Skip to content

Sadece İzmirlilere değil, tüm 12 Eylülzedelere: Bornova Bornova

20 Kasım 2009, ekleyen Ali Mert

"12 Eylül çok başarılı oldu" başlığını görünce ve Altın Portakal kazanmış film olduğunu anlayınca tıklayıverdik. Haberi yapanın da, bir yıl kadar önce Taraf gazetesiyle ilgili önemli bir röportaj yaptığımız gazeteci dostumuz Mahmut Hamsici olduğunu fark ettik. Haliyle dayanamadık (seyredip bizi de bilgilendirirseniz memnun oluruz temennisiyle birlikte) "Bornova Bornova" filminin yönetmeni İnan Temelkuran ile Mahmut Hamsici'nin habertürk internet sitesinde yaptıkları söyleşiyi kopyalayıp yapıştırıverdik:

12 Eylül çok başarılı oldu
Yönetmen İnan Temelkuran yeni filmi 'Bornova Bornova'yı, sinemaya ve siyasete bakışını, yeni projelerini Haberturk.com'a anlattı

20.11.2009 12:32

Mahmut Hamsici / HABERTURK.COM
mhamsici@haberturk.com

Sinemalarda bugünlerde sert bir 12 Eylül filmi gösteriliyor. Benzerlerinden farklı olarak filmde politik karakterler de yok cezaevi, karakol sahneleri de. Zira İnan Temelkuran’ın ‘Bornova Bornova’sı bugüne kadar pek girilmemiş bir alana giriyor ve 12 Eylül’e darbenin tasarladığı yeni toplumsal yapının sonuçları ve özellikle de gençler üzerinden bakıyor. Bu yıl Altın Portakal'a damgasını vuran film bunu İzmir’in Bornova semtinde yaşayan bir grup sıradan insanın hayatı üzerinden yapıyor: Mahalle bakkalının önünde günlerini geçiren mafya özentisi Salih, sakatlık nedeniyle futbol kariyeri bitmiş işsiz Hakan, onun sevdiği liseli kız Özlem, hayatını erotik fanteziler yazarak kazanan felsefe doktora öğrencisi Murat… Filmden konuşmak üzere İnan Temelkuran’la buluşuyoruz. Sohbetimiz İzmir’den başlıyor, yönetmenin üniversite yıllarını geçirdiği Ankara’ya, sinema okuduğu İspanya’ya uğruyor ardından Altın Portakal ödüllerini topladığı Antalya’ya uzanıp sürüyor.

İSPANYA’DA DÖNERCİDE ÇALIŞIP SİNEMA OKUDU

Önce yönetmenle ilgili kısa bir bilgilendirme… Temelkuran 1976 İzmir doğumlu. Bornova Anadolu Lisesi’nin ardından hukuk okumak için Ankara’ya gidiyor, kasvetli bir üniversite ortamı karşılıyor onu. Sinema yapmayı o yıllardan itibaren kafaya koyuyor. O yıllarda kurslara gidip İspanyolca öğreniyor sonra İspanya’da bir üniversitenin iletişim fakültesinde araştırma bursu kazanıp Madrid’e gidiyor ve faşizmin gündelik yaşamdaki etkileri ve bunun sinemada nasıl anlatıldığı üzerine çalışıyor. Sonra dönülüyor, staj yapılıyor ama gazeteci abla Ece Temelkuran gibi avukatlık yapılmıyor. Stajın ardından tekrar İspanya’ya dönüp burada sinema okuyor. Eğitim sırasında dört yıl dönercide çalışıyor. İlk filmi ‘Made in Europe’ dönercide çalışırken edindiği deneyimlerden çıkma. Bugüne kadarki süreçte bir evlilik iki de çocuğu yaşamına sokan yönetmen ‘Bornova Bornova’da da yine kendi hayat deneyimlerinden önemli parçaların bulunduğu bir hikaye anlatıyor.

‘FİLMDE 12 EYLÜL’ÜN BİZİ GETİRDİĞİ YERİ ANLATMAYA ÇALIŞTIM’

Yönetmen filmin hikayeden kendi hayatından esinlendiği şeyler olduğunu kabul ediyor: “Evet birilerinden esinlendim. Küçükken arkadaşlarım vardı, bir şey olmak istediler ama şimdi çok kötü durumda olanları var. Filmdeki Salih, Murat karakteri biraz Hakan böyle. Bunlar bir şey olmak isteyip olamamış, kendilerine hiç fırsat verilmemiş ya da fırsat verilse bile ‘oğlum onu yapsan ne olur ki millet şunu bunu yapıp köşe dönüyor’ gibi tepkilerle karşılaşmış insanlar. Ayrıca çevremizde 12 Eylül’le birlikte dağılmış aileler var. Ya da filmdeki gibi bir bakkal vardı mesela mahallemizde, her mahallede vardır böyle bir üniversite mezun bakkal. Bir tek Özlem karakteriyle ilgili hiçbir bilgim yoktu, en zor yazdığım da o oldu. Ama bugünün genç kızlarını görüyoruz, burada otururken arkamda oturduğunda hayretler içinde dinliyoruz.” 

