Skip to content

Vakit, Rammstein'a karşı!

23 Haziran 2010, ekleyen efer ve san tab...

metal müzik camiasının pek tartışılan ama pek de sevilen grubu rammstein, bu haftasonu diğer kankalarıyla birlikte istanbul'a, inönü stadına konmaya hazırlanırken, vakit gazetesi adeta bir "anti-rammstein" kampanyası başlatmış. sonisphere adlı festivalde üç gün boyunca inönü'nün çimlerini ve metalcilerin beyinlerini gitarla, davulla, basla sulayacak gruplardan rammstein için demediğini bırakmayan gazete, festivalin, en azından rammstein konserinin iptal edilmesini istemiş. gazete, daha önce benzer bir talebini idil biret konseri için dile getirmiş, alperenlerle birlikte olaylara sebep olmuştu. bakalım bu kez, metalin en büyüklerini, metallica'yı, slayer'ı, manowar'ı, megadeth'i, anthrax'ı, rammstein'ı ve diğerlerini ağırlamaya hazırlanan metalci gençlerle vakitçiler ve alperenler arasında nasıl bir ilişki yaşanacak? vakit'in anti-rammstein haberi şu şekilde:

                                  

İsrail alçak bir tezgahla Mavi Marmara gemisinde 9 vatandaşımızı şehit edip, Türk mallarına ambargo uygulama küstahlığında bulunurken, Sabancı Holding'e bağlı Akbank, İsrailli bir firmanın organize ettiği ve Avrupa'nın en ahlaksız müzik grubu olan Rammstein'ın sahne alacağı Sonisphere isimli festivale sponsor oldu. Cuma günü başlayacak festivalin iptal edilerek, Türk vatandaşlarının, sinsi tuzağa alet olmasının önlenmesi bekleniyor

MURAT ALAN'IN HABERİ...

Bir birbiri ardına gelen şehit haberlerinin yası ile birçok eğlence etkinliği iptal edilirken Akbank'ın sponsorluğunda düzenlenen Sonisphere isimli festivalde 3 gün boyunca gençlerimiz zehirlenecek. İnönü Stadı'nda 25-26-27 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek organizasyonda sahne alacak gruplardan en dikkat çekicisi pornografi düzeyindeki ahlaksız klipleri birçok ülkede yasaklanan Rammstein isimli grup. Grubun birçok klibi şiddet, mazoşizm, homoseksüellik ve diğer sapıklıkları özendirmesi sebebi ile AB ülkelerinde gece 23 ve 24'den sonra yayınlanıyor.

Avrupa'da toplumun ahlak yapısını dejenere ettiği gerekçesi ile hiçbir kamu ve vakıf organizasyonuna davet edilmeyen grup, bir engelleme olmaz ise, cuma günü İnönü Stadı'nda sahne alacak. Üstelik konserlerde yaş sınırı ve alkol yasağı da bulunmuyor. Rammstein isimli Alman grup, çocukların dahi götürülebileceği etkinlikte sahneye tepki çeken ‘Pusyy' isimli şarkıları ile çıkacağı belirtilirken, porno içerikli şarkının klibine Almanya'da dahi ‘gece on birden sonra yayınlanabilir' şartı getirildiği ifade ediliyor.

TÜRKİYE İLE DALGA GEÇER GİBİ
Akbank'ın sponsoru olduğu festivalin organizatörlüğü ve güvenliği ise bir başka muamma. Adeta Türkiye ile dalga geçmeyi hedefler gibi Gazze'ye yardım götürürken şehit edilen vatandaşlarımıza nispet edercesine organizasyon hakkının Purple Concerts isimli İsrail firmasına verildiği belirtiliyor. Festivalin güvenliğini ise, Mossad ajanlarından kurulduğunu ortaya çıkardığımız ICTS isimli firmanın sağlayacağı ifade ediliyor. Purple Concerts isimli firmanın iki ortağı bulunuyor. Ortaklardan Marcel Avram İsrail doğumlu ve İsviçre'de yaşarken, diğer ortak Hagai Strohweiss ise İsrail'de yaşayan eski bir İsrail Özel Kuvvetler askeri.

SABANCILARDAN TIK YOK
Sanat adı altında gençlerimizin ahlaksızlaştırılmaya çalışıldığı organizasyona ilginç bir şirket sponsor. Anadolu'nun gelenek göreneklerine büyük önem veren ve ahlaki değerlerin korunmasını sürekli altını çizen rahmetli Sakıp Sabancı'nın mirasını yaşatan Sabancı Holding'e bağlı Akbank bu programın sponsoru...
Vakit'in ulaştığı Sabancı Holding yönetimi konu ile ilgili sorularımız karşısında sessizliğe büründü. Dün gün boyu ulaşmaya çalıştığımız Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı ve Akbank Genel Müdür Vekili Ziya Akkurt telefonlarımıza çıkmadı. Sabancı Holding'in Türkiye ile adeta dalga geçen bu organizasyondan desteklerini çekip çekmeyecekleri merak ediliyor.

Şiddet, homoseksüellik mazoşizm ve sapıklıkları özendirdiği için yasaklanıyor

Rammstein'ın şiddet, mazoşizm, homoseksüellik ve diğer sapıklıkları özendirmesi sebebi ile birçok Avrupa ülkesinde yasaklandığı biliniyor.

Grubun ülkelerinde konser vermesine en son yasak getiren ülke ise Beyaz Rusya. Beyaz Rusya Sosyal Ahlak Konseyi, Devlet Başkanı Alexander Lukaschenko'nun da desteğiyle grubun Minsk konseri öncesi Rammstein'ı halk düşmanı ilan etti. Rammstein şarkılarının toplum ahlakını çökerttiğini belirten devlet başkanı Lukaschenko, sergilenen iğrençliğin eğlence veya müzikle izah edilebilir bir şey olmadığını kaydediyor.

Kaynak: http://www.habervaktim.com/haber/127830/sehitlerin_anisi_icindurdurun_bu_rezaleti.html

Yorumlar

Lukaşenko da kötü diyorsa...

23 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3675

Ben de bu cehennem kaçkını tipleri sevmiyorum. Dinci değilim.
Sol bu konularda ağzını bile açmayarak yanlış yapıyor.
Vakit'in dediklerinin çoğu yalan-yanlış ama bu tavır yanlış bir tavır değil.
Pislik yasaklanabilir, yasaklanmalı. Bir banka bu pisliği destekliyorsa ona karşı olmak için birden fazla sebep de var demektir.

Rock Müzik alanı üzerine...

23 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3676

Uzun bir değerlendirme yazısını hakeden bi başlık ama kısaca dergimiz DeliKasap'ın Vakit gazetesinin saldırısı ardından yeniden tartışmaya açılacağını düşündüğümüz bu konuda. Bundan uzunca bi süre önce kaleme alınmış bir yazı ,röportaj dizisini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Solun solcuların gericilerden farkı olmalıdır ve olacaktır.

Müzik hele de konu gençliğin çok büyük kesimlerini derinden etkileyen (hangi biçim ve içerikte olduğu buranın konusu değildir, elbet bir başka katkının konusudur) bir müzik türünün sosyalistlerin,ilericilerin mücadele alanı bir başka ideolojik mücadele cephesi olduğu açıkken.

Ilımlı İslam Sürecinde Rock, Toplum ve Kadın (1)

http://www.facebook.com/?ref=home#!/note.php?note_id=411480012617

Ilımlı İslam Sürecinde Rock, Toplum ve Kadın (2)

http://www.facebook.com/?ref=home#!/note.php?note_id=411483042617

Bu yazılar çok az şey anlatıyor

24 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3682

Rock müzik alanının solla ilişkisi kurulmaya çalışılıyor ama gerekçesi nedir?
1- Gericilerle -sözümona- uyuşmazlıkları
2- Gençliğin geniş kesimlerini derinden etkilemesi

Önce rock müzik Türkiye gençliğinin çok küçük ve sınıfsal olarak da küçük-büyük burjuvalara ait kesimini etkiliyor. (Sadece bilet fiyatları ve yaşam tarzları bile bunu kanıtlamaya yeter.) Ne işçiler, ne işsizler, ne yoksullar arasında kabul gören bir müzik değil. Eğer sol bu kriterle hareket edecekse doğrudan pop, arabesk, rap kanallarına yönelmesi gerekir.

Ondan sonra da bugün, özellikle de bu konsere katılacak tiplerin İslamcılardan daha ileride olduklarını söylemenin pek de kolay olduğunu sanmıyorum.
Bütün rockçıları satanist saymam elbette ama içinde satanizm gibi bizzat kendisi gerici bir tarikat olan akımlara zemin oluşturan bir atmosfer sola daha yakın olamaz.

Rockçılıkla beraber solculuğu da olan grupları bir kenara koyun, geri kalan rock ve metal gruplarının şarkı sözlerini aldığınızda, birçok dinsel metin bunlara göre çok daha insani ve çok daha ileridedir.

Gericiler birbiri ile çatışabilir. Ama bu çatışanların bir tarafını ilerici yapmaz.

Solun çocukluk hastalığı!

24 Haziran 2010, yazan aeditu,
Yorum no: 3683

Yorumcu; öncelikle gerekçesi nedir diye sormuş; gerekçemiz basittir Hayatın bütününü dönüştürme iddiamız ve ihtiyacımızdır.

Yorumcu; ardından şöyle eklemiş: "rock müzik Türkiye gençliğinin çok küçük ve sınıfsal olarak da küçük-büyük burjuvalara ait kesimini etkiliyo"  ve ardından şöyle devam etmiş. "Eğer sol bu kriterle hareket edecekse doğrudan pop, arabesk, rap kanallarına yönelmesi gereki"

Sol bu iki uca savrulmadan dğerlendirme yapmalı yani sınıfsal analiz yaparken ne elitist değerlendirmelere gitmeli ne de var olan gerçekliği yatsımamalıdır. Bu işleri az bucuk bilen biri olarak da Rockerların sınıfsal analizini yaparken bunlar küçük burjavalar demenin o kadar kolay olmadığından eminim. Bi konserin bilet fiyatlarından yapılacak çıkarsamalar son derece subjektif olacaktır ayrıca:)  Sol bir alana yönelmemelidir mücadele çok kolludur mücadelemize zenginlik katacak herşeye yönelmelidir. Sosyalistler ilerici değerlerimiz omurgası olacaktır.

Gelgelelim şu eski bayatlamış satanizm meselesine artık aşınız lütfen bu safsataları.

Yorumcu;"bizzat kendisi gerici bir tarikat olan akımlara zemin oluşturan bir atmosfer sola daha yakın olamaz." demiş. Bal gibi olur olmaktadır farkında değilsinizdir belki ama bu zaten böyledir:)

Burada öyle örnekler çıkarabilirsiniz ki son derece gericidir doğrudur, sapkındır doğrudur, aynı şekilde 21. yüzyıl kapitalizminin ürettiği bayağılık dolu kültürsüzlüğün bir benzeridir söz söylenmelidir.  Marksistler bütüne bakmalı o bütünü değerlendirmeli bütüne müdahil olmalıdır. Diğer  türlüsü kolaycılık olacaktır.

Yorumcu şöyle devam etmiş, " birçok dinsel metin bunlara göre çok daha insani ve çok daha ileridedir." Çok yanlış bir genelleme yine.Yorumcu insanların sevdiğine sevdiğini söyleyeceği binlerce farklı yol olduğunu bilmemekte midir acaba. Veya nefret ettiği bişeyler olduğunda küfür ettiğinde kaç farklı çeşit küfür savrulabilmektedir.

Mesele neden , nasıl sevdiğinizi ve neden nefret ettiğinizi biliniz. Farklı dilden aynı şeyin söylenebileceğine alışmamız gereken günler artık geldi.

 

Ölçü sadece bilet fiyatları değil

24 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3684

Rock-bar fiyatları, deri mont ve metal takı fiyatları, piercing-dövme fiyatları, yabancı albüm fiyatları, dergi fiyatları, o müziği anlayacak ve kendini o dilde ifade edecek yabancı dili öğrenmek için okudukları okulların fiyatları...

Rockçılar da burjuva-küçük burjuva değilse memleket holding sahibi aileler dışında topyekun proleterdir demek. Bizatihi o müzik biçimiyle alaka kuracak donanım bile belli bir birikim ve Türkiye toplumu ile belli bir mesafe gerektirir.

Ha, biz rock alemini dönüştüreceğiz diyenlere hiçbir lafım yok. Saygı duyarım. Ama dönüştürmek için önce bölünüz ve bu konsere gelen pisliklerle mesafenizi koyup, olumlu örnekleri gösteriniz. Bunu da bana değil metalcilere anlatmanız gerekecek tabi ki... Ben rocktan hiçbir iyi şey çıkmaz demiyorum. Çıktı, çıkar, ama bu metali toptan sevmemize ve insanlıktan çıkmış manyakların mahallimizde gösteri yapmasına 'aman ne güzel' dememize gerekçe değil. Neyi savunuyorsunuz? Manovarı mı, ramsteinı mı, megadethi mi? Bunları mı dönüştüreceksiniz?

Solun çocukluk mocukluk laflarını da bir kenara bırakınız. Bir çocukluk varsa toplumun ana eğilimlerini boşlayıp kıyı köşedeki marjinallerden devrimci çıkarmaya uğraşanlarda aranmalı. O lafı ilk eden adam ve ekibi bu halleri görseydi neler diyebileceğini düşünemiyorum bile...

Siyaset akılla yol almalıdır.

24 Haziran 2010, yazan aeditu,
Yorum no: 3685

Sistematik ve ucunu kaçırmadan cevaplayalım malum sosyalist siyaset akılla yol alacak:)

İlk olarak yorumcu; "Rock-bar fiyatları, deri mont ve metal takı fiyatları, piercing-dövme fiyatları, yabancı albüm fiyatları, dergi fiyatları, o müziği anlayacak ve kendini o dilde ifade edecek yabancı dili öğrenmek için okudukları okulların fiyatları..."  bir kere daha gösterdiği subjektivizmi tekrarlamış. Yazar bir klişeye aldanmakta kafasında kurduğu motif üzerinden sınıfsal değerlendirme çıkarmayı zorluyor çünkü. Sanıldığının aksine Rock kültürü yukarda yazılan şeyleri tüketmek değil müziği üretmek üzerine kuruludur. Daha da büyük bir zorlama ile yabancı dil kurslarına gidilmesi üzerinden rockçılar zengindir zorlamasıysa trajikomik bi durum.

