Skip to content

ALİ MERT: Arada Adada

1 Haziran 2009, ekleyen Ali Mert

Tarihin olmasa da hayatın ironisi diyelim; aklı ereli beri Kıbrıs’la ilgili “Denktaş şunu bunu dedi”, “Annan Planı neler getiriyor”, “Adada falanca krizi”, “Yavru vatanda seçim yarışı” vb. bir dolu sıkıcı Kıbrıs haberinden kaçmış; dergi sayfalarında denk geldiğinde anında zaplamış biri, adaya düştü. Neyse ki, iki yıllığına. Namık Kemal bile daha uzun süre (38 ay) kalmış Mağusa zindanlarında! Dayanacağız mecburen 22 ay daha Girne sırtlarında…

Ama kurtuluş yok tek başına. “Kıbrıs sorunu”nun çok da “mesele edilmemesi” gereken enteresan boyutlarına değinerek kafanızı ütüleyeceğiz arada. “Arada Adada, Kısım 1” diyelim o zaman bundan sonra yazılanlara, 2, 3, 4… diye devam ederiz sonra.

*          *          *

Buraya turist olarak değil de, geçici bir süre yerleşmek üzere gelen “normal bir Türk vatandaşı” için “Kıbrıs sorunu” ne ifade edebilir diye sorarsanız, karşınıza çıkacak ilk yanıt “Burası niye vilayet olmamış ki” olacaktır.

Nitekim, adaya okumaya gelen üniversite öğrencileri, “Türklerin, Kıbrıslılar tarafından sevilmedikleri”ni anladıktan sonra, bir de Talat iktidarının “dışlayıcı” uygulamalarıyla birlikte Emniyet’in “muhaceret şubesi”nde bürokrasiyle boğuşmaya başlayalı beri, bu soruyu daha çok sormaya başlamışlar.

Sorunun en temelinde de Makarios var sanırım! Adayı İngiliz sömürgesi olmaktan kurtardıktan sonra, Yunanistan’a karşı da bir anlamda direnip, bu ülkenin bir vilayeti olmayı kabul etmemiş. Sonrası “zincirleme kaza” gibi devam etmiş. (İngiliz sömürgesi olmaktan ne kadar kurtulunduğu ise, Adada Rumların da Türklerin de giremediği İngiliz üsleri, trafiğin soldan akması, prizlerin İngiliz sistemi olması, lokantada balık siparişi verince yanında patates de gelmesi, emlak ve otomotiv piyasasında para biriminin pound olması ve elbette İngilizlerin sürekli toprak satın alıp durması gibi nedenlerle büyük bir soru işareti.)

“Vilayet olmamanın” diğer boyutları bir yana, bu işi zamanında Girit lideri vb. de yapsaymış iyice çetrefilleşirmiş Ege’nin işleri. (Girit’te de yok muymuş sahi, eski Osmanlı yerleşiminden kalan Türk nüfusu, yanında daha eski Rum nüfusu, adanın bölünme sorunları ve benzerleri, araştırmak gerekiyor belki!) Makarios, vilayet değil, egemen devlet olacağım diye tutturmakla bir bakıma iyi etmiş de, “Kıbrıslılık” denen toplum/devlet vb. bilinci oturmayınca, iki ayrı millet, iki ayrı devlet, ortalık karışıvermiş. Yine aynı cümle: Sonrası “zincirleme kaza” gibi devam etmiş. 

Kıbrıs’ın ve kuzey tarafının “ölçeği” düşünüldüğünde, ortada “ayrı bir devlet” olması, garip bir “minyatürlük” hissi yaratıyor diğer taraftan. İnkar edilemez bir “oyun havası” da diyebiliriz buna. İnternetteki simulasyon oyunlarında kurulmuş bir devlet gibi. Üstelik onların modern görünümleri yanında, taşra versiyonu sanki.

Yani, bir futbol federasyonu, bunun bir başkanı, çalışanları vb. olması yetmiyormuş gibi, Gönyeli diye bir şampiyonları da var mesela! Taraftarlar ise bildiğiniz Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı! Ölçeği düşünüldüğünde, diyelim Tokat ilimizde de ilçeler arası bir mahalli lig kurulabilir ve diyelim Erbaa şampiyon olabilir ama bunun yanında bir de Tokat Futbol Federasyonu olunca ve tabii üstüne 8 ayrı siyasi parti,  Maliye Bakanlığı ve diğer bakanlıklar, bakanlık müsteşarları, Tokat Elektrik Kurumu, Tokat Radyo Televizyon Kurumu ve daha onlarca kamu kuruluşu ve büroktarları ayrı bir “devlet yapılanması” içerisinde kurulunca, garip olmayacak mıdır sonuçta? Bu “his”ten kurtulmak pek mümkün değil.

