Skip to content

Serebrenitza üzerine Sendika.org'tan bir çeviri

11 Ağustos 2010, ekleyen sinangrozni

15 yıl sonra Serebrenitza: “Soykırım”ın politikleştirilmesi - Edward S. Herman

Çeviren: Mehmet Bayram

Her yıl Temmuz ayında 11-16 Temmuz 1995 tarihinde vuku bulan “Serebrenitza katliamı”nı ayinlerle anmak bir alışkanlık haline geldi. Bu katliamın kurumsallaştırılmış şimdiki söylemi, “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’nın görmüş olduğu bu en vahşî kitlesel katliam sırasında 8,000 yetişkin ve genç Bosnalı Müslüman erkek nüfusun Sırplar tarafından kurşuna dizildiği”dir. Bu tören, her yıldönümünde yapılmakta, ve Bosna’da “bir dizi ağlaşan akrabaların da katıldığı” yürüyüşlerle, kurbanların aileleriyle yapılan röportajlarla, tartışma gruplarıyla, ve konferanslarla tekrarlanmakta; medyada çıkan sayısız makaleler ve diplomatların ve politik yöneticilerin beyanlarıyla hikâye tekrar tekrar anlatılmakta ve katliamı önlemede başarısız kalan Birleşmiş Milletler, Hollanda ve Büyük Güç hedef gösterilerek üzüntüler ifade edilmektedir. Bu yıl törenlerde, Yeni Sırbistan’ın yenilmiş, yumuşatılmış ve başı önüne eğdirilmiş tövbekâr yüzünü göstermek üzere Sırbistan Başkanı Boris Tadic de hazır bulunmaktaydı. Başkan Obama katliamı, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra verdiğimiz “bir daha asla” sözünün ihlali olarak, “ortak bilincimize sürülmüş bir leke” şeklinde ilân etti ve “adalet olmadan sürekli barışın da olamayacağını” söyledi.(1)

Bu trajedi ve şiddet üzerine her yıl bu kadar düzenli odaklanılması ve dikkatlerin bu olay üzerine çekilmesi bir açıklama gerektirir. Zira, hiçbir Batı ülkesinde 16-18 Eylül 1982’de binlerce Filistinlinin öldürüldüğü Sabra-Şatilla katliamının anısına, öldürülenler siviller olduğu halde, hiçbir anma toplantısı yapılmamaktadır. (Serebrenitza’da öldürülen Bosnalı Müslümanlar’ın hemen hepsi askerî yaşta erkekler ve çoğu askerdi). Aynı şekilde Serebrenitza katliamından bir ay sonra, Hırvat askerî güçleri, Balkan savaşlarından sonraki en büyük etnik temizliğe damgalarını vurarak, Krajina bölgesine saldırdı ve yüzlercesi kadın ve çocuk olmak üzere binlerce Sırbı öldürdü, 250,000 kadar Sırbı da göçe zorladı. İlginçtir bu olay, ne yıllık törenlerle anılmaktadır, ne de Hırvatistan’da, saldırının “Zafer ve Vatana Şükran Günü” olarak kutlanması sırasında Avrupa Birliği resmî görevlileri ve Başkan Obama, verilen Sırp kurbanlar için üzüntülerini belirtmemekte ve etnik temizlik başarılarını kutlayan Hırvat halkının duyarsızlığı hakkında teesüflerini ifade etmemektedirler.

Madeleine Albright 10 Ağustos 1995’deki Güvenlik Konseyi toplantısında Krajina’dan zorla yaptırılan göçü lânetledi, ancak Serebrenitza’daki “13,000 erkek, kadın ve çocuğun evlerinden sürülmesine” daha çok hiddetlenmişti.(2) 15 Ocak 2009 tarihli bir Avrupa Parlamentosu kararı, her yıl yapılacak bir “Serebrenitza katliamını anma günü” saptayıp “binlerce kadın, çocuk ve yaşlı kimsenin Serebrenitza’dan göç ettirilmesinden” bahsederken, kararın hiçbir yerinde resmî olarak 250,000 Sırbın Krajina’dan zorla ayrılmaya tabi tutulmasını lânetlememekte ne de bu olayın anılması çağrısını yapmaktadır.(3)

