Skip to content

Şenol Güneş, Spor Emekçileri Sendikası'nı destekliyormuş

23 Ocak 2010, ekleyen Ali Mert

Spor Emekçileri Sendikası'nın kuruluşuyla ilgili haberlere sitemizde yer vermiştik. Sendikanın kurucusu Metin Kurt'un, Gerçek Gündem internet sitesine bugün verdiği röportajda, sendika çalışmalarıyla ilgili son gelişmeler yer alıyor. Türkiye turu ve Diyarbakır'da toplantı hazırlıkları, Şenol Güneş'in sendika çalışmalarının yanında olması gibi yeni bilgileri içeren röportajı da aktarıyoruz:

Sendika Aralık'ta kuruldu. Siz çok uzun zamandır sendika kurma mücadelesi veriyorsunuz. 80 darbesinde kesintiye uğramış o mücadeleden bahseder misiniz?

12 Eylül öncesi tüm sporcuları örgütleyen Amatör Sporcular Derneği (ASD) vardı. Başlangıçta teorik olarak yanlış bir teze dayanıyordu ASD. Sporu amatör ve profesyonel olarak ayırıyorduk ve amatörleri ilerici, profesyonelleri ise bugünkü pisliklerin sorumlusu olarak görüyorduk açıkçası. Kitleleri uyutan profesyonel spor, sağlık ve eğitim için yapılması gerekeni amatör spor olarak değerlendiriyorduk. Ama sonra ben -Demokratik Almanya’dan özellikle- spor teorisi kitapları getiriyordum ve bir arkadaşım da çeviriyordu. Böylelikle biraz sporun tarihi ve teorisini oluşturma şansı bulduk. Sonra baktık ki kitleleri bu işe katabilmek için ortaya atılmış bir amatörlük efsanesi var. Ve amatör sporun da ‘efendiler’ tarafından yapıldığını öğrendik. Sonra ‘düzenin sporu’ ve ‘düzenin sporcuları’ olduğunu anladık. Bunu aştığımızda Spor Emekçileri Sendikası’nı kurmaya karar verdik. Ama 12 Eylül darbesi bunu engelledi. Derneğimiz kapatıldı. Sonra medyada çok gözükmememize rağmen teorik çalışmaları sürdürdük. 500 bin sporcu var bu sektörde şu anda, 6 bin işsiz antrenör var. Spor Akademisi mezunlarının durumu belli değil. Spor, göründüğü gibi değil. Biz de bu alanda ‘örgütleyerek’ bulunabiliriz dedik. DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi ve Genel Sekreter Tayfun Görgün’ün, demokratik kitle örgütlerinin desteğiyle kaldığımız yerden devam ettik. 29 Aralık'ta sendikamız resmi olarak kuruldu.

40 sene gibi bir kesinti var…

İlk girişim 65 yılında yapılıyor. Bugüne kadar spor adına konuşan ve bunu kurumlaşma aşamasına getirenlerin hepsi yukarıdan aşağıya yaptı. Tek taban örgütü ASD’dir. O dönemde 70 bin sporcu örgütlemiştir, profesyonel sporcular da dahil. ASD’den kalan mücadele deneyimi ve birikimini biz geliştirerek Spor Sen’e aktardık. Artık sporcu diye bakmıyoruz sadece, spor emekçileri olarak bakıyoruz; masör, malzemeci, top toplayıcı… 4 temel ilkemiz var. Birincisi; çocukların özgürce oynamasını istiyoruz. Oyun, temiz ve güzeldir; spor, borsada kirli ve çirkindir diyoruz. Ayrıca devasa bir spor sektörüne rağmen Spor İş Yasası yok. Bunun için çalışıyoruz.

Spor sendikası fikri Türkiye’de eski, ama başka ülkelerde sedikalar çok önce kuruldu değil mi?

ABD’de sporcuların yüzde 95’i, Avrupa’da da yüzde 90’ı sendikalı. Hatta beyzbol ligi 1 yıl grev nedeniyle oynanamadı ABD’de. Orada sporcularla ilgili bir karar alınırken sendikaların fikri alınıyor. Güçlü sendikalar. 1989’da Bosman*, bizim 70’lerde antidemokratik bulduğumuz için mücadele ettiğimiz yasayı değiştirdi. Şu anda sporcular mukavelesi bittiği zaman özgürce transfer yapabiliyorlar.

