Skip to content

Öğrenci Kolektifleri'nden 'yetmez ama evet'çilere yumurta

4 Eylül 2010, ekleyen Hasan Duru

Halkevleri çizgisindeki Öğrenci Kolektifleri'nin üyeleri, İstanbul'daki Taksim Square Otel'de düzenlenen "Yetmez Ama Evet Forumu"nda, referandumda "hayır" diyenlere yönelik hakaretlerle ilgili "cevap hakkı" taleplerinin reddedilmesi üzerine, panelistlere yumurta atmış. Yumurtaların isabet ettiği kişiler arasında Adalet Ağaoğlu ile Osman Can da varmış...

"Yetmez ama evet"çi DSİP'in yayın organlarından sesonline.net'te verilen bilgiye göre, söz konusu etkinliğin katılımcıları arasında şu kişiler yer alıyormuş: 

Osman Can, Yücel Sayman, Adalet Ağaoğlu, Markar Esayan, Tuğbay Öz, Ömer Laçiner, Ahmet Kekeç, Alev Erkilet, Yıldız Önen, Garo Paylan, Cafer Solgun, Zeynep Tanbay, Gülçin Avşar, Mustafa Akyol, Fadime Özkan, Mehmet Uçum, Mustafa Paçal, Mustafa Şentop, Şenol Karakaş, Turgay Oğur, Emre Aköz (Kaynak). 

haberturk.com'da gelişmeler şu şekilde aktarılmış: 

''Yetmez Ama Evet'' Platformunun panelinde kendilerine söz hakkı verilmesini isteyen bir grup, yazar Adalet Ağaoğlu ve Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can'ın da aralarında bulunduğu panelistlere yumurta fırlattı.

Taksim Square Otel'deki ''İstanbul Paneli''nde Adalet Ağaoğlu ve Osman Can'ın konuşmasının ardından ''Öğrenci Kolektifleri'' üyesi olduklarını söyleyen bir grup, kendilerine söz hakkı verilmesini istedi.

Ancak toplantının sonunda konuşabilecekleri söylenen gruptakiler, bunun üzerine ellerindeki yumurtaları panelistlere doğru fırlattı. Fırlatılan yumurtalardan bazıları Ağaoğlu ile Can'a isabet etti.

Yaşanan arbedenin ardından dışarı çıkarılan gruptakiler, bir süre sonra tekrar salona girmek istedi. Olay yerine gelen polis ekipleri bu kişileri engelledi.

Otelin dışında basın açıklaması yapan gruptakiler, daha sonra buradan ayrıldı. (Kaynak)

Öğrenci Kolektifleri tarafından yapılan açıklama ise şöyle: 

AKP iktidarı referandum süreci boyunca yalanlarıyla halkı kandırmaktadır. “Yetmez ama evet” çalışması yapanlar da AKP’nin yalanlarının toplumda yaygınlaşması için çaba sarf etmektedir. Her fırsatta “Hayır” diyen bizleri “Ergenekoncu” ve “Statükocu” diyerek karalamaktadırlar. Ayrıca AKP İstanbul’un birçok noktasını evet afişleriyle donatırken, en küçük “hayır” a bile tahammül edememektedir. “Yetmez ama evet” çalışması yapanlar da Öğrenci Kolektifleri’nin hayır çıkartmalarını kapatarak bizlerin çalışmasını engellemiştir. Hatırlatırız! Bunu yapanlar özgürlük ve demokrasi söylemlerini ağızlarından düşürmeyen “solcu”lardır.

“Yetmez Ama Evet” diyenler fırsat buldukça 12 Mart darbesinin katlettiği Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi devrimcilere darbeci diyerek hakaret etmişlerdir.

Konuşmayı yapan Şenol Karakaş da aynı yalanları ve hakaretleri sürdürmeye devam etmiştir. “HAYIR diyen solculara değinmeden geçemeyeceğim” diyerek, bütün HAYIR’I örgütleyenleri Kenan Evren, CHP, MHP ile aynı kefeye koymuştur.

Bizler de bunun üstüne bu yalanlar karşısında “neden hayır dediğimizi” anlatmak için söz hakkı istedik. Söz isteyen arkadaşımızın cümle kurmasına fırsat vermeden saldıran “Yetmez Ama Evet” çiler salondan bizi zorla çıkartmak istemişlerdir. Bizlerde bunun üzerine bize söz hakkı vermeyip, hakaretlerle salondan zorla çıkartmak isteyenleri yumurtalarımızla protesto ettik. (Kaynak)

İLGİLİ SAYILABİLECEK HABER:

AKP'nin 'devrimci' ve 'sosyalist' yayın organı

Yorumlar

Radikal'in haber başlığı

4 Eylül 2010, yazan safuska,
Yorum no: 4440

Yalnız Radikal Gazetesi'nin aynı haberle ilgili başlığı bir hoş olmuş: "Yetmez ama evet dediler, yumurtayı yediler!" İnsan bir yandan gülüyor, bir yandan da 'böyle haber başlığı olur mu?' diye de düşünmeden edemiyor. 

