Skip to content

Yazarımsı ve dadısı

13 Haziran 2010, ekleyen ulas_ulas

Sadece burjuva görgüsüzlüğünün değil, aynı zamanda sınıf düşmanlığının da en uç örneklerinden olabilecek bir “gezdik, yedik, içtik, sıçtık” yazısı çıkmış Hürriyet’te. Yazının sahibi Sibel Arna adında birisi. Meğer Hürriyet’te, modayla ilgili yazılar yazıyormuş. "Yazarımsı" tanımını da ekşisözlük yazarlarından birisi kullanmış bu kişi için, eksiği var fazlası yok. Ertuğrul Özkök’ün “Asansörde panik atak” başlıklı yazısını aratmayan yazının ilgili bölümü (koyulaştırmalar bize ait):
 
Biz mi tatile çıkıyoruz dadılar mı?
 
Tekne tatilinin bana tatil olmamasının bir nedeni de dadımız Hanife Hanım. Tekneye binince, Göcek, Rodos, Simi gezince ona bir şeyler oldu. Resmen aklı uçtu. Yoksa neden Rüzgar’a tarhana çorbası yapalım dediğimde yayla çorbası pişirsin? Bunu yaptığı gün Rüzgar sabah kahvaltıda yumurta yemişti üstelik. E yayla çorbasının içinde de yumurta var. Bir gün içinde iki yumurta veremeyeceğimizi ezbere biliyor.
 
Yüzme bilmemesine rağmen her gün beş posta denize giremediği için hayıflanmaya başladı. “Sibel Hanım keşke kocamla çocuklarım da burada olsaydı” sayıklamalarının ardı arkası gelmedi. Normal şartlarda Rüzgar’ı mutlu etmek konusunda profesör olan kadın, deniz üstündeyken sınıfta kaldı. Oğlumu alıp, oyuncakları yayıp bir saat kesintisiz vakit geçirmeyi hiç başaramadı. Bunun yerine Rüzgar’ı kucaklayıp, peşimde dolaşmayı tercih etti.
 
Neden? Nedeni basit. O da insan. Evet denizi görünce giresi geliyor, seni bikinili görünce onun da canı sere serpe uzanmak istiyor. Eminim kamaradaki aynaya her baktığında acaba yüzüm yanmış mı diye kontrol ediyor. Ama tabii ki abartmaması, çalıştığını unutmaması gerek. Hanife Hanım’daki arızaların benzerlerini Kuzey’in dadısında da gözlemledim. Simi’de fotoğraf çekeceğim derken bebek arabasının üstüne kapaklanıyordu mesela.
 
Bu konuda daha enteresan hikayeleri ise döndüğümde dinledim. Arkadaşım Tülin’in bakıcısının Antalya’daki tatil köyünde bir saat ortadan kaybolmasına, işini gücünü bırakıp gidip göbek dansı kursu almasına kaç puan verirsiniz? Kardeşim dadı mısın, dansöz mü? Bu hareketleri yapabildiğine göre iyi kıvırdığın bir gerçek, niye bir de üstüne kursa yazılıyorsun, anlamadım. Aynı kıvrak insan, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi dalış kursuna da gitmek istemiş. Neymiş su altında nasıl nefes alınıyor çok merak ediyormuş. Büyük konuşmayayım ama ben o kadının kafasını dalış tüpü olmadan suya gömerim! Kaynak
 

Yanında çalışan insanı kendi malı gibi gören, ulusal bir gazetenin sayfalarını kullanarak onu aşağılayan bu zihniyet bu cesareti, bu pervasızlığı nereden alıyor dersiniz? Yukarıdaki yazıyı okuduktan sonra Nazım ustayı bir kere daha yad etmemek, Can Yücel’i ve Aziz Nesin’i nasıl özlediğimizi söylememek elde mi? 

Yorumlar

Yazının başlığı "Dokuz aylık

14 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3577

Yazının başlığı "Dokuz aylık bebekle mavi yolculuk" yerine "Dokuz aylık bebek zekasıyla yazarlık" olmalıydı.