Bu ayrımcılık muazzam bir politik olaydır. Sabra-Şatilla katliamı ve Hırvat’ların yaptığı etnik temizlik ABD müttefiklerince gerçekleştirildi ve Hırvat’ların yaptığı etnik temizlik, ABD desteğiyle (Albright bunu Güvenlik Konsey’inde “katî” olarak inkâr etmiş olsa da4), üstü örtülü bir şekilde, Batılı kurumların hiçbir resmî görüntüsü veya hiçbir adalet talebi olmadan yürütüldü. Serebrenitza kırımı ise, aksine, ABD-NATO’nun hedefine ulaşmasına hizmet olarak, en uygun zamanda gerçekleştirildi ve o zamandan beri de bu güçlere sağladığı faydadan yararlanılmakta. Bu katliam, ABD ve NATO’nun bu ülkeye yoğunlaştırılmış askerî müdahalesini, nihayetinde NATO’nun1999’un Mart-Haziran aylarında Kosova-Sırbistan’ı bombardımana tutmasını, bunu takiben NATO’nun Kosova’yı işgal etmesini ve bütün bu saldırıların, sonunda, Yugoslavya’nın parçalanmasına neden olmasını meşrulaştırmaktadır.

Serebrenitza olayı, Bosna’lı Sırp liderliğinin itibarını düşürerek 1995’deki Dayton barış görüşmelerinde yer almasına engel oldu ve sonrasında da ülkelerin destek verdiği NATO nezdindeki Uluslararası Suç Mahkemesi’nin Yugoslavya hakkında aldığı karar (ICTY) kullanılarak, Miloseviç’in yargılanması, sıkıştırılması ve tamamen bitirilmesi için olanak elde edilmiş oldu. Aynı katliam, Sovyet-sonrası dönemde Batılıların Balkanlara güç yerleştirme projelerine Sırbistan’ın direnmesinin intikamını almak üzere, Sırbistan’ın daha da aşağılanması ve boyun eğdirilmesi için ayrıca bir bahane oluşturdu; tıpkı Vietnam’ın, ABD’nin işgaline ve bu uzak ülkede bir uydu rejim kurma dayatması girişimine karşı direndiğinde 18 yıl süren bir boykotla cezalandırılması gibi.

Ancak beyni yıkanmış Batılı seyirciler için, Batılı askerî güçlerin Srebrenitza’ya müdahalesi iyi bir şeydi - soykırım önlenememiş olsa da, Batı hiç olmazsa alçakları yargılayacak gecikmiş bir adalet getirmişti. Batı askerî güçlerinin müdahalesinin bu insancıl vasfı, her yıl yapılan Serebrenitza’yı anma törenlerinde sürekli tekrarlanmaktadır.

İtiraf etmek gerekir ki 8,000, büyük bir rakam. Fakat Sırp sığınmacıların 250,000 sayısı daha büyük bir rakam. Albright’ın 1996’daki ünlü beyanatını da hatırlayalım: “ABD’nin politik çıkarları için ve kitle imha silahı bulundurduğu gerekçesiyle Irak’a ABD’nin dayatmasıyla uygulanan önlemler nedeniyle 500,000 Iraklı çocuğun ölmesine “değerdi” “. Aynı şekilde, The Politics of Genocide(6)’da alıntılanan Eylül 1994 tarihli bir ABD Dışişleri Bakanlığı yazısının da işaret ettiği gibi, Ruanda’da her ay 10,000 sivil Hutu, ABD’nin müttefiği olan Kagame güçleri tarafından boğazlanmaktaydı. Bu büyük sayı, ABD’nin Kagame’yi desteklemesini etkilemedi, ne hakimgörüşçü günlük medyada bahsi geçti, ne de insanî müdaheleciler tarafından hiçbir şekilde konu edildi; ve Kagame, Uluslararası Suçlar Mahkemesi tarafından mahkûm edilerek siyah Afrikalı liderlerin oluşturduğu (şimdiye kadar 14 liderin oluşturduğu) uzun listeden ihraç edildi. Şüphesiz bu değersiz kurbanlar için de ne anma törenleri düzenlenmekte ne de Batı’nın bu insanlar için bir adalet talebi var.