Spor sektöründe sendika mücadelesi belki toplumsal yaşamdaki diğer taleplerin egemen olması için de alan açabilir mi? Tribünler mesela? Etnik ayrımcılık, linç kültürü, cinsiyetçilik gibi birçok şeyin üreteni durumunda. Böyle bir tahayyülünüz de var mı?

Biz de o kaygıyı dile getiriyoruz. Tribüne bugün maç izlemeye gitmiyor seyirci. Dinde yobazlık neyse, sporda fanatiklik de bize göre odur. Finans kapitalin sporu, postmodern bir tapınağa dönüştürmüş durumda stadyumları. Kitleleri adeta savaşa çağırıyorlar. Ve kitleler tribünlerde maçı bile izlemiyor. Maçın bitimine 5 dakika kala galip takımın taraftarları hakeme ‘maçı bitir’ diye bağırmaya başlıyor. Kardeşim sen bin bir güçlükle gitmişsin maçı seyretmeye. Madem bu işten hoşlanıyorsun bırak hakem bitirmesin maçı. Konsere gidince şarkıcının sahneden inmesini mi istersin, bir şarkı daha söylemesini mi? Spor kültürünü yeniden yaratabilirsek, fanatiklikten uzaklaştırıp sporsever hale getirebilirsek o zaman sporcular da seyirciler de mutlu olacaktır. Mesala bir örnek; İtalya’da bir sporcuya yapılan ırkçı eylemden sonra, ertesi haftaki maçta İtalya Futbolcular Sendikası devreye girip takım kaptanlarına bildiri okumuştu.

Peki yıldız sporculardan destek var mı?

Biz biz buçuk yıldır bu hazırlığı yapıyoruz. “Sportmence” dergisini yeniden çıkartmakla başladık bu hazırlığa. Sportmence, 12 Eylül’den sonra çıkarttığımız bir dergiydi. Şu anda isim vermeyeceğim ama üst düzey sporcuların da büyük çoğunluğu bu dergiye tahminimizden fazla ilgi gösterdiler. Milli takım antrenörü de var. Önümüzde Türkiye turu var. En son Diyarbakır’a gideceğiz. Diyarbakırpor ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği bir spor toplantısı var Şubat ayında, orada noktayı koyacağız. Teknik direktörlerin bu işe çok daha fazla katılması önemli. Şenol Güneş bizimle. 6 bin işsiz antrenör var Türkiye’de.

Antrenörlük çok az sayıda insanın bir kulüpten diğerine transferi demek Türkiye’de galiba? Hep aynı insanlar icra ediyor bu işi değil mi?

Ben ‘bavulu elinden düşmeyen adamlar’ diye tanımlıyorum.

Spor Sen’in kuruluş bildirgesinde özel olarak “kadın, genç ve çocuk spor işçilerinin” sorunlarıyla ilgili kısımlar var. “Sendika, özellikle kadın sporcuların sendikal mücadelede yer almaları için gerekli her türlü düzenlemeleri ve kolaylığı kadın sporculara sağlar” deniyor.

Türkiye’de her alanda olduğu gibi sporda da kadın-erkek ayrımı söz konusu. Cinsel taciz tribünlerin devamlı sorunu. Biz pozitif ayrımcıyız. Kadın sporculara biraz daha öncelik vereceğiz.

Derginizin ismi ‘Sportmence’ sadece erkeklere yönelik bir isim gibi ama değil mi?

Maalesef. Ama zamanında ismi buydu. Şimdiki gibi düşünseydik o zaman bu ismi koymazdık. O dönemde bizim açımızdan da bu kadar gündemde değildi bu olay. Dediğiniz doğru, erkek egemen ideolojiyi temsil eden bir isim.

Sizi tanımayan yoktur herhalde ama bu spor mücadelesi temelinde Metin Kurt kimdir, biraz anlatır mısınız?