Yazık!

5 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4441

Yetmemiştir o onlara. Arkasından çorba, musakka, keşkül falan da gelir diye melul melul bekleşiyorlardır.

Öğrenci Kolektifleri, Adalet Ağaoğlu ile görüşmüş

5 Eylül 2010, yazan Hasan Duru,
Yorum no: 4442

"AKP'nin taşeronluğunu yapan kadrolu liberallerle bir tutmadığımız Adalet Ağaoğlu'na yumurta atıldığı haberi yalandır. Akşam saatlerinde kendisiyle yaptığımız telefon görüşmesinde Öğrenci Kolektifleri olarak neden böyle bir eylem yaptığımız ayrıntılı olarak anlatılmış, Adalet Ağaoğlu'da eylem hakkında görüşlerini söylemiştir. Ayrıca kendisine yumurta gelmediğini Osman Can'a isabet eden yumurtanın üstüne sıçradığını belirtmiştir. Öğrenci Kolektifleri adına yapılan eylemin Adalet Ağaoğlu'na karşı yapılmış bir eylem gibi gösterilmesinden üzgün olduğumuzu belirttik. Bu tutumumuz ve kendisini aradığımız o da bize teşekkür etmiştir. Yapılan görüşmede 'Nazik jestiniz için çok teşekkür ederim,sizi anlıyorum, Türkiye'de böyle şeyler olmuyor aramanız hoşuma gitti.' demiştir."

http://www.kolektifler.net/yazi/3766/-quot;yetmez-ama-evet-quot;e-cevap-yeter-artik

Eylemle ilgili haber videosu:

http://video.ntvmsnbc.com/yetmez-ama-evete-yumurta.html

Az bile!

5 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4443

Öğrenci Kolektifleri arkadaşlarımızın yumurtalı eylemleri biraz içimi ferahlattı.

Bazen gerekiyor! Özgürlük ve demokrasi adına yollara düşmüş AKP yedeklerinin tavırları, ele-ayağa düşmüşlükleri de ibret verici. Pisliğe kendilerini buluyorlarken gerçekten Adalet Ağaoğlu gibi geçmişi savaşımlarla dolu, 'Ağaoğlu ' soyadını taşımasından ve Komünist olduğunu gizlememesinden ötürü başına gelmedik "haller'in kalmadığı bize ait bir 'değeri' de yanlarında sürüklemeleri, onu etki alanlarının içerisine almaları ve bulandıkları pisliğe bulamak istemeleri üzüntü verici.

Kartallar bazen alçaktan da uçarlar. Tıpkı 'Rosa' gibi. Ama tavuklar?

Maden

Taraf'ın başlığı: "Adalet Hanım'a saldırdılar"

5 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4444

"Toplantı, arbedenin ardından ilgiyle devam" etmiş:

Osman Can, Adalet Ağaoğlu, Ömer Laçiner, Mustafa Paçal, Ahmet Kekeç, Yücel Sayman, Markar Esayan, Zeynep Tanbay, Mustafa Şentop, Mehmet Uçum, Turgay Oğur, Şenol Karakaş ve Emre Aköz gibi isimlerin de konuşmacı olarak katıldığı toplantıda sekiz kişilik grup, söz alıp konuşmak istedi. Moderatörün soruların toplantı sonunda alınacağı uyarısına rağmen, Halkevleri ve Öğrenci Kollektifleri üyeleri olduğu öğrenilen eylemciler, konuşmacıların bulunduğu masalara yönelerek arbede çıkarttılar. Toplantıyı sabote etme amacı taşıdıkları anlaşılan grup, yanlarında getirdikleri yumurtaları konuşmacılara fırlattı. Yumurtalar Osman Can, Adalet Ağaoğlu ve Devrimci Sosyalist İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şenol Karakaş’a isabet etti. Salonda beş dakika süren olaylar, salon kapısı önünde de göstericilerin ayrılmamakta direnmesi üzerine bir süre daha devam etti. Polisin çağrılması üzerine otel dışına çıkan grup eylemi “Hayır” afişlerinin üzerinin “Yetmez ama Evet” afişleriyle kapatılmasını protesto etmek için yaptıklarını söylediler. Toplantı, arbedenin ardından ilgiyle devam etti. Ağaoğlu, Can’ın yazdığı son kitap ile yargının algılanışı konusunda bir çığır açtığını ve bu nedenle kendisine teşekkür borçlu olduklarını söyledi. Tüm katılımcılar 12 Eylül’ün milat, 13 Eylül’ün ise yeni bir anayasa için çalışmanın ilk günü olacağı konusunda birleşen konuşmalar yaptılar.

http://taraf.com.tr/haber/adalet-hanim-a-saldirdilar.htm

Öğrenci Kolektifleri: 'Silahlarımızı bakkaldan aldık'

5 Eylül 2010, yazan Hasan Duru,
Yorum no: 4445

"Öğrenci Kolektifi'nin DSİP'in iftiralarına cevabı" başlıklı açıklama:

Eylemimizin ardından “Yetmez ama Evet forumu katılımcıları” ve “Devrimci Sosyalist İşçi Partisi” tarafından yapılan yazılı açıklamalarla, yaptığımız eylemin demokrasi düşmanı olduğunu ifade etmişlerdir. Yazımızın başlıca amacı bunun tam aksini iddia ettiğimizi anlatmaktır. Fakat bunu yapmadan önce, sözü geçen bildirilerdeki gerçekliği çarpıtan bazı ifadeleri ifşa etmek istiyoruz.