Yorumcu önemli bir noktaya değinmiştir; "Bizatihi o müzik biçimiyle alaka kuracak donanım bile belli bir birikim ve Türkiye toplumu ile belli bir mesafe gerektirir."  Çok önemli bir konudur ve üretmek isteyen özellikle genç rockerların önemli sıkıntılarından stüdyolarda sürünmek okul harçlıklarından artırdıkları paralarla haftanın 1 günü prova alarak müzik yapabilmek. İşte aslında içinde yaşadığımız düzenin nasıl insanların kişisel ve kollektif üretimlerine engel olduğunun somut bi öreneği olsa gerek. Birileri şanslı azınlığı oluşturuyo diye de onlara kızacak değiliz. Onlara varolan tabloyu göstermekle yükümlüyüz.

"Ha, biz rock alemini dönüştüreceğiz diyenlere hiçbir lafım yok. Saygı duyarım." ve "Bunu da bana değil metalcilere anlatmanız gerekecek tabi ki..."

Kusura bakmayın ama sanırım  önce size göstermiş olmuyoruz. Bişeyleri yaparak gösteriyoruz.  "Ben rocktan hiçbir iyi şey çıkmaz demiyorum. Çıktı, çıkar, ama bu metali toptan sevmemize ve insanlıktan çıkmış manyakların mahallimizde gösteri yapmasına 'aman ne güzel' dememize gerekçe değil. Neyi savunuyorsunuz? Manovarı mı, ramsteinı mı, megadethi mi? Bunları mı dönüştüreceksiniz?"

Bu tarzdaki bi üsluba  yanıt vermeye bile gerek görmüyorum. Kimse sizin mahallenizde manyakça gösteriler de yapmıyor.

Yorumcu son olarak son derece demagojik bir yaklaşımla; "Bir çocukluk varsa toplumun ana eğilimlerini boşlayıp kıyı köşedeki marjinallerden devrimci çıkarmaya uğraşanlarda aranmalı" heryerinden kabalık akan bu cümlelerin nersinden tutmalı toplumun ana eğilimlerini boşlayıp. Afedersiniz toplumun ana eğilimlerini kim boşluyor ya da bu sonuca nereden vardınız.Kıyı köşedeki marjinaller ithamınız emin olunuz sol tarikatlardan daha gerçek ve samimidir.  Solun kendi dar kabunun içinde kendi tarikat psikolojisinden çıkması gerekiyor.  O çocukluk hastalığı lafını eden insan öyle bir politik dehadır ki; Sosyalist iktidar hedefinde sınıfının yanında olabileceğini gördüğü heryere hamle yapmıştır. Birçoğundan hiç bişey çıkmamıştır ama her zaman aramıştır.

Daha entellektüel bir temelde devam edebileceğini düşündüğüm bu sayfayı daha önceden yazdığım ama anladığım kadarıyla  hiç kafa yormadığınızı gördüğüm için bundan sonra ki kısmına dahil olmayacağım.

Bir paragrafı tekrarlayarak bitiriyorum:

Mesele neden , nasıl sevdiğinizi ve neden nefret ettiğinizi bilmenizdir. Farklı dilden aynı şeyin söylenebileceğine alışmamız gereken günler artık geldi.

 

Boş laflar

24 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3689

Subjektivizmmiş, çocuklukmuş, zorlamaymış, entelektüel zayıflıkmış...

Bunları, bu tartışmada kimin yaptığını Türkiye'de yaşayan ve azbuçuk aklı eren herkes görür. Sol yapılar paralı çocukları örgütleyip, kendi imkanlarını geliştirmeyi hedeflemese, eleştireceği ilk gruplar arasında olur metalciler. Metalcilerin küçük burjuvaya mı, işçiye mi benzediğini de yarın konserde görürüz.

Dediklerinizden bir tek şu doğru: Mesele neden, nasıl sevdiğinizi ve neden nefret ettiğinizi bilmenizdir.

Soruyoruz işte: Manovar, Ramstein, Megadeth.... Bunların nesini, neden sever insan? Bunlar bizimle hangi aynı şeyi farklı dilden söylüyormuş?

Şu da sorulabilir: Bir çocuk hangi saiklerle kendi dilinde, aşina olduğu seslerle yapılmış müzikleri değil de metal müziği beğenir ve öyle müzik yapmaya özenir?

Elbet benim de cevaplarım var ama esas bunları yazarsam objektivizm ve kabalık olabilir...

Rock Müzik Kim Oluyor?

25 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3693

Bir müzik türünü,gerici ya da ilerici ;sol ya da değil gibi nitelemelerle ifade etmenin bir çerçevesi olmalı bana kalırsa.Öncelikle rock müzik icra eden arkadaşların ya da grupların duruşuna bakmak gerekir.neymiş efenim burjuvalarmış,neymiş efenim hayat tarzıymış.o bakış açısıyla ne jazz,ne klasik müzik,ne de etnik müzik dinleyebiliriz.dinlemeyeceğimiz rock grubu solcu mu,dinlediğimiz halk şarkıları icracısı sağcı mı diye bakmak daha sağlıklı bana kalırsa.toptancı bir bakış açısıyla yapılacak değerlendirme bir çırpıda hırpalanmaya hazır olmalıdır.
solcu rock grupları ya da icracıları anlamında,aklıma ilk gelen ZUĞAŞİ BEREPE(Denizin Çocukları)'dir.Kazım Koyuncu'nun eski grubudur.
Bunun dışında Moğollar var.Geleneksel ezgileri yoğun kullansalar da ,rock müziği zemin olarak kullanmışlardır.Ayrıca klasik rock müziğe yakın birçok parçaları da vardır.
Sonra Almorra isimli senfonik rock grubu vardır.Sivas Katliamı ile ilgili bir şarkıları vardır.ismi:Güneş'in Ozanları'dır.Şuradan dinlenebilir:

http://www.youtube.com/watch?v=15UiX6Z3Jvs

Kumdan Kaleler bir başka grup.
Mor ve Ötesi.
Bandista.Ska ve reggea karışımında birazda rock tınıları barındırır.
Agira Jiyan.Kürtçe rock müzik yapıyorlar.

Uzatılabilir,fakat uzatmaya gerek yok.

Bu grupların bazıları sosyalist ,bazıları sola yakın.bazıları ise siyasetle uzak yakın alakası olmayan gruplar.Eğer kalkıp toptancı bir bakış açısıyla "Rock Müzik Camiası'nın" tamamını silersek,rockçılar çok "dandik" adamlar hepsi de burjuva vs demek zorunda kalırız.Her müzik türünde geçerli olmak üzere,rock müzik de ,dünya- tarihsel anlamda bir dönüşüm yaşadı.Halkçı Arabesk'inden,isyana davet eden halk şarkılarına kadar her şey değişti müzikte.Buradan bakmalıyız bana kalırsa.Solun dışında,ona dair olmayan bir şey olarak düşünmektense,kaybettiğimiz ve "burada neden yokuz?" şeklindeki bir bilme biçimini yeğ tutarım.

not:yabancı rock grupları daha iyi veriler sunabilir.

bora

3682 isimli yoruma... Bana

25 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3694

3682 isimli yoruma...

Bana kalırsa rock müziğin aurasını biraz daha iyi anlamalısınız.sizin bildiğiniz yüksek ücretli konserler dışında da çok ciddi nicelikte bir rock müzik dinleyicisi var memlekette.bunu anlamak için üniversite şenliklerindeki rock müzik konserlerine,daha küçük grupların etkinliklerine ve kimi rock gruplarının barlardaki performanlarına bakılabilir.

Sadece bir örnek olarak,"Zeytinli Rock Festivali" ve "Rock-A" düşünülebilir...

Yobazlar

25 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3697

Yobazlar

Soruyu sadeleştirmiştim

25 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3700

Tekrarlayım:
Soruyoruz işte: Manovar, Ramstein, Megadeth.... Bunların nesini, neden sever insan?

Konu Vakit'in bu manyakların konserini protesto etmesiydi. Ben de vakit yanlıştır ama bunlar yasaklanmalıdır diye başladım. Rock'tan iyi şeylerin çıktığını ve çıkacağını biliyorum ve yazdım da... Solcu metalcilere iyi ile kötüleri bölmeleri gerektiğini ve bu konsere gelen pisliklerin savunulacak ne tarafları olduğunu sordum.

Tekrar soruyorum: Manovar, Ramstein, Megadeth.... Bunların nesini, neden sever insan?

Ve bizim işimiz bu pisliklerin konserini savunmak mı olmalı, karşı çıkmak mı olmalı?

Tarihsel bakamamak...

25 Haziran 2010, yazan solaruppras,
Yorum no: 3702

[Arkadaşımızın yorumu şuraya taşındı:]

http://www.haberveriyorum.net/yorum/ilhan-uz-rock-muzigi-ve-sol

Öfkeli Ziyaretçi'mizin

25 Haziran 2010, yazan Muzaffer Osmanoğlu,
Yorum no: 3712

Öfkeli Ziyaretçi'mizin kaygılarını anlayabiliyorum... Rammstein bildiğim kadarıyla Nazi yanlısı olmasa bile, Nazizm'e anlayışla yaklaşıyor. Manowar için diyecek hiçbir şey yok. Herifçioğullarına faşist desen, "Biz faşist değiliz, olsak olsak, faşist olmaya çalışan zavallılarız" diyecek durumdalar. Barbar Conan gibi giyinmeyi marifet sayan bu dayıların, örneğin, Blood of the Kings şarkılarının bestesi coşturur amma, güftesi mide bulandırır. Monsters of Rock '91 konserleri ise apayrı bir hikaye, SSCB çözüledururken Moskova'da gerçekleştirilen bu konserlerde, emperyalizmin bayraklarından biri de bu organizasyon vesilesiyle çakılmıştı sosyalizmin kalesine... (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=PsL8Q2KO_vg) (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=1QP-SIW6iKY

Öte yandan, bir çok yorumcumuzun dediği gibi, bu bir mücadele alanı. Beatles (bkz: http://www.haberveriyorum.net/haber/isci-sinifi-kahramani-olunmali) milyonların solcu olduğu bir dönemde, solcuların gücüne güç kattı. Pink Floyd (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=lRcQZ2tnWeg) ortalığı dağıttı, hala anarşik şarkılar çalınıyor gençlerin kulaklarına, sayelerinde. Sepultura (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=6ODNxy3YOPU) gönüllerimizin ve vicdanlarımızın tellerini titretmeye devam ediyor. Bir kısım yurdum genci, hala, bu gruplardan esinlenerek ilişkileniyorlar işçi sınıfı mücadelesiyle. Ülkemizde ise rock müzik solcuların ya da sola yakın olanların öncülüğünde icra ediliyor. 

Her şey bir yana, sünnet şölenlerinde, bilimum futbol kulübümüzün sezon açılışı konserlerinde boy gösteren ve "bedava"ya sahneye çıkan kuş beyinli san'at icracıları dururken, bu adamlardan yola çıkarak "Rocker"ları yasaklamak, rock müziğine soldan bir renk çalmak isteyenlere bulaşmak niye?.. 

Tartışmaya küçük bir katkı,

25 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3713

Tartışmaya küçük bir katkı, Megadeth grubunun solistinin (en soldaki vatandaş) tişörtindeki orak çekiç'in üzerini çarpılayan resime bakınız. Yanında da Rusça svoboda (özgürlük) yazıyor. Yani insanları yağmalama, sömürme özgürlüğü... Bence metal gruplarının çoğu (hepsini bilmiyorum ama benim bildiklerimin çoğu) çok yüzeysel bir isyankarlık imajının altında sistemin mesajlarını tekrar ediyorlar. 

Yobazlar

26 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3716

burada konuşulanlar ve vakit'in yazısı yobazlıktan başka bişey değil. bilip bilmeden herkes konuşuyo...

sol ve rock müzik üzerine

26 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3717

öncelikle şunu belirtmek isterim, konu, burada herhangi bir yoruma verilecek cevabın sınırlarını doğası gereği aştığı için bütünlüklü bir açıklamanın sınırlarını daraltıyor. böyleyken gerek başlığa (sol, rock müziğine nasıl bakmalı) gerekse söz konusu müziğe dair ancak belirli seyleri ifade etmek mümkün.

yaşama, yaşam alanına dair herhangi bir olguda oldugu gibi rock müzikte de gecerli olan bir belirlenim vardır; ne rock müziğin kendisi nede bu müziği icra eden gruplar söz konusu oldugunda önümüze cıkan tablo homojen bir bütün degildir. özellikle bunun icra boyutu söz konusu oldugunda bu gercek irdelenmeye gerek kalmayacak denli böyledir.

okodugum yorumların bir cogunda göz ardı edilen şey sanırım suydu; konu edilen müzik akımı kendi nesnelliğinden kopartılıp özgün tarihinin ötesinde yukarıda belirttiğimiz işin 'icracı' boyutuyla açıklanmaya çalışılmıştır. denecektir ki ''bana arkadaşını söyle sana kim oldugunu söyleyim'' aforizmasının hiç mi gerçeklik payı yoktur? elbette vardır. fakat ya 'benim' gercekliğim????

bu anlamda rock müzik önce kendi voruluş zemini üzerinde ele alınmayacak olursa kimimiz amcamızdan kimimiz halamızdan kimimiz duyduklarımız, kimimizde rammstein dan gördüklerimiz üzerinden bunu tanımlamaya calışacagızdır. oysa böyle degildir.

