Skip to content

YİĞİT TUNCAY: Bölge sorunu ve yayılmacılık

7 Haziran 2010, ekleyen Yiğit Tuncay

Tarihi geçmiş olarak algılamak, onun bilim olma özelliğini ortadan kaldırıyor. Tarih bütün bilimlerin anası olarak; geçmiş - şimdiki an - gelecek arasındaki diyalektik bir diyalogdur. Bu bütünlükle düşünmek, tarih bilimini bütün bilimlerin anası haline getiriyor. Şu anda yaşadıklarımızı tarihin deneyimlerinden gözlemlemek ve bu gözlemlerden yola çıkarak anlamaya çalışmak, bizim yarın için ne yapmamız gerektiğine ışık tutacaktır. Batı dünyası politikada bu deneyimlerini fazlasıyla hissettirir. Mesela; İngilizler tarafından Rusların üzerine sürülen Osmanlı, İngilizlerle ittifak içinde olduğunu zannederken, İngilizlerin, Ruslarla vazgeçilmez gizli ittifakından habersizdi. Osmanlı hem savaş alanında, hem de masada kaybediyordu. Şark Meselesi olarak değerlendirilen Osmanlı, bölgedeki varlığını bu politik oyunların kurbanı olarak yitirmişti. Günümüzün meselelerine bir de bu deneyimlerin ışığında bakalım....

BÖLGE SORUNU
VE
YAYILMACILIK

Yiğit Tuncay
 

İstanbul’un fethinden ve Amerika kıtasının keşfinden sonra, Doğu’ya açılan kapılardan biri olan Rusya’nın durumunda farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin bir Batı’lı kaynakta şöyle deniyor: “Çin’in, Hindistan’ın ve Ortadoğu’nun, Avrupalılara, kıyılarında küçük yerleşme olanakları vermekten öte bir kabul göstermeyi gereksiz buldukları bir tarihte, Rusya ve Amerikan toplulukları, Batı Avrupa ile iyice iç içe girmiş bulunuyorlardı. Amerika Yerlileri’nin yüksek kültürlerini felce uğratıp yıkan etkiler ve Amerika topraklarına fatihler tarafından yerleştirilen yeni kurumlar, doğrudan doğruya İspanya’dan gelmişti. Rus kurumları çok daha sağlamdı ve Amerika Yerlileri’nin kurumları gibi silahlı yabancılarla ilk karşılaştıklarında yıkılmadılar. Bununla birlikte, Rusya da, bozkırdan eskiden beri gelen baskılara karşı koymakta gösterdiği direnci, Batı Avrupa’dan gelen meydan okuyucu yeni etkilere yöneltmekte güçlük çekti. Hem kilisenin, hem devletin içinde bulunduğu büyük güçlüklere bir de, Rusya’nın yüzünü batıya çevirme zorunluluğunun yol açtığı, Avrupa’nın ortaçağ kozasını parçalayıp çıkabilmek için aynı tarihlerde yaptığı savaşımın güçlükleri kadar büyük güçlükler eklendi.”(1)

Doğu’ya giriş yollarını arayan Avrupalılar, kuzeyden, yani Rusya üzerinden geniş bir pazara açılmayı denerler. Emperyalist ticaret devletlerinin bu soylu yarışmasına Rusya da katılacaktır. Zaten İngilizlerin Rusya’ya gitmesinden bu yana Rusya da uluslararası ticarette bir rol oynamaya başlamıştır bile. Altınordu Hanlığı’ndan Çar ünvanını alan III. İvan (1480) döneminden tutun da, 1552’de Kazan kentini fetheden IV. İvan’ın durmaksızın Asya’da süren yayılmacılığının Hazar Denizi yoluyla İran’a kadar açılan geniş bir toprak parçasını ele geçirmesi, kısmen de olsa önü tıkanan ticaretin genişlemesine yol açmıştır. İskandinavya’ya kadar tahıl gönderen Ruslar’ın ticaret kentleri de, IV. İvan’ın Novgorod’u yıkması gibi, çarlar tarafından yıkılmadığı sürece dünya ticaretinin uğrak yerleri olurlar.

Dünyanın girdiği bu yarışta Ruslar da geri kalmamaya kararlıdırlar. Rus tacirleri Sibirya’nın içlerine kürk aramak amacıyla dalmışlar ve ayrıca Çin’le bağlantı kurmuşlar, kervanlarla çay ticaretini yeniden canlandırmışlardır. Ancak Çar duruma el koyarak, tüm bu ticari akıştan payına düşeni almayı da unutmaz tabi. Böylelikle yurt dışından gelen mallara gümrük uygulamış ve giderleri özel ticaret firmalarınca ödenmek koşuluyla kürk, bal, balmumu dışsatımı tekeli kurmuş olur. Hatta Korkunç İvan zamanında kentlerde korporasyonlar da zorunlu kılınmıştır.

(...)

Yazının devamı: 

http://www.halksahnesi.org/incelemeler/bolgede_yayilmacilik/bolgede_yayilmacilik.htm

 

 

AdaptiveThemes