İlk olarak “Adalet Ağaoğlu'na ve Osman Can'a dönük saldırıyı kınıyoruz” başlığıyla Devrimci Sosyalist İşçi Partisi tarafından yazılan bildirinin aksine Adalet Ağaoğlu’nun eylemimizin hedefi olduğu yönündeki açıklamayı reddediyoruz. Adalet Ağaoğlu, siyasal düşüncesi itibariyle yan yana duramayacağımız fakat demokrasi mücadelesindeki konumu ve aydın kimliğinden dolayı saygı duyduğumuz bir isimdir. Bu yüzden eylem sırasında üzerine yumurta sıçraması, yumurta atan öğrencilerin iyi nişancı olmadıklarının belki bir kanıtı olabilir, fakat eğer saçma bir niyet okuması yapılmıyorsa eylemimizin neyi hedeflediğini göstermez.

Eylemimiz Adalet Ağaoğlu’nun aksine, Türkiye’de neoliberal bir sol yaratma amacı doğrultusunda iktidarın falsolarını gizlemeyi, devletle mücadele etme uğruna siyasal İslam’ın devletleşme kulvarında onunla el ele koşmayı, sosyalist solun tarihini darbecilikle karalamayı ve toplumun çalışmaya, barınmaya, beslenmeye, sağlığa ve eğitime dair haklarını, özelleştirmeleri savunarak yok saymayı tercih edenleri hedeflemektedir. Bu bakımdan hedefimiz açıktır.

Fakat ana akım medya ve bildirilerin yer aldığı internet sitelerinde kuşku uyandıran biçimd1e benzeşen ve Adalet Ağaoğlu’nun resimleriyle verilen haber ve açıklamalar bu hedefimizi bulandırmaya yöneliktir. Adalet Ağaoğlu’nun kimliğinin sahip olduğu meşruiyetin arkasında saklanmaktansa, yapılan eylemin muhataplarının kendileri olduğunu açıkça sahiplenmelerini bekleriz.

Fakat bunu yapamamalarının altında yatan sebepleri de görmekteyiz. Bildirilerin ikisinde de bu eylemin neden gerçekleştiğine dair (provokasyon amaçlı olduğundan başka) bir açıklama yapılmamakta, görüşlerimiz ve “yetmez ama evet” tavrına yönelik eleştirilerimiz forumun yapıldığı salonda olduğu gibi bu bildirilerde de yok sayılmaktadır. Aksine iki bildirinin de tüm içeriği, burjuva medyanın taktikleriyle Öğrenci Kolektifleri’nin karalanması ve eylemimizin salt bir saldırganlığa indirgenmesidir.

Solun tümünü Ergenekoncu, darbeci ve vesayet rejimi yanlısı olarak karikatürleştirmekten ne derece haz aldığınız, iki bildiride de ifade ettiğiniz üzere hiçbir delil yokken örgütümüzü İşçi Partisi sanmanızdan bellidir. Fakat ilginç olanı bu yanlış sanrınızı iki bildiride de ifade etmeye olan gayretinizdir. (Sonuçta Öğrenci Kolektifleri’ni TGB sanmanız okuyucu için sizin önyargılı olmanızdan başka ne ifade eder ki!)

Eylemin nasıl gerçekleştiğine dair bir diğer çarpıtma ise konuşmacılara yönelik tekmeli ve yumruklu saldırılar yapmış olduğumuz suçlamasıdır. Suçlamanın tutarsızlığı, eylemin video kayıtlarında açıkça görüldüğü gibi, öğrencilerin kürsüdeki konuşmacılara en az 3-4 metre mesafede durmasından anlaşılabilir. Ayrıca “Yetmez ama Evet forumu katılımcıları” yaşananları şöyle kurgulamış: “Öğrenci Kolektifleri grubun üyesi oldukları anlaşılan saldırganların yumruklu ve tekmeli saldırıları aktivistler tarafından engellendi.” Yani engellenen bir saldırının yumruklu ya da tekmeli olduğu bir şekilde daha gerçekleşmeden anlaşılmakta ya da kürsünün önünde uzak doğu savaş sanatları sergilenmektedir.