Rock müziğin kendi önselleliyle ele alındıgı bir yorumlama bunun böyle olmadıgını teyit edebilecektir; rock müzik kavramı Afrika'dan Amerika’ya götürülen siyahların, pamuk tarlalarında kendi aralarında söyledikleri ezgilerdir önceleri ve bu ezgiler dans figürleri ve ritimlerle birleşen müzik türü olan blues olarak karşımıza çıkacaktır ve blues bizi rock müzik tanımına götürecek dogal sürecin ilk basamagıdır. bu anlamda rock müziğin burjuva bir aidiyetliği oldugu türünden bir söylem yersizdir yersiz olmakla kalmayıp bihaberliğide tarif etmektedir.
sanatta edebiyatta insan yaşamına ait öteki herseyde oldugu gibi rock müzikte içerisinde bulundugu toplumsallıktan, voroldugu dönemden ve bu dönemim karakteristik özelliklerinden kopartılarak açıklanamaz. 40 larda 50 lerde 60 larda ve 90 ların başına degin rock müzik bugünün görüntüsüyle varolmuş degildi. düzen karşıtı, sömürüye dair öfke ve bilinç savaş karşıtlığı, eşitlikçi ve adaletli toplum düzenine duyulan özlem ve haykırışlar sözü edilen bu dönemlerde rock müzigin dili olmuştur. ama sözü edilen bu dönemde solun sol degerlerin ve özlemlerin toplumda ne kadar güncel ve etkileyici oldugu göz ardı edilmemelidir. bir yazımda ''Rock müziğin başına gelebilecek en güzel şey, onun toplumsal muhalefetin, toplumsal duyarlılığın ve sol’un toplumsal algıda güçlü olduğu bir nesnelliğe doğmuş olmasıyla gelmiştir.'' demiştim ve böylesi bir algıdan uzak degerlendirmelerin bizi yanıltacagını düşünmekteyim.

bugün rock müziğin böylesi bir durumda olması, solun sol degerlerin toplumda nasıl bir algıya sahip oldugundan gerek kendisi gerekse icracıları açısından önemsiz bir kriter midir? john lennon' ları dire straits' leri pink floyd'ları ve bicoklarını nasıl bir toplumsal zemin varetmiştir?

sanırım rock müziğini elitist burjuva belirlenimle tanımlamak ve aidiyetligini buradan tarif etmek sadece büyük bir yanılgı olarak kalmayacaktır; zamanında amaç-araç ikilemindeki dönüştürücülüğü ve ilerleticiliğinide es geçmemize bir arcı elimizden bırakmamıza neden olacaktır. ilgili yazı için: http://www.yazkalemim.com/ikinci-sayi-/83-rock-muziginin-tarihi.html

Ek olarak

26 Haziran 2010, yazan aeditu,
Yorum no: 3722

En son yoruma ek olarak DeliKasap web dergimizden Erdem Yalçın'ın  bir yazısını paylaşmak istiyorum!

http://delikasap.com/yazi.php?id=1541

İlginizi çekeceğini düşünüyorum.....

tartışmak iş değil

27 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3731

yobazların bu saldırısına, toplumsal alanda ses getirecek şekilde, bir yanıt vermenin yolu yok muydu? hala burada özünde sol-içi bir tartışma dönüyor.

öyle yaparsak küçük-burjuva mı oluruz, vs. kaygıları yaşam içerisinde hiçbir gerçeklik taşımıyor. tablo açık: gerici bir gazete pislik bir haber yayınlamış, ve burada sol yok, bir şey söylememiş, duyulmamış. bu kadar basit.

ben bu tartışmayı bir grupta uzun süredir çalan bir arkadaşıma yollamak istedim. sonra vazgeçtim, adam niye okusun, dedim kendi kendime. ilhan uz'un yazısını yollayabilirim, o yazı bile sol-içi bir tartışmaya ait sayılır.

gerçek işler yapan bir solculuğa ihtiyacımız var. vakit'in haberi bir "olay"dır, bir "şey"dir. bir "iş"tir. ama buradaki muhabbetler bir "şey" olamıyor ne yazık ki.

k.a. ya

28 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3735

bahsettiğiniz resimdeki dave mustaine isimli şahıstır. megadeth in solistidir. grup üyeleri anarşist olmakla beraber bilhassa bu solist kardeşimiz işi ifrada vardırmış, değişik bir kuyruk acısından mıdır bilinmez, anarşi=anti komünizm dedirtecek bir tavır takınmıştır hala görüyorum tiksinti geliyor bu adamdan bazı bazı....

müziklerine hic laf etmem (severim) o ayrı...

müzik

28 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3737

öncelikle, kırk yaşında, önceki gün manowar konserine gitmiş, keyif almış, takdir etmiş ama gelin görün ki çıktığında bir nebze olsun yozlaşmamış, ne burjuvanın neferi, ne de başka bir kimliğin etkisine girmemiş bir homo sapiens olarak yazıyorum.
kavramlara hak ettiklerinden fazlasını yüklediğiniz sürece günlük yaşamınızda olumsuz örneklerden yaşayacak alan bulamayacak hale gelmeniz muhtemeldir. oysa evrensel bir eğlence aracıdır müzik. bir sanattır ama daha önemlisi bir amaç değil bir araçtır. keyif için, eğlence için, protesto için, acınızı anlatmak için. dili evrenseldir, çünkü sözleri ancak ikinci planda önemlidir, aksi takdirde şiir varken müziğe ihtiyaç kalmazdı. dili melodidir. vivaldi'yi düşünün ya da mesela fahir atakoğlu'nu. atakoğlu'nun zeki müren adlı bestesini dinleyin. dilini anlayarak dinlemek apayrı bir tat katar müziğe şüphesiz. ama aslolan melodidir müzik söz konusu olduğunda, armonidir. bir insan manowar'ın nesini mi sever, söyleyeyim, müzikalitesini, altmışına merdiven dayamış eric adams'ın benzersiz vokal tekniğini, izleyenlerle kurdukları iletişimi...
müzik de internet gibidir, yasaklayamazsınız. aslında insan iradesi sanıldığından o denli güçlüdür ki hiç bir şeyi yasaklayamazsınız, sadece yasakladığınızı sanırsınız. ve bu sanrılar her seferinde öncekinden daha güçlü bir tepkiyi doğurur. yaşadığımız toplum dahil tüm insanlık tarihine objektif bir gözle bakmak gerekir.
rammstein'ı sevmiyor musunuz, dinlemezsiniz olur biter. kimse size zorla dinletemez, ama aynı şekilde kimse dinleyene de dinleme diyemez.
kanaatimce insanlık tarihinin en gerekli iki kavramı menfaat ve hoşgörüdür. her birimiz menfaat alanlarımızı net ve diğerlerine sirayet etmeyecek şekilde belirlemeyi ve dışında kalan her şeye hoşgörü ile bakmayı öğrenmek zorundayız... bu ikilinin dengesi yaşam kalitemizi, huzur ve mutluluğumuzu belirleyecektir.
son olarak bin manowar'ı aşık veysel'in bir deyişine değişmem ama bu benim için manowar'ın değerini azaltmaz, aşık veysel'in değerini yükseltir.
saygıyla!

fanatizm her yerde

28 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3738

uçurum büyüdükçe büyüyor. konuşmak, tartışmak çoktan unutuldu, her konuda futbol fanatizmi benzeri bir tavır yaşamlarımızı ele geçirdi.

vakit gazetesi -manüplatif olmadığı sürece- görüşünü dile getirmekten öte bir şey yapmamıştır. fiilen eyleme ya da açık manüplasyona dönmedikçe inanmadığı bir şeylere karşı inandığı argümanlarla yorum getirmesi kadar kaçınılmaz bir şey olabilir mi?

diğer taraftan cumartesi günü manowar konserine giderek kimilerine göre burjuvazinin neferi olmuş, kimilerine göre yozlaşmanın canlı kanıtı olmuş kırk yaşında bir yetişkinim. oysa bir saatin sonunda hala inandığım değerlerde hala bir değişiklik olmadığı gibi, altmışına merdiven dayamış iki adamın, demaio ve adams'ın performanslarını keyifle izledim. çıktığımda "hail & kill" naraları atarak sağa sola saldıran ya da ırza geçen kimseleri görmediğim gibi kendi içimde de öyle bir istek duymadım. hatta her ne kadar sevimli bulsam da ve ortalamanın çok üzerinde küfür eden bir insan olsam da demaio'nun küfür etmesi komik ama yanlıştı bence:)

özellikle sayın uz'un yazısını keyifle okuduğumu belirtmek isterim. ama kanaatimce yanlış yerde yer almış müthiş bir emek olduğunu düşündüm.

bu olayda temel sorun yüzyıllardır tırmandırılan başkalaştırma ve fanatizm tuzağının ulaştığı noktada insanların bir arada yaşamak kadar temel bir zorunluluğa karşı gerçekliklerini ne denli yitirmiş olduklarıdır.

uzun uzun yazmak yerine kısaca yaşadığım kentin, şehr-i istanbul'un penceresinden bakacağım tarihe ve gördüklerimi paylaşacağım kısaca...

bir arada yaşamanın temel iki gerekliliği menfaat paylaşımı ve hoşgörüdür. bu kent yakın tarihine kadar bu yaklaşımın en güzel örneklerini sergilemiştir.

kendi menfaat alanlarımızı diğerlerini dikkate alarak belirlemeyi becerebildiğimiz ve diğer menfaat alanlarına da gerekli hoşgörüyü gösterebildiğimiz noktada birlikte yaşama şansımız söz konusu olabilecektir. demokrasi bunu sağlamanın mütevazi ama kesinlikle kusurlu bir aracıdır. arkasına sığınarak hakim güç konumunda olan ve hoşgörüden uzaklaşan hangi menfaat grubu varsa gelecekte göreceği tepkinin şiddetini belirlemektedir aslında.

son olarak, manowar ya da diğerleri müzik gruplarıdır. çeşitli misyonlar yüklemek temel argümanlarını değiştirmez. sözler ikinci planda olmasa şiir çok daha farklı bir noktada olurdu:) müzik de bir çok benzerleri gibi menfaat yaratan bir araçtan fazlası değildir aslında. ne denli değer yüklersek yükleyelim keyif, tepki, aşk, acı... bir şeylerin ifade aracıdır nihayetinde.

son söz, kendimce biriktirdiğim kültür değerlerim der ki yüz manowar bir aşık veysel edemez ama bu manowar'ın değerini düşürmez, aşık veysel'in değerini arttırır benim için...

saygıyla!

Manowar'ın "değeri"

28 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3739

Manowar'ın en ünlü şarkılarından biri olan The Blood of the Kings'ten bir parça:

"... our armies in england ireland scotland and wales
our brothers in belgium holland and france will not fail
denmark sweden norway finland italy
switzerland austria back to the glory of germany"

Bu, Nazilerin çoğunluğu Alman olmayan gönüllü birliklerden oluşan Waffen-SS'ine ve aynı zamanda "Büyük Almanya" ideallerine pek de mahçup sayılmayacak bir atıftır. Manowar'ın albüm kapaklarında da Nazi sembollerine yer verilmektedir. Bunlar Manowar'ın "değerini" düşüren şeylerdir, daha doğrusu hiçbir değeri olmadığını kanıtlar bence - en azından ilerici insanlar için.

Manowar'ın Battle Hymns albümünün kapağında Nazilerin Nurenberg toplantılarında kullandıkları kartal sembolü yer alıyor.

 

 

faşist ideolojiler

29 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3740

İğrenç...Midem bulandı...

40 yaşında insanın bundan ne zevk aldığı beni ilgilendirmez, bu kişi ideolojik olarak etki altına girmeyecek kadar sağlam donanımlı olabilir (dinleyici zevki dediğimiz şeyle müzik endüstrisinin talepleri doğrultusunda şekillenme arasındaki mesafe nedir o da belirsiz ya), ama nerdeyse 8-10 yaşlarından itibaren çocukların ve gençlerin bu tür müzik eşliğinde ve bunların ideolojilerinin gölgesinde kendini, değişime, gelişime inancını yitirmesi, insanla birlikte her şeye düşmanlık duyması, yeterince kahredici bir vakıa...Kendinden yola çıkıp bu makro etkiyi görmemek yanlış. Solun asıl ilgilenmesi gereken bu saptırıcı etkinin, gerici ideolojilerinin, ruhsuz renksiz kokusuz kültürlerinin şırıngalanmasının nasıl bertaraf edilebileceği olmalıdır. Faşist eğilimli pislikleri protest diye yutturacak teoriler aramak değil...

Metal gruplarının ideolojileri var mı?

29 Haziran 2010, yazan sinangrozni,
Yorum no: 3744

Öncelikle dave mustaine'in vakti zamanında giymiş olduğu anti-komünist tişörtten başlayalım. 89-91 döneminde, scorpions "winds of change" şarkısıyla, pink floyd berlin "the wall" konseriyle, iron maiden "mother russia" şarkısıyla ve birçok başka grup da yukarıda da bahsedilen konserler vasıtasıyla, kapitalist batı'nın zafer turlarına katılmıştı (Bilmediğim ya da anımsayamadığım, 89-91 çözülüşünü kutlayan başka şarkılar da mevcuttur tahminimce).

Peki bu örnekler, bu grupların belirgin bir ideolojik tercihlerinin olduğunu gösterir mi? Öncelikle bu şarkıların, davranışların, ya da konser turnelerinin ticari yanının ağırlıklı olduğunu belirtmemiz gerekir. Hatta, 89-91 döneminde tersine bir çözülüş, kapitalist ülkelerde bir çözülüş yaşansaydı, bu grupların ya da başkalarının, anti-kapitalist yönelimli üretimlerde ya da davranışlarda bulunacaklarını da pekala varsayabiliriz. 60'lı yıllarda rüzgar diğer taraftan esiyordu, dolayısıyla dönemin popüler müziğinde, joan baez, john lennon ve diğerlerinde, biraz rolling stones, biraz da yetmişli yıllardaki punk furyasında, kapitalist sistemi eleştiren yönlere rastlamak mümkün olmuştu.

Elbette ticari yanın ağır basmasının, ideolojik karakteri zayıflatmadığı, tersine onu şekillendiren bir olgu olduğu söylenebilir. Burada demek istediğim, bu grupların siyasi göndermeleri olan müzik eserleri üretmeyi hedeflemekten ziyade, tutulacak ve satacak eserler üretmeyi hedefledikleridir. Böylelikle, kapitalist sistemin yeniden üretilmesine de katkıda bulunmaktadırlar kuşkusuz.

Diğer konuya gelirsek, manowar örneğinde daha açık biçimde gözüken, nazizme yapılan göndermeleri nasıl değerlendirmeliyiz? Öncelikle bütün metal gruplarının ve birçok rock grubunun başlıca esin kaynağının savaş olgusu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Hemen birkaç örnek: Metallica: One, Ride the lightning; Iron Maiden: The trooper, Aces High, Where eagles dare, Two minutes to midnight; Manowar: hemen hemen bütün şarkılar, grubun adı dahi, hatırladığım kadarıyla bir ingiliz savaş gemisinden devşirme; Megadeth: Peace sells but who's buying (galiba bir albümlerinin adıydı); Pink Floyd: the wall albümleri. Bu şarkılarda, eğer daha yakın tarihte batı ülkelerinin katıldığı, 2. dünya savaşı gibi olayları konu alıyorsa, daha insancıl, yer yer savaş karşıtı tonlar olduğunu görmek mümkündür. Yine metal gruplarının önemli bir esin kaynağı olarak, orta çağ ve daha eski zamanlar hakkında olanlardaysa, mitolojik-lirik yaklaşımlara rastlanabilmektedir (Iron maiden'ın, alexander the great, gibi kimi şarkıları, neredeyse bir tarih anlatımı niteliğindedir; doğru ya da yanlış).