Peki bu filmi bir 12 Eylül filmi olarak izleyebilir miyiz? Yönetmen “Evet” diyor ve devam ediyor: “Filmin girişinde Kenan Evren’in 12 Eylül yaptığı konuşmadan bir alıntı var, ‘gençlerimizin şöyle şöyle yetişmemesi için çalışacağız’ diye. Bunda çok başarılı oldular, geri zekalı bir iki nesil yetiştirmeyi başardılar ve geriye idoller kaldı. Filmin başına Demet Akalın’ı koydum ama başka biri de olabilirdi. Ülkeyi erkekleştirdiler, lümpenleştirdiler. Ben filmde bu gelinen yeri anlatmaya çalıştım”   

‘BOZULMUŞLUK ARTIK HER YERDE’

Film bu lümpenleşme konusuyla aslında ezber bozuyor çünkü bunun asıl olarak gecekondularda, yoksul kesimlerde yaşandığı tezini yerle bir ediyor ve orta sınıflara sirayet ettiğini de gösteriyor: “Bornova orta sınıftan insanların, öğretmenlerin, eskiden beri İzmirli olan insanların yaşadığı bir yerdi. Yaşlıların kahvehaneye gittiği, selamlı sabahlı ama üç beş manyağı olana bir yedi. Göç aldı, ama sadece Doğu’dan değil, büyüdükçe büyüdü. O bozulmuşluk, lümpenlik için varoş kültürü denirdi, artık öyle değil. O kültürün merkeze giriş çıkışı arttı, merkeze yerleşti üstüne organizma olarak merkezi işgal etti. Popüler kültür ürünleri oraya yönelik yapıldıkça bir zaman sonra popüler kültürü daha fazla alabilen insanlar orada olduğu için o kültür ‘donk’ diye geldi yerleşti. O yüzden bu merkez çevre karşılaştırmalarını çok yanlış bulurum.”

‘VİCDANIMIZI YİTİRDİK’

Peki yönetmene göre filmde anlattığı, 12 Eylül’ün toplum ve gençlik üzerinde yarattığı en kritik olumsuz etki ne? Yönetmen cevaplıyor: “Emekle bir şeyin kazanılacağına inanmayan bir toplum olduk. 18 yaşındaki çocuk liseyi bitirmiş üniversiteye geliyor özgürlük onun için sadece alkol demek. Ayrıca statükoculuğun adı demokratlık oldu. Bu ülkenin en statükocu insanı Hüsamettin Cindoruk’tur, herkes Cumhurbaşkanı olsun diye yalvarıyor. Temelkuran ayrıca toplumsal vicdan kaybının da altını çiziyor: “12 Eylül’den sonra bu ülkede vicdan öldü ben bunu anlayamıyorum.  Yargısız infazlar yapılıyor, mahalleli alkışlıyor ama hiç kimsenin mi vicdanı sızlamıyor, orda üç beş kişi öldü bunun anası babası yok mu diye?”

‘POLİSTEN COP YEDİM KAFAMA SEKİZ DİKİŞ ATILDI’

Temelkuran kendi kuşağının 12 Eylül mağduriyetiyle ile önceki kuşakların mağduriyetlerini ve bununla ilgili çıkan farklı sanat eserlerini ise şöyle karşılaştırıyor: “Tabii ki önceki kuşaklarla karşılaştırılamaz yaşadıklarımız. Biz mağduriyeti gün gün yaşıyoruz onlar yoğun olarak fiziksel olarak yaşadılar, biz öyle bir şey yaşamadık. Onunla karşılaşmanın vereceği hırs başka bir şey. Ben bir kez polisten dayak yedim, onu da Irak eylemleri sırasında İspanya’da yedim. Sekiz dikiş atıldı hala kafamda yarık vardır. Yerde yatırıp vurdular ve o an kalktığım anda ‘elimde bir kalaşnikof olsaydı ben bunları tararım’ dedim. Dolayısıyla onların hırsı o tarihe yönelik. O yüzden ben bugünü yapıyorum Sırrı Süreyya Önder o günle ilgili yapıyor ve yapmaya devam edecek çünkü bunların hiçbirinin hesabı verilmedi.”

