Skip to content

Yeni bir yağma haberi, eski ve kumdan hikayesi

6 Mart 2010, ekleyen Ali Mert

Yine bir elektronik mağazasının açılışının ilk günü, yine büyük indirim, yine acayip izdiham ve fakat bu kez yağma. Artık bir dahakine kaldı: "yağma yok, sosyalizm var"!

O zamana kadar devam edecek haberler böyle. Önceki açılışlardan biriyle ilgili bir hikaye de var bugünkü haberin peşinde. Yani, önce Radikal'den "haber", ardından "Kumdan Kitap"tan bir hikaye. Bakalım, daha ne kadar gidecek böyle:

Yağma haberi

İndirimli alışverişe geldiler yağma yaptılar

06/03/2010 03:19

Antalya'da elekronik ürünlerde yüzde 50 indirim yaparak açılışı yapılan mağaza müşteriler tarafından yağmalandı.

Yusuf DEMİR

ANTALYA - Çok sayıda elektronik üründe yüzde 50 indirim uygulanacağını duyurarak bu sabah kapılarını açan teknoloji mağazası, izdiham sırasında yağmalandı. Mağaza sahibi Musa Taşkın, zararın boyutunun büyük olduğunu söyledi.
İkinci büyük mağazasını Dokuma semtindeki ‘Kipa Alışveriş Merkezi'nin içinde açan ‘Gold Teknoloji Marketleri' firması, açılış gününe özel, birçok elektronik ürünlerde yüzde 50 indirim uygulanacağını duyurdu. Bunun üzerine, gece yarısı alışveriş merkezi önünde kuyruk oluştu. Yaklaşık 4 bin kişilik kalabalık, saat 06.00'da, AVM'nin giriş kapısında toplandı. Bir grup tarafından kapı ve pencereler kırılınca, alışveriş merkezi girişine akın başladı. Hizmete açılmaya hazırlanan ‘Gold' mağazasının alarm sistemi ile güvenlik kameraları bazı kişiler tarafından tahrip edildi, zorlanan kapısı parçalandıktan sonra kalabalık içeriye hücum etti. Mağaza çalışanlarının ‘sıraya girin’ anonslarına aldırmayan kalabalık arasından birçok kişi, vitrin ve raflardaki çok sayıda dizüstü bilgisayar, cep telefonu, bilgisayar yazıcısı, DVD player, sinema ses sistemi, fotoğraf makinası, video kamera, projeksiyon cihazı, MP3, elektrikli küçük ev aletleri gibi yüzlerce elektronik ürünü yağmaladı.
Mağaza sahibi Musa Taşkın, “Eyvah, mağaza boşaldı” derken izdihama tepki gösterirken çalışanlar da, masa altlarına sığınarak güvenliklerini sağlamaya çalıştı. 1 saat kadar süren izdiham ve faturasız mal çıkışı ardından, Çevik Kuvvet polisi mağazaya gelerek müdahalede bulundu. Zararın büyük olduğunu belirten işyeri sahibi Taşkın, “Kapılar kırılarak, içeriye ani hücum olunca, kalabalığı kontrol altında tutamadık” dedi. Taşkın, cep telefonları, birçok küçük elektronik cihaz ve aletlerin kutularından çıkarılıp, cep ve çantalara konularak, mağaza dışına çıkarıldığını söyledi. Taşkın, “Hatta, mağazanın asma tavanı bile, kalabalık arasındaki bazı kişiler tarafından parçalandı. Polis, arkadaşlarımızın çekim yaptığı video kamera görüntülerini inceliyor. Amacımız, açılış günümüze özel, birçok ürünümüzde yüzde 50 indirip yaparak, halkımızın ihtiyaçlarını karşılamalarına destek olmaktı. Çok üzgünüz” diye konuştu. (dha)

Kumdan Hikâyesi  

Gayet meşru ve de meşhur bir açılışa denk gelirsiniz bu arada…

Rüzgârlarla savrulup Ümraniye sırtlarında bomboş olduğunu düşündüğünüz bir araziye konduğunuzda, nereden bilecektiniz, koskoca bir milletin yüzüp durmakta olduğunu teknoloji havuzunda. Yanından yöresinden yol geçirmek yetmez ki değerlendirebilmek için bir araziyi. Küçük küçük nişlere ayırıp tetikleyebilmeli iyice alışverişi.

Önce müjdesi gelir. Şehire yepyeni bir alışveriş merkezi ya da kültürü, o da yetmezse yaşam merkezi ya da kültürü gelecektir. Öncekilerle kıyaslandığında, illa ki fark yaratan bir şeyler olması gerekmektedir. Kırların, ovaların, vadilerin, tarlaların, dağların, yamaçların, boşlukların sükunetine dikilecek, kahraman bakkalın gözlerini yuvalarından edecek, perakende günlerinde bin metrekarelik standlar tutabilecek, ürün kataloglarından yapılan kalınca dergileri uydu sitelerin posta kutularından taşırabilecek devasa şeyler işte. Tüketici dilinde, kısaca ifade etmek gerekirse: Müjde…

Müjde: Media Markt Türkiye’de
 
“23.3.2007 – Türkiye’de Real ve Metro Cash and Carry hipermarket zincirleriyle faaliyet gösteren Metro Group Yönetim Kurulu Başkanı Joachim Körber, teknolojik ürünler satan Media Markt’ı da bu pazara sokacaklarını belirterek ‘Türkiye'de bundan sonraki lokomotifimiz Media Markt olacak’ dedi.”
 