Sorduğum soruyu yanıtlamadım, kesin bir yanıtı olduğunu da düşünmüyorum. Ancak manowar hakkında, işim gereği istanbul konserlerinde kendilerine eşlik etmiş birisi olarak izlenimlerimi aktarayım. Grup üyeleri için, kibar, aşırı isteklerde bulunmayan, hatta grubun solisti ve davulcusu için, alçakgönüllü yakıştırmalarını kullanabilirim. Grubun kurucusu, lideri ve basçısı joey demaio'nun konserde yaptığı uzun türkçe konuşma da, grubun birkaç yıl önce bir şarkılarını, aralarında türkçe'nin de bulunduğu çeşitli dillerde söylemeleri de, bu grubun esas amacının, hayranlara yatırım yaparak kendilerini sevdirmek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ha şimdi, araştırmacı haberveriyorum takipçileri, manowar'ın çeşitli şarkı sözlerini siteye ekleyip, ey sinangrozni, ne diyorsun bunlara derlerse verecek cevabım olmaz:)

Tartışmaya ilişkin genel bir yorum yapacak olursam, rock ve metal müziğin, eninde sonunda popüler müzik türleri olduğunu, ortalama beğeniyi yakalamaya çalıştığını, şarkı sözlerininse bu müzikte çok önemsenmediğini söylemek isterim. Rammstein, manowar elbette benimseyebileceğimiz bir sözel içerik sunmuyor, ancak bu müziği dinleyen insanların da, şarkı sözlerini pek umursamadığını söyleyebiliriz. "pussy" diye bir şarkı yapan grup, ya da "diğer gruplar çalar-oynar, manowar öldürür" gibi sözler yazan grupların neresi ciddiye alınır ki? 

tartışabilmek

29 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3745

tartışma platformlarını doğru belirleyemediğimiz noktada sıkıntılar baş gösteriyor. mesela manowar'ın değeri en az bir kaç farklı açıdan ele alınabilecek bir olgudur ve şahsen ben bu konuda her açıdan belirleyici olamam. ancak vakit gazetesinin eleştiri hakkını savunarak yazmaya başladığım bu platformda manowar üzerinden bir şekilde ilerici-gerici yaftalamasına maruz kalınması burada yapılan şeyin bir tartışma değil daha çok didişme olduğunu gösteriyor ne yazık ki.

zihinde süzülerek şekillenmiş her fikre saygı duyar ve keyifle ve ilgiyle tartışabilmeyi umarım. ancak ezberler ve direkt sınırları belirsiz üst kavramlara göndermeler hiç kimseye bir fayda sağlamayacaktır.

40 yaşındayım demek şu demek: zorunlu tüketimden lüks tüketime geçişin kobaylarından biriyim demek. ne kadar karşı çıksam da popüler kültür yaşantıma bodoslama girdi seksenler boyunca. hala seksenlerin popunu "severim". işte belki de sorun bu noktada başlıyor. severim demek "öl de öleyim" demek değil. keyif için "müziğini dinlerim" demek. çünkü müzik keyif aracımdır benim, varoluş amacım değil.

zor, uzun ve çok fazla bileşeni olan bir konuyu daha fazla yazmaya çalışmak yerine dileğimi dile getireyim; fanatizm gözlüklerinden ya da korumacı paranoyalardan kurtulmak gerek artık. manowar, rammstein, pornolar, başkalarının başına gelen tatsız şeylere gülmenizi sağlayan birbirinden salakça videolar... artık tüm kirliliği ve tüm saflığı ile her şey herkese açık. çocuklarınızın nükleer tıpla atom bombası arasında seçim yapmasına neden olacak olan nükleer fizik olmayacak. sizden, genlerinden ve çevresinden aldıklarını yorumlama şekli olacak. bugün artık kontrol edebileceğiniz en önemli argüman iyi bir rol model olmak...

saygıyla!

Dikkat edilirse benim

29 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3747

Dikkat edilirse benim yazdıklarımda şu ya da bu müziğin veya müzik grubunun dinleyicileri hakkında hiçbir ilerici-gerici yaftalaması yoktur. Ben sadece konuyla ilgilenenlerin değerlendirebilmesi için bazı olguları koydum..."Tartışabilmek" için konuyu bütün yönleriyle ele almaya hazır olmamız gerekir, benim koyduğum olgular da konunun bir yönüdür.

Kübalı etnik metal grubu

29 Haziran 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 3748

Tartışmaları iyice dağıtmak istemem ama, üyeleri arasında bir milletvekilinin de bulunduğu, Küba devrimini savunan Tendencia adlı etnik metal grubuyla ilgili bir haber çıkmıştı sitemizde. Bu haberde, Küba'da her yıl (biri uluslararası) altı ya da yedi Rock festivalinin düzenlenmekte olduğu bilgisi de verilmişti:

http://www.haberveriyorum.net/icerik/kubali-etnik-metal-grubu-almanya-turunda 

Heavy metal ve ideoloji

30 Haziran 2010, yazan solaruppras,
Yorum no: 3750

Değerli arkadaşlar, tartışmanın belirli bir olgunlukla devam ettiğini görmekten mutlu olduğumu belirtmeliyim. Tartışmanın bu haliyle "sol içi" kaldığı görüşüne ise katılıyorum, ancak kişisel olarak bunu çok da sorunlu görmüyorum, ilerletici ve düzeyli bir tartışma olduktan sonra "sol içi" olmasının çok da sakıncası olmasa gerek.

Ben izninizle meseleye birkaç katkıda daha bulunmak istiyorum (Daha önce bu başlığa bir yorum olarak yazdığım, ancak daha sonra ayrı bir yorum yazısı olarak siteye alınan yazım için: http://www.haberveriyorum.net/yorum/ilhan-uz-rock-muzigi-ve-sol).

"Metal gruplarının ideolojisi var mı?" diye sormuş bir arkadaş. Bence bu soruyu bir miktar genişleterek "metal müziğin ideolojisi var mı?" olarak yeniden sorabiliriz.

Bir tartışma başlığını soru işaretiyle tanımladığınız zaman, bu aslında sorulan sorunun cevabının "hayır" olduğunu ima ediyor olabilir. Bir dönem çok tartışıldığı için bu örneği tercih ediyorum; "Türkiye'de Marksist Damar Var mı?" diye sorulduğunda, okuyucu ister istemez soruyu soranın "yok" cevabı verdiğine ilişkin bir sezinlemeye sahip olur. Bunun tam tersi de geçerli.

"Var mı, yok mu" biçimindeki sorular -kişisel kanaatimce- beyin jimnastiği açısından ön açıcı olabilmekle birlikte, çoğunlukla diyalektik bir bakış açısı geliştirmeye engel olma riski taşır. Konumuza giriş yaparsak, örneğin "Metal müziğin ideolojisi var mı?" sorusuna, "ne münasebet, herkesin ideolojisi kendine" diye yanıt verilebilir. Veya öne çıkan bazı örnekler üzerinden "metal müziğin ideolojisi vardır; metal müzik savaş, nefret, kan, şiddet, faşizm, güç, karanlık, dine saldırı, ölüm ve kaos üzerine kurulu bir kötülük kültüne dayanır" diyebilirsiniz. Bu yaklaşımlardan birincisi, metal müziğin tüm dünyada kimi ortak değerleri ve ortak bir kimliği paylaşmadığını, evrensel ölçekte ortaklaşan bir kimliği ve müzikal/düşünsel unsurları taşımadığını ima eder, ki bu bana göre yanlıştır. Bunu aşağıda açmaya çalışacağım. İkinci yaklaşım ise tüm metal müzik "camiasını" belirli bir düşünsel hatta, estetik anlayışa ve toplumsal duruşa hapsederek yanlış genellemelere ve önyargılı, kestirmeci varsayımlara neden olur. Örneğin, şarkılarında ölümün yanı sıra doğa, aşk, depresyon temalarını da işleyen Opeth'in, yine aşk, umutsuzluk, ayrılık, bireysel iç çatışmalar gibi konulara el atan Anathema'nın, mitolojik ve folklorik öğeleri metal müzikle harmanlayan, albümlerinde yöresel destansı öyküleri ve efsaneleri anlatan, kimileri (başta paganizm olmak üzere) mitolojik ve mistik unsurlara yer veren Primordial, Falkenbach, Arkona, Orphaned Land, Kampfar gibi yüzlerce folk ve etnik metal grubunun üstünü çizmiş olursunuz.

Ne yazık ki rock/metal müzik ve ideoloji tartışmalarında bu iki yaklaşım egemen. Ben izninizle burada (hem kendisiyle daha bir haşır neşir olduğum için, hem de Sonisphere ve diğer festivaller vesilesiyle bir süredir dönen tartışmaların daha fazla merkezinde durduğu için) söyleyeceklerimi metal müzikle sınırlamak istiyorum. Metalin rock ile akrabalığı bir yana, son 30 yıldır rock müziğe göre daha uç ve ekstrem bir mecrada akmaya devam ettiği ortada. 13 yıldır sadık bir şekilde dinlediğim ve bundan sonra da dinlemeyi bırakacağımı sanmadığım için (elbette büyük konuşmak istemem!) bu konuda üç-beş kelam edebileceğimi düşünüyorum.

Önceki yazımda, birçok sanat alanda olduğu gibi, rock ve metal müzikte de genel olarak dünyada esmekte olan ideolojik-siyasal rüzgarın, bu müziğin icracısı ve dinleyicisi kesimlerde çok ciddi bir etkiye sahip olduğumu vurgulamıştım. Dünyamız ne yazık ki özellikle son 30 yıldır son derece karanlık bir dönemden geçiyor. Metal müziğin ortaya çıktığı ve yükseldiği coğrafyalarda piyasacılık, gericilik ve emperyalist barbarlık, toplumsal çürümeyle birlikte her türlü insani değeri, adalet duygusunu ve ezilenin, haklı olanın yanında olma içgüdüsünü büyük bir tahribata uğratmıştır. Günümüzde Avrupa, Amerika, Japonya'ya, vs. kıta ve ülkelere baktığımızda, reel sosyalizmin ağır bir yenilgiye uğrattığı Nazi süprüntülerinin giderek yeniden palazlandığını, kilisenin ve feodalizmden kalma kurumların (örneğin İngiltere'de, Benelüks ülkelerinde ve -İzlanda hariç- İskandinavya ülkelerinde halen krallık, Japonya'da ise imparatorluk kurumu var; bunlar sanılanın aksine "sembolik" değil; devasa birer ekonomik servete ve siyasal etkiye sahipler) giderek etkilerini arttırdığı, bu ülkelerde Ortaçağ karanlığına özenen çok sayıda insanın olduğunu görüyoruz. 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan sarsıntılı ve trajik dönemin tüm ilerici sonuçlarını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar ve bunda şimdilik başarılı oldukları ortada.

Daha önce belirttiğim gibi, bu durumu yalnızca burjuva sınıfının ideolojik ve siyasal ikna yeteneğine, egemenlerin sahip oldukları baskı ve zor gücüne bağlamak, bilinçli ve dönüştürücü insan eyleminin önemini yok sayan, diyalektikten yoksun ve kendiliğindenci bir yaklaşım olur. Burjuvazi bu bahsettiğim gücü ve bilinci, yıllarca işçi sınıfının kurtuluş arayışına karşı verdiği mücadeleden elde ettiği dersleri biriktirerek elde etmiştir. Dolayısıyla mevcut toplumsal çürüme, emperyalizmin sosyalizm karşısında elde ettiği zaferin, başka bir deyişle 30 yıldır bu dünyada siyasal dengeleri değiştirecek güç ve sürekliliğe sahip bir sol ve işçi sınıfı hareketinin yokluğunun ürünüdür.

Buradan tekrar konuya dönelim ve metal müziğin nasıl bir nicelliğe yaslandığına bakalım. Metal gruplarını incelemek ve takip etmek için bugüne kadar oluşturulmuş en kapsamlı sitelerden biri olan Encyclopaedia Metallum: The Metal Archives'te, bu yorumu yazdığım an itibariyle 74.009 grup kayıtlı. Birkaç yıl içerisinde bu sayının 100 bini bulacağı kesin gibi görünüyor. Bahsettiğim rakam elbette dağılmış olan grupları da kapsıyor. Ancak sadece bu rakamdan bile, metal müziğin icracı/dinleyici oranının bir hayli yüksek olduğunu çıkarabiliriz. Yani metal müzik genel olarak fazla sayıda olmayan dinleyicisi üzerinde bu müziği icra etme isteği uyandıran (buna ben de dahilim!) bir tür. Başka bir deyişle, dinleyicisini kendine bağlayan ve onu bir yaşam biçimi olarak benimsemeye iten bir tür.

Böyle bir nicellikten bahsettiğimizde doğal olarak genel bir "ideoloji"nin varlığından bahsetmek zorlaşıyor. Bahsettiğim sitede "Bands by country", yani "ülkelere göre gruplar" linkine baktığımızda ise, metal gruplarının (kuşkusuz büyük bir çoğunluğu Avrupa ve Amerika'da olmak üzere) tam 128 ülkeye dağılmış olduğunu görüyoruz.

Ancak ortada hiçbir ortak değerin, ortak düşünce yapısının bulunmadığını söylemek de bir o kadar saçma olacaktır.

Metal müziği kendisi yapan bazı yapısal unsurlar var. Bunlardan en önemlisi gitarın, özellikle de overdrive ve distortion efektleriyle çalınan elektro gitarın taşıdığı ağırlık.  Bu efektin barındırdığı "gain" düzeyi, gitar teline vurulduğunda gelen "jın jın jın" sesinin ağırlığını ve tonun sertliğini belirliyor. Ancak "gain"i arttıdığınızda amfiden gelen "dip gürültüsü"nün artma riski var, bu durumda amfiden gelen titreşimle gitar tel ve manyetikleri arasında doğan rezonans, "feedback" adı verilen gürültüye yol açıyor. Dip gürültüsü/Gain oranının az tutulması bu nedenle önemli. Ancak dip gürültüsünü dahi müziğinde sertliği arttırcı ve atmosfer yaratıcı bir unsur olarak şu ya da bu düzeyde kullanan gruplar epey çoğunlukta.

Overdrive ve distortion, müziğe doğal bir sertlik ve vuruculuk katıyor. Metal müziği duyduğunuzda yaşadığınız şiddet ve kaos duygusu büyük ölçüde buna dayanıyor. Distortion ve overdrive'ın kullanımı, öfke, isyan ve başkaldırıyı temsil etmek için son derece elverişli bir araç. Metal müziğin önemli ölçüde etkilendiği Rock ve Punk müzikte de kullanılan sert gitarlar, metal müzikte en üst düzeye çıkarılmış "gain" ve çok daha tiz, kaotik tonlarla çalınıyor. Kullanılan gitar tonları elbette çalınan alt türe göre değişiyor. Buna elbette yine çalınan alt türe göre değişen tempo ve tonlarda kullanılan sert, teknik düzeyi yüksek davulların yanı sıra, müziğin sertliğine ve dinleme zevkine önemli katkılarda bulunan, gitarın çaldığı melodiyi daha anlaşılır kılan bass gitarları da eklemek lazım. Sonuç itibariyle, metal müziğin "asgari müşterek"i elektro gitar, davul, bass, ve vokallerdir (1).

