Skip to content

'Sizi bütün karaciğerimle seviyorum'

19 Mart 2010, ekleyen Ali Mert

Eduardo Galeano'nun "Aynalar" kitabı, 600 kadar kısa öykücüğü, yansıma ve yansıtmasıyla "neredeyse evrensel bir tarih" kitabı. Meraklı okuru cezbedecek, dünyamızın/insanlığımızın hallerine dair farklı bir bakış açısını zorlayacak yüzlerce hazine barındıran bu kitapta; kalbimize atfettiğimiz değerlerin, bir dönem, karaciğerimize ait olduğunu öğreniverdim, şaşırıverdim. Tribünlerdeki "Atam izindeyiz, sirozdan öleceğiz" fırlamalığını bilirdim de, karaciğerin bu kadar "duygusal" bir organımız olduğunu bilmezdim:  

                                         

Karaciğer ruhun eviyken

Geçmiş zamanlarda, kardiyologların ve bolero söz yazarlarının doğmasından çok önce, duygulara ev sahipliğini kalbin yerine pekâlâ karaciğer yapabilirdi.

Karaciğer her şeyin merkeziydi.

Çin geleneğine göre karaciğer ruhun uyuduğu ve düş gördüğü mekândı.

Mısır'da karaciğerin korunup gözetilmesinden sorumlu olan Tanrı Horus'un oğlu Amset'ti. Roma'da bu işle ilgilenense tanrıların babası Jüpiter'den başkası değildi.

Etrüskler kurban ettikleri hayvanların karaciğerinden geleceği okuyorlardı.

Yunan söylencesine göre, Prometeus tanrılardan biz insanlar için ateşi çaldı. Olimpos'un efendisi Zeus, onu bir kayaya zincirleyerek cezalandırdı; bir akbaba gelip her gün karaciğerini yiyordu.

Dikkat edin, kalbini değil, karaciğerini. Ancak Prometeus'un karaciğeri her gün yenileniyordu ve bu da onun ölümsüzlüğünün kanıtıydı.

Kaynak: Eduardo Galeano, Aynalar, s. 44, çev. Süleyman Doğru, Sel Yayıncılık, İkinci Baskı, Ocak 2010

Yorumlar

Nasıl bilmezsin ciğerim?

19 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2351

Biraz düşünseydiniz farkederdiniz. Türkiye'de de fena halde duygusaldır ciğer...

Ciğerim, ciğerparem, ciğerimin köşesi, ciğeri yanmak, can-ciğer kuzu sarması deyimlerindeki duygusallık ortada. Bu ciğerin akciğer olduğunu kimse düşünmüyordur herhalde.

Bir ciğeri yanmak bile Galeaononun anlattıklarına eşdeğerdir herhal. Kalp değil ciğer yanar üzüntüden.

ciğerden söylüyorum...

19 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2352

sadece uzun havacılar için değil, yanık, lirik, coşku ve duygu yüklü şarkıcılar için sarf edilen "ciğerden söylüyor" sözü yüzünden, bu can ciğer kuzu sarması ifadelerimizin hepsini - belki de bilinçaltı marifetiyle- akciğere yakıştırmışım demek ki... zaten, bazı açılardan" ciğeri beş para etmez" herifin tekiyim. (bu sözümüzde de, sakatat bilgilerimin el verdiği kadarıyla, akciğerin karaciğere nazaran bir hayli ucuz olmasından hareketle, sözü edilenin akciğer olduğu kanaatindeyim). 