Benzer şekilde salonun dışına zorla çıkarıldıktan sonra burada forumu taciz etmeye çalıştığımız da (Aslında basın açıklaması için sessizce medyanın gelmesini bekliyorduk.), yaptığımız eylemin konuşmacıları susturmak amaçlı olduğu da (Aslında arkadaşımızın söz isteyerek başlamak istediği konuşması kürsüdeki kişinin konuşması bittikten sonra başlamıştı. Dolayısıyla eylem öncesinde ya da sonrasında susturulan kimse yoktur, bizden hariç) birer yalandan ibarettir.

DSİP’in bildirisi devam ediyor: “12 Eylül düzeninin ve darbecilerin yazdığı anayasanın değiştirilmesine 'hayır' diyenlerin kimlere hizmet ettiği bu provokasyonla bir kez daha açığa çıktı. Adalet Ağaoğlu'na ve Osman Can'a saldıranlar, darbeci generallere, devrimcilerin katili işkencecilere, partileri kapatan Anayasa Mahkemesi'ne, Ermeni konferansına yumurtalarla saldıran çetelere, CHP-MHP ittifakına hizmet etmekteler.” Bu cümle bir evet propagandasının ucuzluğunun yanı sıra, yetmez ama evetçilere yapılan yumurtalı bir protestonun “devrimcilerin katili işkencecilere” hizmet etmekle eş değer tutan bir düz mantığı da açığa vurmaktadır. Peki ya bu sözleriniz MHPli faşistlere karşı her gün üniversitelerini savunan, AKP’ye karşı haklara sahip çıkarken ya da anayasaya hayır derken işkenceden geçirilen halkın onurlu kesimleri için bir şiddet anlamına gelmiyor mu? Peki, siz sırf bu sözleriniz için bir yumurta daha hak etmiyor musunuz?

Son bir alıntı daha yapacağız bildirinizden ki bizce, soluduğumuz havanın nasıl farklı olduğunu, iktidar aygıtlarının sırtımızdaki yükünü nasıl farklı hissettiğimizi, bizi susturmaya çalışanların sizi nasıl himaye altına aldığının kendi ağzınızdan itirafıdır. Buyurun: “Referandum sürecinde her görüşün rahatça kendini ifade edebildiği bir ortamda böylesi saldırıların neye hizmet ettiği açıktır.” İnsan söylediklerinizi duyunca bu ülkenin eksiksiz bir demokrasi ortamı olduğu düşüne kapılıp gidiyor. Demokrasi gerçekten sizin ve bizim için bu kadar farklı mı işliyor? “Her görüşün rahatça kendini ifade edebildiği bir ortam” dediğiniz bir sosyalist düşte mi kurulu, yoksa AKP’nin korunaklı kollarında mı?

Gizlemiyoruz. Silahlarımızı bakkaldan aldık ve susturulduğumuzda, görüşlerimizi iki dakikalığına anlatmamıza izin verilmediğinde sizlere atacaktık. Fakat şiddetin sınıfın çıkarları doğrultusunda kullanıldığında halk demokrasisinin en güzel örneklerini yaratabileceğini siz anlayabilir misiniz? Darbeci ilan ettiğiniz Mahir Çayan, halkın demokrasi, eşitlik ve özgürlük arzusunu bir savaş stratejisiyle kamçılıyordu. Devrimci Yol Türkiye’nin görmüş olduğu en gelişmiş demokrasi örneklerini, devrimci şiddetiyle faşistlerden kurtardığı köylerde, kasabalarda kuruyordu.

Bugün ise sınıfın çıkarlarının açıkça karşısında olan, TİS hakkını grevsizleştiren, sendikal örgütlenmeyi sarı sendikaların egemenliğine teslim eden, AKP’nin piyasacılığını, özelleştirmelerini ve zamlarını dizginsiz hale getiren bu anayasa, toplumun hiçbir kesiminin derdini dinlemeden, aksine onları yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlikle öğüterek hazırlanmıştır. Toplumun sınıfsal çıkarlarını duyurmak ve savunmak adına, toplumun yaşadığı dışlanma ve anti-demokratik uygulamalara karşı simgesel bir isyan olarak, tarihimize ve değerlerimize yaptığınız saldırıya, iktidarla işbirliğinize duyduğumuz öfkeyi yansıtmak için, susturulduğumuz ya da sözlerimizin etkisizleştirildiği bir anda, zorla da olsa AKP’nin ve yardakçılarının karşısına çıkıp görüşlerimizi anlatabilmenin bir yolunu bulmak için yumurta attık.

Che’nin bir sözünden uyarlarsak: Bir, iki, üç daha fazla yumurta…

http://www.kolektifler.net/yazi/3770/ogrenci-kolektifi-%2339;nin-dsip-iftiralarina-cevabi

dsip

5 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4448

"Sol değerlere yönelik bu saldırıyı özellikle kınıyoruz." demiş DSİP.

Yumurta yiyen katılımcılardan bazıları: Osman Can, Ahmet Kekeç, Emre Aköz, Mustafa Akyol, Turgay Oğur.

