Skip to content

Vay Herbert von Karajan vay...

31 Ağustos 2010, ekleyen Ali Mert

Gazeteci ve tarihçi Frances S. Saunders, “Parayı Verdi Düdüğü Çaldı” dedi de, “kültürel Soğuk Savaş”ın perde arkasını yazdı ya. Kimler CIA’dan ve alt örgütlerinden nasıl nemalandılar, bilerek ya da bilmeyerek anti-komünist Amerikan propagandasının parçası oldular, Andre Gide’ler, Arthur Koestler’ler, Ignazio Silone’ler nasıl “kullanıldılar”, özgürlük maskesini nasıl taktılar, insanların beynini nasıl iğfal ettiler, ideolojik savaşta örgütsel dayanaklar vb. vb. bir güzel anlatıldı ya; o halde, küçük haberlere/anekdotlara dönüşebilir, bu değerli çalışmadan yapılan bazı alıntılar!  

“Vay falanca filanca vay” diye başlayıverilim ve “falanca filanca” bölümüne ilk olarak ünlü orkestra şefi Herbert von Karajan’ı yerleştirelim. Klasik müzikle ilk tanışmaya başlayanların (meşhuuuur Fazıl Say’dan bile önce) öğrendikleri bir isimdir. Zira, yeni yeni klasik “atıştırılırken”, illa ki Beethoven’in senfonileri dinlenir ve bu senfonileri ekseriyetle “Herbert von Karajan yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası” seslendirir. Peki, “parasıyla düdük öttüren” sanatçılar arasına Karajan nasıl olmuş da girmiştir:

“(...) Furtwangler gibi hem Herbert von Karajan hem de Elisabeth Scwarzkopf, geçmişlerinin biraz karanlık olmasına karşın, müttefiklerin komisyonlarınca aklanmıştı. Karajan’ın durumu çok açıktı. 1933’ten beri parti üyesiydi ve konserlerine Nazilerin çok sevdikleri ‘Horst Wessel Lied’ ile başlamakta bir sakınca görmüyordu. Düşmanları ona ‘SS Albay von Karajan’ derlerdi. Ama Nazi rejimi yanlısı biri olmasına karşın kısa zaman sonra Berlin Filarmoni’nin tartışmasız kralı olarak yeniden göreve getirildi; bu orkestra savaş sonrası yıllarında Sovyet totalitarizmine karşı simgesel bir siper olarak kurulmuştu.(*)

25 Mart 1946’da, Viyana’a, ‘Bağımsız Çalışan ya da Federal Tiyatrolarda Çalıştırılması Planlanan Sanatçıların, Şarkıcıların, Müzikçilerin, Orkestra Şeflerinin Siyasal Tutumlarını Değerlendirmek Üzere Kurulmuş, Eğitim Bakanlığı Nezdindeki Referandum Komisyonu’ (Komisyon’un adının kısaltması şu şekilde oluyor: BÇFTÇPSŞMOŞSTDÜKEBNRK – a.mert) toplantısında şu anlaşmaya varıldı: ‘Çok iyi bilindiği üzere üstün nitelikli orkestra şefi bulma sıkıntısı çekilmektedir, bu bakımdan Avusturya’nın müzik hayatında, özellikle Salzburg Festivali’nde Karajan’ın görev alması kaçınılmaz bir zorunluluktur, hele hele dünyanın önde gelen dört büyük şefine (Toscanini, Bruna Walter, Lord Beecham, Erich Kleiber) yapılan davetlerin geri çevrilmiş olması bunu daha da kaçınılmazlaştırmıştır. Ayrıca Karajan’ın Avrupa’nın en iyi şeflerinden biri sıfatını hak ettiğine kuşku yoktur."

(*) Kültürel Özgürlük Amerikan Komitesi'ne göre, Berlin Filarmoni, Avrupa'da özgür kültür davasına dikkate değer hizmetlere bulunuyor, tek başına, yalıtılmış bir ileri karakolda Berlin halkının çevresini kuşatan Komünist yönetimin totalitarizmine karşı kahramanca direnişi simgeliyordu.

Kaynak: Frances S. Saunders, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı – Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı, haber s. 34 ve dipnot s. 315, Türkçesi: Ülker İnce, Kırmızı Yayınları, Haziran 2010

Karajan yönetimindeki "özgür orkestra" Beethoven’ın 7. Senfonisi’nin 2. Bölümünü seslendirsin şimdi:

video: 

Yorumlar

Kültürel sansasyon merakı

3 Eylül 2010, yazan Ateş Uslu,
Yorum no: 4430

Tarihçilere ve tarihçiliğe özel bir hikmet ve keramet atfedecek değilim, ancak Frances S. Saunders'ın kitabında tam da sansasyon meraklısı bir gazeteci refleksini konuşturduğu anlaşılıyor. Kitabı henüz okuma fırsatı bulmadığımı belirttikten sonra, burada alıntılanan iki paragrafın düşündürdüklerini kısaca paylaşayım.