Diğer yandan, her tür kamu yapılanması ve bürokrasi mevcut ama ayrı bir ordu yok haliyle. O iş “devredilmiş” Türkiye’ye. Türk ordusu, işgalci midir, değil midir tartışmalı bir konu, lakin her ay 40 bin asker için yapılan harcamanın pek tartışılacak bir tarafı yok.

Ada ekonomisi de –üretimin hemen hiç olmadığı koşullarda – bu gelen paralarla, artı turizm, artı sekiz ayrı üniversitedeki talebelerin harcamaları, en kocaman artı, emlak satışları ve artı mıdır eksi midir belli değil kumar ve fuhuşla dönüyor sonuçta.

Rivayet o ki, asgari ücret 1200, ortalama memur maaşı 3 bin lira. Hemen herkes memur olma derdinde ya da yolunda. Çoğu ada gibi “vergi cenneti” de olduğu için, yine hemen herkesin altında (vergi yükünden kurtulmuş, görece ucuz fiyattan) araba. BMW’ler, Mercedesler ve cipler de hiç küçümsenmeyecek bir oranda. (“Kıbrıs sorunu”nun trafik sorunu boyutu ayrı konu. Çok da dağlık olmayan bir ada, bisiklet varken niye otomobile boğmuşlar burayı diye de düşünmeye başlıyorsunuz başta. Sonra anlamaya başlıyorsunuz sıcaklar bastırdıkça. Klimayla korunmadan nasıl çıkacaklar bisikletle sokağa!) Haftanın her günü ayrı araba kullandığı için 7 tane alanına bile rastladım!

Hadi abartayım, “ortalama Kıbrıslı” kimdir diye sorarsanız; lüks arabasında, süsünde püsünde, işgalcisini sevmeyen ama onun gönderdiği paraları yiyen, Rum tarafıyla birleşip AB’ye girsek çok daha fazla yiyeceğiz versinler tabii diye yakınıveren, sıcaktan pek çalış(a)mayan, elindeki emlağı satıp hazır paraya konmaya çalışan vb. “çirkin bir tipoloji” çıkar ortaya.

Sonuncusu, yani emlak meselesi pek önemli. Zira Kıbrıs sorunu dediğiniz, aslen “emlak/tapu/işgal/satış sorunu” olarak da değerlendirilebilir. Toprakların kim tarafından ve ne şekilde işgal edileceğiyle ilgili bir çekişme meselesi ya da. Eskiden sömürgeleştirdiği toprakları şimdi parasıyla satın alan bir “egemen ülke” söz konusu: İngiltere. Tartışmıyor bunu hiç kimse, hiçbir şekilde.

Zira Adalılar, tartışma değil, satış peşinde.  

Çok mu ağır oldu?

Madalyonun görünmeyen yüzü yok mu? Var elbette. Yoksulu, yoksul köylüsü de var bir yerlerde. Adana, Hatay ve Bulgaristan ağırlıklı göç neticesinde, Pakistanlılarla birlikte günlük yevmiye peşinde koşanlar da var, inşaatlarda çalışan Kürt kardeşlerimizle “dolup taşan Adıyaman kahvehaneleri de. Ama onlar adanın “görünmeyenler”i gerçekten de.

Turistlerin gözü casinolarda, barlarda, tutti fruttili night club’larda…

Çok mu sıkıcı oldu?

Neredeyse bütün Kıbrıs yazıları gibi, bu kaçınılmaz değil mi? Yine de şükredin, Denktaş’ın bir demeci, Talat’ın bir serzenişi, Annan’ın bir planı, “Akdeniz’deki uçak gemisi”nin bir füzesi, "çözümsüzlük siyaseti"nin yeni bir önermesi vb. karışmadı araya…O halde, yine uğrarız arada Ada’ya…

ÖNCEKİ YAZILAR

Stop ya da spot (24 Mayıs 2009)

Yorumlar

Ali Mert'e

1 Haziran 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 76

Girne sırtlarından Kıbrıs böyledir. Biraz daha insanlarla ve gerçekten Kıbrıs'lılarla konuşursanız sağlıklı değerlendirmeler yapabilirsiniz umarım.

"işgale değil, işgalciye karşı olmak"

3 Haziran 2009, yazan Ali Mert,
Yorum no: 90

değerli yorumunuz için sağolun. dün girne sırtlarından (fildişi kulesinden!) "halkın arası"na karışayım dedim. buranın tozunu toprağını yutmuş, onlarca yıl mücadelesini vermiş ve sonunda acayip öfkelenmiş çok çok değerli bir ağabeyle sohbet ettim. "aman" dedi, "uzak dur. bunlar işgale değil işgalciye karşı. rum burjuvazisi ne diyorsa ağızlarından düşürmezler. karpaz'da türkiyeliler var diye gidip oraya ders bile vermeyen solcu öğretmenler var. kıbrıs türkünün solcusu panhelenistik olma yolunda. kafayı yediler" vb. bir dolu şey söyledi. zaten havalar ısınmaya başladı, ürktüm açıkçası... 

selamlar

 

 

AdaptiveThemes