Distortion gitarın kullanımı, rock ve metal müziği, yaşadığı hayata öfke duyan, kendisini çevreleyen koşullardan rahatsız ve bunu bir biçimde dışa vurmaya çalışan gençler için son derece elverişli bir seslenme ve kendini ifade etme aracı haline getiriyor...

Bu açıklama biraz fazla "teknik" kaçmış olabilir. Ancak metali bir "kültür" haline getiren, öncelikle yarattığı müzikal atmosfer. Sesin yüksekliği, ayakta izlenen konserlerde yaratılan kitlesel coşku ve "headbang" olarak anılan, kafa sallayarak ritm tutma alışkanlığı, metal müziğin evrensel ölçekte benimsenen unsurları.

İşin "teknik" olmayan boyutuna girdiğimizde ise şu gözlemi yapmak mümkün: Yaşamın kendisine ve aile, eğitim, otorite, din, muhafazakarlık gibi olgu, düşünce ve ilişkilere karşı duyulan tepki, bu tepkinin akacak bir mecra araması, metal müziği benimseme ve onu bir kültürel kimlik haline getirme konusunda son derece elverişli bir ortam hazırlıyor. Rock ve metal müziğin akıcılığı, hızı, şiddeti, yaydığı enerji, gençliğin sözkonusu tepkisellik ve dinamizmiyle büyük bir uyum sergiliyor.

Ancak bu dinamizmin kendi başına bırakıldığında fazla olumlu ve ilerici sonuçlar vermediğini, daha doğrusu, ona bir biçim ve içerik kazandırılamadığı durumda ortaya nasıl bir çürümenin çıktığını görmek için internette kısa bir araştırma yapmak yeterli oluyor.

* * *

Metal müzik ve "faşizm" ilişkisi söz konusu olduğunda genellikle Manowar örnek verilir; en popülerlerinden birisi olduğu için. Ancak Nazizmi açıktan savunan ve faşist sembolleri hiç çekinmeden kullanan bazı gruplar var ki, Manowar bunların yanında çok "sevimli" kalıyor.

Nasyonal Sosyalist Black Metal (NSBM) diye birşey duydunuz mu? Metal Archives'te NS Black Metal diye aratınca yüzlerce grup çıkıyor. İsterseniz birkaç örnek verelim:

Der Stürmer, Almanca'dan Türkçe'ye (benim naçizane çevirimle) "akıncı" olarak aktarılabilir. Bu isim, 1923-1945 yılları arasında yayınlanmış ve Yahudi karşıtı propagandanın en önemli aygıtlarından birisi olmuş Nazi gazetesinin ismi (2). Peki bu isimle bir black metal grubunun olduğunu söylesem ne dersiniz? İşte bu grubun "A Banner Greater Than Death" isimli albümünün kapak resmi:

Bu albümün son şarkısının ismi "Adolf der Große", yani "Büyük Adolf". Grubun ilk başta Alman olduğunu zannedebilirsiniz. Ancak bu grup Yunanistan'dan.

Brezilyalı "Nachtkult" ise Nazi sembollerini logosuna taşımış:

Norveçli Melodik Black Metal grubu (bu grubun ben de bir dönem dinleyicisiydim) Taake'nin (Norveççe'de sis anlamına gelir) vokalisti ve "frontman"i Ørjan Stedjeberg, nam-ı diğer "Ulvhedin Høst", 2007 yılında grubun Almanya'nın Essen kentinde verdiği bir konserde sahneye göğsünde kocaman bir swastika (gamalı haç) çizimiyle çıktı:

Hem seyircinin, hem de medyanın yoğun tepkisiyle karşılaşan Taake'nin Almanya'daki konserleri iptal edildi. Hatta muhalif ve faşizm karşıtı kimliğiyle bilinen Alman thrash metal grubu Kreator, çıktıkları turnenin bir durağında Taake'nin de ön grup olarak bulunmasını protesto ederek organizatörleri Taake konserinin iptal edilmemesi halinde sahneye çıkmamakla tehdit etti. Bunun üzerine Taake konseri organizatörlerin müdahalesiyle iptal edildi ve Kreator konseri gerçekleşti.

Ulvhedin Høst, Taake'nin hem müziğinde, hem de imajında kötülüğü ve ölümü simgeleyen her türlü unsuru kullanabildiğini, swastika sembolünün bir faşist propaganda amacıyla değil, şov amacıyla kullanıldığını söyleyerek kendini savundu. Ancak sadece bu eylemin Almanya'da yapılmış olması bile, grubun amacının ne olduğunu bir noktadan sonra önemsiz hale getirmeye yetiyor.

İşin ilginç yanı, Taake aslında gerçekten de bir NSBM grubu değil. NSBM grupları doğrudan faşizmin propagandasını yapmak için müzik yapıyor ve müzikalitenin onlar açısından önemi çok çok geri planda. Taake'nin bu öğeleri sadece bir "imaj" olarak kullanıyor olma ihtimali son derece yüksek. Ancak, söylediğim gibi bu pek birşeyi değiştirmiyor. Nazizm sembollerinin tarihin çöplüğünde durması gerekirken bir müzisyenin göğsüne çizilmesi sebebi ne olursa olsun utanç verici bir durum.

NSBM türüne daha birçok örnek verilebilir. 1998'den beri faaliyetlerini sürdüren ABD'li Gestapo SS ve Pantheon, Polonyalı Kataxu, Thor's Hammer, Ohtar, Ukraynalı Hate Forest ve Nokturnal Mortum, Almanya'dan ise Absurd bunlardan öne çıkanları. İsmiyle bile insanın kanını donduran, Yunanistan kökenli Vernichtungskamp (Almanca'da "imha kampı") adlı, (neyse ki!) çoktan dağılmış olan bir NSBM grubu var.

Taake dışında Nazizme içkin semboller kullanan/kullanmış, ancak Nazi eğilimli olduğunu kabul etmeyen veya Nazi eğilimli olup da popülaritelerine gölge düşürmemek amacıyla bunu fazla öne çıkarmayan görece popüler bazı gruplar da var. Bunlara örnek olarak Marduk (İsveç), Drudkh (Ukrayna), Temnozor (Ukrayna) sayılabilir. Örneğin Drudkh (Sanskritçe'de orman, koruluk -wood- anlamına gelir) gerçekten de bir dönem NSBM camiası içinde yer almış, ancak artık o taraklarda bezi olmayan, müziğinde daha ziyade paganizmi ve folk öğeleri öne çıkaran bir gruptur.

Ve acı bir not: Kendilerini NSBM grubu olarak tanımlayan gruplar ne yazık ki, bir zamanlar sosyalizm bayrağının dalgalandığı Rusya'da ve Doğu Avrupa ülkelerinde fazlasıyla yoğunlaşıyor!

Dahası, reel sosyalizmin çözülüşünün üzerinden 20 yıla yakın bir süre geçmesine, sosyalizmin halen dünya üzerinde etkili bir güce sahip olmamasına rağmen, İngiltere'de 1970'lerde başlamış olan "Rock Against Communism" akımına bağlı gruplar varlığını sürdürüyor. Bunların önemli bir bölümünün yine Nazi süprüntüsü olduğunu söylemeye herhalde gerek yok. Ve sosyalizmden hala nasıl korktuklarını...

Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak eğer sorun metal müzik akımında faşizm ve anti-komünizmin yaygınlığıysa, Manowar'a gelinceye kadar elimizde daha çooook malzeme var.

Öyleyse bir kez daha tekrar etmekte yarar var: Tüm dünyada çürüme, gericilik, militarizm, milliyetçilik başını alıp gitmişken, kendine özgü herhangi bir ilerici ve sosyalizan geleneği olmayan metal müzik bundan yalıtık olabilir mi?

Meseleyi şu ya da bu grup üzerinden tartıştığımızda ve internet üzerinde, özellikle de metal grupları hakkında kısa bir araştırmaya girdiğimizde, metalcilerin faşist olduğu, savaş ve şiddet yanlısı olduğu, hatta sapık olduğu sonucuna da varmak son derece mümkün! İsteyen ABD'li ünlü death metal grubu Cannibal Corpse'un her biri onlarca kez yasaklanmış olan kanlı albüm kapaklarına, Polonyalı Behemoth grubunun sahnede İncil parçalamasına (Polonya'da olaylar oldu bu yüzden!), Norveçli Black metal grubu Gorgoroth'un kazıklara geçirilmiş koyun kafaları ile çarmıha gerilmiş, balmumundan yapılmış kafası kesik çıplak insan heykellerinin sergilendiği konserlerine ve hatta şu video klibe bir göz atsın.

1992 yılında Norveçli Black Metal müzisyeni, Burzum'un yaratıcısı Kristian "Varg" Vikernes'in Bergen kentinde bulunan 900 yıllık Fantoft kilisesini yakarak kullanılmaz hale getirdiğini, üstelik yakılmış kilisenin fotoğrafını aynı yıl çıkardığı bir EP'ye bastığını bilen bilir (bu albümün adı olan "Aske", Norveççe'de "Küller" anlamına gelir)(3):

Bu yorum yazısını örneklere boğarak konuyu biraz dağıttığımın farkındayım. Ancak sorunu tekil gruplar üzerinden ele aldığımızda meseleyi genel bir reddiyeciliğe vardırmak çok ama çok kolay oluyor.

Kapitalizm elini attığı her şeyi çürütüyor, demiştik. Bir başkaldırı müziği olarak, örneğin Vietnam savaşına duyulan tepkiyle toplumsallaşan rock ve metal müzik 30 senedir işte bu hale getirildi. Black Sabbath'ın "Children of the Grave"inden, "War Pigs"inden bu yana derenin altından sular seller aktı.

Metal müziğin sertliği, gençliğin kendini dışa vurma aracı olarak sahip olduğu doğal karakterini istismar eden kapitalizm rock ve metal kültürünü ve bu kültüre içkin kimi unsurları çok rahat bir şekilde paraya tahvil edebiliyor; bunları sistemin devamlılğını sağlayan yabancılaşma, pasifizm, bohemizm, hedonizm gibi olguları gençlik içerisinde yeniden üretmek için kullanabiliyor.

Ancak, rock ve metal müziğin öfkeli, şiddetli ve isyankar karakterinin bugün aldığı biçimler değil, ama bu karakterin kendisi önem taşımaya devam ediyor. Evet, bugün sahip olduğu çizgiyle yozlaşmaya, çürümeye katkıda bulunan grupların sayısı bir hayli fazla. Fakat ne iyi ki, dünyada bu kirliliği sorgulayan, dinlediği, tişörtünü giydiği, konserine gittiği grup konusunda son derece seçici davranabilen, metale her şeyden önce bir müzik türü olarak yaklaşabilen insanların sayısı hiç az değil. Hatta "metalci" sayılamayacak çok sayıda insan, metal müziğin ulaştığı teknik düzeye ve yarattığı müzisyenlik niteliğine hayranlıkla yaklaşmakta, örneğin Death, Dream Theater, The Dillinger Escape Plan, Meshuggah, Gorguts, Atheist, Tool, Cynic gibi kendi kulvarlarında çığır açmış, virtüöz düzeyinde müzisyenlerden oluşan grupları ilgiyle dinlemektedir. Bu grupların jazz, blues, fusion gibi türlerle girdikleri etkileşim, onları metal dinleyicisinin ötesine geçen bir kitleyle buluşturuyor.

Bugün sahne performansı ve deneysel/post-endüstriyel rock alanında son derece iyi işler çıkaran İstanbullu Nekropsi, daha önce Necropsy ismiyle faaliyet gösteren bir thrash metal grubuydu.

Örnekler bu başlıkta da çoğaltılabilir.

* * *

Bu memlekette Cannibal Corpse, Suffocation, Morbid Angel, Deicide gibi hem sözlerinde, hem de müzikal ve görsel ürünlerinde bol miktarda kan ve şiddet bulunan death metal gruplarının, ayrıca Darkthrone, Behemoth, Dark Funeral, Gorgoroth, Emperor gibi şarkı sözlerinde ölümü ve karanlğı işleyen, satanizme eğilimli black metal gruplarının dinleyicisi olan, ancak bırakın "satanist" ya da şiddet meraklısı olmayı, şiddetten, savaştan ve kandan nefret eden, yaşamayı ve insanları fazlasıyla seven binlerce genç vardır. Metal müzik dinleyen ve siyaseten sol görüşlü olan, eylemlere katılan gençlerin sayısı hiç de az değildir, hatta belki de oran itibariyle Türkiye ortalamasının bir hayli üzerindedir.

Demem odur ki, metalcilerin sapkın, şiddet tutkunu, kan görmeye meraklı ve insanlara düşman olduğu tezini bırakalım Vakit gazetesinin provokatör yazarları, beyinleri ve vicdanları örümcek ağlarıyla bezenmiş yobaz sürüleri savunsun. Bizim yapmamız gereken bu gerici koronun karalamalarını onaylamak ya da bunu bir "düşünce beyanı" ilan edip aklamak değil, ilerici ve toplumcu bir rock ve metal müzik kültürünün ülkemizde yaşatılıp yaşatılamayacağını tartışmak olmalıdır. Ben Türkiye'nin rock müzisyen ve dinleyici birikimine baktğımda bu potansiyelin var olduğu inancına varıyorum. Bir rock grubunun, örneğin Tekel işçilerinin direnişini selamlaması önemsiz midir (4)? Faşist, militarist ve gerici grupların varlığı yüzünden, örneğin savaş karşıtı sözleriyle dikkat çeken senfonik/gotik metal grubu Almôra'nın üstünü mü çizelim? "Partizan" marşını, "El Pueblo Unido"yu heavy metal tarzında yorumlayan Ankaralı Eudaimonia'yı hangi önyargıya ve genellemeye sığdıralım?

Kimileri metal müzik dinlemeyi suç işlemeye eğilimli olmakla özdeşleştirebiliyor. Sahi, acaba bu memleketin hapishanelerinde kaç tane adi suçlu metalci var?