Ciğer kardeşliği

19 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2354

Memleketimizdeki akciğere olan bu düşmanlığı anlayabilmiş değilim. Sigara migara ayağına binbir zulümde bulunuyoruz zaten kendi akciğerilerimize, ama mesele bununla da sınırlı değil. Kasapların çoğu doğradıkları hayvanlardan çıkan akciğeri kediye köpeğe yem ediyorlar örneğin. Halbuki halkımız tadına bakmayı bir akıl etmiş olsa... Diyeceğim, ayıptır söylemesi, bu karaciğerle akciğeri aynı kapta kavurduğunuzda, tadına doyum olmuyor. Zaman zaman akciğer tek başına da tüketilebilir tabii, o da önerimdir. Rakıya ne de güzel meze olduğundan hiç bahsetmiyorum.
Ciğer denildiğinde, "Hangi ciğerden bahsediyorsun kardeş?" cümlesinin akıllara geleceği günleri görmek ümidiyle...

ciğerli ve yazılı konuşmalar

19 Mart 2010, yazan Ali Mert,
Yorum no: 2355

Ne mutfak, ne tıp, ne de duygusal anlamda "ciğer uzmanı" değilim ama şöyle birtakım yazılı konuşmalara da tanık olmadım değil:

Konuşma 1

- Bu kadar alakasız iki organın aynı ada sahip olması ise hakikaten enteresan. Ama dur, alakalılar aslında, ikisi de kan dolaşımı sistemine bağlı. 

- Türkçe'de isim türetilememiş işte. Rengine göre uydurmuşlar. Halbuki sigara içenler, karaciğerden daha kara hale getirebiliyor akciğeri, bu da bir başka problematique

- Lung - liver, alaka yok pek
 
 

- Evet işte... ama belki dünya dillerinde başka ak/kara diyen vardır. Etimolojisi de Farsça ve Sanskritçeden Eski Yunan'a uzanıyor: 

ciğer CodC xiii ~ Fa cigar/cīgar جگر/جيگر karaciğer << OFa yakar/cagar a.a. = Ave yākarə a.a. = Sans yákrt a.a. << HAvr *yēkwr- a.a.

● Aynı kökten EYun (h)ēpar, Lat iocur, iocor- (a.a.). /y/ > /c/ evrimi Farsçada tipiktir. /kw/ > /p/ evrimi Yunancada tipiktir.
__________
EŞKÖKENLİLER:
EYun (h)ēpar: hepatit
Fa cīgar: ciğer, ciğerpare
 
Konuşma 2
 
- Simdi bu karaciger kutsamasından sonra ciger tava haram mıdır?
- Yok, şöyle ince kesim olacak, soğanlı.
- Tamam o zaman İstanbul'da en guzel yaprak cigeri  hala Madam Despina yapıyor, deli bir sey. 
- Tamam, kolesterol saplantım olmayan bir dönemde deneriz, ben pek yemem aslında, en son Edirne'de nefis bir şey yediydim, nerede Despina?
- Despina bir klasiktir. Kurtulus son durakta. Eski Migros'un arkasında bir yerdir.  Son kalan Rum meyhanesidir. Madam Despina da 2-3 sene once oldu ama... Bir de Ahmet Ümit'in bir romanının temel mekanıdır
- Karantinalı Despina'yla bağlantılı mı?
- Değil. Komiser Kemal'in askı, Rum, Diyarbakır'dan kocasından kacan kadın, ilginc bir hikaye; Sezen'in 80'lerde gittigi mekandır "yine mi cicek" diye baslayan unlu sarkısını orası icin yazmıstır

-Tamam, gideceğim mutlaka

 
 
 

Türkçedeki ciğer eğer akciğer olsa...

19 Mart 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 2365

Farsçada ciğerin karaciğer anlamına gelmesi de bence ciğerin karaciğer olduğuna delildir. Ciğer kelimesinin farsça orijinali de karaciğermiş zaten. (Ali Mert'in alıntısı da öyle diyor, Nişanyan'dan)