8,000 rakamının seçiciliği yanında, bu büyük rakamın doğruluğu bakımından da şüpheler bulunuyor. Yugoslav savaşlarından şişirilmiş, bazen gülünç derecede şişirilmiş, hedef gösterilen ölümlerin olduğu iddiaları haberleri düzenli şekilde gelmeyi sürdürmüştür. 1993’den itibaren, Bosnalı Müslümanların 200,000-300,000 kurban verildiği yolundaki hem inanılmaz hem de doğruluğu isbatlanmamış iddiaları, Batılı hakimgörüşçü medya tarafından hiçbir eleştiriye tâbi tutulmadan, kabul edilmiş ve kurumsallaştırılmıştır. Bütün bu iddialar, 2003-2007’de, hem ICTY hem de Norveç hükümeti sponsorluğunda yapılan çalışmalarla çökertilmiş ve iki çalışma da, her iki taraftan toplam ölümlerin sayısının, askerler de dahil olmak üzere, 100,000 olduğunu ortaya çıkarmıştır.(7)Rakamdaki bu düşme, hakimgörüşçü medyaya ancak belli belirsiz yansımış ve bu medya, aldatılmış olduğunu belirten bir beyanatta asla bulunmamış veya hiçbir şekilde özür dilememiştir. Mart-Haziran 1999’da, Kosova’nın yoğun bombardımana tutulduğu savaşta, ABD görevlileri, Sırplılar tarafından öldürülen kurbanların sayısını 500,000’e kadar çıkarıyorlardı ve Batılı görevliler ve medya âlimleri bu konu hakkında histerik bir şekilde suçlamalarda, ithamlarda bulunuyor ve öfke krizlerine giriyorlardı. Sonunda resmî rakam 11,000’e düştü ancak bulunan ceset sayısının, kayıp kişiler, askerler ve Kosovalı olmayan sivil Müslümanlarınki dahil, resmî makamların iddia ettiği toplam sayının yarısından biraz fazla olduğu ortaya çıktı (6,000).(8)Fakat hakimgörüşçü medya, Kosova Müslümanlarının maruz kaldığı olayları açıklarken 323 kez “soykırım” kelimesini kullanmıştır, 200 kat fazla ölümlere neden olan “Irak’a uygulanan yaptırımlar” içinse, bu kelimeyi yalnızca 80 kez kullanmıştır ve Kosova’dakilerin bin katından fazla ölümlerin vuku bulduğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki ölümler için de sadece 17 kez “soykırım” kelimesini kullanılmıştır.(9)ABD’nin kendisine, çıkarlarına veya yanaşmalarından birine hizmet eden değerli kurbanlar için şişirilmiş itibarlar, rakamlar ve şişirilmiş sayıda “soykırım” kelimesi, ve bu çıkarlara hizmet etmeyen değersiz kurbanlar içinse uygulanan aşağılayıcı muamele, bu kurbanların başına gelenler hakkında “soykırım” gibi hak etmedikleri kelimelerden kaçınmak.

“8,000 yetişkin erkek ve genç erkek çocuğun” katledildiği iddia edilen Srebrenitza olayının çıkış noktası, gerilere, Kızıl Haç’ın Temmuz-Ağustos 1995’de, hiçbir gerçek veri olmadığı halde, bazı insanların kayıp olduğunu iddia ve beyan etmesine dayanır,(10)ancak bu aynı sayı bugün de, tesadüflerin yarattığı küçük mucizelere dayanarak da olsa, hâlâ, inatla ve israrla kullanılmaya devam edilmektedir. Gerçekte 8,000 rakamı, bugün kullanılan rakamın yanında düşük kalır – 15 Ocak 2005 tarihli Avrupa Birliği toplantısında, katledilenlerin sayısının “8,000’den yüksek” olduğu kararı alınmıştır ve bu sayı bütün ülkelerde bu şekilde kullanılmaktadır. Hatırlanacağı gibi, New York Dünya Ticaret Merkezi’ne 11 Eylül’de yapılan saldırıda, başlangıçta tahmin edilen ölü sayısı 6,886 iken bu rakam kademeli olarak 2,749’a düşmüştür; tam yüzde 60’lık bir düşüş. Bosna’da öldürülen Müslümanların sayısının 1992-93’de 250,000 olduğu söylenirken, bugün bu rakam 100,000’den az olarak telâffuz edilmektedir; yüzde 60’ın çok üstünde bir düşüş. 1999’da Kosova’nın bombardımanı sırasında yaşanan savaşta Sırpların yaptığı sözde katliamda öldürdükleri söylenen kişi sayısı, ABD resmî iddialarına göre o sırada 100,000-250,000 ve hâttâ 500,000’e kadar çıkmakta iken, bugün gene resmî (ve hâlâ şişirilmiş) olarak 11,000 rakamına düşürülmüştür; yüzde 90’dan fazla bir düşüş. Ancak Serebrenitza rakamları hâlâ aynı kalmıştır – delillerle ispatlandığı için değil, merkezî öneme haiz olduğu ve politik yapı için çok yararlı bir malzeme olduğu için; ve aynı rakam, mevcut yapının elemanları tarafından ve gerçek inananların onayı ile hâlâ tekrarlanıp durmaktadır.

