Skip to content

Sol bugüne kadar iktidara hangi yollarla geldi?

14 Aralık 2009, ekleyen Erkin Özalp

Aşağıdaki tabloda, görece geniş (ama sosyal demokrasiyi ve ulusalcı hareketleri kapsamayan) bir tanımıyla “sol”un iktidara (kabaca) hangi şekillerde geldiği özetleniyor. Fransa ve Portekiz söz konusu olduğunda, bu ülkelerin komünist partilerinin hükümet ortağı durumuna gelmesi kastediliyor. “Solun mücadele gündemi” sütununda, bu gündem çok belirgin bir darlığa sahip değilse, “Sosyalizm” ifadesini tercih ettim… 

 
Öncesindeki yönetim biçimi
Solun mücadele gündemi
İktidara gelme yolu
Rusya (1917)
Çarlık (monarşi)
Çarlığa karşı demokrasi, Birinci Dünya Savaşı’na karşı barış
Halk ayaklanması
Moğolistan (1924)
Çin işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Sovyetler Birliği yardımıyla silahlı mücadele
Arnavutluk (1944)
İtalyan işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele
Fransa (1944)
Alman işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele, seçim
Yugoslavya (1945)
Alman işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele ve işgal sonrasında seçim
Polonya (1945)
Alman işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Kızılordu müdahalesi
Bulgaristan (1946)
Krallık
Nazi Almanyası’nın işbirlikçiliğini yapan krallığa karşı mücadele
Silahlı mücadele ve Kızılordu müdahalesi
Çekoslovakya (1948)
Alman işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Kızılordu müdahalesi
KDHC (Kuzey Kore, 1948)
Japon işgali
İşgale karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele ve Sovyet müdahalesi
Alman Demokratik Cumhuriyeti (1949)
Faşizm
Faşizme karşı mücadele
Kızılordu müdahalesi
Macaristan (1949)
Krallık
Nazi Almanyası’nın işbirlikçiliğini yapan krallığa karşı mücadele
Kızılordu müdahalesi
Çin (1949)
Tek parti diktatörlüğü
Tek parti diktatörlüğüne ve İkinci Dünya Savaşı’nda Japon işgaline karşı mücadele
Silahlı mücadele
Vietnam (1954)
Fransız sömürgesi, Japon işgali
Sömürgeci-işgalci güçlere karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele
Küba (1959)
Diktatörlük
Diktatörlüğe ve ABD sömürgeciliğine karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele
Güney Yemen (1967)
İngiliz sömürgesi
Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele
Şili (1970)
Biçimsel demokrasi
Sosyalizm
Seçim
Portekiz (1974)
Diktatörlük
Diktatörlüğe karşı demokrasi
Halk ayaklanması
Angola (1975)
Portekiz sömürgesi
Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık
Silahlı mücadele
Nikaragua (1979)
Diktatörlük
Diktatörlüğe ve ABD sömürgeciliğine karşı demokrasi ve bağımsızlık
Silahlı mücadele
Venezüella (1999)
Biçimsel demokrasi
Sosyalizm
Seçim
Bolivya (2006)
Biçimsel demokrasi
Sosyalizm
Seçim
Nikaragua (2006)
Biçimsel demokrasi
Sosyalizm
Seçim
Nepal (2006)
Krallık
Krallığa karşı demokrasi
Silahlı mücadele ve halk ayaklanması
Güney Kıbrıs (2008)
Biçimsel demokrasi
Sosyalizm
Seçim
 

 

Yorumlar

"Güney Kıbrıs (2008) Biçimsel

16 Aralık 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1488

"Güney Kıbrıs (2008) Biçimsel demokrasi Sosyalizm Seçim"

Fransa'ya askeri üs vererek ve NATO üyeligi icin ugras vererek mi sosyalizm mücadelesi yürütülüyor artik?

Venezüella (1999) Biçimsel demokrasi Sosyalizm Seçim

17 Aralık 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1489

sosyalizm mücadelesi yok derlerdi ,mücadele dewam ediyormuş fakat değişen şartlar nedeniyle yöntem de değişmiş
artık devir değişti isteyen üs veriyor isteyen nato ya üye oluyor
isteyende hugo chavez gibi ülkesinindeki petrolu shell in ortağı oldugu brezilya ulusal petrol şirketi petrobras verir .bunun da adına sosyalizm derler .
yersen !