Eğer ciğer, akciğer olsa 'ciğeri bozuk' lafı bir hakaret değil hastalık ifadesi olurdu. Akciğeri bozuk biri nefes alamaz ve acınacak haldedir. O derece acınacak bir adama denecek lafla da aşağılama olmaz halk dilinde. Karaciğer bozukluğu görünürde acındırmaz öyle. Bu belki zayıf bir argüman ama dahası var. Ciğeri beş para etmeyen gibi kansız da aşağılama sıfatıdır. Ciğerinin köşesine kanın ısınır. Halk arasında kan-ciğer ilişkisi de karaciğer üzerinden kurulur. (Bir de Cigerxwin var, ciğer-kan deyince akla geldi) Akciğer nefes alma organıdır halk dilinde, onun kan işleri pek dikkate alınmaz. Kasaptan ciğer istenince karaciğer verilir, diğerini ayrı söylemek gerekir. Akciğer rahatsızlıkları bizde daha çok 'göğüs hastalıkları' diye tanımlanır. Akciğerimiz rahatsızlandığında nefesimiz, göğsümüz daralır, ciğer bile demeden anlatabiliriz derdi. Ciğer deneceğinde de, insan akciğerinden bahsederken, ciğerim değil ciğerlerim der. Akciğer çoğul anılır konuşmada, zaten iki tane olduğundan normali de budur. Sigara akciğere değil de ciğere zarar verecekse ciğerlere zarar verir, ciğere değil. Babam ciğerlerinden hastadır, ciğeri sağlamdır. Dayımın ciğeri bitmişti, çünkü alkolikti.

Ciğerin beş para etmemesinde ise, normalde ucuz bir şeyin birindeki ucuzluğundan bahsedilmesi pek anlamlı olmaz. O laf değersiz insanları tarif eder. Herkesinki ucuz ise niye adi insanınkine ucuz densin? Karaciğerin diğer iç organları arasında bir değeri vardır, ama bazı insanlarda o bile para etmez manasındadır bence.

Ali Mert'in ciğerine gelince, tanımam ama yazılardan falan (irade, inat, omurga vs. ilgisinden) ben ona bir arnavutluk yakıştırdım. (Kosova'nın çirkinliği de ciğerimizi yakıyor ama girmeyelim o tarafa şimdi) Arnavut ciğeri de gayet kıymetlidir, löp diye pişirilmez, işçiliği vardır çünkü.

Buradan Kaan Arslanoğlu'nun sevdiği taş devri diyetine de uzayalım? (Site gündemine uysun) Şeker ve karbonhidrat tüketeceğimize protein tüketmemiz daha sağlıklı diyor onun sevdiği bir hoca. Çok sevdim bu öneriyi. Kolesterol neymiş. Yerim o kolesterolü. Ciğer gibisi var mı?

(Rakı içerken karaciğeri sağlam tutması için karaciğer yemek uygun bulunur halk arasında, bilimsel midir acaba? Alkol karaciğerde işlem görürken yenen karaciğerin faydası oluyor mudur yani?)

(Farsça cigar ile cigara benzerliği 'akciğer mi yoksa lan' diye kafamı karıştırdı ama ciğer karaciğerdir abi. Karıştırmayalım daha.)

2365 no'lu yorum hakkında

19 Mart 2010, yazan Erkin Özalp,
Yorum no: 2366

Şapka çıkarıyorum! 

Ali Mert'in yukarıdaki "haber"ini ilk okuduğumda, "yahu şunu faydasız bilgiler'e ekleseymiş ya" diye geçmişti içimden... 

Etimoloji, zaten çok ilgimi çeken bir alan değildir...

Ama ciğer meselesi üzerinden, tarihsel-materyalist bakış açısı neye benzer, hayli belirginlik kazanmış oldu sanki. Ya da bana öyle geldi...

Bu arada, bir de, "Edirne ciğeri" diye bir şeyin olup olmadığı, bunun "bildiğimiz" tava ciğerden farklı olup olmadığı tartışılır, benim bildiğim... En azından, benim çevremde tartışılıyor ve ben de bugüne kadar, "yahu ne Edirne'si, üstüne yatmışlar işte, bunun adı 'tava ciğer'dir" tezini savunuyordum... Özel bir araştırma yapmışlığım olmadan, maksat "polemik" olsun diye... 

Ve fakat, bu tür meseleleri hafife almamak gerekiyor galiba!

 

 

AdaptiveThemes