DSİP'in sol tanımı hakikaten takdire şayan. İşçi Partisi'nden sonra DSİP'in de solun sahtekarları arasına girdiği tescillenmiştir.

EDP'den Öğrenci Kolektifleri'ne kınama

6 Eylül 2010, yazan Hasan Duru,
Yorum no: 4458

Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) İstanbul İl Başkanı Mehmet Rasgelener yazılı bir basın açıklaması yaparak Öğrenci Kolektifleri'nin eylemini kınamış:

DARBECİLERİN SUSTURAMADIKLARINI KİMSE SUSTURAMAZ!

“Yetmez ama EVET” grubunun 4 Eylül 2010 Cumartesi günü İstanbul Taksim Square Otel’de düzenlediği ‘Referandum’ konulu toplantıya yapılan çirkin saldırıyı kınıyoruz.

Basına yansıyan açıklamalardan “Öğrenci Kolektifleri” adıyla tanınan gruba mensup bazı saldırganların toplantıyı ve konuşma yapacak kişileri hedef aldıkları ve bunun için önceden bir hazırlık yaparak söz konusu toplantıya geldikleri anlaşılıyor.

Referanduma dair düşüncelerini özgürce açıklamak üzere bir araya gelen yurttaşların toplantılarını engellemek isteyen ve bu insanları zor kullanarak susturmak gayesiyle hareket eden bir zihniyetin sol düşünce ve etikle bir ilgisi olamaz.

Tarih bilincimiz ve belleğimizdeki acı deneyimler, farklı fikirlerin zor kullanılarak sindirilmeye ve susturulmaya çalışılmasının nasıl vahim sonuçlar doğurduğunu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak bir netlikle önümüze koymuş bulunuyor. Hal böyle iken, üstelik de ülkemizin 12 Eylül Darbe rejiminin anti-demokratik anayasasından kurtulmaya çalıştığı bir eşikte, bazılarının kaba kuvvet ve zorbalığı halen solculuk gibi göstermeye çalışması asla kabul edilemez.

Fikir ve tercihlerdeki bazı farklardan dolayı düşmanlıklar üretip, yurttaşların bir bölümünü ötekileştirmekte tereddüt etmeyenler, geleceğin barışçı, demokratik ve eşitlikçi Türkiyesi’nin inşasında hiçbir olumlu rol oynayamazlar.

Kaynak: http://haberanaliz.net/detay.asp?hid=70974

Kartallarla tavuklar meselesi.. solcunun bitmeyen çilesi

6 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4459

Sevindik tabii Adalet Ağaoğlu'na yumurta denk gelmemiş iyi olmuş, hoş olmazdı şimdi düşünsenize sen kalkıp bir 27 Mayıszede soyismine sahip biri olarak AKP şakşakçılarının seni yanlarında sürüklemesine, pisliğe bulaştırmasına katlanarak (az cefa değil Aközlerle omuzdaşlık yapmak!! daha önce de Elif Şafak'la cumhurresin özel konuğu olmak gibi ne cefalara katlanmıştı!) evet ne diyorduk bu binbir cefaya katlanarak panelde darbe korkusu salma yüce görevine gönüllü ol, “yaşadıklarını” malzeme diye bunlara iyi niyetlerle sun sonra da iki üç kendini bilmezin saldırısına uğra.

Ne yani memlekette darbe anayasası kaldırılıp atılsın diyen, katılımcı, halkçı bir anayasa isteyen HAYIRcı solcu vardı da o mu farkında değildi?!! AKPci EVETçi REZİL olmayı, Terzi Fikri'ye hakaret eden Nazlı Ilıcakların yanında olmayı...... gönlüyle, hür iradesiyle mi seçti sanki?!

Ayrıca sen de darbe anayasasına karşı halkçı anayasadan yana, sağlam, tutarlı, omurgalı bir solcu olsan, senin gibi onurlu sosyalistlerle biraraya gelsen, darbenin asıl cefasını çekmiş insanlar olarak AKP'nin ve sermayenin, emperyalizmin tahakkümüne de HAYIR desen, o da bunu duymuş olsa bile, ey "iyi niyetli" solcumuz böyle olsa bile, sen armutu seviyorsun diye armut da seni sevecek değil ya, o da seni sevmiyor işte! Peh! Haksızlığa bakın! Olacak iş değil. Yani gayet iyi olmuş yolunu şaşıran Ağaoğlumuzu ıskalayan yumurta meselesi. Az daha rezil olacaktık cümle aleme!