Yatırım programı: Şimdiye kadar ülkenize 500 milyon Avro’luk yatırım yaptık. Açtığımız Real ve Metro Cash and Carry hipermarketlerinde yatırımlarımıza devam edeceğiz. Önümüzdeki aylarda da Media Markt mağazası ile Türkiye’ye gireceğiz. Kaufhof mağazaları ile Türkiye’ye gelmeyi düşünmüyoruz. Önümüzdeki üç yıl içinde Metro Group olarak Türkiye’de 300 milyon Avro’nun üzerinde yatırım yapacağız.
 
Emlak ve kira fiyatları: Türkiye’de mağaza kuracak yerler çok pahalandı. Özellikle büyük kentlerdeki güzel yerlere talep çok fazla. Üstelik uygun arazilerin çoğu devletin elinde. Bunlar ne zaman özelleştirilecek bilmem? Bu nedenle bundan sonraki yatırımları kiralık alanlara yapacağız.”
 
Alâ. Harika. Mükemmel. Şahane. Olağanüstü bir oluşum var karşımızda. Müjdesi verildikten sadece 4 ay sonra, hayat buldu Ümraniye çöplüğünün hemen arkasında.
 
“İftarı elsidi (LCD) ekran televizyonla açacağız inşallah” diyen muhteşem bir açılış ve izdiham ve yağma geldi bütün bu süslü lafların karşılığında!.. Ankara’dan gelip, geceden kuyruğa girip dizildi on binlerce insan, birbirinin peşi sıra. İstanbul İstanbul olalı böyle kuyruk görmedi. İnsan insan olalı böyle boşalma.
 
İlk gün için sınırlı sayıda piyasaya sürülen süper indirimli ürünler satılıp gittikçe, açılış gerçek bir fenomene dönüşüverdi. İlk gün için sınırsız sayıda biriken kalabalık birbirine sürtündükçe, insanın gen haritası değişiverdi.
 
Ürünleri teşhir etmenin değil de, teşhir ürünlerini söküp almanın yağma sayıldığı bir ortamda, yarım saatte 5 bin 300 TV satıp adını duyurmaksa amaç, kendisine spot piyasa diyen uyanık esnafa ucuz mal sağlamaksa, hasıl oldu bu amaç, bitti, gitti.
 
Kum gibi birikince insanlar bitirmek için bütün malları, insanların ellerine, gözlerine, bellerine yapışıp ünlü perakende zincirinin depolarına girdik biz de. 5 bin 300 TV’den birinin içinde canlı yayındayız şimdi de:
 
Evet, ortalık ana baba günü değerli izleyiciler. Dede torun, elsivi teve empeüç pleyır, notbuk dividi pileyır, gelen giden, terleyen işeyen, birbirinin tepesine binen birbirinin tepesinden inen, yumruk atan yumruk yiyen, falan filan günü.
 
Nefes darlığına ya da eksik tüketim krizine yakalanan bünyelere, burundan damlayla, damardan şırıngayla, kıçtan fitille, gözden imgeyle, akıldan fikirle, görüntü, ses ve bilişim teknolojileri verilecek habire. İzdihamın sözlükteki tanımına teknoloji dokusu eklemek için her şey hazır şimdi: Haydi başlasın arbede...
 
Evet sayın izleyiciler, bulunduğumuz noktadan görebildiğimiz kadarıyla, sabah sekizde verilen startın ardından, sağdan ve soldan akıncı birlikler halinde yüklenen Türk ve Kürt tüketici kitleleri, birbirlerinin üzerinden atlayarak, birdirbir kurallarını önce göz ardı, sonra da altüst eden bir sıra tanımazlıkla, tepeleme yığışmaya başladılar kapının hemen ardındaki beyaz kaplama Sony notebook’un ucundan tutma yarışına.
 
Lakin içerideki muhasebe ya da güvenlik görevlilerinin geceden ve belki de bir gün önceden, arkadaşlarına sipariş ettikleri bu bembeyaz gelinliğin bekaretinin bozulmakla kalmayıp, evlilik ya da satış bağıtıyla bir başkasına bağlandığını da öğrenen kitlenin öfkesini dindirebilecek hiçbir şey kalmamıştı bu dünyada; onlar da başladılar birbirlerine yumruk atmaya.
 
Uzuuun cümleler için kusura bakmıyorsunuz ya, sabahtan beri çoooook uzun kuyruklar oluştu burada.
 
Neyse, prensip hep aynı değerli izleyiciler: Vur, dur, koştur, tut, yakala, kulağından çekiştir, ucundan sürükle, düğmesine bas, anteninden kavra, hoppala, al kucağına, koşturmaya başla, öndekine geçir, kasaya gel, parayı ver ve fırla... haydi, hep birlikte, durmaksızın, koştura koştura, soluk soluğa...
 