Venezüella "devrimi" ve bizim "solcular"

17 Aralık 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1495

Yorumda verdiğiniz önemli bilgi için teşekkürler. Söyleyip duruyoruz, ekonomik uygulamalarının yanısıra Chavez modelinin geldiği noktaya, gerici, otoriter kanallarla kurduğu bağlantıya değiniyoruz, bu sosyalist bir model olamaz diyoruz ama kime. Enternasyonal kavramla örtüşmeyen ulusalcılığın, siyasi anlamda da nasıl yoz bir modeli temsil ettiğini, gerici mollalara methiye düzen bir sistem haline gelebildiğini gösteren örneklerle dolu bir modeli, Chavez modelini sosyalizm diye yutturuyorlar. Ne kadar tutarsız bir siyasi çizgidir bu. Hem gerici ititfaklara karşı durmak hem de ABD-AB emperyalizmini bir homojenlik içinde mahkum ederek batı modernitesini elinin tersiyle itmek, Latin Amerika’nın şeyhlerinin şeflerinin arkasına sığınmak yenilerinin oluşumuna canla başla destek vermek siyaset geliştirmemekle aynı şeydir. Nitekim bir kısım solcunun yaptığı da açıkça budur. Aynen Kürt sorununda olduğu gibi verili şartlarad uygulanabilir somut politikaları düşünmeyip içi boş bir romantizme kapılan bir kısım Türkiye solunun Chavez modelinden kendi geleceği için ne umduğunu, nasıl bir pratik hesap yaptığını anlamak çok çok zor. Bunun yegane açıklaması, kurucu olmayı seçemeyen solun tıpkı Türkiye'de olduğu gibi kurulu güce yanaşmaktan başka bir siyaset seçeneği geliştirememesidir. Kurulu hegemonik gücü de sosyalizm, sosyalist dinamik filan diye yutturmaktan başka siyasi seçenekleri yoktur.

Venezüella'da ittifak içine girdiği otoriter rejimleri takiben en meşru demokratik talepleri göz ardı eden bir “sol” modelle karşı karşıyayız. İşçilere öz yönetim hakkı tanımayan, grevi yasaklayan, grevci işçilere işten atma, izole etme cezaları biçen, toplu pazarlık hakkını sözde veren şefimiz 5. “enternasyonali” kurmaktan bahsediyor son günlerde. İnsan hakları ihlalleri, keyfi cezai uygulamalar, ifade özgürlüğünün asgariye indirilmesi, halkın bilgi kaynaklarının engellenmesi, çok bildik paranoya ile hareket etmeye,kendi grubu içinde bile siyasi muhalifler için kara listeler hazırlaya başlaması, fişlemesi, sivil örgütlenmenin imkansız hale getirilmesi bunlar hangi enternasyonalizmi savunacak, "mücadele gündemi sosyalizm" olan modelin misyonlarıdır allahaşkına, komik olmayın.

Bu modeli ideolojik-siyasi açıdan üzerinde tartışmaya değer bulmuyorum ama etkilerinin kitlelere nasıl aktarıldığı, kitlelerin onu nasıl algıladığı, neyi temsil ettiği benim için önemli. Hani anlamaya çalıştığınız hala çuvaldız kullanmayı öğrenemediğinizden büyük siyasi körlükle yaklaştığınız yanlış yorumladığınız Avrupada sosyalizmden faşizme keskin irrasyonel dönüşün nedeni olan yoğunlaşmış nefretin bir örneği de 21. yy da bu model sayesinde görülürse kitlelerce benimsenmiş faşizmin o topraklarda çoooooook önceleri meşrulaşmış olduğu gerçeğini hatırlamak, o zamanın devlet sistemini olduğu gibi bu modelide doğru değerlendirebilmek gerekir . Ama nerdee. “erken uyarı sistemi” diye alay ederler bir de bunu tahmin etmek için deha olmanın gerekmediği modeli eleştirenlerle.