8,000 rakamı aynen korunmaktadır çünkü kaybolan kişilerin listesi, kayıp kişilerin adlarını vermeleri için yardım etmeleri şeklinde Bosnalı Müslüman nüfusa sonradan yapılan bir talep doğrultusunda, sonradan toparlanmış ve hazırlanmıştır. Gene, mucizevî bir şekilde bu listedeki toplam sayı hâlâ 8,000’dir. Liste hazırlanırken hiçbir bilimsel temele göre çalışılmamıştır ve listedeki bazı isimlerin Temmuz 1995’den önce öldüğü, oldukça fazla sayıda ismin ise 1996 seçimlerinde oy kullandığı ortaya çıkmıştır ve bu rakamı doğrulayan hiçbir mahkeme kararı yoktur. 2001 gibi çok sonra bir tarihte, ICTY, Srebrenitza bölgesinde yalnızca 2,100 ceset bulmuş ve bunlardan çok azının Temmuz 1995 Srebrenitza katliamı kurbanı oldukları isbat edilmiştir.(11)Mezarlarda yapılan sonraki incelemelerde bulunan bulgular da bu yönde, cesetlerin Srebrenitza kurbanları olmadığı şeklindedir. Bütün olayın temelindeki gerçek, Bosnalı Müslüman 25. Alaydan binlerce askerin, 11 Temmuz 1995 günü veya bu tarihten kısa bir süre önce, Bosna Müslüman hudut hattına gitmesi ve burada Bosnalı Sırp güçlerle ciddî bir çarpışmaya girmesidir. Hem Bosnalı Müslüman hem de Sırp görevliler, geri çekilmeleri sırasında 2,000 veya daha fazla Müslüman askerin öldüğü değerlendirmesinde bulunmuşlardır; Bosnalı Müslüman Kurmay Subaylar Yüksek Komutanı General Enver Hadzihasanovic, Radislav Krstic’in yargılandığı mahkemede, bu geri çekilme sırasında “28. Tümen askerlerden ve komutan subaylardan 2,628 kişinin öldüğüne kesinlikle şahadet edebileceği” şeklinde ifade vermiştir.(12)1995-2002 yılları arasında ICTY’nin savcılık bürosu tarafından görevlendirilen Sırp adlî tıp uzmanı Ljubisa Simic tarafından yapılan otopsilerden toplanılan bilgilerin analizinde, toplam raporlara konu olan cesetlerin kabaca yüzde 77’sinde ölümlerin şekline ( infaz sonucu mu yoksa çarpışma sonucu mu olduğuna) karar vermenin olanaksız olduğuna, veya bu oran içindeki ölümlerin çarpışma sonucu olduğunu kuvvetle söylemenin imkânsız olduğuna karar verilmiştir.(13)Bu belirsizlik bazı kesimler için çok uygundu çünkü ICTY’nin bu uysallığıyla, Bosnalı Müslüman soruşturma yetkililerinin ve medyanın tümü, ölenlerin infaz şeklinde katliama kurban gittiği farzını sürdürebilirlerdi.