* * *

Yukarıda Megadeth'in "Rust in Peace" albümünün kapağında Dave Mustaine'in giydiği tişört örnek verilmiş. İlk gördüğümde ne kadar öfkelendiğimi dün gibi hatırlıyorum. Peki, aynı Mustaine'in bugün "The System Has Failed", "United Abominations" gibi, sistem kurumlarına son derece sert göndermeler taşıyan isimlerle çıkarttığı albümler (bunun Mustaine'in anarşizan duruşundan kaynaklanıyor olmasının bir yerden sonra fazla bir önemi yok) ve Birleşmiş Milletler'in önemli ağızlarından aldığı tepkiler önemsiz mi? (5)

Demek ki şiddeti ne kadar kuvvetli olursa olsun, rüzgarla savrulup gitmek de sonsuza kadar sürmeyebiliyor.

Notlar:

(1) Gothic, Doom, Power metal gibi türlerde klavyenin, Folk ve Senfonik Metal türlerinde ise yaylılar, üflemeliler, hatta koca koca senfoni orkestralarının ve koroların kullanımı da sıklıkla görülüyor.

(2) Kaynak: http://en.wikipedia.org/wiki/Der_St%C3%BCrmer

(3) Varg Vikernes bu eylemi yaptığında 19 yaşındaydı.

(4) http://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/reddden-tekel-iscilerine-haberi-24656

(5) http://www.undispatch.com/archives/2007/07/critic_watch_me_1.php

gerçek çare...

30 Haziran 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3753

Uzun ve bilgilendirici yazısı için solaruppras'a teşekkür ederiz ama sıraladıklarının bir kısmı, savunmaya çalıştığı tez için sağlam ve ciddi bir dayanak oluşturmuyor, aslında başta öne sürdükleriyle de çelişiyor üzgünüm ki.

Megadeth'in, kan, düşmanlık ve faşizm kokan şarkı sözleri ve görsel mesajlarının yanısıra muhalif şarkı sözlerinin de bulunduğunun iddia edilmesi, sistemin sistemden şikayeti gibi bir çözümsüzlük çıkarıyor ortaya. Sistemin aşılamaz sandığımız, kendini öyle hissettiren "aksaklıkları"nın çaresi akıldışılığa sığınmak, değişim ve ilerleme için akla güvenmekten, bir an olsun, vazgeçmek mi olmalı? Yoksa tabanın artan bilinçliliği ile gerçekten muhalif toplumsal örgütlenmeler yaratmak mı?

Müzik, ya da sanatın her dalı, eğitim elbette bunun için araçlarımız olmalıdır (Kübalı metal grubu belki kısmen örnek olabilir). Ama aynı zamanda mücadele etmemiz gerekenler içinde çok doğal olarak, kitlelerin sistem karşısındaki aczinden yararlanan egemenlerin elinde silah olmuş müzik, edebiyat, spor, eğitim vs. alanları yok mudur?

O halde Megadeth'in "muhalif" şarkı sözleri ile (ki bu, kuvvetle muhtemel kendinden geçmiş kitlenin, şarkı sözlerini kaale almadığı da söylendi) avutulan, öfkesi yanlış şekilde ve yerlere yönlendirilen, bastırılan, zorlanan kitlenin gerçek çareye inandırılması bizim görevimiz değil midir? Şimdi burada Megadeth'in hiç ilerici bir işlevi olabilir mi? Bu, mümkün mü? İsterse herhangi bir sebeple Lenin'i övsün, isterse ticari kaygı nedeniyle savaş karşıtı, yoksul hakları savunucusu, deprem mağduru destekçisi oluversin (ki "muhalif"liklerinin en büyük motivasyonunun ticari kaygı olduğunu düşünüyorum), isterse Küba'da "vamos bien" çığlıkları atsın. Bu, bu grubun veya gördüğüm kadarıyla bu tür müzik camiasının faşizm eğilimini gizlemeye yetmez.

Başka bir gerici güruhun çizgisine yaklaşma kaygısı gütmeden (niye öyle olsun ki? Vakit'in bunları yargılama nedeniyle bizimki bir mi? Biri başka bir afyonla diğeri başka bir afyonla gericilik aşılıyor/pazarlıyor), bunları kültür dünyamızdan atmak zorundayız, bilinçli ya da bilinçsiz fark etmez, var edilmesine katkı sundukları gerici ideolojileriyle mücadele etmeliyiz. (Dün AGİT'in uluslararası alanda aldığı kararı, çeşitli uluslararası kuruluşlarca aklanan ve yükseltilen faşizmi, kitlelere kabul ettirme mekanizmalarından biri olarak bu üretim alanından bağışık kılabilir miyiz?)

Faşizmin, her türlü gerici ideolojinin, hangi kanalla olursa olsun yaygınlaşmasının en büyük engeli işlevini görmeliyiz. Kendi araçlarımızla (eski, yeni ve yenilenmiş olanlarıyla) buna çalışmalıyız. Yoksa "faşist keratalar ama coşturuyorlar, ama müziklerini seviyorum" demek iş değil, evet k.a.'nın söylediği doğru, ilerici insanın işi hiç değil.

solaruppras arkadaş metal

30 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3756

solaruppras arkadaş metal müzik alanında faşizmin (özellikle nazi faşizminin) açık, örtülü ve yarı-örtülü propagadası hakkında önemli bilgiler vermiş. Bu örnekleri daha da çoğaltmak ve daha korkunçlarını da örneklendirmek mümkün ama daha fazla kimsenin ruhunu karartmak istemiyorum. Normalde nazi faşizminin bu tür utanmaz bir propagandasının fazla karşılık bulması beklenmez ama bu propaganda "müzik" kılığına sokulunca ve gençlerin radikal olan herşeye doğal ilgisiyle buluşturulunca yaygın bir karşılık bulabiliyor. Geleneksel olarak en çok şiddet, savaş, öfke unsurlarına yer veren müzik türü hangisiyse onun en uygun alan olarak görülmesi de çok normal. Ayrıca bu şekilde faşizmin ve ırkçılığın propagandası konusundaki batı ülkelerindeki engeller "sanatsal ifade özgürlüğü" vb. arkasına sığınılarak kısmen de olsa esnetilebiliyor. Zaten birşeyin yasak konusu olması bile gençliğin ona ilgisini, onun varolan sisteme muhalif bir şey olduğu yanılsamasını arttırabiliyor ki bu da gerek batı avrupadaki gerekse de doğu avrupadaki ve rusyadaki neo-faşistlerin işine geliyor.  Sorun da burada başlıyor zaten... 

solaruppras arkadaş neo-faşist müzik grupların çoğunun eski sosyalist ülkelerden çıktığını söylüyor. Bu doğru muhtemelen çünkü tüm dünyadaki neo-nazilerin yarısından fazlası Rusya'da bulunuyor. Elbette bunun somut bazı nedenleri var (emekçilerin yaşam koşullarının tamamen çöktüğü bu ülkelerde kapitalizme yönelebileceğinden korkulan öfkenin sistematik olarak "yabancılara" [yere ve zamana göre bu Yahudiler, Romanlar, Asyalılar, Türkler, göçmen işçiler vs. olabiliyor] yöneltilmesi bunların başında geliyor). 

Hala aynı nakarat

30 Haziran 2010, yazan aeditu,
Yorum no: 3757

Hala faşizm eğiliminden bağsediyosunuz! Bu Rock müziğin içinde baskın değildir. solaruppras'ın belki de fazlaca üzerinde durduğu ve ifade ettiği şeyle rock müziğin ve heavy metalin gerçekliğinin farkındalığını anlatmaya çalışmış. Dışardan okuyan bir okuyucu karanlık tabloya bakarak kolayca önyargılarının kurbanı olabilir. Ama anlatmaya çalıştığı tekil tekil örnekler üzerinden ya da tarzlar üzerinden gidilirse sakat bi kavrayışın oluşacağıdır.

Biz yine ısrarla tekrar edelim Rock müziğe dair bir genelleme yapılacaksa faşizan bi türdür saçmalığını lütfen bırakınız. Rock müziğin kökünde hatalarıyla, eksikleriyle, zenginlikleriyle Woodstock 1969 vardır. Rock müziğin karakterini belirleyen nedir eğer öyle bir karakter var olacaksa o da "Özgürlük arayışı" olacaktır. 

 

evet gerçekten "hala aynı nakarat"!

30 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3758

Kim "rock müzikte faşizm eğiliminin baskın olduğundan", "rock müziğin faşizan bir müzik türü olduğundan" vb. söz etti ki? Neden bu kadar alınganlık gösteriyorsunuz ve doğru düzgün ne söylendiğini okumadan tepki veriyorsunuz?

Biri toparlayabilir mi?

1 Temmuz 2010, yazan EmrahKartaL,
Yorum no: 3761

 Evet. Izleyici olarak tartismanin seyri toparlanirsa iyi olacagini dusunuyorum. Tartismanin yoneticisi var mi? 

solaruppras yeterince toparlamış sanki

1 Temmuz 2010, yazan sinangrozni,
Yorum no: 3762

Selamlar herkese,

Önceki yorumumda, metal gruplarının ideolojisi var mı? diye sorarken, sonisphere festivaliyle gündeme gelen ve belirgin bir popülaritenin eşiğini aşmış grupları kast etmiştim. Solaruppras'ın emek içeren yazısında bahsettiği gibi, metal müzik alanındaki grup sayısı inanılması güç seviyelerdedir ve hem müzikal açıdan hem sözel açıdan her telden çalan grup bulunmaktadır. Bu vesileyle, benim çok fazla dinlemediğim, Kreator, Opeth, Anathema gibi, solaruppras'ın da bahsettiği gruplar, ülkemizde de önemli bir dinleyici kitlesine sahip olmakta ve ülkemizde de, sık sık konser vermektedirler (hatta bu unirock festivaline bu grupların bir kısmı geliyor yanılmıyorsam).

Ben daha popüler olan ve benim daha çok tanıdığım "büyük" gruplar hakkındaki görüşlerimi toparlamaya çalışayım. Bu grupların üyelerinin, şarkı yazarlarının siyasi yönelimleri ne olursa olsun, bir yerden sonra, şarkı sözleri yalnızca şovun bir parçası oluyor. Bu grupların hemen hepsi, en sert, en havalı grup olma, en çarpıcı sahne şovunu yapma gibi iddialar taşıyorlar. Yaşamlarının önemli bir kısmı, oldukça uzun bir süredir, turnelerde geçen bu tarz grupların üyelerinin, müziği, hadi tamamen demeyelim ama büyük ölçüde, "business" olarak gördüklerini söylemenin yanlış olmayacağını düşünüyorum (her konserde aynı sahne şovları, her ülkenin seyircisiyle aynı cümlelerle iletişim kurmak gibi davranışlar, bu yöndeki düşüncelerimi kuvvetlendiriyor).

Sol düşünceye metal müzikte yer olmadığını düşünmek ise gerçekten anlamsız. Hayatın ya da sanatın belirli bir alanını dışlamak ne kadar mümkün ve anlamlı? Böyle yapılsaydı, opera, burjuva sanatı olarak damgalanır ve sovyetler birliğinde hiç opera yazılmazdı. Şostakoviç, 30'lardaki caz müziği furyası hakkında, hem ülke içine hem dünyaya dönük, ciddi eleştiriler getirmiş olmakla beraber, caz alanında eser vermekten geri durmadı. İyi ki de durmadı, iyi ki de sovyetler'de opera da yazıldı diye düşünüyorum.

"Özgürlük arayışı"??

1 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3763

Rock müziğin ve tüm diğer sanat formlarının faşizan "genel karakteri"nden bahsetmek ne kadar yanlışsa, misyonu hakkında "özgürlük arayışı" olarak genelleme yapmak da o kadar yanlıştır.. Ancak somut veriler ve olgular eşliğinde bunları tartışmak makuldur. Ayrıca bu "Özgürlük arayışı" ne ola ki? Nasıl bir nesnellik yüklenebilir bu "arayışa"? Mustaine de orak çekicin üstüne çizik atılmış tişörtüyle bir tür "özgürlük arayışı" içindeydi herhalde; Doğu Avrupa'da da, Şili'de de "özgürlük" arandı vakti zamanında. Küba'da, Venezüela ve Bolivya'da da aranıyor. Bu yanılsamalı "özgürlük arayışı" ile ABD'de, Fransa'da, İtalya'da "özgürlük arayışı" aynı şey midir ki bir tür müziğe "özgürlük arayışı" içinde diye kafadan hükmedelim?

Herkesin özgürce gelişmesinin önkoşullarının yaratıldığı veya yaratılmaya çalışıldığı düzende ne tür bir "özgürlük" arar metal grupları? Hangi toplumda kimin özgürlüğünü, ne için, hangi yolla arıyor o halde; geleceğin toplumuyla ilgili hangi tasarının dışa vurumu bir "özgürlük arayışı" hakimdir etkinliklerine? Bu sorular sorulmadan "özgürlük arayışı" gibi genel bir misyon yüklenebilir mi metal vb. gruplara?

Buna da "aynı nakarat" diyebilirsiniz tabi. Ama aynı nakarat olan, bu hiçbir savunulacak yanı olmayan Nazi bozuntularının (tekil örnek nasıl oluyor bir sürü Nazi yanlısı grup sayılabilirken bilmiyorum.) ve destekçilerinin o karaktersiz "özgürlük arayışlarıdır". Orak çekici karalayan, gamalı haç dövmesi taşıyan, Nazi sembollerini pazarlayan grubun/grupların bugünkü sözde muhalifliklerini önemli ilan etmek de, bu müzik türüne kafadan "özgürlük arayışı" misyonu yüklemek de doğru değil.

Bu söylenenler rock/metal müzik türüne topyekün karşı olunduğu anlamına gelmiyor. Fakat kapitalizmin çürüme çağında rock ve diğer tür müzik formlarının dönüşümleri dikkate alınmalıdır deniliyor. Yoksa bir forma karşı olmak gibi anlamsız bir tavır sergilenmiyor. Opera, bale, vs. burjuva sanatı olarak doğdu ama bunlar formdur. Kapitalizm zamanında başka şekilde dolduruldu ve dolduruluyor içleri; sosyalist düzende başka türlü...

valla konserler süperdi

2 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3765

valla konserler süperdi hacı.

Formlar, türler, ideolojik ve siyasi süreçler

2 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3767

Bir kere burada kimse rocka laf etmedi. Site yönetimi metalcilere yönelik muhalefeti yanlış değerlendirip 'sol rocka nasıl bakmalı' olarak formüle etti. Rocka bakmıyoruz, metale bakıyoruz.