Venezuela'da demokrasi

17 Aralık 2009, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 1497

Venezuela'yı otoriter bir yönetim olarak nitelendirmenin ve demokratik talepleri reddettiğini söylemenin, tek başına Batı basınındaki haberlerden bir farkı olmadığını düşünüyorum. Chavez'i eleştirirken ülkede sağcı muhalefetin basında, sendikalarda ne kadar güçlü olduğunu gözardı etmek, Venezuela yönetimini halkın bilgi kaynaklarını engelleyen, grevci işçileri işten atan bir baskıcı bir iktidar olarak değerlendirmek hata olur kanısındayım. Chavez'in Enternasyonal çağrısı, bazı yöneriyle eleştirilebilir, zaten bu çağrı dünyadaki birçok komünist ve sosyalist parti tarafından da kuşkuyla karşılandı, ama bu eleştiriyi yaparken, Chavez'i "sağ"dan eleştirenlerle aynı noktadan bakmamak önemli..

Venezüella "devrimi" ve bizim "tarafçılar"

4 Nisan 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2717

Karşı devrimcilerin medyasına, sendikasına, sivil toplum örgütlerine, buyrun gelin devrimi bastırın diyeceksin yoksa despot olursun. Enerji üretim alanlarını mı kamulaştırdın? ABD veya AB şirketlerine ait liman, tersane, baraj, atölyeleri mi kamulaştırdın? Eyvah ! "ABD-AB emperyalizmini bir homojenlik içinde mahkum ederek batı modernitesini elinin tersiyle itttin". Soros'un babalık ettiği STK'ları mı kovuşturuyorsun? Devrimi koruyorsun ha? Otoritersin, bırak muhalifler seni yeniden alaşağı etmeye çalışsın.

Özgürlük ABD fonlarından, karşı devrimci burjuva demokrasisi çığırtkanı medyadan gelecek. Ne yapmalı? Yeni sol'un "Ne Yapmalı'sı" Taraf okunmalı, okutulmalı, dünyanın neresinde olursa olsun her sosyalizan harekete küfredilmeli, darbecilikle, despotlukla suçlanmalı.

Sanırım şöyle bir tablo

21 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3642

Sanırım şöyle bir tablo çıkıyor: "Sol" diktatörlük ve faşizmin olduğu ve "mücadele gündeminin" bağımsızlık ve/veya demokrasiyi kazanmak olduğu ülkelerde silahlı mücadeleyle, "biçimsel demokrasi"nin olduğu ülkelerde ise seçimle iktidara gelmektedir. Bu noktada gerçek anlamda devrimci (yani eski devlet aygıtını parçalayan ve mülkiyet ilişkilerini kökünden değiştiren) hareketlerin iktidara gelmesiyle sistemin özünde bir değişiklik yaratamayan "sol" güçlerin seçimle hükümet olmasının "solun iktidara gelmesi" başlığı altında bir araya getirilmesi son derece aldatıcı olabilir (Sandinisitlerin Nikaragua'da 79'daki iktidara gelişleriyle 2006'daki "iktidara gelişlerini" ve bunların sonuçlarının karşılaştırılması çok öğretici olabilir bu anlamda). Örneğin Türkiye'de de "biçimsel demokrasi" var, gündemde sosyalizm var demek ki "sol" seçimle iktidara gelecek gibi bir sonuç son derece zararlı ve saptırıcı olacaktır. Gerçekte ise bu tablo Leninizmin temel bir tezini bir kez daha doğruluyor bence: zora dayalı devrimle (yani silahlı devrimle) eski devlet aygıtını parçalayıp yerine yenisini (proletarya diktatörlüğünü) koymadan gerçek anlamda sistemin özünde bir değişiklik yapılamaz.

Bu arada tabloya bir ekleme

21 Haziran 2010, yazan k.a.,
Yorum no: 3644

Bu arada tabloya bir ekleme yapılabilir. 2009'da "Moldova Cumhuriyeti Komünist Partisi" seçimlerde %47 alarak "iktidara geldi." Tabii ki bu da sistemin özünde hiçbir değişiklik yapmadı ve yapmayacak, diğer örneklerde olduğu gibi "biçimsel" bir "iktidara geliş" olarak kalacak. Zaten bu sözde "komünist" partinin de böyle bir devrimci iddiası yok.

http://en.wikipedia.org/wiki/Party_of_Communists_of_the_Republic_of_Moldova

 

 

AdaptiveThemes