De... ben bir şeyi merak ettim. Şu “yaşadıkları” nedir hoşgördüğümüz, defalarca düştüğü bataktan zorla çekip çıkarmaya çalıştığımız ünlü evetçinin, “savaşımlarla dolu geçmişi”, yanmış, yakılmış, ölmüş, öldürülmüş, dövülmüş, sövülmüş, aç bırakılmış onurlu aydınlarımızdan daha üstün, bu kadar göklere yükselmiş hangi savaşımlarla dolu? “Komünistliği” başına ne “haller” getirmiş “bizim” Ağaoğlu’nun da evet bataklığına düşmüş sonunda? Yoksa ona da o payeyi bizi salak sanan ayran budalası yok yok pek nazik solcularımız mı vermişti de hala veriyor? Ya son benzetmeyi nasıl anlamalı? Rosa gibi arasıra alçaktan da uçan kartal mı gerçekten Ağaoğlu? Yoksa hiç uçamamış ve uçamayacağı malum tavuk mu? Ne "derin" edebiyat be! Ne "soslu" çorba! Yeme de yanında yat!

DSİP, faşizm yardakçısıdır...

6 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4461

DSİP adındaki kuruluş, AKP'nin temsil ettiği faşizan burjuva çizgisinin yardakçısı bir yapılanmadır. Ülkemizin giderek daha fazla otoriter ve baskıcı bir siyasal düzene doğru kaymasında kullanılan taşeron örgütlerden biridir; başkaca bir önemi de yoktur.

Kartal Ve Tavuklar

7 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4468

Hep aynı anlayış..Değiştirmek oldukça zor: Eskimiş kapı ve pencereleri.Paslanmış
menteşeler bir türlü sökülmüyor...Bir sökülse..Cam yerine ,kontrapilak çakılmış bu
çürümeye yüz tutmuş kapı ve pencereler çöplüğü bir boylasa ! Güneş girecek odaya.
Güneş..Bol,ferahlatıcı güneş..Ama er veya geç başarılacak.
Türkiye 1970'lerde Sosyalist gerçekçiliği henüz ayakları yere sağlam basacak
şekilde ancak tartışmaya başlıyor..Maksim Gorki,Lukaks vb.tartışılıyor..Öykücülük'te
Adalet Ağaoğlu ile ' Yüksek Gerilim ' ile bunun ilk örneğini yakalıyoruz..
Tartıştığımız Sosyalist Gerçekçilik olunca öykücülükte durum bu.
Köy yazını'nın sosyalist gerçekçi veya toplumcu gerçekçi boyutları,ideolojisi de ayrıca tartışılabilir.
Adalet Ağaoğlu işte bu ilk öykülerini yazarken kendisine baz olarak sosyalist ideolojiyi almış bir yazardır.
Yine bu dönemde ve daha önceki dönemde Marsist-Leninist olduğunu gizlemeyen
az sanatçılardan biridir.
Geçmişi oldukca parlaktır.Tertemizdir.
Bir kişi değerlendirilecekse şeyin iki yönü ele alınmak zorundadır.Ve şey'in önce
tez'i sonra antitez'i ortaya konmalıdır.OLUMLU VE OLUMSUZ İKİ YÖN !
Adalet Ağaoğlu Cumhurbaşkanın yemek davetine gitmişmiş ,
Peki neden gitmişmiş ?
Bak.Net Haber ,6 Şubat 2008 çarşamba tarihli Hürriyet gazetesinden alınmış yorum.
Sadece birşeyin olumsuz yönüne yamanma antidiyalektikliği içerisinde ve salt kara
lama anlayışıyla saldırıya geçme taktikleri,cehaleti.
6.eylül 2010 tarihli Güneş gazetesinde Rıza Zelyut ' Adalet Ağaoğlu kendi tarihine
ihanet ediyor ' başlığını taşıyan bir makale kaleme almış.Doğru,olguyu her iki yönü
ile de gören bir değerlendirme.
Bu ilk tavırım.
Maksim Gorki Rusyada 1906 yılına gelinceye dek birkaç kez kısa aralıklarla hapis
yatmış sonra Kapri adasında ki özel villasında 1913'e dek mükemmel bir yaşam
sürmüştür.Bu dönemde Lenin İsviçrede ,bir sürü sürgün kominist'te Avrupanın deği
şik ülkelerinde yarı aç yaşamaktadır.Hatta Lenin'in bir yoldaşı açlıktan kendisini
Sen nehrine atarak intihar etmiştir.
Maksim Gorki Rusyaya döndükten sonra 'Yeni Hayat ' diye bir gazete çıkarıyor
Bu gazetede Lenin'in devrim fikrini erken bulan Kamanev ve Zinovyev'e muhalif
sayfa açtırıyor.Kendisi de bizzat muhalif oluyor.Bolşevik'lerin iktidara el koymalarını
eleştiriyor.En kritik bir dönemde ve kitlelerin yapıcı propagandaya,moral'e gereksinim
DUYDUĞU BİR DÖNEMDE BUNLAR YAŞANIYOR .Büyük bir gaf,yanlışlık,
Lenin ne Yapıyor ?
Onun şanlı geçmişinimi inkar ediyor ?
Lenin'in Maksim Gorki'ye yazdığı mektupları bilinçli bir şekilde okuyan herkes onun
tavrındaki diyalektik yöntemi de görür,birşeyler öğrenebilir.
Şimdi demogojik bir şekilde Maksim Gorki ile A.Ağaoğlunu aynı teraziyemi koyuyor
sun diye soru da yöneltilebilir.Cehalet'e birşeyler anımsatmak istiyorum yalnızca !
Yine Rosa Lüksemburg !
Yani Kartal olabilmek için R.Lüksemburg gibi mutlaka öldürülmek veya Sefalet içeri
sinde(Marx gibi) yaşamak mı gerekiyor? Kıstas bu mu yani ?
Aydın çevrelerin bir anlamda kendilerini dahi yadsıdığı ne'idüğü belirsiz bir dönemde
'yiğitçe' ben bir koministim diyen kişi -BU KİŞİ KİM OLURSA OLSUN- Neden kartal
olmasın ?