Seksen gigabyte’lık bir hafızanın, otuz çarpı kırk boyutlarda ve de mükemmel çözünürlükte bir ekranın, kızaklı klavye özelliğinin, arandığında otomatik yanıt veren size özel sistemlerin içinden geçerek, blackberry’nize ilave edebileceğiniz yeni yeni kapasiteler için bir anlık durakladıktan sonra, sağa dönüp dvd player’ınızı da kucakladığınızda, kasaya varabilmek için pek de bir engel kalmamıştır önünüzde aslında.
 
Tek yapmanız gereken diğerlerinin üzerinden sırıkla, oluklu mukavva kutuyla, notebook çantasıyla, ürün albenisini artıran tüm o ambalaj zımbırtılarıyla ve tabii ki bütün benliğiniz ve ruhunuzla atlayabilmenizdir.
 
Evet sayın seyirciler, “alışveriş çılgınlığı” diye kısa yoldan açıklanabilecek bir olgu değildir bu. Malların kapış kapış gitmesi, içerisinin ve dışarısının hıncahınç doluvermesi, herkesin ve her şeyin birbirinin üzerine yığılıvermesi, tepe tepe kullanılacak yepyeni teknolojiler vesaireler diye uzata uzata betimleseniz de işe yaramaz pek. Ne şekilde anlatırsanız anlatın, herkesin önüne geçerek, küçük çocukları çiğneyerek, büyük indirimle sunulan kısıtlı sayıda teknoloji harikasına ulaşmak nasıl bir duygu karmaşasına yol açar, bunu kimse çözemez.
 
Akıl tutulması, durması ya da duraklaması diyebilir miyiz? Aklın en ileri ürünleri için, akıl çıkması ya da. Harfler yer değiştirsin: Akıl alıklığı... Karşıtlıktan gidelim: Aydınlık için karanlık. Vurgulu olsun: Karanlık içinde karanlık. Süreye yayılsın: Bir dakika aydınlık, bir ömür karanlık. Giderek daha fazla atomize yahut izole olmamızı deşifre etsin: Her gün daha da büyüyen, daha da fütursuzlaşan, daha da karıncalanan, daha da acıtan, daha da bıktıran, daha da sıkıştıran bir yalnızlık. Son noktayı koysun: Zavallılık.
 
Evet, buradaydık ve her şeye tanık olduk değerli izleyenler. On dakika içinde oldu bitti her şey. Öyle ki, saat on der demez bitince kampanya malları, saat onu beş geçe depoyu istila eden kuvvetler tatmin olabilmiş değildiler ve işte ikinci fırtına da o anda koptu.
 
Yuvalarından fırladı gözler, bodrumda gizli kalmış raflarda tozlanmasın diye mallar, kapışıp durmaya başladı depoların kapılarını kıran insanlar. Saat onu on geçe bitiverdi depodaki diğer “şeyler”. Depoda bulunmasa da, teknolojik üründen sayılmasa da, yoğun bir biber gazı bulutu ve kokusu yayıldı ortama birdenbire.
 
Canlı yayındayız şimdi: Saat onu on iki geçe, eşyaya gömüleceğine, elleri boş iki yanına düşenlere sıkılıyor gaz. Evet, elleri boş iki yanına düşenler yere düşüyor şimdi. Evet, düşenler kalkıyor şimdi. İşte orada, kalkanlar kaçışıyor. Arkadaki bariyerleri görüyorsunuz değil mi; polis kalkan oluşturuyor. Ooo, inanılmaz; kalkana çarpanlar bir daha düşüyor. Hakikaten inanılmaz; düşenler bir daha kalkıyor. Feci bir durum bu; kalkanlar bir daha kaçıyor. İşte yağma; kaçışanlar, yerlere düşen malları kapışıyor. İşte yağ mağ yok, vandalizm var; dijital mini kameralar kapanların elinde kalıyor. Görüyorsunuz dileyen herkes çekim yapıyor. Ellerinde mallar olduktan sonra, biber gazı, acı ve birkaç damla gözyaşı, onlar için hiç fark etmiyor. Herkes, hep birlikte, her nefesle, her nasıl olduğunu fark etmeden, her kime çarptığını bilmeden, her nerede olduğunu düşünmeden, her yöne koşuyor, her yöne kaçıyor, her şeyi kapışıyor...
 
Kısacası değerli izleyiciler, kısacası a dostlar, a bilinçli tüketiciler, a Beckett okurları: Bir dünya devi daha ülkemize yerleşirken, perakendecilik pazarı milyonları sevindirmeye devam ediyor.
 
Emlak ve perakende dünyası efendim bu, hayatımızın yeni merkezi, her nerede yaşanıyor ya da yaşatılıyorsak, iyi geceler şimdi... 
 
Haber kaynağı: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=984125&Date=06.03.2010&CategoryID=77
Öykü kaynağı: Ali Mert, "Kumdan Kitap", s. 32-6, Yordam, 2008
 

 

 

 

 

AdaptiveThemes