Temmuz 1995’de, Srebrenitza bölgesinde birkaç yüz kişinin infaz edildiğine dair hiçbir şüphe yok, çünkü toplu mezarlarda 443 adet bağlamada kullanılan tel ve 448 adet gözbağı bulunmuştur,(14)fakat burada ölen Bosnalı Müslüman sayısının, bu olayı takibeden ay düzenlenen Operasyon Fırtınası sırasında Hırvat güçler tarafından öldürülen sivillerin sayısından daha fazla olduğunu hiçbir ciddî delil isbat edemez. Bosnalı Sırplar hınçlılardı, çünkü Srebrenitza’nın “emniyetli bölgesi”, uzun süreden beri, Bosnalı Müslümanların yakınlardaki Sırp yerleşim yerlerine saldırılara kalkıştığı, Bosnalı Müslümanlara ait bir askerî üs haline gelmişti. Temmuz 1995’den önceki yıllarda çok sayıda Sırp yerleşim yeri bu üsten kaynaklanan saldırılara hedef olmuş ve bu hücumlarda binlerce Sırp öldürülmüştü.(15)Bosnalı Müslümanların o yıllardaki askerî Komutanı Naser Oric, yaptığı katliamları Batılı gazetecilere övünerek anlatıyor, onlara, insanların kafasını kestiği videoları gösteriyor ve 114 Sırbı öldürdüğü bir başka olayı da hiç çekinmeden doğruluyor, itiraf ediyordu.(16)Eğer bu çeşit itiraflar, videolar, Karadzic, Miladic veya Milosevic’e yüklenebilseydi, ICTY’nin elinde oynayabileceği ne fırsatlar olurdu. Fakat Oric’e, kurban bir topluluğun sözde savunucusu sıfatı verildiğinden, basit cinayet suçlamasıyla yakasını kurtarabildi. O sırada Srebrenitza bölgesinde görev yapan Birleşmiş Milletler güçlerinin komutanı General Philippe Morillon, ICTY’ye, o sırada Sırpların yaptığı katliamın, gayet açık ve tam olarak, daha önceki Bosnalı Müslüman Oric’in uyguladığı vahşetle izah edilebileceğini söylemiştir, ancak söz ettiği şartlar, ne Ocak 2009’da Avrupa Birliği’nin aldığı karar metninde ne de Temmuz 2010’daki anma törenlerinde yapılan Srebrenitza analizlerinde ve Srebrenitza hakkındaki nutuklarda yer almamıştır, asla bahsi geçmemiştir.

Konuyu özünden ayıran başka bir durum da, Birleşmiş Milletler’in Srebrenitza’da görevlendirdiği Hollandalı barışgücüne yöneltilen, katliamı durdurmada başarısız kaldığı suçlamasıdır. Hâttâ bu konu dolayısıyla bu güç aleyhine Hollanda’da bir dava da açılmıştır.(17)Anma törenlerinde yapılagelen diziler halinde üzüntü bildirimleri birçok ulusun katıldığı yalanlardan ibarettir. Ocak 2009’daki Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yönetimine dayandırdığı, Srebrenitza’nın “korunaklı bir bölge” olduğuna dair ifadesinin iki kez tekrarlandığı Kararında,“Müslüman yetişkin ve genç erkeklerin” BM güvenlik güçlerinin “koruması altında, bu bölgede güvenlik arayışına girdikleri” söylenmektedir ve bu nedenden ötürü, katliamın, “uluslararası topluluğun yetersizliğinin göstergesi olduğu” belirtilmektedir. Fakat Kararda, “güvenli bölgenin” askerden arındırılmış olması gerektiğinden ancak gerçekte böyle olmadığından söz edilmemektedir. Naser Oric ve savaşçı subayları silahsız değildi ve Sırp köylerine düzenlenen saldırıların çoğu bu “güvenli bölgeden” yapılmaktaydı. Ayrıca Temmuz 1995’de, Bosnalı Müslüman 25. Alayın çok iyi silahlanmış binlerce askeri şehirde konuşlanmıştı. Böylece Avrupa Birliği Kararı, birinci olarak kamuoyunu aldatmayı, “güvenlikli bölgenin” gerçek rolününün (buranın tam donanımlı, savaşa hazır Bosnalı Müslüman askerlerin üssü olduğununun) üzerini atlayarak yapmaktadır. Kamuoyunu ikinci kez aldatırken de, bunu Srebrenitza’da yetişkin ve genç erkeklerin “güvenlik arayışı” içinde bulunmuş olduklarını söylemekle, bunların 25. Alay askerleri değil de siviller olduğunu ima etmekle yapmaktadır, yalan söylemektedir. Karar başka yalanlar da içermektedir: bunlardan birisi, “çok sayıda kadının tecavüze uğradığı yalanıdır”. Şimdiye kadar hiçbir delili bulunmamış bir suçlama! Böylece, burada, “uluslararası toplumun yetersizliği”nden çok, “uluslararası toplumun”, gerçekten, Naser Oric ve Bosnalı Müslümanların askerî stratejilerini gerçekleştirmelerine, yaptıkları yerel etnik temizliklerine, Bosnalı Sırp silahlı güçlerini provoke etmelerine ve buna paralel olarak Batılı liderliğin, 1992 Lizbon Anlaşması ve onu izleyen barış plânlarında somutlaşan, bu çatışmaları durdurmaya yardımcı olma talebinin, Bosnalı Müslümanlarca reddedilmesine ve bu plânların sabote edilmesine verdiği desteği ve katılımı görüyoruz.(18)