Biz babamızı çok genç yaşta kaybettik. 7 kardeş ortada kaldık. Ağabeyim de futbolcuydu ve o sırada Galatasaray kulübünde oynuyordu. Bize o bakıyordu. Ama artık bakamayacak noktaya gelmişti, evlenmişti de. Ve başka gelirimiz yoktu. Ben o günkü şartlarda ekonomik nedenlerle futbola başladım. Bir dönem mutlu oldum. Sonra o ortam içinde sadece aileme bakarak, kendimi sorumluluktan uzak tutamayacağımı hissettim. Topluma karşı da sorumluluğum olduğunu hissettim. Okudukça da bunun bir mücadele alanı olduğunu gördüm. Babamız bize hep ‘Sakın sizden zayıflarla uğraşmayın, uğraşacaksanız güçlülerle uğraşın’ derdi. Oyunun içinde sana dayatılan “oyunu kuralına göre oynamak”tı. Dışlanmayı da göze alarak kyurcalamaya başladık.

Lakabınız ‘Çizgi Metin’de o muhalif duruştan geliyor değil mi?

Esprisi vardır onun da. Bana devamlı soruyorlardı “Siz neden hep çizgiden gidiyorsunuz” diye. Ben de takım taktiği diye anlatıyorum falan, kimse anlamıyor. Sonra dedim ki “kardeşim ben halkçı bir adam değil miyim? Sahada halka en yakın yer neresi? Çizgi. Onun için orada oynuyorum” dedim birgün. Sonra öyle kaldı. Sorumluluk üstlendiğinizde ona uygun davranmak zorundasınız. Ben hiçbir zaman ne rakip oyuncuyla uğraşırdım, ne tribünlere bakardım, ne hakemle dalaşırdım. O da bazı kesimlerde başka bir etki bıraktı. Bizim toplum ne kadar sindirilmiş görünse de başkaldıran insanı sever. Köroğlu gibi…

Solcuların, devrimcilerin spora bakışını da hep eleştirirsiniz. Ekonomi, siyaset, kültür, sanat alanlarında tahlilleri, teorileri geniş bir alan sol. Ama sporda niçin geri planda oldu sizce?

Zaten en büyük sorunlardan biri o. Sosyal etkinlik alanıdır spor. Sanat ve kültürden soyutlamamak lazım. Eskiden sinemayla sınırlıyorlardı olayı, ben de ‘Yeşilçam ve yeşil saha aynı çamur’ derdim. Şu anda tüm sol gruplardan, demokratik kitle örgütlerinden destek görüyoruz. Ama hala fanatik olan solcular var. Olmaması lazım. Herkes mahallede oynadığı oyun zannediyor sporu. O spor haline geldiği zaman olay farklılaşıyor.

Spor işçiliğinin özgünlükleri neler o noktada? Biraz ondan bahsedelim.

Şu anda spor işçisinin güvencesi yöneticilerin insaf ve vicdanına kalmış vaziyette. Tam gün çalışmayı gerektiren bir iş. Senin 24 saatini kontrol altına alan bir iş. Kampa alıyorlar, telefonlarını elinden alıyorlar, onların istediği yemeği yemek zorundasın, verdikleri hapları yutmak zorundasın. Tamamen seni kobay olarak kullanıyorlar. Hatta bizim Brian Birch adlı bir antrenörümüz vardı Galatasaray'da, bize halter çalıştırıyordu bir ara. Ben de bir yerden bunun teknik olarak vücutta kalıcı sakatlıklara yol açabileceğini öğrenmiştim. Kendisine aktardım o zaman bunu. O da “sağlığını düşünüyorsan git memur ol. Ben İngiltere’den buraya senin sağlığını düşünmek için gelmedim. Para kazanmak için geldim” demişti. Senin sağlığının, sonraki yaşantının onlar için hiç önemi yok. Doping hapları öldürücüdür mesela. Hayati rezervlerini de kullanıyorsun o haplarla. O yüzden sporcular sporu bıraktıktan sonra çok zorluk çekerler. Rekabet çok keskin. Önce takım arkadaşlarının önüne geçeceksin, sonra rakip takımın. Bunların mücadelesinin verilmesi gerekiyor. Biz aslında sanat, kültür, spor gibi etkinliklerin metalaşmasını istemeyiz. Ama düzen bu hale getiriyor. Zaten o yüzden bu düzende insanca spor yapılması mümkün değil. 73 yılında bu mücadeleyi verdiğimiz zaman , bir numaralı spor yazarıydı Namık Sevik. Bir gün benim düşüncelerimin tam tersini söyleyen bir yazmıştı. "Niye doğruları yazmıyorsunuz" dedim. "Patron bana doğruları yaz diye mi para veriyor zannediyorsun" dedi. Spor yorumcuları değil spor pazarlamacıları var. Aslında hayat futbola benzemez, futbol hayatın bir parçasıdır. 68’de ABD'deki güçlü siyahi hareketi bastırmak için ABD zorlanıyordu. O zamanki FBI başkanı birimlerine bir talimat göndererek diyor ki, "Harekete katılan bütün siyahileri her türlü yöntemle ezin. Ama ezmeden önce, onlara, yıldız bir sporcu olma imkanları olduğunu hatırlatın."