Böylelerinin yazar olabilmesinin hangi zihniyetin ürünü olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi için bir hatırlatma:

"‘Hint fakiri' kast sisteminden memnun

Rahmi Koç, zengin fakir çelişkisini vurgulayan bir soru üzenide de Hindistan'dan ve ‘‘kast sistemi''nden örnek verdi. Ancak, bazı öğrenciler anlatımından ‘‘kast sistemi''ni onayladığı anlamını çıkarınca Rahmi Koç, bu konuyu kısa kesti. Koç şöyle konuştu: ‘‘Hindistan'a gittim. Orada gördüm ki hiç kimse diğerini kıskanmıyor. Bir tarafta Hint fakiri denilen ve herşeyden mahrum yaşayanlar ki sayıları çok fazla. Diğer tarafta mihraceler. Cennet gibi yerlerde yiyorlar, içiyorlar, yaşıyorlar. Orada çok farklı bir sistem kurulmuş. Kast sistemi. Bu sistemde sadece tuvalet temizleyen var, merdiven silenler var. Hepsi de işini severek yapıyor. Ama öyle olmasa herhalde yüz milyonlarca işsize iş bulmak imkansızdı. Bu sistem çalışıyor ve dünyanın en büyük demokrasisi de orası olmuş. Tabii İngilizler devlet, hukuk ve ordu sistemini kurmuşlar o da devam ediyor.''  

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=143927

Dadı Efendisinin yazısını okumuş mudur?

14 Haziran 2010, yazan safuska,
Yorum no: 3582

Ben şimdi merak ediyorum, Dadı Hanife Hanım "Efendisinin" bu yazısını okumuş mudur acaba?  Bu kadın bu yazıyı Dadının okuyacağını mı yoksa nasılsa okumayacağını mı düşünerek yazmıştır? Gerçi kadının böyle bir ön düşüncesinin olma ihtimali yok gibi görünüyor. Düşünmek odunlara özgü değildir ne de olsa. Kadındaki artık gelişmiş sınıf bilincinin de ötesine geçip gelişmiş sınıf kinine dönüşmüş. Dadı da şans eseri bu yazıyı okusa neler düşünüp neler hissederdi acaba?

Tatile dadıyla giden anne mi olur

15 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3588

Tatilde bile bebeğine bakmayan birinden daha farklı bir yaklaşım beklenemezdi zaten. Bunların insanlığı bir rolden ibaret. Ana-baba dediğin işte bile çocuğunu özler, vicdan azabı çeker yeterince ilgilenemediği için. Bunlar devredilemeyen bir işi, analık vazifesini gördürdükleri mübarek bir insanın denize girmesini çok gören vicdansız zorbalar.

Çukur yükseliyor...

Ayşe Arman bile bunların yanında ne kadar düzgün biri kalıyor..

tepki

16 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3594

Sibel Arna (veya yazısını kontrol etmeyen editörü) kovulana dek Hürriyet gazetesi almayın; Hürriyet'e ilan vermeyin. Ancak tepkinizi verirseniz gazete kendini düzeltme ihtiyacı duyar.

Sibel Arna'ya (Kendini yazar zanneden şahsiyete) mektup

16 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3596

Bu yazınızda dadının çocuğunuza kötü bakıcılık ettiğinden değil aksine, alışık olmadığı bir ortamda bulunan, 'o da bir anne veya eş' olduğu için belki bir daha böyle bir yere gelemeyeceğini düşünerek 'keşke çocuğum ve kocamda olsaydı' dediği için, bikini giyip denize giremediği için, özetle SİZİN GİBİ BİR HAYATI OLMADIĞINI FARK ETTİĞİ İÇİN dadıya kızmışsınız. E tabi arada dadının da insan olduğunu sizin köleniz olmadığını, onun da canının bir şeyler çekebileceğini hatırlamışsınız, valla bravo size bu da bir meziyet tabi. Başka bir dadının kafasını dalış tüpü olmadan suya gömebildiğinize göre, kendi dadınızın hala hayatta olmasına mucize diyebiliriz.

Elbette güç sizde, eğitimli, kariyer sahibi ve parası olan sizsiniz, ne de olsa işverensiniz. Bu düzende efendi siz, köle o. Mavi yolculuk, bikini, deniz nedir bilmeyen yine o.

Şimdi çocuğunuz büyüyünce bu yazıları okur da psikolojisi bozulur diye korkarsınız. Boş verin canım, önemli olan sizin mutluluğunuz ve çocuğunuzun sağlığı. Gerisi boş, hayat çok hoş.

Not 1: Bugün bir açıklama yapmışsınız, dadıyı da tatile göndermişsiniz. Gözlerim doldu, aman siz ne iyi insanmışsınız aslında. Artık gözümde aklanıp paklandınız !!!

Not 2: Bundan sonra hem havada hem karada hem denizde dadılık yapacak birini bulabilirseniz gezme turlarınıza kaldığınız yerden tam gaz devam edebilirsiniz.

Roma

17 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3601

Nedense bana Roma'yı ve köleliği hatırlattı. Yeni Kölelik Düzeni: kapitalizm. Bir taraftan Hayati'ler, bir taraftan yazarımsılar. "Gladyatör" savaşı futbolu da unutmamak lazım. Kavramlar aynı, uygulamalar farklı gibi.

 

 

AdaptiveThemes