Srebrenitza’da konuşlanmış ve iyi silahlanmış binlerce askerden oluşan Bosnalı Müslüman alayın, 200 kişilik Sırp saldırı gücü karşısında hiçbir direniş göstermeden geri çekilmesi gerçeği, 69 hafif silahlanmış askerden oluşan barışgücüne yapılan suçlamaların gülünçlüğünü ve yanıltıcılığını gösterir. Geri çekilmeden sorumlu olan Bosnalı Müslümanlar neden Srebrenitza bölgesindeki bu olayı izleyen ölümler nedeniyle yargılanmadı? Fakat anma törenlerinin ruhu bakımından, ve bunun dayandığı hikâye ve ideoloji nedeniyle(19)Bosnalı Müslümanlar yalnızca kurban olabilirler ve BM ve küçük Hollandalı koruma gücü (Sırplarla beraber) sorumluluğun yükünü taşıyan taraf olma zorundadır.

Serebrenitza anma törenlerinde kullanılan bir diğer hayalî söylem de bununla ilgili anma olgularının ve politik faaliyetlerin, gerçek barışın oluşması için gerekli olduğu söylemidir. AB Kararındaki ifade şekliyle, “adalet olmadan gerçek barış olamaz”, yâni Miladic yargılanmalıdır çünkü bu, “uzlaşma” için gereklidir. Böylece “tüm etnik grupların sivilleri, geçmişin gerilim yaratan sorunlarının üstesinden gelebilecektir”. Öyleyse 1992 ve Temmuz 1995 arasında BM koruması altındaki Srebrenitza güvenli bölgesinde bulunan üsten kalkarak Sırplara düzenlenen saldırılarda ölen binlerce Sırbın hesabını kim verecek? Ya Operasyon Fırtınası harekâtı sırasında Krajina’dan sürülen 250,000 Sırbın hesabını…? Ya da NATO’nun işgali ve KLA’nın yönetime getirilmesinden sonra Kosova’dan binlerce Sırp ve Roman vatandaşın kovulmasının hesabını…? Mart-Haziran 1999’da NATO’nun Yugoslavya’yı bombardımanı, BM plânlarının ihlâliydi, yüzlerce sivilin ölümüne neden oldu ve bu saldırılarda gayrımeşru silahlar kullanıldı (misket bombaları, seyreltilmiş uranyum gibi…). Adalet ve uzlaşma sağlamak üzere bu olaylar için de adlî davalar açmak gerekmiyor mu? Dahası, tek yönlü hatırlama ve anma törenlerine tek taraflı gösterilen bu muazzam ilgi, öfke ve uzun süreli olacak etnik düşmanlıklar yaratmayacak mıdır? Bu durum, tutulan tarafın işlerini, çıkarlarını yürütmesinde, düşmanlarının yaralarını deşmelerinde ve güçlü Batılı destekçilerinden finansal ve politik avantajlar elde etmelerinde kullanılmayacak mıdır?