Afyon yani?

Gençleri uysallaştırma politikasıdır bu. 12 Eylül yönetimi de bunu yapmıştır. Özellikle Kürtlerin yoğun olduğu illerde milli güvenlik kararlarıyla spor konseyleri oluşturmuş ve kulüpler kurmuşlardır. Gençleri toplumsal mücadelenin dışına itip milli ideolojiye bağlamak istemişlerdir. Bizde 80 darbesinden sonra sadece milli maçlarda söylenen İstiklal Marşı, her spor dalında, tüm maçlarda zorunlu olmuştur.

Son olarak güncel bir konu; şike iddiaları gündemde. Almanya'da ortaya çıkan bu iddialara Türkiye'yeyi de içine kattı ve sular durulacak gibi görünmüyor?

Hiçbir yere varmaz. Şike rüşvetin spordaki adıdır. Bir ülkede rüşvet varsa, sporda olmaması mümkün mü? Böylesine büyük paraların döndüğü, kara paraların aklandığı bir ortamda mafyanın olmaması mümkün mü? Sporu masum bir olay olarak algılıyor insanlar. Hatır şikesi vardır, para karşılığı yapılan şike vardır, mafya gücüyle yapılan da vardır. Şike, doping her zaman sporda var. Ama bunu ustaca gizlemişleridir ve bu tür olaylar ortaya çıktığında münferit der geçiştirirler. Ara ara cezalar verildiği olmuş. İkidarların işin içinde olma durumuna da bağlı.

*Jean-Marc Bosman: Eski Belçikalı futbolcu. Kulübüne açtığı dava ile dünyada sporu en çok etkileyen kişilerin başında gelir. Bosman, Belçika’nın RFC de Liège takımında oynarken kontratının sona erdiği sezonda kulübü ile görüşmelerde, kulübünün önceki sezona göre yüzde 60’a varan indirim yapması üzerine, Fransız ekibi Dunkerque ile anlaştı. Bunun üzerine Liege, 400.000 Euro gibi yüksek kabul edilebilecek bir bonservis bedeli belirledi ve bunun üzerine Dunkerque bu transferden vazgeçti. Bu gelişmeler üzerine, Bosman ise futbol tarihini ve ekonomisini tamamen değiştiren davayı açtı.
Çok uzun yıllar süren mahkemler sonucu tüm dünyada Bosman kuralları olarak bilinen kararlar verildi. İlk olarak Avrupa Birliği'ne bağlı ülkelerdeki profesyonel futbolcular serbest dolaşım hakkı ve kontrat bitiminde bonservis bedeli olmadan takımdan ayrılma hakkı aldı. Bu kararlar basketbol gibi diğer takım sporlarını da etkiledi. Ancak bu mücadele pek çok yıldız futbolcuyu olumlu olarak etkilerken, Bosman'ın futbol hayatının sonunu getirmiştir. 

Kaynak: http://www.gercekgundem.com/?p=248107

 

 

AdaptiveThemes