Yazarın belirttiğine bakılırsa Berlin Filarmoni orkestrası "savaş sonrası yıllarında Sovyet totalitarizmine karşı simgesel bir siper olarak kurulmuş"muş. Bu "kurulmuş"un açıklaması nedir; çeviri hatası mıdır, yazarın cahilliğinden midir bilemiyorum, tek bildiğim Berlin Filarmoni'nin 1882'de kurulmuş olduğudur. O günden bugüne neredeyse kesintisiz olarak faaliyet göstermiştir. Karajan Berlin Filarmoni'nin orkestra şefliğine Furtwängler'in ölümünden sonra, 1955'te getirilmiştir. Bu meselenin, ikinci paragrafta uzun uzadıya anlatılan 1946 tarihli Viyana kararıyla doğrudan bağlantısı yoktur; zaten Karajan bu dönemde "aklanmasından" 1955'e kadar geçen dönemde Avusturya'da değil, Londra Filarmoni'de çalışmıştır.

Bir de Berlin Filarmoni'ye birilerinin "totalitarizme karşı direnişin kalesi" sıfatını yakıştırdığı anlaşılıyor. Bu elbette ilginç, ama Saunders keşke biraz daha açıklayıcı olsaymış. "Kültürel Özgürlük Amerikan Komitesi" nedir mesela, Berlin Filarmoni'nin işleyişinde bir rol oynamış mıdır? Berlin Filarmoni savaş sonrasında "totalitarizm" denen şeye karşı somut bir mücadele vermiş midir?

Uzun lafın kısası, Saunders'ın kitabının iki paragrafı bile ciddiyetten uzak, sansasyon arayışıyla yazılmış bir kitap olduğu izlenimini vermeye yetiyor. Tabii belki de yanılıyorumdur ve çok değerli bir araştırmadır, şu an için bilemem.

Naçizane fikrim, bu gibi konularda "Bakın, CIA eski Nazilere para yedirdi ve komünizme karşı mücadele çerçevesinde meşhur etti" düzeysizliğinde haberleri sıralayan sansasyonel kitaplardansa, "Nazi döneminde sanat-siyaset-sanatçı ilişkileri nasıl şekilleniyordu", "Savaş sonrasında bu ilişkiler nasıl bir dönüşüme uğradı ve gelişen müzik endüstrisine nasıl eklemlendi", "yine Savaş sonrası dönemde Karajan ve Schwarzkopf gibilerin yükselişinde Nazi geçmişleri ve CIA desteğinin dışında sanatsal yetenekleri, kişisel bağlantıları gibi etkenlerin hiç mi rolü olmadı" gibi sorulara yanıt veren, daha sıkıcı ama daha karmaşık çözümlemelere ihtiyacımız var.

sansasyon ve ötesi

4 Eylül 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 4436

Kitabın, gazetecilikten kaynaklı "sansasyonel" yönleri elbette bulunsa da, ciddi araştırmaya, birinci derecede muhataplarla söyleşilere ve belgelere dayanan "esaslı" yönleri de bulunuyor ve ilk özelliğini önemsizleştiriyorlar. "Berlin Filarmoni"nin kuruluşuna dair maddi hata üzücü tabii ancak Soğuk Savaş'ın en sıcak cephesi olan Berlin'de yerine getirdiği bazı işlevleri anlatması önemli, bu açılardan okunması elzem denebilecek bir çalışma.  Temelde teşkilatlanmanın farklı katmanlarını/uzanımlarını anlatırken, bireylere geçtiğinde ise "arada kalanlar" ile "tam angaje olanlar", bilerek kullanılanlar ile bilmeden bulaşanlar vb. arasında ayrımlar da yapmaya özen gösteriyor. Karajan'a dönük "teşkilat"la ve/veya onun herhangi bir ara katmanıyla bağına dönük bir şey yok, yalnızca eski Nazi geçmişinin üzerinin çabuk çizilmesi, ABD/CIA'in buradaki "kolaylaştırıcı" rolü üzerinde duruluyor. Bir nedeni de, Almanya'da müttefiklerin birlikte müdahalelerde bulundukları, Nazi'leri "ayıkladıkları" hemen savaş sonrası kesitte, böyle yetenekli birini "karşı tarafa kaptırmamak". Yani, kitapta anlatılan diğer isimlerden farklı bir örnek. Diğerleri, Koestler, Silone, Arendt, Stravinskiy vb. daha çok "teşkilat"la ve onun farklı "özgürlükçü" kuruluşlarıyla dolaylı, dolaysız bağlarıyla gündemdeler, Karajan'ınki öyle değil. (Belki benim kitabın başında ilk örneği görür görmez, "vay... vay"lı aktarım biçimim "sansasyon" izlenimi yarattı, diğer örnekler çok daha acı!.  

Dönemi, ruhunu ve ilişkilerini, temelde de "vay özgürlük ve demokrasi vay.."ı anlamak için okumanızı öneririm.  

 

 

AdaptiveThemes