Anma törenleri ve AB Kararı, barış ve uzlaşma getirmek için düzenlenmemiştir; Sırbistan’a karşı yürütülen pasifleştirme ve intikam savaşının devamıdırlar ve ABD-NATO’nun sürdürdüğü militarizasyonunun ve daimî küresel “teröre karşı savaşın”, şeytana karşı savaş olduğunu göstermenin aracıdırlar.

Dipnotlar

1 “World Leaders Mark 15th Anniversary of Srebrenica Massacre,” CNN Kanalı, Temmuz 12, 2010; “Statement by the President on the 15th Anniversary of the Genocide at Srebrenica,” Beyaz Saray Basın-Yayın Bürosu Sekreterliği, 11 Temmuz, 2010.

2 Madeleine Albright’ın bu konuyla ilgili yorumları için bakınız: “The situation in Croatia” (S/PV.3563), BM Güvenlik Konseyi, 10 Ağustos 1995, s.20; ve “The situation in Bosnia and Herzegovina”, (S/PV.3564), BM Güvenlik Konseyi, 10 Ağustos, 1995, ss. 6-7.

3 15 Ocak 2009 tarihli Avrupa Birliği Srebrenica kararı, (P6 TA(2009)0028), Avrupa Birliği Resmî Gazetesi, paragraf 2, paragraf D, ss. C 46 E/111- C 46 E/113.

4 “The situation in Croatia”, (S/PV. 3563), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 10 Ağustos, 1995, s.20. Albright, Güvenlik Konseyi’nde, “Djokic tarafından beyan edilen ve Hırvatistan devletinin gerçekleştirdiği askerî operasyona ABD’nin taktik önerme veya lojistik destek verdiği iddialarını kategorik olarak yalanlıyorum. Bu temelsiz suçlama, yalnızca, devletimin, Sırbistan ve Montenegro’nun uluslararası topluluğa yeniden katıldığı günü görmesini güçleştirir,” diyordu. Tabiî ki Madeleine Albright yalan söylüyordu.

5 Slobodan Milosevic, 2006 yılının Mart ayında, ICTY yargıçlarının, kalp hastalığının tedavisi için geçici olarak Moskova’ya nakledilmesi talebine red kararı almalarından iki hafta sonra, cezaevinde öldü. Aynı zamanda bakınız: “Milosevic’s Death in the Propaganda System” Edward S. Herman ve David Peterson, Electric Politics, 14 Mayıs 2006.

6 Edward S. Herman ve David Peterson, “The Politics of Genocide” (New York: Monthly Review Press, 2010), s.57.

7 Bakınız: Ewa Tebeau ve Jacub Bijak, “War-Related Deaths in the 1992-1995 Armed Conflicts in Bosnia and Herzegovina: A Critique of Previous Estimates and Recent Results,” European Journal of Population, 21. Cilt, 2005, ss. 187-205; ve Patrick Ball ve diğerleri, “Bosnian Book of the Dead: Assessment of the Database”, Araştırma ve Belgeleştirme Merkezi, Sarajevo, Haziran, 2007.

8 ICTY Başsavcısı Carla Del Ponte, 2000’in sonlarında BM Güvenlik Konsey’ine verdiği ifadede, Kosova’daki çalışmalar sırasında yaklaşık 4,000 insanın cesedine ait kalıntılar bulduklarını rapor etmiştir; bakınız: “Statement to the Press by Carla Del Ponte” (FH/P.I.S/550-e). ICTY, 20 Aralık 2000, para.16. “Kosova çatışmasıyla ilgili olan ve bulunamayan kişiler”in sayısı hakkında en yeni tahminlerinde, ICRC’nin raporu, bulunamayan kişi sayısının, Haziran 2007’deki 2,047 rakamından 1,904’e düştüğünü belirtmektedir; bakınız: “Serbia / Kosovo: More Progress Needed to Clarify Fate of Kosovo Missing”, ICRC, 3 Haziran, 2009.

9 Herman ve Peterson, “The Politics of Genocide”, Tablo 1, “Differential attributions of ‘genocide’ to different theatres of atrocities,”s.35.

10 Bakınız: “Former Yugoslavia: Srebrenica: Help for Families Still Awaiting News,” ICRC News, 13 Eylül, 1995. Aynı zamanda bakınız: Edward S. Herman ve David Peterson, “The Dismantling of Yugoslavia”, Monthly Review, Cilt 59, No 5, Ekim, 2007, s.19.