Rock başkadır, metal başka... Metal, sosyalizmin çöküş sürecinde yükselişi hızlanan, rock'ın içinden çıkan ama rock'ın ilerici görünümünü ortadan kaldıran şiddet yüklü (etnik, cinsel, dinsel vb.) bir türdür. Sadece sözleri ile değil sesleri, müziği, sahne şovları ile de faşizan bir gürültüdür.

İlerici metalciler bu tabloda istisnadır. İstisnalar da, kaideyi doğrular.

Ve biçim değersiz, anlamsız, önemsiz bir şey değildir. Hiç sözü olmasa bile metalin faşizan olduğunu ispatlayabileceğimiz çok veri vardır.

Sol opera yapmadı mı, tiyatro yapmadı mı vs. boş laflardır. Opera burjuva sanatıdır. Sosyalizm bunu kırmayı denemiştir ama başaramamıştır. Hala dünya opera denince sovyet değil italyan operalarını bilir. Tiyatro'nun zirveleri de sosyalizmde değildir. Brecht ne kadar tiyatro yapmıştır tartışılır. Tiyatro başkadır, Brecht onun için o yapıyı değiştirmeye uğraşmıştır. Sinema başlangıç itibariyle sosyalist sanat olabilirdi, zirveler yakaladı, (Şarlo'dan Rus sinemacılarına) hala da zirvededir, ama tekelinde tutamamıştır. Islah edilebilir, ayrı. Sovyet müziği esas itibariyle sovyet koroları ve anonim renkli marşları tarafından temsil edilir. Büyük besteciler sosyalist olabilir ama üretimleri sosyalist değildir. Rock çıkış dönemi, isyanı, dırduğu yer itibariyle biz sayılır, ayıklanabilir, sürdürülebilir.

Ama metali ıslah edilemeyecek kadar şiddet, savaş, pislik yüklü bir türdür. Üretimin daraldığı çağda üretimi, çoğaltmayı değil pazar açmak için katliamı, yok etmeyi temel yöntem seçen kapitalizmin dışa vurumlarındandır. Yıkıcıdır ama faşizm manasında yıkıcıdır. Yerine önerecek şeyi olmayan nihilistlerin gönlüne hitap eder. Burjuvazinin daha çıkışında, kendine mutlu bir gelecek göremeyen umutsuz ama sevilebilir bir masum olan Genç Werther vardı, kendini öldürerek merhametimizi kazandı. Ama çöküşünde ise uyuşturucu ile ayakta duran ve gaza gelen, içi geçmiş yaşayan ölüler, beş para etmez sözlerini ancak daha fazla bağırırsa dinletebileceğini bilen gırtlağını zorlamaktan basuru fırlamış, dışkısı ortaya saçılan zebaniler var. Hiçbir tarafına saygı ve merhamet gösteremeyiz. Sadece biçimdir diye aklanacak bir tarafı da yok.

Sevenlerin solculuğundan şüphe ederim. Dürüst bir solcu bunlardan herhangi bir zevk alamaz, gidip de bu pisliğe 100 kağıt bayılamaz. Pornonun sosyalisti nasıl olmazsa, bu kılık, bu şiddet, bu semboller, bu içerikle (esasen bunların toplamı da porno eder) metalin de solcusu olmaz. Aşı benzeri, ilaç niyetine, bıraktırmak için o forma yüklenmiş değişik içerikler belki denenebilir. Ama ben ümitli değilim. O form bizzatihi, ölüm, kaza, işkence, baskı, eziyet, eşitsizlik sesleri, göndermeleri üzerinden şekilleniyor.

Solcu metalcileri anlamıyorum. Özet olarak onların dediği de 'Konserler iyiydi hacı'dan başka bir şey değil zaten.

Hayda, tartışma nereye geldi.

2 Temmuz 2010, yazan sinangrozni,
Yorum no: 3770

Solcular için uğraşılacak sanat alanı kalmıyor o zaman. Metal konserine gidenin solculuğundan şüphe ederim demek, en hafifinden terbiyesizliktir. Porno metaforunu kullanmanın da son derece yersiz olduğunu düşünüyorum.

Bu arada, tiyatro, opera, senfonik müzik, metal müzik, sinemadan vaz geçtik, geriye kalanlar hakkında da bir sorun var mı? Hayır bilelim de ona göre davranalım.

Sinemanın ya da tiyatronun daha faşizan olduğuna ilişkin birçok örnek verilebilir. Her şeyden önce bu alanlardaki birçok eserin üretim süreci, tepeden aşağıya, bir yönetmenin ya da yapımcının katı direktifler vermesiyle gelişmez mi? Gerçekten ne yapmalıyız o halde, sanat sepet işleri diyip bir kenara mı bırakalım hepsini?

 

Solcu ne yapsın?

2 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3772

Solcu, bir platformun solunda durup, diğerleri ile aynı işi yaparak ırgalanan değildir.

Önceki yorumda da birkaç örnek vardı... Brecht'in, Mayakovski'nin, Nazım'ın, Şarlo'nun vb. nin yaptığını yapacak. Değiştirerek, reddederek, 'putları kırarak' yapacak ne yapacaksa. Ama bu da hoş, bunu da seven var demeyecek. Gerekirse o platformu dağıtacak, devirecek. Yeni usuller, yeni biçimler yaratacak. Bu biçimler, usuller de metal gibi olmayacak. Sanat'ta sovyet devriminin daha 1930'larda, yeni biçimlere, yeni akımlara soğuk davranarak bittiğini görecek.

Metalde isyan bulup savunurken, devrim önerene, kendi duruşunu haklı çıkarmak için sinik muhabbetler çevirmeyecek. Madem isyan duygusuna saygınız ve muhabbetiniz var, metale isyan etmenin de gereğini anlayacaksınız.

Porno ile metal benzetmesi çok yerinde bir benzetmedir. Rock için en fazla erotik derim ama metal düpedüz pornodur.

Bir örnek

2 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3773

Birgün'de festivalin haberinde aşağıdaki ayrıntı vardı. İsteyen istediği gibi yorumlasın, Salvador Allende'yi tanımayan bir Şilili nasıl biridir?

SLAYER: Grubun Şili kökenli vokalisti Tom Araya ile daha önce yapmış olduğumuz ve DeliKasap.com’da yayımladığımız röportajında, Salvador Allande’yi tanımaması, adını hiç duymamış olması bizi biraz kızdırsa da sonuçta yeraltından yerüstüne çoğu ‘ekstrem metalsever’in sempati duyduğu bir topluluk Slayer.

Haberin dibinde de şöyle bir not:
NOT: Geçmişte sokakta gördükleri uzun saçlı gençlere saldıran ‘cevval’ faşistlerin bir kısmının zamanla evrim geçirip Metallica’cı olması, hatta bir kısmının saçlarını dahi uzatıp konserlere gelmesi de hayatın bir cilvesidir. Lakin bu duruma sevinsem mi, üzülsem mi, bilemedim!

http://www.birgun.net/cultures_index.php?news_code=1277039699&year=2010&...

"Metal konserine gidenin

2 Temmuz 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3775

"Metal konserine gidenin solculuğundan şüphe duyarım" gibi söylemler sadece cahilce önyargıları ortaya koyar ve bu tür aforoz fetvalarının solculuğa hizmet ettiği veya solculukla bir ilgisi olduğu da çok şüphe götürür. Sonuçta bu bir müzik zevkidir, bu müzik türündeki belli eğilimlerini eleştirebiliriz ve bu konuda ilerici insanların daha duyarlı olmasını isteyebiliriz, aynı şeyi "halk müziği" için de isteyebiliriz örneğin, halk müziğiyle de Türkiye'deki faşistler ciddi propaganda yapmaktadır. Ama belli bir müzik türüne ilgi duyan insanları topyekün suçlamak saçmalıktır.

Manowarın kartalı

2 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3776

Yavaş olun azıcık iki bilmezin gazına gelmeyin. Biraz bilerek yorum yapın. Manowarın kartal simgesi Nazilerden aşırma değil Kel Kartal dedikleri bir kuş türüdür tüm dünyada ABD simgesi olarak kabul edilir ABD armasında da bulunuyor. Manowar bu albüm kapağıyla ABD milliyetçisi olur olsa olsa “Nazi yandaşı” değil. K.a adlı vatandaş üşenmemiş bir de alt alta koymuş Nazi ve albüm kapağı resimlerini. Gülünç, zorlama...

Aralarında faşizan karakter taşıyanlar var düzene karşı olanlar olduğu gibi. Ama buna ek olarak metal grupları genel anlamda solcu filan değildir bunu iddia eden de olmaz. Bu kabulle yorum yapılması gerçekçi değil. Rusya'da Sovyet ordusunun adını bilmeyen gençler yetiştiğine göre Şili'den de Allendeyi tanımayan metal grubu çıkabilir.

Metal dinleyenleri "taşlamak", aşağılamak ve solculuktan men etmek ise gerçekten terbiyesizliktir, toplumun beğenilerini yorumlamak yerine ona tepeden bakan, ve aslında nefret eden elitlere yakışır bir davranıştır ki bu gördüğümüz gibi sol arasında da çok yaygındır.

"Ziyaretçi adlı vatandaş"

2 Temmuz 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3777

"Ziyaretçi adlı vatandaş" okumadan yazıyorsun. Ben elli defa hatta senin mesajından bir önceki mesajda bile metal dinleyenleri aşağılamanın doğru olmadığını yazdım. Manowar'ın nazi sempatisi (gerçek veya ilgi çekmek için) şarkı sözleriyle örneklendirdim. Battle Hymns albümünün kapağındaki kartal resmi düpedüz Nazilerin Nüremberg'te kullandıkları Nazi Kartalı diye anılan kartaldır, ABD simgesi olarak kullanılan amerikan kartalı değildir. Gerçi öyle olsaydı da pek birşey farketmezdi. Biri Alman emperyalizminin simgesidir, öbürü de Amerikan emperyalizminin. Kaldı ki ben bu sözde "zorlama" bilgiyi işkembeyi kübradan sallamadım, buyrun kaynağı:

"The eagle iconography of the band itself was viewed by some as a Nazi symbol, owing to the striking similarity the eagle on the cover of Battle Hymns has with the great eagle sculpture used by the Nazis at their Nuremberg rallies." http://en.wikipedia.org/wiki/Manowar

Türkçesi "Grubun Battle Hymns albümünün kapağında kullandığı kartal ikonografisi Nazilerin Nüremberg'te kullandıkları kartal heykeliyle çarpıcı benzerliğinden ötürü bazıları tarafından bir Nazi sembolü olarak görülmüştür" diyor.

Ben de iki resmi altalta koydum benzerliği ortaya koymak için.

Metal(lica) ve İŞKENCE

5 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3786

Tamam, benim için belli bir süre metal müzik dinlemek bir tür işkenceye maruz kalmaktır. Ancak geçen yıllarda yapılan bir haberle, Guantanamo'da tutuklu bulunan insanlara işkence amaçlı olarak, insanın aklını kaçırma riskinin bulunduğu bu tür müziğin dinletildiği ortaya çıkmış ve bu "işkence aracı"nın, yalnızca bana ve benim gibi bu müziğin yarattığı "coşku"dan bir şey anlamayan insanlara karşı değil, herhalde oldukça profesyonel işkencecilerin titiz araştırmalarının da bir sonucu olarak tüm insanlara karşı kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştı.

Fakat bu arada bilmediğim bir hadiseyi daha öğrendim. Guantanamo'nun bu işkence usulüne bazı metal grupları tepki gösterirken, Metallica’dan James Hetfield, müziklerinin işkence aracı olarak kullanılmasından memnuniyet duyduğunu belirtmiş ve eklemiş:

“Iraklılar özgürlüğe alışık değilse, özgürlüğe maruz bırakılmalarına katkıda bulunmaktan memnun olurum.”

Bugün Cüneyt Cebenoyan bu hem gerzek hem utanmaz herifin diğer sözlerini ve dahasını köşesinden aktarmış. Ama ben de öyle görüyorum ki metal fanatizmi, moda müzik türlerine belki de bir "geri kalma" kompleksiyle artmış ve bu tür açıklamaları, olguları sağlıklı değerlendirmenin önüne geçmiş bulunuyor..

Peki bu aşağılık tavra, sözlere, artık sayısı ayyuka çıkmış aşağılık temsilcilerine de tepki verilmeyecek, bu müziği değerlendirmede bir parametre olarak kullanılmayacaksa, nerede kaldı bu müziğin beraberinde getirdiği söylenen ve bazı solcularca da desteklenmesine neden olan "isyankar, özgürlük arayışçısı" ruh?

***
METALLICA VE İŞKENCE

Efes Pilsen One Love Festival’de çıkan ‘Hayati’ krizi, beni heyecanlandırmıştı. Bilindiği gibi festivalde ‘Hayati’ kod adı verilen köleler hizmet edecek, şanslı bazı müşterileri gerektiğinde sırtlarında taşıyacaklardı. Hayatiler’e böyle eziyet edilmesine önce müzik yazarı arkadaşım Doğu Yücel isyan etti ve bu isyan kısa sürede yayıldı. Hayatiler’in ruhen aşağılanmasını ve fiziksel olarak da acı çektirilmesini kabul etmedi pop/rock dinleyicileri. Ve Efes Pilsen geri adım attı. Hayatiler’in işlevleri değiştirildi. Artık tuvalet sırasında bekletilmeyecek yada sırtlarında insan taşımayacaklardı. Sadece basit bir takım hizmetlerde bulunacaklardı.

Bu gelişmelerden çok heyecanlamıştım. Havanın döndüğüne, artık sınıfsal eşitsizliklere, sömürüye ve eziyete karşı daha bilinçli olunmaya başladığına dair şeyler söylediğimi hatırlıyorum. Abartmışım, pek de bir şey değişmemiş. İki yıl önce CIA’in Küba’daki Guantanamo üssünde müziği bir işkence aracı olarak kullandığına dair haberler çıkmıştı. Mahpuslara günlerce çok yüksek volümde aynı şarkılar dinletiliyordu. Metallica şarkıları da işkencecilerin favori grupları arasındaydı. Bu tarz işkencenin, fiziksel işkenceden çok daha korkunç olduğunu söylüyordu, maruz kalanlar. Bu tarz işkencede aklını kaçırma riski çok daha güçlüydü çünkü. Bir mahpus soruyordu “aklınızı mı yoksa gözlerinizi mi kaybetmeyi yeğlersiniz?” Ses ve ışık gibi öğelerin kullanılması, işkenceye maruz kalan kişilerde, algı bozukluklarına ve sağlıklı düşünemez hale gelmeye neden oluyordu.

Kimi müzik toplulukları derhal tepki gösterdiler. Massive Attack ve Rage Against The Machine öncülük ettiler bu tepkilere.