‘FİLM TOKAT GİBİ ÇARPSIN İSTEDİM’

Temelkuran’ın Antalya’da  ödül alırken yaptığı konuşma büyük ilgi çekmişti: “12 Eylül Türkiye'nin üzerine asfalt çekti. Biz onu çatlatan otlar olmak niyetindeyiz".  Konuşmadan yola çıkarak soruyoruz  “Siz de çıktınız, çatlatan otlar da çıkıyor, filmin böyle bir yanı da olamaz mıydı, biraz daha umut veremez miydi? Temelkuran tokat gibi bir film yapmak istediğini söylüyor bunun karşısında: “Bertold Brecht’e Demokratik Almanya Komünist Partisi Genel Sekreteri de aynı şeyi söyledi, ‘eserlerinizde niye bir tane iyi işçi yok’ diye. O da ‘seyirciler iyi işçi işte’ diye cevap vermişti. Ben Brechtciyim. Gerçeklik, ideolojiden daha baskın bir şey. ‘Senin gibi, ablan gibi insanlar da çıktı’ dendi ama diğer türlü yapsaydım eşitlemiş olurdum durumu. O kadar tahribat yokmuş, ilgililer de çıkıyor ilgisizler de, başarılılar da çıkıyor, başarısızlar da diye düşünülebilirdi. Bunun düşünülmesini istemedim. Sert bir hikaye olsun, tokat gibi çarpsın istedim “

‘DENİZ BEY, GEL SİYASETİ BIRAK, ANTALYA’YA YERLEŞ, FİLM İZLE’

“Bir röportajınızda bir fırsat daha olsa Deniz Baykal’a bir şeyler daha söyleyecektim demişsiniz neydi onlar” diye soruyoruz. Cevap Baykal’ın duymak istemeyeceği türden:  “Hani her yılbaşından sonra ‘peki parti liderleri yılbaşının ertesini nasıl geçirdiler’ haberi yapılır ya oradan çıkarak söylüyorum. Diyecektim ki, “Torunlarınızı çok seviyorsun, yüzmeyi de çok seviyorsun, Antalya’lısın, gel şuraya yerleş. 47 yıldır da siyasette Baykal, Antalya Film Festivali kadar! Her festivali de kaçırdın işin yüzünden, gel şu filmleri de izle, bırak bunları artık” demek istedim.”

FİLM, BORNOVA’DA GÖSTERİM KALKIYOR!

Temelkuran Altın Portakallı filmlerin vizyonda az ilgi görmesini ise yine toplumsal yapıya bağlıyor: “Geçen sene de, ondan önce de hep böyleydi. Bu filmleri 2-3 milyon insan izleyecek olsa böyle bir film yapmaya gerek de olmaz. Başka bir film yaparız o zaman. Aynı hikayeyi yapalım Cem Yılmaz, Bergüzar Korel oynasın  en az 500 bin kişi izlerdi.” Söyleşi sırasında filmin dağıtım sorunları nedeniyle Bornova’da ilk haftasının sonunda gösterimden kalkacağını öğrendiğini söylüyor canı sıkılarak Temelkuran, çok izlendiği halde kaldırılacağını. “Ancak ne yapıp edip tekrar sokturacağım” diyor ve kendileri gibi bağımsız film yapan yönetmenlerle bağımsız bir dağıtım ağı kurmayı planladıklarını da belirtiyor.

ŞİMDİ KOMEDİ FİLMİ ÇEKECEK

İki tane sert filmin ardından Temelkuran’ın yeni projesiyse şaşırtıcı gelebilir ama bir komedi filmi: “Komedi filmi yapmak, çok basit bir şey yapmak istiyorum. Tüm zamanların en iyi 40 filmi gibi listeler yapılır ya bir tane komedi filmi olmaz bunların içinde. Hâlbuki en zoru da budur. Ağlatmak çok kolay, insanın dokunulabilecek yerleri var, annesidir, ölümdür vs… Ağlatmak basit ama güldürmesi zor, bir şeyler anlatıp güldürmesi daha zor, bir de toplumsal derdi olup güldürmesi daha daha zor. Böyle bir şey yapmaya çalışacağım. Ama uslu çocuk da olmayacağız tabii ki.”  Yönetmen böylece sıradan insanlarla ilgili hikâye anlatmanın kendi sinemasının temel özeliklerinden biri olduğunu göstermiş oluyor: “Sıradan insanların başına gelen sıradan şeyler üzerine küçük küçük oynamak daha çok hoşuma gidiyor. Hoşuma giden sinema küçük hikaye sinemaları.”
 

 

Kaynak:http://www.haberturk.com/haber.asp?id=187729&cat=190&dt=2009/11/20

 

 

AdaptiveThemes