11 Bakınız: Hakim Almiro Rodrigues ve diğerleri, Judgment, Prosecutor v. Radislav Krstic (IT-98-33-T), 2 Ağustos, 2001, Bölüm A, (9), “Forensic Evidence of the Executions”, para. 71-79, ve A(10), “The Number of Men Excuted by the Bosnian Serb Forces Following the Take-over of Srebrenica in July, 1995,” para. 80-84; özellikle paragraf 80.

12 Bakınız: “The Prosecutor of the Tribunal Against Radislav Krstic (IT-98-33-T), Dava metni, 6 Nisan, 2001, s.9532, satırlar 20-21. Hadzihasanovic, aynı şekilde, “[Bosna hükümeti kontrolundaki bölgeye] geçmeyi başaran 28. Tümen askerlerinin doğru sayısının 3,175 olduğu” şeklinde ifade vermiştir (s.9532, satırlar 15-16).

13 Ljubisa Simic, “Forensic Analysis of Srebrenica Post-Mortem Reports” Eylül, 2009’da Moskova’da düzenlenen, sponsorluğunu Rusya Federasyonu’ndaki Bilimler Akademisi ve Srebrenitza Tarihî Proje’nin yaptığı ICTY ve Srebrenitza üzerine hazırlanan Sempozyum’da sunulan çalışma.

14 Judgement, Prosecutor v. Radislav Krstic (IT-98-33-T), 2 Ağustos, 2001, para. 75.

15 Sırp tarihçi Milivoje Ivanisevic, 1992-1995 arasında Srebrenitza-Birac bölgesinde öldürülen çoğunluğunu sivillerin oluşturduğu 3,287 Sırbın isimlerini liste halinde vermektedir: Srebrenitza, Temmuz, 1995 (Belgrat,: Christian Thought, 2008).

16 Bill Schiller, “Muslims’ Hero Vows He’ll Fight to the Last Man,” Toronto Star, 31 Ocak, 1994; ve John Pomfret, “Weapons, Cash and Chaos Lend Clout to Srebrenica’s Tough Guy,” Washington Post, 16 Şubat, 1994.

17 “Victims’ Relatives Seek War Crimes Charges for Dutch Peacekeepers at Srebrenica, Associated Press, 6 Temmuz, 2010.

18 Herman ve Peterson, “The Dismantling of Yugoslavia,” özellikle Bölüm 2, “The Role of the Serbs, Milosevic and ‘Greater Serbia’,” ss. 9-14; ve Bölüm 11, “Final Note,” ss. 46-49. Aynı zamanda bakınız: David Owen, Balkan Odyssey, (New York: Harcourt Brace and Company, 1995), ve Susan L. Woodward, Balkan Tragedy:Chaos and Dissolution After the Cold War, (Washington, D.C.: Brookings Institution, 1995).

19 Yugoslavya’nın çöküşü konusunda bir alternatif için bakınız: Herman ve Peterson, “The Dismantling of Yugoslavia.”

Edward S. Herman, Pennsylvania Üniversitesi, Wharton School’da öğretim üyesi ve finans profesörüdür ve ekonomi, politik ekonomi ve medya üzerine sayısız yazı yazmıştır. Kitapları arasında: Corporate Control, Corporate Power (Cambridge University Press, 1981), The Real Terror Network, (South End Press,1982), ve Noam Chomski ile beraber, The Political Economy of Human Rights (South End Press, 1979), ve Manufacturing Consent (Pantheon, 2002). Monthly Review Press tarafından yakında yayımlanan The Politics of Genocide’ın (David Peterson) ikinci yazarıdır.

[İngilizce orijinalinden Mehmet Bayram tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

 Kaynak: http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=31879

Yorumlar

çok güzel bir yazı...Emperyal

17 Ağustos 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4230

çok güzel bir yazı...Emperyal plan budur işte: Önce yak, kır, dök... Sonra da dize getirilmiş ve aptallaştırılmış, yoksullaştırılmış ülkelerin başına onursuz, kukla yönetimler getir... Show must go on.

 

 

AdaptiveThemes