Fakat Metallica’dan James Hetfield’in hiç o taraklarda bezi olmadı. Aksine müziklerinin seçilmiş olmasından gurur duyduğunu söyledi. “Iraklılar özgürlüğe alışık değilse, özgürlüğe maruz bırakılmalarına katkıda bulunmaktan memnun olurum.” Hetfield’in bu ve benzeri sözleri bizde de sanırım Radikal gazetesinde çıktı. Çıktı da ne oldu? Hiçbir şey. Mettallica 2008 yazında yine İnönü Stadı’nda konser verdi. Kimsenin aklına bile gelmedi Hetfield’in sözleri.

Bu kez başka türlü olur diye ummuştum. Metallica hayranlarının artık Metallica şarkılarını beğenmemeye başlamalarını bekliyor yada umuyor değildim elbette. Ama bu kez sanki bir ses çıkar diye ummuştum. Hayati kod adlı One Love Festival çalışanlarına duyarlılık gösteren kitleyle bu konserleri izleyecek kitle ne de olsa benzerdi. Onların sırtta adam taşımak gibi eziyetlere maruz kalmasına izin vermeyenler, işkenceye herhalde bir ses çıkarırlar, müziklerinin işkencede kullanılmasından gurur duyan Hetfield’e bir uyarı gönderirlerdi. Ama böyle bir şey olmadı. Sonisphere adlı bir festival gerçekleşti geçen hafta İstanbul’da ve Metallica yine muzaffer bir ordu gibi gelip geçti İnönü’den. Utandım, sessizliğimizden.

Alman Sat 3 kanalının James Hetfield’le yaptığı söyleşiden. Birebire yakın bir döküm. Kaynak: Youtube

Gazeteci: Guantanamo ve başka hapishanelerde kurbanlara Metallica şarkılarının saatlerce dinletildiği söyleniyor.

James Hetfield: (Gülüyor)

G: Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

JH: Eğer ben de 24 saat Arap müziğine maruz kalsaydım herhalde delirirdim. Onları olabildiğince rahatsız etmek istiyorlar.

G: Bu sizce işkence mi?

JH: (Gülüyor) Eğer 24 saat Metallica dinlesem benim için işkence olurdu, kesinlikle. Öylesine bir şey işte bu. Bir yanımla Metallica’yı seçtikleri için gurur duyuyorum. Güçlü, etkileyici bir müzik bizimki. Onların hoşlanmadığı bir şeyi temsil ediyor. Belki özgürlüğü, saldırganlığı, konuşma özgürlüğünü… Ama bir yanım da insanların bu politik şeyle alakalı görülmemizi dert etmesinden mutsuz. Bizim bunla hiç alakamız yok. Biz olabildiğince apolitik olmaya çalışıyoruz. Politika ve müzik bizim için biraraya gelmeyen şeyler. İnsanları ayırıyor, biz biraraya getirmeye çalışıyoruz. Neyse ne. Ben “yapmayın” diyemem, “yapın” diyemem. Öyle bir şey işte. İyi ya da kötü değil.

G: Niye “yapmayın” diyemezsiniz?

JH: Yapmamalarını istemiyorum ki! Bir yanımla bu durumu şöyle yaşıyorum: Metallica’yı seçmelerinden, onları etkileyeceğimizi düşünmüş olmalarından gurur duyuyorum! Benim de müziğimizden beklediğim bu. Ben de müziğimizin insanları etkilemesini istiyorum.

G: Ama insanlara zarar veriyor.

JH: Nasıl zarar veriyor ki?

JH: Herhangi bir müziği 10 saat boyunca yüksek volümde dinlerseniz…

JH: Tamam, ne müziği olduğu değil de, işkence kısmı…

G: Elbette!

JH: Müzikle işkence… Hmmm (Gülüyor) Yıllarca radyo dinlemek zorunda kaldım. İşkenceye maruz kaldım! (Gülüyor)

G: Kendi isteğinizle…

JH: Bazen. Arabayı kullanan radyoya da hâkim oluyor. (Gülüyor) Eğer eşim kullanıyorsa Phil Collins dinlemek zorunda kalıyorum.

http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1186603294&news_cod...

Soru

5 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3787

Yukarıdaki 'metal konseri'nden kastedilen sonisphere olmalı.

Ozan Arif veya İsmail Türüt konserine gideni de 'müzik zevkidir, solculuğa dokanmaz' diye savunabilir miyiz?

yok alakası

6 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3788

hayır öyle birşey yok arkadaşım.
o tip t-shirtleri pazarlarda bile bulabilirsin.

türk metalcisinin oluşturulması

6 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3791

bütün bu tartışmada anlayamadığım şey, metal dinleyen insanların sola daha eğilimli olduğunun görülmemek istenmesi. sanki bir genelgeçer devrimci form var ve ona uymayan insanlardan ilelebet solcu çıkmayacak. bir yorumda bir şahıs uzun yazmış ve yazdıkları arada kaynamış zannedersem: "Yaşamın kendisine ve aile, eğitim, otorite, din, muhafazakarlık gibi olgu, düşünce ve ilişkilere karşı duyulan tepki, bu tepkinin akacak bir mecra araması, metal müziği benimseme ve onu bir kültürel kimlik haline getirme konusunda son derece elverişli bir ortam hazırlıyor."

bu oluşturulan yeni kültürel kimlik illa ki "öz" ve "form" itibarı ile faşist/sağcı gördüğünüz metal müzik tarafından oluşturulmuyor sadece. metal müzik dinleyen, üstüne kelam eden insanların da müzik parçalarının sözleri kadar etkisi var. incil de devrimci bir "form" ya da "öz"e sahip değil, ama latin amerika'da devrimci düşünceyi destekleyen kiliseler olduğunu biliyoruz. türkiye'de de, eğer incelerseniz, metal müzik hakkında düşünen, yazan ve metal müzik dinleyicisi olan insanlar sola eğilimlidir. solu chp zanneden gençlik için daha sert olabilen "metalci" düşünceleri, kendilerini daha "radikal"leştirebilmek için bir fırsattır. en azından fikir repertuarları genişler.

bütün bunlarla bağlantılı olarak benim de bir sorum var; hangi müzik formu sizin için daha makbul ve devrimci? formu dönüştüren isimlerden bahsediyorsunuz ama bu isimler içinde bulundukları toplumun muhalefetinden etkilenmeseler var olabilirler miydi? türkiye'de de bugün devrimci hareket yeterli niceliğe sahip olabilseydi, formu değiştirme gücüne sahip olan sanatçıları kendi safında görebilirdi. ama şu anki durumda "körler sağırlar, birbirini ağırlar" durumu oluyor maalesef. ya da grup yorum örneğinde olduğu gibi, her ne kadar fazla insan devrimci müzik dinlese de örgütlülük içine girmeleri çok kısıtlı oranda gerçekleşebiliyor.

son söylediklerimden bir umutsuzluk belirtisi çıkmasın. elbette ki kültürel alanda da devrimci çalışma önemlidir fakat "son kertede belirleyici olan ekonomi" olduğu için insanların kendi ekonomik çelişkilerini merkeze alan, gösteren, harekete geçiren güçlü bir toplumsal hareket olmadığı sürece kültürel alanda da yapabileceklerimiz sınırlı olacaktır.

bunun için de devrimci saflara katılabilecek insanları "öz" ve "form" itibarı ile faşist falan ilan edip karşımıza almanın manası yok. karşımıza almamız gereken öncelikli olarak burjuvazidir. maalesef türkiye solu ise "homojen devrimci sol" arayışında olduğu, her daim haklı ve daha çok devrimci olma iddiasında bulunduğu ve bütün devrimcilerin her konuda kendisi gibi düşünmesini istediği için kültürel farklılık durumunda bile bazı kesimleri "öz" ve "form" itibarı ile faşist ilan edebilmektedir. amacımız çoğalmak mı, püritenleşmek mi, biraz da bunu düşünelim...

e.u.

Sorun o değil

6 Temmuz 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 3793

Burada tartıştığım oradan buradan, nereden devrimci çıkacağı değil. Her yerden, her formun muhibbinden solcu çıkabilir. Bu başka konu. İmam hatiplilerden de, askeri okullardan da çıkıyor devrimciler. Bu müsamaha imam hatiplilere gösterilse metalcilerden 20 kat fazla devrimci çıkar belki de. Şimdi onlardan da çıkar diye imam hatip liselerine de mi laf etmeyeceğiz? Nasıl liseleri eleştirirken eleştirdiğimiz o çocuklar değilse ('olmamalıysa' demek daha doğru, kimsede böyle bir hassasiyet görünmüyor) metal müzik gruplarına faşist derken tüm metalcilere faşist dediğimiz yok. Ama adam hem solcuyum, hem manovar, ramstein vb. seviyorum diyorsa onu da sorgulamak hakkımız var.

Sol her konuyu incelemelidir. Bu da başka konu. İnceler, bakar ona göre tavır alır.

Sorun, birkaç istisna dışında formu ve özüyle faşizan bir müzik akımına sırf 'bunu sevenlerden bize iş çıkabilir' diye ses çıkarmamak. Bunun da ne istatistiği var, ne bir verisi. Grupların dökümünü çıkarsan durumun tam aksini söylüyor.

İncil veya başka bir kutsal kitap, formuyla değil, içeriği ve yorumuyla devrimciliğe hizmet edebilir, ediyor. Metalde formda da sorun var ama esas sorun formundan çok, içeriğidir zaten.

Metali savunmak için söylenen ve altı çizilen şu:
''Yaşamın kendisine ve aile, eğitim, otorite, din, muhafazakarlık gibi olgu, düşünce ve ilişkilere karşı duyulan tepki, bu tepkinin akacak bir mecra araması, metal müziği benimseme ve onu bir kültürel kimlik haline getirme konusunda son derece elverişli bir ortam hazırlıyor.''

Birçok solcu ailenin çocuğu bu yukarıda sayılanların çoğuna karşı çıkarak faşist de oluyor, dinci de oluyor. Ailesiyle papaz olup, özel okuldaki laik hocalarından bezip, başını örten, tarikata giren az mı? Her birini yukarıdakine benzer, sola yakın kavram setleriyle savunabiliriz. Bu gidişatların hepsi sola elverişli midir? Değildir.

Ayrıca 'yaşamın kendisine karşı çıkmak' da neyin nesi? Benim bildiğim sol yaşama değil, ölüme karşıdır, ölünmesin çok yaşansın diye çabalar. Diğer karşıtlıklar da tartışılır. Metal dinden iyi midir, kötü müdür acaba? İşlevi dinden ne kadar uzaktır? Ben yaşamsal bir tehlike, bir işgal, bir doğal felaket karşısında harbi metalciler yerine harbi dincilerle kalmayı tercih ederim misal. (İki tarafın sevdiği, dinlediği kelamları ölçü alırsam.. Yoksa ben de iyi metalci çocuklar tanıyorum ve onların da nasıl metal sevdiğini anlamıyorum.)

Memlekette sol olmadığı için değil, aksine metal olduğu için, pop olduğu için, bilgisayar oyunları, futbol vb. olduğu için; bencillik, çakallık, itlik, kötücüllük el üstünde tutulduğu, övüldüğü için gençler solcu olmuyor. Bunların çoğu isyankar olduklarından değil, halktan tiksindiklerinden, bu ülkeyi ve insanını sevemediklerinden saçlarını uzatıp Türk'ten, Kürt'ten başka bir şeylere benzemeye, başka dillerde konuşmaya, başka yerlere gitmeye çalışıyor. (Bakın ekşideki konser yorumlarına, kim bunlar, ne diyorlar?) İsyanları iktidardan çok sıradan insanlaradır. İşe başladıkları gibi de kravatı, takımı çekip otomobillerinden otobüs ve minibüslere, yayalara ve trafik ışıklarına sövüyorlar. Bekledikleri hoşgörünün zerresine sahip değiller, aynı liberaller gibi.

Metal, pop, futbol vs. artık çok fazla yaygınlaştığı için sol bunlara ses etmeyip, içeriden çevirmeye uğraşıyor. Yıllardır yapılan bu. 'Aman çok okunuyorlar, Orhan Pamuk ve Elif Şafak'a laf etmeyelim, belki onlar da bize laf etmez' demek gibi. Sonuç ise bu popüler eğlencelerin sevenlerinin solculaşması değil, solcuların futbol sevmesi, metal sevmesi, çizgi roman bok püsür sevmesi oluyor. Solun temel işi, her şeyden çok, eleştirmek olmalı.

Ömrü hayatında bir mitingde iki saat duramayanlar stadlarda sabahlıyor, iki kitap okumaya üşenenler her hafta 8-10 saat maç yorumu seyrediyor. Eylemler ıssız geçiyor ama Çarşı'nın pankartlarıyla sol avunuyor. İçeriden biliyorum, Çarşı grubundan bir adam gelmedi daha bir partiye, ama partilerden çok adam var Çarşı'da. Bir partiye, bir yayına 5 kuruş yardımı zul görenler 300 TL'ye faşist metalcilerin bankalarca düzenlenen konserlerine gidiyor 'ama metalciler dine karşı' diye onlara ses etmememiz bekleniyor. (Denecek ki sol eğlenceli, ilginç vs. değil. Elbette değil çünkü solun işi bu değil. Çünkü, madem mevzu isyan, isyan ciddi bir iştir. Siz isyan diye cami duvarına işemeyi savunursanız, gençler de onu isyan bilir tabi.)

İyi kötü, şu anda Avrupa'nın tek sovyetik iktidarının, Venezuela'nın tek Avrupalı müttefikinin başkanı Lukaşenko, Ramstein'i yasaklama kararının arkasında duruyorsa solcular bir düşünmeli. Metalci solcular çok daha fazla düşünmeli. En azından bunları savunmamalı.

Vakit'ten önce, insanlık adına, solun da iki laf etmesi gerekirdi. İsmail Türüt'ten, Ozan Arif'ten daha temiz, daha ahlaklı, daha insancıl müzisyenler değil yukarıda bolca adı geçenler.

Evet, karşımızda burjuvazi vardır. Ve burjuvazi gençlere metal dinlemelerini de önermekte, metali de desteklemektedir. Başka birçok zararlı şeyle birlikte bunu da yapmaktadır. Bunlara karşı da mücadele edilmedikçe hiçbir zaman toplumsallaşma istenen boyuta gelmeyecek. İdeolojik mücadele sadece imamlara laf etmekle olmuyor. (Gelinim sen de anla...)

Kültürel çeşitliliğe karşı çıkan, püritenlik vazeden yok. İdeolojik mücadele cephesinin genişliğinden bahsedenler var.

 

 

AdaptiveThemes