Sonuç olarak.Kişiler son durumlarına göre değerlendirilemezler.Bu topallayan bir
yöntem olur.Biz Marksist ve Leninist'iz bize göre değildir böyle sakat değerlendirme
ler.Yöntemimiz Diyalektik materyalizm'dir.
Saygılarımla,MADEN

Kartallar, tavuklar ve çerçeveci solcular

7 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4473

Adalet Ağaoğlu ve daha nice isim de kendilerinin Gorki gibi Rosa gibi isimlere benzetildiğini düşündükçe mest oluyor, arada kafa karışıklıklarının, adice, ahlaksızca, haince taraftarlıklarının sermayenin ve iktidarının işine yaramasının yanısıra, böyle hoş yüceltilmelere vesile olmasından da gurur duyuyor, bu nedenle de hiç tereddütsüz "hatalarını" "formülize" etmenin, edebi, siyasi kılıflara sokmanın yolunu bulup adeta bir cemaat müridi gibi ağlamaklı tavırlarla bunu solcu "yeni çerçevecilere" yutturmanın haklı gönencini yaşıyorlar!

Ama Maden kıvırmak için buna karşı önlemini almış bile. Zavallı karşılaştırmasıyla ortaya çıkan aymazlığının "cehalet" tarafından yüzüne vurulacağını anlamış da ondan.

Yazarın, Çetin Altan'ın da Marksist Leninist'ten sayıldığı ve öyle olduğunu iddia ettiği dönemde, Yalçın Küçük'ün dediği gibi "yükselen dalgaya binildiği" dönemde, edebiyatımızın gerçekçi öykülerine örnek sunduğundan, kendini de buna uygun olarak o dönemde cesaretle "komünist" olarak tanımlayabildiğinden söz etmiş. O dönemde bugünün hangi solcu pazarlamacıları, akademisyen "Marksistleri" kendilerine "komünist" demiyordu ki! Şimdi dumura uğramış hangi beyinlerden Marksist teorinin nefis örnekleri süzülmüyordu ki! Ben ona yazarın başına gelen "halleri", o kadar yücelttiği "cefalarını" sormuştum, cevap vermemiş, olsun, herkes kendince çekmiştir cefasını zaten, bunları küçük görmek niyetinde değilim. Ama bari "cehalet"ten kurtulmuş bir diyalektik materyalist olarak, o dönemde komünistliğe yükselmiş bu dönemde gericiliğin kapanına gönüllüce sıkışmış yazarın (ve diğerlerinin) "evriminin" ekonomik ve toplumsal tahlilini iki cümleyle yazıverseydi. Onu da yapmamış, boş gevezelik hoş gelmiş. Cumhurreisle görüşmesinin diyalektik materyalist yorumu üzerine düşünmeyi de bize bırakmış, sağolsun.

Ben derim ki sosyalist bir toplumun sosyalist sanat anlayışına yaraşır, kendini sosyalist olarak tanımlasın tanımlamasın, sanatçılar var bu ülkede. Levent Üzümcü, Haluk Bilginer bunlardan sadece ikisidir. Bu kişilerin üretimleri de varlıkları da önemlidir. Marksist şirazemizden, toplumsal amacımızdan şaşmadan, bu sanatçıları toplumcu görüşleri, muhalif tavırları nedeniyle desteklemek, onların sosyalizme evrilebilecek eğilimlerinden, sosyalizmi halka ulaştırabilecek her türlü aracıdan, her türlü eyleminden yararlanmak bizim görevimizdir. Ama eskiden sosyalist olma modasına uymuş, hem üretiminin içeriği hem de şanı şöhreti açısından ondan nemalanmış, şimdi de tutmuş onu aşağılık gericilere pazarlayan ikiyüzlülerle, sahtekarlarla, geçmişin ve bugünün en sağlam gericilerinin üzerimize saldığı bu gölgelerle ya da böyle olabilecek onursuzluğun nüvelerini şimdiden gördüğümüz insanlarla işimiz yok bizim. Lenin'in dediği gibi, onları bıraktık (kadetler) gericiler toplasın. Bozdura bozdura harcasın. Biz geçmişin değil, geleceğin ilerici sınıfının savunucularıyız, onu savunanların yanındayız.

