücünün içine bir güzel yerleşip semirirken, “durmak yok, vicdana devam” diyenleri, bu aççık ve seççik ilişkileri içerisinde ortaya çıkarmak varken; bunu aklınızın gücü, haklılığınızın öfkesi ve cesaretiyle gösterebilecekken, bulunçta neler bulabilirsiniz bilemem!

Bu arada, sosyalizm mücadelesi, elbette sadece akılla, bilinçle, bilimle ilgili değildir; duygusallıkla, düş gücüyle, coşkuyla, aşkla, muhabbetle, öfkeyle de iç içedir. Bunu bilirem, ama adına asla bulunç demirem… 

---

Daha önceki "köşeli yorumlar"

Yalçın Küçük 1 Numara Olunca Küçük Yalçın Ne Olur?

Öcalan Kimleri Okursa İş Yapar?

Işık mı, nur mu, Fevziye mi, Fethullah mı? 

Berfin, Uğur için de yaşar, üretir mi acaba? 

8, 7, 6, 5, Allah belanızı versin! 

Tehlike sorununun farkında mısınız? 

Arada Adada 

Stop ya da spot  

 

Yorumlar

demokratik bulunç

13 Ağustos 2009, yazan mcf1907,
Yorum no: 566

 Bu vicdan(bulunç) denen şey de herhalde demokrasi gibi bişey. Nasıl katiller 17 yaşındaki gençleri asarken ağızlarından demokrasi'yi düşürmüyorlarsa ya da koskoca bir ülkeyi demokrasi adına işgal edip katliamlar yapıyorlarsa, bu vicdan(bulunç) sahipleri de,herhalde  sahip oldukları vicdan(bulunç)'dan ötürü bu demokrasi aşığı bulunçlu zatların bulunçlu uşaklığını yapıyorlar. Eskiden her derde deva muzlarımız vardı. Sonraları (hayatımızın hiç bir anında amaçsız kalmamamızı istediklerinden ötürü olsa gerek) bize  ne olduğunu hala anlayamadığım yada iyimidir kötümüdür bilemediğim demokrasiyi verdiler. En sonuncu olarakta şanlı demokrasi mücadelemizde bize yol gösterecek en büyük, en ulu, en parlak fenerimiz olan buluncumuza kavuştuk. Yeterki buluncumuz demokratik olsun.

 

 

AdaptiveThemes