Ama zannetmeyin bir fiskeyle yıkılır Maden (ve nezdindekiler), zulada başka cephanesi de duruyor. Bakın yakından şu saçmalıklara, dilinin ucunda parlıyor, kafamıza indirmeye hazırlandığı "şematik" eleştirisi. Kendi işlek diyalektik materyalizmini kullandığını göstermeden böyle küf tutmuş eleştirilerle sıradan bir saldırıya geçmek de ukalalık dolu gevezeliğin şanındandır ama, lafını etmeye bile değmez artık!

Bir Zamanların Kartalları ve hiç kartal olamıyanlar

8 Eylül 2010, yazan Ziyaretçi,
Yorum no: 4485

Adalet Ağaoğlu'nun şimdi alçaklarda uçuyor iken yere çakılıp çakılmıyacağını
süreç belirleyecek..Vadesi buna yeter ise tabii'ki !
Ancak her ne olursa olsun,yapıtları orijinalitetini ve değerini düşürmeyecek.
Plehanov'un sanat üzerine oluşturduğu değerli yapıtını hala zevkle okuyor,faydalanı
yorum.
Yine Kautsky'nin döneklik öncesi yazılarını da zevkle okuyorum.
Gelinen yerde, Adalet Ağaoğlu Öğrenci Kollektiflerine karşı açılan imza kampanya
sında başı çekiyor ! Bu kampanya aslında bir protesto değil,kamplaşmanın manifes
tosu.Yani erk yalaklığı.
Bir önceki yazımda A.Ağaoğlunun Reisicumhur'u ziyaretinin detayını nereden öğre
nebileceğine ilişkin adres vermiştim.Yorum zaten orada var.H.Yavuz ile tartışıyor
ziyaretin amacını.Belki gitmeseydi daha iyi olurdu ama gitmesi de iyi olmuş,hesap
sormuş,eleştirmiş.Muhabbet etmemiş diğerleri gibi.
Arkadaş bana yazarın başına gelen "halleri " sormuş ve ben yanıt vermemişim !
A.Ağaoğlu'nu okumadığı belli. Bu gerçi bizim devrimci yazınımızda bir hastalık !
Okumadan sanat değerlendirmeleri yapmak,düşünce belirtmek,ahkam kesilmek !
Yine de ben adres vereyim.Oku ! A.Ağaoğlu bu halleri bir yapıtında kendisi detay
larıyla anlatıyor.!Oku Lütfen !
Yazdıklarım hesabına gelmediği için de kestirmeden,bir çırpıda "BOŞ GEVEZELİK "
diyerek herşeyi sıfırlamış.olmuş,bitmiş.Şimdi içi rahat,karşısındakini hiçbir döküman'a
dayanmadan,öğretici,eğitici olamadan mat etme'nin huzuru içerisinde.Bravo.
Sonra tutup aynı antidiyalektik safsaros yöntemiyle Çetin altan ve Yalçın Küçük'ü
eteğinden yerlere saçıyor !Vay be..Çetin Altan ..Ben bir itirafta bulunayım :
1968 kuşağı yani Denizler,İbolar,Perincek'ler Mahirler ondan çok şey öğrendiler,onun çok etkisinde kaldılar,onun çatısı altında da örgütlendiler.Parlamento'da bizim sesimiz
olmuştu.Ölümle burun burunaydı.Ve güçlüydü.!Çetin Altan'ın bu dönek olmadığı döne
me ilişkin bir kesit'i.Yadsıma iyi birşey değildir.Çetin Altan anlatılacaksa onun Türkiye
de sosyalizmin yaygınlaşmasında,Kominizmin bir öcü olmadığının kitlelere anlatılma
sında önemli katkılarının olduğu da antiparantez olarak belirtilmek zorundadır.
Hem A.Ağaoğlu olsun,Çetin Altan olsun Y.Küçüğün dediği gibi durgun dönemlerin,yani burjuva demokrasisinin ençok egemen olduğu dönemlerin kahraman
ları değillerdir.Çünkü Türkiye bu dönemi maalesef hiç yaşamadı.Bir şey, Yalçın Küçük
böyledir derse o şey öyle olmaz.O tespit Y.Küçüğün diğer toptancı tespitlerinde
olduğu gibi tek yanlı,bilimsel olmayan bir tespit.
Benim sorunum Olgulara çok yönlü bakabilme sorunu.Birilerini aklama,kurtarma
sorunu veya bilmem ne yarışı yapma sorunu değildir.
A.Ağaoğlunda da olguya böyle yaklaşmış,R.Zelyut'un yaklaşımını doğru bulduğumu
söylemiştim.R.Zelyut'ta A.Ağaoğlu'nun geçmişini değerlendiriyor ve gelinen noktasın
ın analizini yapıyor.Geri dön çağrısı yapıyor.Ben de diyorum ki Bizdendin,bizdensin
Lütfen yanlıştan geri dön.Saflarımıza yeniden katıl !Yere çakılma !
Saygılarımla MADEN

 

 

AdaptiveThemes